27.05.2009

Kasımpaşa mı Tayyipspor mu?


Önce şunda bi anlaşalım: Nasıl Galatasarayspor değil de Galatasaray ya da Fenerbahçe veyahut Beşiktaş ise, aynı şekilde ve aynı 'özgür' şartlarda İstanbul'un bir başka semti olan Kasımpaşa'nın spor kulübünün adı da uzun versiyonda, Kasımpaşa Spor Kulübü, normal şartlar altında da Kasımpaşa'dır..
"Peki kardeşim, Kasımpaşa'yı anladık da sen kimsin?" derseniz eğer: Övünmek gibi olmasın ama Kasımpaşalıyım..

Yarım asır önce doğduğum, İstanbul'un 'nedense' pek de övgüyle bahsedilmeyen bu kenar semtinden 'bedenen' kopalı bir çeyrek asır olduysa da 'ruhen' kopmak ne mümkün!

Semtin bizzat kendisi gibi, spor kulübünün de ismi hayırla yad edilmeyen Kasımpaşa'yı, kendimi bildim bileli, biraz uzaktan da olsa, 'eski' bir hemşeri ve taraftar merakıyla takip ederdim elbette..
Ancak, son dört-beş yıl içinde, semtin içinden çok dışında gelişen olaylar sebebiyle ve buna bağlı olarak, özellikle kulübün durumunda yaşanan 'mucizevi' gelişmeler sonucunda onun adı, artık sadece biz oralıların değil, herkesin dilinde..


Bir Zamanlar Maziye Bak

Kasımpaşa Spor Kulübü'nün kurulduğu 1921 yılından bugüne kadar geçen uzun süreci, akademik bir belge haline sokmadan, güncelliğin şehevi deryasına da balıklama dalmadan, ana hatlarıyla ve çok kısaca özetlemek, şu naçizane yazının hedefidir..

Türkiye'de spor denince -öncelikle ve ivedilikle- futbolun akla geldiğinin bilincindeyim elbette, bu yüzden merak buyurmayınız, hemen ona döneceğim..
Fakat, takımım olduğu için söylemiyorum, lacivert-beyaz gibi oldukça asil ve güzel renklere, ayrıca pek de güzel bir formaya sahip Kasımpaşa'nın armasındaki ay-yıldızın menşeini anlatırken, güreş sporundan bahsetmek zorundayım..

Güreşçilerimizin resmen ortalığı hallaç pamuğu gibi attığı 1948 Londra Olimpiyatları'nda şampiyon olan sporculardan, Gazanfer Bilge, Mehmet Oktav ve Mersinli Ahmet'in, kulübün güreşçileri olması dolayısıyla, Kasımpaşa, Türk Bayrağı'nı armasında taşıma hakkını kazanmıştır; yani, öyle böyle değildir!.


Kasımpaşa’yı son on yılın takımı zanneden kimi cahillere yönelik bu çok kısa övünme paragrafını bana lütfettiğiniz için teşekkür edip, sadede gelirsek eğer: Kasımpaşa, ilk resmi futbol maçına 1923-1924 sezonunda çıkar..
Uzun bir dönem, yani 1959 yılına kadar, ‘mecburen’ İstanbul liglerinde mücadele eden futbol takımı, o yıldan sonra, yeni kurulan Türkiye 1. Lig'inde yer alırsa da, iki-üç yıl sonra ikinci lige, oradan da üçüncü lige düşecektir..

Hemen buradan da kişisel tarihime geçiş yapacak olursam: Kendimi ve çevremi bilecek yaşlara geldikten sonra, benim lacivert-beyazlım, uzun yıllar boyunca hep, işte o –adeta evi gibi gördüğü- üçüncü ligin muhtelif gruplarında yer bulabiliyordu..

Daha sonra, benim Kasımpaşa semtinden ayrılışım da; Kasımpaşa Kulübü'nden 'resmen' ümidimi kesişim de, onun, en dipteki bu gayya kuyularında on yıllar boyunca debelendiği dönemlere denk gelir..

R.T.E'li Yıllar ya da Bekle Beni Süper Lig

Recep Tayyip Erdoğan, 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilir..
“Ne alaka” diyebilirsiniz ama müsaade edin anlatayım:
Özüm kadar olması asla mümkün değilse de R.T.Erdoğan da Kasımpaşalı sayılır; amma onun, başkanlığıyla başlayıp günümüze kadar artarak süren, kulübe olan 'muhteşem ötesi' faidesinin yanında, benim kıytırık taraftarlığımın -o da olduysa eğer- minimum yararının elbette lafı bile edilemez..

O yıllardan itibaren, R.T.E'nin bir füze ivmesiyle yükselen ikbal grafiğiyle birlikte, benim gariban semtimin takımının lig grafiği de paralel bir yükselişe geçer..
Çocukluğumun ve gençliğimin hayallerine bile sığmayacak bir büyük başarı, üç yıl içinde gerçekleşir; 2. Lig, 1. Lig derken bir de bakarız ki Kasımpaşa, 2007-2008 Futbol Sezonu'nda Türkcell Süper Ligi'ne yükselmiştir..

'Üç sezonda peşpeşe üç kez bir üst lige çıkmak' gibi bir süper havalanışta, R.T.E marka torpillerin etkisini elbette göz ardı edemeyiz; ancak bunun -ne şekilde olursa olsun- bir alt yapı çalışması olduğunu da gözden kaçırmamalıyız..

Çocukluğumda, bayramdan bayrama 'bayram yeri' kurulan; geri kalan zamanlarda da düzleştirilmiş bir bölümünde top oynadığımız, bir fakir mahallenin genişçe bir arsasından, UEFA kriterlerine uygun bir stadın da içinde yer aldığı, modern bir spor kompleksinin yaratılması, bu çalışmanın en önemli parçasıdır..


Yurdum siyasetçisinin spora olan her çeşit ve derinlikteki etkisi, her daim büyük olmuştur; bu bir gerçek..
Ancak, bu denli iç içe ve doğrudan ve de aşikar destek; herhalde bir ilk olsa gerek..

Bu cümleden olarak, bazılarına göre rezalet ya da talih kuşu, bana göre de yüz karası olan bu destekle, Kasımpaşa'nın, ikbal merdiveninin basamaklarını hızla çıkması, bu yükselişin değerini, indimde bir hayli düşürmüştür elbette..
Öte yandan, ezelden Kasımpaşalı olarak, gelinen bu 'rüya gibi' durumu sevinçle karşılamadığımı da söyleyemem doğrusu..

Çelişki mi dediniz?. Bence pek değil..
Gerçi, gayet açık yüreklilikle üstte maruzatımı bildirdim, muhalefet şerhini de koydum..
Ancak -duygusal bir tip olarak- pek sık yapmadığım bir şeyi de yaptım: Olanlara hayatın/ülkenin gerçekleri penceresinden bakmamı salık verenlere kulak verdim..

Onlar, bu olup bitenlere -özetle- "Parayla değil sırayla" ya da daha cuk oturtarak "Sırayla değil parayla" diyorlardı ki o kadar da haksız değillerdi maalesef..
Evet, maalesef..

Taksim'de cami yapılamayan yer, otopark, otoparktan da kulübe iyi bir gelir kapısı; boş bir arsadan kısa zamanda dört dörtlük bir tesis, bu tesisin rampasından adeta bir füze gibi fırlatılan bir takım..

Lamı cimi yok- Kasımpaşa'yı buralara Tayyip Erdoğan taşımıştır; ama onun gücü de, etkisi de bir yere kadardır dostlar..
Gördünüz, o fütursuz yükselişin bittiği son noktada, zafer sarhoşluğundan çıkamamış olan takım, bir yıl içinde, geldiği hızla, ne de kolay yere çakılıverdi..
Çünkü -masa başında ne oyunlar oynanırsa oynansın- puanlar 'çok şükür hâlâ' sahada oynanan futbola verilmektedir; yaslandığın dayıya, otoparka, stada falan değil..

Şimdilerde -nispeten daha çok- futbolcularının emeğiyle ve teriyle, yeniden Süper Lig'e yükselen Kasımpaşa'yı ben bir süredir; tam biletine, yılbaşı çekilişinde büyük ikramiye çıkmış bir Milli Piyango talihlisine benzetiyorum..
Ve milli ya da partili yetkililerden reca ediyorum: Lütfen, Kasımpaşamın arkasından, sağından, solundan çekilin artık!


Bırakın, haklı-haksız ya da haram-helal tartışmaları hiç bitmeyecek 'şaibeli' bir servetin üstünde yükselen bu takım ve yöneticileri, -bundan böyle- kendi hata ve sevaplarıyla yollarına devam etsinler..
Büyük ikramiye kazanan ve geldikleri noktayı hazmedemeyen talihlilerden bazılarının, bir süre sonra düştükleri acınacak hallerini nasıl gazetelerde ibretle okuyorsak; Üçüncü Lig'in cehennem kuyusu da sanıldığı kadar pek uzak değil bu şaşaalı süper cennetten..

Maziye Yeniden Bakarsak Eğer

Her neyse..
Kıytırık bir taraftar olarak ben yine o hisli dünyama dönerek, kulübümle yaşadıklarımın bende bıraktıklarını son olarak ortaya dökeyim de kaçayım diyorum, izninizle..

Müebbet bir cezayı çeker gibi, üçüncü liglerde cebelleşen Kasımpaşamı, yaz-kış Şeref Stadı(!)'nın kırık dökük basamaklarında, bir avuç taraftarıyla birlikte, boğazımızı yırtarcasına destekleyerek geçirdiğim ortaokul çağı günlerimin, bu gelinen aşamada bir küçücük pay sahibi olduğuna inancım, -her şeye rağmen- buruk bir sevinci, bana kendiliğinden yaşatıyor..


Bir zamanlar, kış günü Boğaz'ının buz gibi ayazını iliklerinde hisseden o güzelim kadim taraftara; eğer o da alabilmişse- üç kuruş transfer parasına kâh Okmeydanı'nın, Baruthane'nin veya Kulaksız'ın, toz ya da çamur deryası antrenman sahalarında ter döken; kâh Vefa'nın, Şeref'in zımparavari toprak sahalarında derilerini bırakan eskinin o fedakar topçularına da, selam olsun buradan..


(İş bu yazı Berezilya.com'da yayınlanmıştır)



Hiç yorum yok: