30.08.2009

Eden Lake :: Cennet Gölü Cehennemi



İlerde bu hususta bir istatistik çalışması yapmayı düşünüyorum ancak hala düşünme aşamasında olduğumdan, korku ve gerilim filmlerinde çocuklardan faydalanma -daha doğrusu- ana temayı çocuklar üzerinden inşa etme çalışmalarının yoğunluğu konusunda şimdi -müsaadenizle- bi güzel sallamak istiyorum:
Bu tür filmlerde ana karakterlerin çocuklardan oluşma oranının -an itibariyle- yüzde seksen yedi buçuğa dayandığını (Sizin de şahit olduğunuz üzre) rahatlıkla söyleyebilirim..

Eden Lake / Kan Gölü, yine bir korku, gerilim ve yine çokça çocuk oyuncu barındıran bir film olarak, yukarıdaki 'sallama istatistiğe' yeterince katkıda bulunmasına karşın; türünün, 'bazı mistik güçlerin etkisi altındaki masum görünümlü vahşi çocuklar' genel klişesinden tamamen uzak kalabilen de bir yapım..

Neyse, biz önce bir mevzuya girip tekinsiz ormanın derinliklerine doğru ilerleyelim de, filmin çocuk fenomeninden nasıl yararlandığı hususuna sonra yeniden bi değiniriz..

Eden Lake Veletleri

Yakışıklı Steve (Michael Fassbender) ve güzeller güzeli Jenny (Kelly Reilly), geçim vaziyetleri gayet iyi görünen, şehirli, genç bir çifttir..

Atalarımız boşuna dememiş: "Allah çirkin şansı versin" ya da "Tahtı değil bahtı güzel olsun" diye.. "Durup dururken neden böyle dedin ki güzel ağbicim?" diye sormayın işte; belli ki bi bildiğimiz var..


Bu Steve yakışıklısı, son günlerde, idrak ettiği fazlasıyla konforlu hayatının bir yerlerine batmasından mütevellit bi rahatsızlık içerisindedir.. 
Hem bu duruma çare bulmak, hem de çadır kurup kamp yapmak üzre, sevgilisi Jenny'yi de ikna ettikten sonra, ormanlık bölgede, eski bir taş ocağından oluşmuş bir göle (Eden Lake) doğru cipleriyle yola çıkarlar..

Genç sevgililer, bir inşaat alanı ihtiva ettiği için kimselerin tercih etmediği bu göl yolunda karşılaştıkları yasak levhalarına ve arabadaki navigasyon cihazının açık uyarılarına rağmen -gençliklerinin de pompaladığı bi umursamazlıkla- yollarına devam ederek, göl kıyısına ulaşırlar..

Oğlanın isteği gerçekleşmiş, güzel sevdiceği, ıssızlığın ortasındaki bu göle bayılmıştır.. 
Steve, hemen duruma müdahale eder, onu kollarıyla sıkıca kavrayarak bi güzel ayıltır..


Kumsaldaki güneşin tahrik edici ışınlarına ve hemen ayaklarının dibinde uzanan gölün huzur veren varlığının yardımına, özellikle Steve'in ihtiyacı vardır efendim; zira kendisi, Jenny'ye oracıkta evlenme teklif etmenin heyecanı içindedir..

Genç adam, tam sevgilisinin yeni bikinisini incelerken, az önce gelirken yolda gördükleri 'tuhaf' çocuğun, iki çocuk tarafından kıyıdan kovalandığına şahit olurlar..
"Onlar çocuk ve doğal olarak da çocukluklarını yapıyorlar, bize bulaşmadıkları sürece de bir sorun yok" deyu düşünen çiftimizin güneş altında gevşeyen bedenleri uykuya teslim olmuştur ki yanlarına kadar gelmiş bir köpeğin havlamasıyla yerlerinden sıçramaları bir olur..

Eden Lake Veletleri Çetesi'nin köpeği olduğu anlaşılan Bonnie, belli ki ikiliye -kendince- ilk uyarıyı yapmıştır..
Sahilde ama onların biraz uzağında konuşlanmış, yaşları 13-17 arasında değişen bir grup çocuk, aşk sarhoşu kahramanlarımızı henüz direkt olarak rahatsız etmese de, en azından biz seyircilere tetikte olmamızı öğütler gibidir..


Köpekli tacizden sonra, sonuna kadar açtıkları portatif müzikçalarla, ortamın asudeliğinin ırzına geçmeye de başlayan bu güruha hadlerini bildirme zamanının geldiğini düşünen Steve, harekete geçer..
Kendi sportmen görünümünün caydırıcılığı yanı sıra, yaşları da göz önüne alındığında, çocukları iknanın hiç de zor olmayacağı kanaatinde olmalıdır.. 
Hem, kendisine güvenerek buralara kadar gelmiş sevgilisini kim, hangi hakla rahatsız edebilir ki?

En az kendisi kadar serseri tipli ve öfkesi burnunda bir babaya sahip olduğunu, kısa bir süre sonra öğreneceğimiz Brett (Jack O'Connell)'in liderliğini yaptığı; içlerinde bir de Paige (Finn Atkins) adlı bir kız ihtiva eden 6-7 kişilik 'çete', Steve'i hiç de sevgi ve saygıyla karşılamaz elbette..


Zaten çevrelerinde, çocukluktan gençliğe geçişin ispatına yarayacak eylemler kollayan bu kırsal bölge çocukları, düşmana karşı birlik olmanın o dayanılmaz güdüsüyle de coşarak, elinde bir dal parçası dahi bulunmayan mayolu bu adamla kafa bulmaya başlarlar..

Bu tam sopalık veletler (Kusura bakmayın ama şu anda hiç pedagojik olamayacağım) normal bir insanın sinirini tepesine zıplatacak dozda alaylarını yavşakça sürdürmelerine, hatta adamın müstakbel eşine orospu dahi demelerine karşın, Steve terbiyesini bozmaz.. 

Bu güruhla bu şartlarda baş etmenin imkanı yoktur; kös kös geri döner ya da açıkça söylemek gerekirse tırsar.. (Artık günahı boynuna!)
Steve, daha sonra olacakları bilseydi eğer, tam da bu anda sevgilisine döner: "Yürü aşkım, şu serserilerle uğraşacağımıza bir an evvel şuradan uzayalım da sana şöyle beş yıldızlı bir motelde -her şey dahil- şahane bir hafta sonu yaşatayım" diyebilirdi belki; ancak yok öyle! Hem serde erkeklik var, hem de çekilmesi gereken koca bir film!

İşler ciddileşir ve kabus gerçekleşir

Akşama doğru çete ortadan kaybolur.. 
Jenny'nin itirazlarına rağmen oğlan orada kamp yapmaya kararlıdır.. 
Çadırlarını kurup, ateş yakarlar ve genç ve de sağlıklı bir çift olarak, gecenin karanlığında yapılabilecek en güzel aktiviteye girişerek, sabahı ederler..
Uyandıklarında, kötü bir sürpriz onları karşılar: Haşarat istilasına uğrayan kahvaltıları yenmeyecek hale gelmiştir..


Kasabaya gitmeye kalkıştıklarında ise arabanın lastiği, altına yerleştirilmiş şişe kırıklarıyla patlar.. Belli ki bu ikinci kötü sürpriz, 'sevimli' çocukların, çiftimize yolladıkları bir nevi 'günaydın' mesajıdır..
Kahvaltı için kasabaya geldiklerinde görürüz ki, yerli halkın ya da ebeveynlerin onlara yönelik muamele ve davranışları, çocuklarından tamamen farksızdır..
Yeniden kamp yerine dönen sevgililer -her şeye rağmen- oynaşmaya kaldıkları yerden devam ederler..
Bu arada Steve, tam da sürpriz bi hareketle nişan yüzüğünü ortaya çıkaracakken, telefonlarının ve araba anahtarlarının da içinde olduğu plaj çantasının ortada olmadığını görürler..
Plaj çantası gibi cipleri de çalınmıştır.. 
Failler, kolaylıkla tahmin edilebileceği üzre, sevgili çocuklarımızdır!
Akşama doğru arabalarını da, çocukları da bulurlar ama öncelikle ne onlar için, sonra da ne çocuklar ne de köpek Bonnie için artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır..


Hikayenin bundan sonrası, dayanılamayacak denli büyük acılar, büyük pişmanlıklar ve büyük isyanlarla yüklü bir kabusun ete kemiğe bürünmüş halinden ibarettir..

"Canım onlar sadece birer çocuk" ha! Öyle mi?!

Eden Lake, James Watkins’in yazıp yönettiği bir ilk film.. 
2008 yılı İngiliz yapımı bu film, gençlik kaynaklı bir şiddetin varlığıyla ve son derece 'sinir bozucu' bir gerilimi yaşatmasıyla, Haneke'nin Funny Games'ini bir an için akla getiriyorsa da, buradaki şiddet olgusunun temelinde ve de yükselişinde psikopatça bir planın yer almamasıyla, ondan kesinlikle ayrılıyor..

Yapmacıktan uzak, tamamen doğal bi şekilde gelişen olayların gidişi ve genç dimağların bu olaylar karşısında takındıkları -kişisel ve toplumsal- pozisyonlar, meydana çıkan şiddetin pek de nedensiz ve de anlamsız olamayacağını bize sürekli hatırlatıyor..


Ülkemizin de hiç yabancısı olmadığı bir anlayışın temsilcileri olan; eğitim düzeyi düşük, başkalarına ve çevresine saygısız, en önemli motivasyon kaynakları 'ilkel dürtüleri' olan; çocuklarına karşı had safhadaki ilgisizliklerine paralel olarak, onlara terbiye verme yöntemi olarak dayak atmayı tercih eden ebeveynlerin çocuklarının, eğer çevresel şartlar da uygunsa birer canavara dönüşebilecekleri gerçeğini, filmin, 'açıkça' hatırlatmasına pek bi diyeceğim yok..
Ancak, Jenny'nin mesleğinin anaokulu öğretmenliği olması; ikilinin yol boyunca, problemli ve suç işleyen çocuklar ve de onları kontrol edemeyen ebeveynler hakkındaki bir haber programını radyodan dinlemeleri; göle varmadan önce konakladıkları kasabada önlerine çıkan ve motelde koşuşturan haylaz çocuklar ve de kavga eden ebeveynlerle ilgili manidar sahneler, filme öyle bir didaktik hava katıyor ki; bence buna hiç gerek yokmuş..

Bu 'gereksiz' katkıların, tesadüf olasılığı limitlerini zorlayacak oranda, senaryonun gelişimine yol gösterici gibi kullanılması da lüzumsuz bir çabaydı bana göre.. 
Kaldı ki bütün bu sıralanan rastlantılar, seyirciyi, mükemmel çekilmiş finalin 'makul' tesadüf sahnesini bile -gereksiz yere- sorgular hale getiriyor..

Filmi izlemiş bazılarınız için, belki de biraz fazla ayrıntıya takılma ya da yaşlılık pimpiriklenmesi manasına gelebilecek bu itirazlarım dışında Kan Gölü, yarattığı atmosfer, mekan kullanımı ve başarılı oyunculuklarıyla, geçen nisan ayında seyrettiğim Martyrs'ten beri, vizyona giren en iyi korku, gerilim filmi..


Adem ile Havva’nın yaşadığı cennet anlamına gelen Eden adıyla, kahramanlarını, cehenneme dönüşen bir 'zamane' cennetinde mahsur kalan bir modern Adem ile Havva şeklinde sunmasından ayrıca manalar çıkarılabilecek olan Eden Lake; buna karşın, 'mistik numaralar, kötü ruhlar, şeytanlar, cinler, zombiler ya da eli baltalı, testereli psikopat katiller olmadan başarılı bir korku-gerilim filmi nasıl yapılır?'ın yeni bir yanıtı olarak seyredilmeyi kesinlikle hak ediyor..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)


Hiç yorum yok: