19.02.2009

Dunya ve Desie :: Medeniyetler Çatışması



Tipik olarak, Avrupa'daki gurbetçilerimize denk düşen bir Faslı ailenin on sekiz yaşındaki kızıdır Dunya ya da Dünya..
Anne, baba ve bir de erkek kardeşiyle Hollanda'nın Amsterdam kentinde yaşayan bu Müslüman kızın bir de Desie adlı, aynı yaşlarda bir Hollandalı kız arkadaşı vardır ki bu kanka düzeyindeki arkadaşlar, bu haftaki filmimize adını da veren baş kahramanlardır..

Arkadaşına nazaran daha bir entelektüel havası olan Dünya (Maryam Hassouni), yetiştiriliş tarzından da kaynaklandığı çok belli olan, içe kapanıklığın getirdiği bir sessizlik içinde, aşırı dikkatli, kuşkucu bir genç kız imajı çizmektedir..

Neyse ki ‘bizimkiler’ gibi bir baş bağlatma operasyonuna maruz kalmamış görünen, yine de fazla frapan olmamaya özen gösteren modern kıyafetler içindeki dünyalar güzeli Dünya, kendisini pek seven anne ve babasının 'disiplinli müsamaha çerçevesi' içinde yaşantısını sürdürürken -öteden beri, çevremdeki her genç kızın en başta gelen şikayetlerinden biri olarak gördüğüm- kıskanç ve 'sözde' korumacı erkek kardeş baskısına ise direnmektedir..

'Gurbetçi' ailelere has, bulundukları ülkeye -minimum düzeyde de olsa- uyum göstermekten kaçınan, bunu yapmaya çalışan hanım-hanımcık kızını ve işine geldiği ölçüde uyum gösteren oğlunu, zaman zaman ‘gavur’ olmakla suçlayan bu Faslı ailenin, yine de bir denge içinde sürdürmeye çalıştıkları muhafazakar yaşantı düzeni, uzaktaki ana vatana olan kopması imkansız derin bağlar, gelenekler ve inançlar nedeniyle de sarsılmaya oldukça müsaittir..




Hollanda'nın sosyal gerçeklerinin ve o toplumun yaşantı değerlerinin tipik temsilcisi olan, Desie'nin ailesini de içeren Hollandalı komşular, ne kadar dost canlısı ve sevgiyle dolu olsalar dahi, tüm maddi ve manevi 'rahat' halleriyle falan, bu Müslüman aileye -Dünya hariç- adeta bir büyük tehdit gibi görünmektedir..
Ayrıca, Fas'tan yeni gelen akrabaların varlığıyla bu anlayış daha da alevlenirken; hep birlikte başlattıkları bir operasyonla, evlenme yaşının gelip geçmekte olduğuna inandıkları Dünya'yı Fas'taki kuzeniyle baş göz etmeye de girişirler..

Dünya'yı, 'kuzeniyle evlenme' kabusuyla şimdilik baş başa bırakıp, arkadaşı Desie (Eva van de Wijdeven)'yi tanıyalım: Daha çok küçükken onları bırakıp giden öz babasından yoksun büyümüş, sevgi dolu annesi ve kendisinde hafiften zeka eksikliği hissettiğim üvey ama şefkatli babasıyla Desie, Dunya'nın tam tersi bir hayat pratiği içinde yaşayan Hollandalı bir kızdır..
Dunya kızın, ılımlı ve alçak gönüllü hallerinden oldukça uzak; dışa dönüklüğü ve ataklığıyla sivrilen, mensup olduğu toplumun değerlerine göre sıradan olsa da -mevcut karşılaştırmada- iddialı, gösterişli hatta gösterişçi bir genç kızdır Desie..




'Kaçak' babanın, kızın çocuk ruhuna attığı travmatik çentik, onun, kalıcı ya da ciddi ilişkiler yaşamasını engelleyen bir korkuyu da içinde büyütmesine neden olmuştur..
Erkeklerle olan ilişkisinde, rahat ve hercai tavırlar sergilediği sert kabuğunun altında, çocuksu ve de duyarlı yanını gizlemeye çalışması da çok belli ki bu travmanın bir sonucudur..

Korku dışında- Desie'nin içinde büyüttüğü bir başka şey de -hesapta olmayan- bir bebektir; şimdi, tıpkı kendi babası gibi 'hayırsız' bir gençle oluşturduğu bu cenini aldırmak ya da aldırmamak sorusu, gencecik kızın omuzlarına çökmüş, her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır..

Çocuğunu doğurmaya karar verirse eğer, onun da, kendi gibi babasız büyüyecek olması gerçeği, bir yandan kararını vermeyi güçleştirirken; öte yandan, bu yaşa kadar hiç görmediği babasını bulup tanıma arzusu da içinde uyanmaktadır..
Tesadüfe bakın ki Desie, 'maceracı' babasının Fas'ta yaşamakta olduğunu öğrenince; yeni yapılmakta olan evlerine bakmak ve müstakbel kocasıyla tanışmak üzre ailesiyle birlikte bir süredir orada olan Dünya'nın peşinden, Fas'a doğru yola çıkar..

Kaderin cilvesi olarak Hollanda'dan sonra Fas'ta buluşan, iki ayrı medeniyetten iki yakın arkadaşın, her yönüyle farklı olan bu coğrafyada görecekleri günler ve yaşayacakları tecrübeler, kişisel gelişimlerini etkilerken, aileleriyle olan ilişkilerinde de yeni açılımlar getirecektir..




İtinayla medeniyetler buluşturulur

Hollanda'nın popüler bir televizyon dizisinden uyarlanan ve Dana Nechushtan'ın yönettiği, Belçika/Hollanda yapımı bu filmin hikayesini anlatırken benim biraz fazla trajik hale getirmeme siz bakmayın; film, iki farklı kültürün kesiştiği bir ortamda ortaya çıkan çelişkileri ve trajikomik durumları, genelde oldukça eğlenceli bir açıdan irdeliyor..

Aslında hiç de özgün olmayan öyküsüyle oldukça tanıdık gelen Dünya ve Desie, iki yetenekli ve şirin başrol oyuncularının katkısıyla, bir gençlik filminin enerjisine ve sıcaklığına da sahip..

Medeniyetler arasındaki büyük farktan ve anlayış uçurumundan kaynaklanan bir nedenle olsa gerek, Dünya'nın dünyasına yeterince güçlü eğilemediğini düşündüğüm yönetmen, bu eksikliğini, memleketlisi Desie'nin daha derin oluşturulan karakter yapısıyla ve ruh dünyasını daha kolay yansıtabilmesiyle kapatmaya çalışmış..

Saygıdeğer kari..
Bir kez olsun kısa bir film yazısı yazmak üzere bilgisayarın başına geçmiştim amma, işte her zamanki gibi yine tutamıyorum kendimi ve izninizle son olarak, bu filmden özüme kalan 'ibretlik' hisselerden bir demet sıralıyorum:
Bir sürü sorunla yaşayan, fakir olsalar dahi kendilerine duydukları güvenle, hayatla olan mücadeleyi elden bırakmayan Hollandalı Desie ve ebeveyninin -her şeye rağmen- yaşam sevinçleri ve rahat duruşlarına karşın; Faslı anne-babanın, içleri asla kötü olmasa da dışarıya yansıyan karanlık ve sıkıntılı halleri; oysa onların çocuklarının, özellikle kızları Dünya'nın, ortama uyum sağladıkça parlayan insani kişiliği..




Tıpkı bizdeki dışlayıcı 'Alamancı' anlayışa benzer şekilde, Faslıların da memleketlerine döndüklerinde aynı gurbetçi sorunlarla karşılaşmaları; ana vatanlarında, getirdikleri dövizlerine göz dikilip, kendilerine kazık atmak için her an fırsat kollanması..

Desie'nin annesiyle pek kısa süren bir ilişki yaşadığı anlaşılan babaya bakarak, 'babalık' kavramının 'analık' yanında ne kadar da sanal ve entipüften kaldığını anlamamız; ilişkilerinin başlangıcında, olay her ikisi içinde bir zevk almaktan ibaretse de, hamile olduğunu anladığı an gencecik kadının yavrusuna sahip çıkması yanında, baba olan erkek için bunun pek bir anlam ifade etmemesi ve onları bırakıp gitmesindeki rahatlığın acılı gerçeği..

Faslıların, onlarca yıldır yaşadıkları Hollanda'daki, her an tetikte ve şüpheyle süren yaşantılarına karşın; Hollandalıların daha bir gün önce vardıkları Fas'ın varoş denebilecek bir küçük yerleşim yerinde sergiledikleri rahatlık, sevecenlik ve neşenin, iki ayrı medeniyetin buluşmalarındaki güçlüğü bize apaçık yansıtıyor olması da, bu filmden bize yansıyan bir başka önemli gerçek idi..

6  /10


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



Hiç yorum yok: