6.06.2009

Bir Akbank Sanat Klasiği : "Ben yaptım bal gibi de oldu" Sergisi



Akbank Sanat, bugüne kadar yaşadığım bir çok hayal kırıklıklarına rağmen, Beyoğlu'na yolum düştüğünde kendisine uğramadan geçemediğim bir mekandır.. (Tabii ki yanımda Landlord yoksa!)

İki-üç yıl önce, sergi salonu olarak kullanılan giriş katı Teknosa’ya dönüştürüldüğünde o ara bayağı bi bedduamı alan merkez, bakıyorum yeniden eski halini almış..

Bir süredir içeriye girmek için kullanılan yandaki kapının yerinde yeller estiğini görüp de cadde tarafındaki yeni/eski girişten içeriye duhul olduğum da; içimde, kaybolan eşeğini bulan adamın, anlamlı ama gereksiz mutluluğunu hissettim..

Aynı anda hem post, hem modern, hem de küratör olma başarısı gösterebilen sayın Ali Akay, Hep Aynı Şarkı adlı bu açılış sergisinde de yine iş başındaydı..


"Açılış sergisi denilen şey -sanırım ve herhalde- daha özenli, daha güzel, daha özgün ve de doyurucu olmalı" gibisinden -belki de gereksiz- bi şartlanmışlıkla salondan içeriye girdim; maalesef oldukça özensiz ve yavan bulduğum sergiye şöyle bir bakıp, bir üst katta yer alan diğeriyle ilgilenmek üzre merdivenlere yöneldim..




Neden özensiz? Çünkü, gördüklerim yeni değildi: Brice Dellsperger'in daha önce görüp hatta buraya da yazdığım video işlerinden biri yine karşımdaydı işte..

Bokunda resmen boncuk bulmuş enteresan bir güruhun, bu mühim keşiflerinden duydukları büyük sevinçle, üşüşen sinekler misali çıktıkları pisliğin üzerinde Funky Town şarkısını söyleyip, dans etmelerini bir kez daha ibretle seyrettim ki her şeye rağmen buradaki en iyi işlerden biri idi..

Tablo olarak da, yazının başında yer alan fotografta gördüğünüz Leyla Gediz'in kravat takmış şirin iskeleti, nispeten başarılı bulduğum bir diğer çalışmaydı..

Hiç yoktan sanat yapmanın ya da bi tarafından sergi uydurmanın başarılı bir örneğini daha sunan küratörün, Funky Town'lı videoyla, ‘Hep Aynı Şarkı’ adını verdiği konseptin 'şarkı' kısmını, böylece hallettiğini de görüp, daha çok da onun adına bir rahatlama hissettim..
Zira önümüzde başka 'şarkılı' bir iş olmadığı gibi; özenle ve titizlikle taradığım salonun hiç bir yerinde, müzikle uzaktan-yakından ilişkilendirebileceğim, küçücük bir delilin izine bile rastlayamadım..




Oysa bu konuda çok dikkatli ve hassasımdır; öyle ki, buna benzer etkinliklerde sergilenen 'gerçek' yapıtlarla, kalorifer peteklerini, çöp kutularını, elektrik düğmelerini; hatta orada hazır bulunan sanatçının bizzat kendisiyle, güvenlik birimlerini dahi karıştırıp, tüm bunları -bir süreliğine, yani uyanana kadar- birer sanat eseri gibi dikkatle ve hayranlıkla incelediğimi söylesem, bana inanır mısınız?.

İnanırsınız elbet!.
Çünkü, bencileyin bu işlere meraklıysanız, aynı durumlara kesinlikle siz de düşmüşsünüzdür.. Hatta bi arkadaşı (Yok.. Landlord değil!), eski ve bakımsız bir binada yapılan bu nevi bir sergide, duvarın dökülen sıvalarının oluşturduğu 'gayet' soyut desenleri dikkatlice izlerken görmüş; üstelik bir süre sonra kendisini, duvardaki 'eserin' etrafında bi yere iliştirili olduğuna emin olduğu, yapıt ve sanatçısının isimleri bulunan o zımbırtıyı ararken yakalamıştım..

Neyse, elime düşen her yazı gibi bu da uzuyor maalesef.. Özellikle internetteki uzun yazıların okunma ihtimalinin az olduğu gerçeğini, bu seferlik olsun göz önüne alarak yazımı ikiye böleyim diyorum..

Az sonra görüşmek üzre..



1 yorum:

landlord sevenler derneği murahhas azası dedi ki...

Ah şu Landlord taş olsa
10 bin fit yükseğe çıksa
Ordan serbest düşüş ivmesiyle
Kazara düşse kafana

Ah şu Landlord'un dili olsa
Seni cümle aleme bir anlatsa
Anlatsa da gerçekler açığa çıkıp
Ak sakal kara sakal belli olsa