3.02.2009

Samaria :: Fedakârlığın böylesi ya da Korece'si!.



Avrupa'ya gitmek amacıyla para kazanmaya karar veren, bunun için en 'kolay' yol olarak da fahişelik yapmayı seçmiş -en fazla on beş yaşlarında- Koreli bir öğrenci kızdır Jae-Young..
Kendisinin yeni, ama dünyanın da en eski mesleğini icra ederken zevk aldığı da her halinden belli olan bu 'edepsiz' kızın, bir de menajer görevi yapan (Pezevenk burada biraz ağır kaçabilir.) Yeo-Jin adlı -aynı okuldan ve yaşıtı- bir kız arkadaşı vardır..

İcranın başındaki kız ile müşteri ve mekan ayarlayan, organizasyon sorumlusu bu kızımız arasındaki ilişkide, ayrıca bir 'lezzo' tadı alınmaktadır ki valla günahları boyunlarına!.

Bu tuhaf yaşantı, bir süre böyle devam edip giderken, Jae-Young'ın bir otelde performans gösterdiği mutat bir icraat gününde, polis oteli basar..
Korkuya kapılan zavallı kız, polisten kaçmaya çalışırken kendini camdan aşağıda bulur..

Otelin dışında vaziyet almış olan Yeo-Jin, ağır yaralı arkadaşını sırtladığı gibi hastaneye yetiştirirse de 'günahkar' kızın ömrü vefa etmeyecektir..




Çok sevdiği arkadaşının ölümü, Yeo-Jin'i elbette çok üzer ve kız, hem kendisinin de dahli olduğu bu elim olaydan duyduğu vicdan azabından biraz olsun sıyrılmak için, hem de öteki tarafa intikal etmiş sevgili arkadaşının ruhu için, akıllara zarar bir karar alır: O güne kadar arkadaşı için ayarlamış olduğu tüm müşterilerle son bir kez daha buluşup, onlarla bir de kendisi yatacak, üstelik aldıkları paraları, bu 'şanslı' heriflere, bir bir de iade edecektir..

Vaziyetin tam burasında, Yeo-Jin’in dedektif olan babası durumdan haberdar olur ve kızının nasıl bir pis işin içinde olduğunu anlar..
Ve kızıyla önce konuşup sonra da öldürmek suretiyle, bu işi ‘kolayca’ halletmek yerine, yani yurdum insanına tamamen ters bir mantıkla; kızının malum müşterilerine önceden ulaşıp, ondan uzak tutabilmek için adamları ikna etmeye karar verir..




Bundan böyle, az önce şanslı addettiğim bu adamların şanslarının maalesef nasıl döndüğüne ve dünyanın onlara nasıl dar geldiğine ibretle tanık oluruz..
Zira babanın çeşitli barışçıl ikna metotları dışında, 'kaldırım taşı marifetiyle bir güzel kafa ezmek' yöntemi de bulunmaktadır..

İki kız arkadaşın -ortak hedefleri uğruna- önceleri beraber, sonraları 'mecburen' tek başına sürdürdükleri fedakarlığı; ancak, kızların bu fedakarlıklarından pek memnun bir sürü erkeğin memnuniyetinden hiç memnun olmayan polis bir babanın intikamı ve final sekansındaki bir nevi arınma yolculuğu, Samaria'nın hikayesinin özetini oluşturuyor..

2004 yılı yapımı Bin-jip (Boş Ev) ile tanışıp beğendiğim ve aynı yıl çektiği Samaritan Girl (Samaria - Fedakar Kız) adlı bu filmle de 2004 Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanmış olan Kim-Ki Duk, sanatsal özgünlüğünü, özellikle filmin son bölümündeki baba-kızın yolculuğunda daha bir yoğun hissettiriyor..

‘Boş Ev’in sakin ve sessiz dünyasına karşıt duran sert tavrı ve de seyirciyi zorlayan atmosferiyle, Güney Kore Sineması'nın seçkin ama farklı bir örneği olan film, günümüzde çocuklara kadar inen, "Bir an önce paraya kavuşup köşe dönme" hırsının yarattığı 'ahlaki çöküntü' gerçeğini, bize bağnazlıktan tamamen uzak bir gözle hatırlatan -elbette yönetmenden kaynaklanan- 'malum' simgesel anlatımıyla da oldukça başarılı bir dram..


8  /10



Hiç yorum yok: