12.07.2009

O gün aslında neler oldu - 2 : Landlord Meliha Okur'u susturdu!


(Önceki yazının özeti: Ninjabaşı Landlord, Eminönü'nde bulunan beş yıldızlı bir turistik otelin iki yıldızını -şüriken misali- Tahtakale'ye doğru fırlatır.. Ne mutlu onun kutsal atışlarından nasibini alan biz naçiz kullara)

Tahtakale'ye gelmeden önce izninizle yeniden otele dönmek istiyorum.. Zira orada olanlar sadece yıldız kırpma faaliyetiyle sınırlı değildi..

Basın toplantısı sırasında, kahramanımız Landlord'un müdahil olduğu iki önemli olaydan bahsetmezsem eğer, en azından popüler kültür tarihimiz açısından büyük eksiklik olurdu..

Sanat yönetmeni Vecdi Sayar'ın, insanın içini sebepsiz yere rahatlatan ve bir su gibi akan konuşmasını, gözler hafiften kapalı ama can kulağıyla dinlerken, arkamızdan yükselen -bir kadından çıktığını tahmin ettiğim- sesler, bizleri, konuşmacıyı duymaktan alıkoyacak ölçüde rahatsız edici bir düzeye yükselmişti..

Böyle durumlarda bendenizden beklenebilecek en sert tepki, sabretmemin ötesinde, sesin geldiği yere doğru gözlerimi hafiften açarak, nazar etmekten ibarettir..
Şimdiye kadar hiç bir sonuç alamadım belki ama bu 'mümkünse anlayan anlasın' tepkisinin, önünde sonunda işe yarayacağı umudunu ise hiç kaybetmemişimdir..


Daha ben, "Başımı çevirsem mi yoksa biraz daha sabretsem mi?" diye düşünürken, umulmadık şiddette bir 'tepkisel uyarı' ile yerimden sıçradım.. Oysa böyle bir şeyi beklemem gerekirdi, biliyorsunuz yanımda Landlord oturuyor idi..

O da benim gibi arkasına dönmüşse de, farklı olarak, otelin muhteşem avizelerinin dahi üstünde parıldadığı -kendine has olan- metalik ve kocaman sesiyle: "Biraz sussanız da konuşmacıyı duyabilsek ha!?" gibisinden ünledi..
Bu ani tepki karşısında sesinin volümü iyice kısılan kadını görmek amacıyla arkama baktığımda bir de ne göreyim: Televizyon ekranlarından ve ekonomi programlarından 'şirin' yüzüne aşina olduğum Meliha Okur hanımefendi değil mi?.

Öyle böyle değil dostlar, çok şaşırmıştım..
Kendisini her zaman hayranlıkla izlediğim o Meliha Hanım ki, eşine nadir rastlanır -Landlord'unkine bile baskın çıkabilecek- ses tonunu ve volümünü, dramatik bi şekilde dalgalandırmaya alabilme yeteneğinde biriydi..
Hatta, vurgusal etkisini anında arttırabildiği Allah vergisi sesiyle, muhatabı kim olursa olsun, istediği zaman onu oracıkta resmen dövebilecek kudrete dahi haizdi..
Ama 'kahramanlar kahramanı' Landlord, onu da susturmuştu ya; kendisine olan saygım yavaş yavaş korkuya dönüşüyordu sanki..

Tüm sevenler için Landlord'tan geliyor: Antalya'ya Koş

Bu son başarısından sonra, yan gözle süzdüğüm Landlord'un ısrarla parmak kaldırdığını gördüm..
İlk önce, bu ısrarlı halinden şüphelenip, çok sıkıştığını ve öğretmen edalı Vecdi Sayar'dan da tuvalete çıkmak için izin istediğini sandım..
Hafiften dürtükleyip: "Ne gerek var oğlum?. Git et, ne edeceksen" diye fısıldadım..
Kızdığı zamanlarda hep olduğu gibi, yüzünün gerildiğini, renginin de kızardığını fark ettim..
Parmağı havada yüzüme baktı; sıktığı dişlerinin arasından tısladı: "Soru sorucam ulan!"

Patron'un her zamanki kibarlığı yine üstündeydi.. Başımı öne eğip, gazabının soğumasını tevekkül içinde bekledim..

O, azminin semeresini almış, önünde duvar oluşturan kamera sırasının arkasında yarım saat kadar debelenen devasa bedeni, sonunda fark edilmişti..
'Nasıl bir jüri oluşturulacağı' hakkındaki, doğrusu 'pek orijinal' sorusunu sarf ettikten sonra, Landlord'un bi güzel rahatlamış olduğu hemen fark ediliyordu..

Gelecek cevabı ayakta karşılamak üzre vaziyet alırken, yüzüme: "N'aber çırak, bi şeyler kapıyor musun bari" dercesine, her zamanki -yandan ve üstten açısı hesaplanmış- bakışını fırlatmayı da ihmal etmedi..
Elbette, konuyla ilgili söyleyecek sözlerim çoktu ve kesinlikle onu kızdırabilecek nitelikteydi.. Oysa üst üste gelecek bir stresi daha kaldırabileceğimi sanmıyordum..

Naçar vaziyette sustum; hatta, baş parmağımı yukarıya doğru dikip, yumruğumu, yüzüne karşı aşağı-yukarı salladım; aynı anda iki yana doğru sarkıttığım dudaklarımın da yer aldığı gayet muntazam kafamı, hafif bir eğimle öne doğru çıkarıp sallamak suretiyle, "Çok iyiydin" işaretini başarıyla tamamladım.. O anda kendimi mükemmel bir 'gücetapar' hissetmiş, içimdeki ben'in imalı ve ısrarlı bakışları altında da kendimden utanayazmıştım..


"Bakınız, ben bu yaşa geldim; böylesine muhteşem bir soruyla inanın ilk kez karşılaşıyorum ve bu sorunun ve de soran arkadaşımızın önünde saygıyla eğilmek istiyorum" diyerek konuşmaya başlayan Vecdi Bey'den aldığı yanıtta, jüri hususunda eskisinden pek de farklı bi anlayış sergilenmeyeceğini ve bizzat benim, -bu yıl da- jüri heyetine girmeyeceğimi öğrenen Landlord, rahat bir nefes alıp tekrar yerine oturdu..

Peşpeşe kazandığı iki zaferle kendinden geçercesine mutlu olan Landlord, koltuğunda arkaya doğru kaykılmış vaziyette; bu yıl Antalya Film Festivali'nin resmi şarkısı da seçilen Ali Kocatepe'nin Antalya'ya Koş adlı meşhur parçasının nakaratını, o eşsiz sesiyle mırıldanıyordu:

Yeşillikler, mavilikler
Antalya'da hoş
Dost ellere, kardeşliğe
Antalya'ya koş!.



(Gelecek Program : Fıstıklı Kadayıf Olayı'nın iç yüzü aydınlanıyor gibi sanki)



Hiç yorum yok: