2.04.2009

Festival Kuyruğu - 2009


Dünya ki kendileri gezegenimiz olur; mutat olduğu üzre, bir yandan kendi etrafında hem de fırıl fırıl dönerken; bir yandan da sevgili Güneşimiz etrafında eda eylediği tavafının, şu anda bizi ilgilendiren bölümünü neredeyse bitiriyor olmalı ki; İstanbul Film Festivali rüzgarı yine ılgıt ılgıt esmekte, şu caanım Yedi Tepeli'nin caddelerinde..

Rüzgarın ılgıtlığı durumu, senin de fark ettiğin gibi arkadaşım; şu fakir yazarın, bu değersiz yazının edebiyat nahiyesine amansızca yüklenmesinden mütevellittir; yoksa, festivalin rüzgarı batsın!.

Eğer sen de o cumartesi akşamı Reks Sineması'nın önündeki bilet kuyruğunun, handiyse soğuktan kuyruğu titretme raddesine gelmiş ve bir bakıma ermiş bireylerinden biri değil isen; o kuzey kutup soğuğunu insafsızca üzerimize üfüren deli rüzgarı, sana tasvir etmeyi beceremem ki..

Her festivalin bir kuyruğu

Festival biletlerinin ilk satışa çıktığı o günün gündüz vakti de oradaydım, merak buyurmayın.. Amma.. sinemanın önünde başlayıp da hitamı, taa Moda'nın burnuna doğru uzanan, yollarda eğriler çizerek ırgalanan genç insanlardan mamul o muhteşem kuyruğa, kulunuz Numan'ın yaşlı-yorgun bedeni nasıl dayana!?

Baktım ki bu iş zor yonca.. Hemen, kuyruk mıntıkasından bir kaç adım geriye çekilerek, 'düşünen adam' pozisyonu alıverdim ve anında da sonuca gidiverdim: "Bu biletler diğer Biletix gişelerinde de satılmıyor muydu, canım evladım?" deyu sordum kendi kendime.. Bu kez de kendim olarak, bu gayet laubali hitaptan bozulduğumu da gizleyerek ve de "Şu durumda bu herifle dalaşmaya değmez; 'he he' diyeyim de işim görülsün.." şeklinde düşünerek: "Hee.." cevabını verdim..

Akmar'ın oralarda bir kitabevinin içinde bunlardan birinin bulunduğunu bilir, hemen seyirtirsin.. Bakarsın ki orada bırak kuyruğu, tek bir adam bile yoktur; bunu senden başka hiç kimsenin akıl edemediğini sanıp, içinden: "Hay aklımı seveyim.." deyu, kendini düşüncenle şöyle bir okşarsın..
Ne kadar akıllı olduğunu göstermek için de gişedeki suratsız elemana sırıtıp: "Heh..he.. burada kimseler yok ama Reks'in önünde millet birbirini yiyor.." dersin.. Eleman, suratsızlığından asla taviz vermeden; burada bilet başına 175 kuruş kadar işlem parası aldıklarını, onun için pek tercih edilmediklerini, kerhen söyleyerek kafasını çevirir..

Zaten bildiğin, ama nedense bugün aklına gelmeyen bu pek acı gerçekle -bir an için- içinin yandığını hisseder ve akabinde tetiklenen 'tutumluluk' içgüdünle aydınlanan iç dünyanla, ta orada, o kuyrukta bekleşen binlerce güzel insanla gönül birlikteliğini yeniden tazelemek istersin..

Bay Suratsız, kendisini tercih etmeyeceğimden kesinlikle emin, bir daha -merak edip de- suratıma bile bakmadan -az önce çıkarmak zorunda kaldığı- kulaklığını yeniden takınıp, kendi alemine dalmıştır bile.. Valla- o da, tüm gönüldaşlarım da haklıdır, zaten biletin fiyatı 350 kuruştur, ayrıca 175 kuruş daha kaptırmanın ne alemi vardır..

Zamanla kuyruğun kısalacağı umuduyla eve döndüm ve akşama doğru, tekrar sinemanın önüne, kuyruk kontrolü için varmak üzere de niyet ettim..

Hatta akşam kuyruğu

Yazının başında edebi olarak da değindiğim üzre, akşam hava buz gibidir; ama o sonsuza uzanan kuyruktan da eser yoktur.. Geçen yılda da olduğu gibi, festivalcilere sinemanın yan kapısından hizmet verilmekte, kapıdan dışarıya doğru kıpırdayan altı-yedi kişilik bir kuyrukçuk, ayrıca, umut vaat etmektedir.. Kapanış saatine daha bir buçuk saat vardır ki bu da bana her halde yetecektir..

"Hiçbir şey ama hiçbir şey, yaşanmadan anlaşılmaz.." lafını, birisi muhakkak etmiştir; yok edilmemişse de buyurun ben ettim işte..

Kardeşim! şu yeryüzündeki hangi aklı başında bir kuyruk, tam on dakikada bir, bir adım attırır insana?.
İşte bu kuyruk!.





Ben oldukça sıkı giyinmiştim, açıkta kalan yerlerim dışında pek üşümüyordum; ama oralarım da zaten üşümüyor ki resmen donuyordu.. Sinemanın önünden geçen yol boyunca, Bahariye cihetinden, Kadıköy çarşısına doğru esen rüzgarın buz hali -gayet iyi hissettim ki- suyun buz halinden de soğuk idi..
Yine de kendimi pek düşünmüyor, tam önümdeki genç çiftin kız olanına, için için vahvahlanıyordum.. Kılık kıyafeti pek kavi olmayan kızcağız resmen tir tir titriyor; yine de yanındaki oğlana, neşeyle bir şeyler anlatmaya çalışmaktan geri kalmıyordu.. Gerçi garibim, takır takır ses çıkararak çarpan dişlerine bir türlü hakim olup, konuşmaya pek muvaffak olamıyordu; o da ayrı..
Belli ki henüz fazla da samimi değillerdi, birbirlerine şöyle sıkıca sarılıp da ısınıversinler.. Ne yalan söyleyeyim, şu yanımda titreyen küçümencik kızı, gocuğumun içine alıp da bir baba şefkatiyle sarıp sarmalamak duygusu öylesine güçlü bi şekilde geçti ki içimden, valla kendimi zor tuttum..

Bir saat içinde atabildiğim altı adımla sinemanın kapısına dayanmış, hemen kapının yanında olduğunu -geçen seneden- bildiğim bilet stantına iyice yaklaşmış olduğumu sanmıştım ki heyhat!. Kapı aralığından içeriye baktığımda, sinemanın içindeki giriş kısmını tamamen dolduracak şekilde, kocaman bir u yapmış ‘dahili’ kuyruğun başını fark ettim.. Belli ki dışarının soğuğundan kaçan kuyruğun başı, buraya güzelce çöreklenmiş bekliyordu..

Her kuyruğun da bir sonu vardır

En azından kapıdan içeriye girmiş de biraz ısınmıştık.. evet ısınmıştık!. Bu yıl da, 'çekingenlik' genlerimin faaliyetini gemleyerek, kendimi tek başına temsil ettiğim bu kuyrukta da sosyalleşmeyi (Bir yere kadar tabii..) başarabilmiştim..

Biz dışarıdayken kuyruğun hareketinin neden o kadar yavaşladığının kanıtlarından birini de hemen fark ettik: Tek bir adam (Bakın adam diyorum amma kendisine rahatlıkla hıyar da denebilir ve de 'bizim grup' ittifakla bu hitabı tercih etmiştir..) bir gişe elemanının önünde park etmiş, sanki bütün yıl sinemayı kendine yasak etmiş de az önce film orucundan çıkmışçasına, yığınla bilet tüketmektedir..
Bizi tam bir saat, soğuğu kemiğimizi sızlatan ayazda bekleten bu -çok afedersiniz- lavuk, yarım saat sonra, yani son anda sıra bana gelip de biletlerimi aldıktan sonra bile, destelediği bir yığın biletin kontrollerini yapmakla meşguldü hâlâ..

Tam herifin önünden geçerken, bi ara grubun oyuna sunduğum ve bayağı da destek bulduğum; ancak, "Biz sinemaseverlere yakışmaz" kararıyla ertelediğimiz, ‘girişme' teklifim aklıma geldi; dudağıma bir süreliğine yapışıp kalan bir gülümsemeyle, adamı şöyle bir omzumla ittirdim ve birkaç gün sonra, sıcak salonunda film seyretmek üzere döneceğim sinemadan çıkıp, hızla, Kadıköy'ün soğuk karanlığına karıştım..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



7 yorum:

vildan dedi ki...

Ben İzmit'teki "bilet satış noktası"na gittim. Binanın üçüncü katında satış yapıldığı için sıcacıktı üstelik. Kimse yoktu. Biletçi kız bizim Seda'ydı, tanıdık. Yanına oturdum. Ekrana birlikte baktık. Kalan biletlerden beğendiğim filmleri seçtim. Biletlerim zarflandı elime verildi. Üstelik bir de kahve teklif edildi ama çok işim vardı içemedim:))

Bir daha bana haber verin de ben bilet alayım bari Sayın Numan Serteli, yazık vallahi size,çok üzüldüm!!

vildan dedi ki...

Kalan biletler demişim ya,film seçimimi Ters Ninja'daki Murat Erşahin listesine göre yaptım. Bu listeden kalanlar ne varsa aldım.
Bir kaç farklı filmim var ama bu listede olmayan... Bugün gene yolum duştü" bilet satış noktası"na... "İstanbul'dan gelip hep burdan alıyorlar. Maç biletlerini bile İstanbul'dan buraya gelip alanlar var" dedi.. Bilgi vereyim dedim:))

numan dedi ki...

sağol vildan, seneye izmit'teyim. görüşmek üzre..

vildan dedi ki...

Yoo! Olmaz!Numan Serteli girmeli her yıl bu kuyruğa... Sonra nasıl okuyacağız bu enteresan yorumlarını?Zor oluyor anlıyorum ama katlansanız bir kaç yıl daha bu zorluğa, olmaz mı? Bakmayın acıdım dediğime,aslında imrendim:) Ben de kuyruğa girip sizin yaşadıklarınızı yaşamak istemiştim... Ama olmadı işte! Peki seneye siz İzmit'e gelin, ben de Reks'in önünde bilet kuyruğuna gireyim:))

vildan dedi ki...

Numan, inanmıyorum size... Taşradan neler yazıyorsun,akıl mı verdiğini sanıyorsun, burada yok mu satış noktaları okurum, komiksin demiyorsunuz ya siz bana... Gerçekten çok özel bir yazar ve iyi bir insansınız! Yazılarınızı okumayı seviyorum:)

numan dedi ki...

vildan, son yorumun için biraz acele etmişsin, çünkü o yorumun peşinden ben de aynen bunları yazacaktım..

şaka tabii, öyle yazmayacaktım, fekat benim geldiğim şehirden kaçtığınızı düşünecek, üzülecektim..

şaka değil tabii, üzülecektim :)

çok özel bir yazar ve iyi bir insan olduğum neredeyse kesinliği kanıtlanmış bir şey; lakin bunu görebilmenin çok daha özel bir okurluk ve çok daha iyi bir insanlık gerektirdiğini de biliyorsunuzdur sanırım..

şaka tabii.. yukardaki cümlenin noktalıvirgülden önceki kısmı, bittabi..

ben de, yazılarımı okuduğunuzu bilmeyi seviyorum vildan hanım..
belki bir gün aynı kuyrukta buluşmak dileğiyle..

vildan dedi ki...

Peki yukarıda yazdıklarımın hepsi kurgu, aslında ben de Reks kuyruğundaydım dersem ne diyeceksiniz? - Okurlar yazarlar kadar iyi olmuyorlar maalesef- Ne yalan söyleyeyim, ben de 'çekingenlik' genlerimin faaliyetini engelleyemedim, sizi gördüğüm halde yanınıza gelip bir imza isteyemedim...Bir dahaki sefere, söz imza isteyeceğim... Hangi filmleri seçtiğinizi öğrenmek isterim:)