26.11.2009

7 Kocalı Hürmüz :: Bu Hatuna Yedi de Yetmez!.




Tam da şu sıralar, aralarında Atıf Yılmaz'ın 1972 tarihli Yedi Kocalı Hürmüz'ünün de bulunduğu Türkan Şoray külliyatından bir düzine filmi, adeta bir Eyüp Peygamber sabrıyla seyreyliyordum ki yüzde yüz 'yerli' Ezop'un 7 Kocalı Hürmüz'ü perdemizi şenlendirmez mi?.
Şenlendirir elbet..

Çoğu kadın gibi, 'kocalık' müessesesini birazcık koruma, daha çok da para kasası olarak gören güzeller güzeli Hürmüz (Nurgül Yeşilçay), Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye'nin Payitaht'ının Taşkasap semtinde bir konakta yaşamaktadır..

Yaşamak ne kelime.. Güzelliğinin inkar edilemez çekiciliğinin yanı sıra, beraberindeki kalfa Safinaz (Gülse Birsel)'ın üstün çöpçatan yeteneğiyle de coşmuş bi şekilde, sürekli evlenerek eğlenmektedir haspam!.

Çeşitli mesleklerden ve meşreplerden olan -şimdilik- yarım düzine adamın her biri, diğer rakiplerinden ya da 'kuma'larından habersiz olarak, kendisini Hürmüz'ün biricik kocası sanmaktadır..

Çeşitli yalanlarla kendisini, her kocaya başka bir Hürmüz olarak tanıtan, güzelliğini işvesiyle süsleyerek karşı konulamaz hale getiren bu 'gözleri fettan güzel' haftanın her farklı gününü ayrı bir kocaya tahsis ederek işini yürütmekte; tabii ki bu arada da konağın bütün masraflarını bu her halleriyle saftorik heriflerden çıkarmaktadır..




Bildiğimiz kadarıyla, çapkın erkeklerin bir mahareti olan 'aşk trafiği' yönetimini gayet başarıyla kotaran bu kadının -kendilerini evin beyi sanan, lakin henüz gerdeğe girememişleri bile aralarında barındıran- kocalardan bir bölümünü şöyle bi sıralayacak olursam:
Takasını Haliç'e bağlar bağlamaz soluğu yeni evlendiği Hürmüz'ün yanında alan 'öfkesi burnunda' ancak kandırılmaya da hazır Laz kaptan Hızır Reis (Erkan Can).

Taşkasap'ta dükkanı olan ve tıraşa gelen Hürmüz'ün diğer kocalarından aldığı bilgilerle sürekli kafası karışan, şüphelenen, yine de Hürmüzünü gördüğü an yelkenleri suya indiren; mesleğinin gereklerini bihakkın yerine getirerek, müşterisine icabında değdirmeyi de ihmal etmeyen kekeme Berber Hasan (Cengiz Küçükayvaz).

Lüleburgazlı Hallaç Rüstem (Öner Erkan) ise, Hürmüz'ün etki alanını ve çekim gücünü gösterir nitelikteki bir diğer kocadır..
Memleketteki karısından ödü kopan, ancak büyük şehir İstanbul'da hem de şahane bir kadınla ikinci bir evlilik yaşamanın pompaladığı 'erkeklik' gazıyla havalarda dolaşan bu çapkın yorgancıyı, İstanbul'da -mideye girecek keşkek ve kafaya inecek oduncuk dışında- önemli bir sürpriz daha beklemektedir..



Ve şimdilik son koca olan -diğerlerinden farklı olarak- Hürmüz'ün bir görüşte aşık olduğu Doktor Hüsrev (Mehmet Ali Alabora).
Doktorluğunun yanı sıra, yakışıklılığı, kibarlığı ve güzellikten anlayan inceliğiyle Hüsrev, dur durak bilmeyen bu kadının gözüne sanki 'ideal koca' gibi görünürse de, ben yine de fazla emin olmamak da yarar var derim..

“Tanrım.. Tek Başına Koyma Kulların"

Filmin hikayesini yukarıda şöyle bir özetledim özetlemesine lakin; eski özgün senaryoya yapılmış küçük ama önemli bir müdahaleye de dikkatleri çekmek isterim..
Türk sinemasının tek başına 'senaryo fabrikası' özelliği taşıyan, unutulmaz yazarlarından Sadık Şendil'in eseri olan Yedi Kocalı Hürmüz'ün orijinal halinde, ilk başlarda tek kocayla idare edebilen Hürmüz'ün böylesine 'koca manyağı' haline dönüşmesine 'akla yatkın' bir neden gösterilir:
Kabadayı ve suç makinesi kıvamındaki 'koca' Ömer -normal olarak- hapse düşmüştür..
Çok sevdiği bu adamın, sevgisinden ve sadakatından da emin olan Hürmüz, ziyaret günü hapishaneye vardığında, tam altı adet kuması olduğunu öğrenmez mi? Yaa.. Vah ki ne vah!.

Bu vahim durumu kendine yediremeyen ve intikam damarları kabaran -öte yandan, içinde gizli ama kıpır kıpır bir 'azgınlık' potansiyeli taşıdığı da anlaşılan- Hürmüz'ü bundan sonra tutabilene aşk olsun..
Eserin bu yeni yorumunda ise, hiç böyle bir neden aramaya gerek duymayan bir Hürmüz portresi çizilir ki (Hele yaşadığı devir de göz önüne alındığında.) gayet sıra dışı olan bu kadının davranışlarını yumuşatmaya çalışmayan, böylesi bir bakış açısının tercih edilmesi -hikayenin geneli açısından da- özüme daha mantıklı gelmiştir..




Adeta bir tiyatro dekorundan ibaret olduğu iyice vurgulanan, stilize bir eski İstanbul mahallesinin yaratıldığı setiyle; yine alabildiğine stilize kıyafetlerle arzı endam eyleyen oyuncularıyla; hatta finalde 'kabak gibi' görüntüye sokulan çekim cihazlarıyla, yönetmen Ezel Akay'ın -en azından üslup olarak- 'Brechtyen' özellik yüklenmiş ortaoyununu andıran bir film çekmeyi denediğini ve genel olarak da bunu başardığını söylemek mümkün..

Ezel Akay'ın diğer filmlerinde de göze çarpan, oyuncu kadrosunun zenginliğinin, bu filmle zirve yaptığını zikretmek de boynumuzun borcudur..
Başta -bu filme has yaratılmış bir tip olarak- Kuşçu Cebrail rolüyle Haluk Bilginer'in oyunculuğu her zamanki gibi göz kamaştırıyor..
Yine bu film için uydurulmuş ve mahallenin tam orta yerinde konuşlandırılmış dedikoducu 'ihtiyar heyeti'ni oluşturan usta oyuncular Halit Akçatepe, Erol Günaydın ve Zihni Göktay'ı; ayrıca 'gözleri velfecri okuyan' kadı rolündeki Müjdat Gezen'i de anmadan geçmeyelim..

Yedi kocalı Hürmüz olarak Nurgül Yeşilçay, filmin 'fikir babası' (Jeneriğe adını yazdırmanın en kolay yollarından biri olsa gerek.. Mümkünse ben de denemek istiyorum.) sevgili kocasının yüzünü kara çıkarmıyor..
Ve tüm iç gıcıklayıcı haliyle, mükemmelen yakıştığı rolünün hakkını vererek, Ayten Gökçer’in tiyatro performansını -belki- aşamasa bile, Türkan Şoray'ın yetmişlerdeki oyunculuğunu bir kaç kere katlıyor..

Kekeme berber'i canlandıran Cengiz Küçükayvaz, daha çok konuşma kusurundan dolayı 'gülünç' oluyorsa da, kendinden çok şey kattığı -beden dili de dahil- topyekûn performansını göz ardı etmek mümkün değil..

Bir diğer başrol oyuncusu olarak Gülse Birsel, bilinen düzgün ve rahat oyunculuğunun yanı sıra yaptığı danslarla da Nurgül Yeşilçay'a gayet güzel eşlik ediyor..
En son, Bornova Bornova'daki 'ciddi' oyunculuğuyla göz dolduran Öner Erkan, daha önce Organize İşler'le parladığı komedi oyunculuğundaki başarısını aynen tekrarlıyor..





Neredesin Firuze'de olduğu gibi, Ezel Akay'ın kardeşi Ender Akay ve Sunay Özgür'e ait müzik çalışması yine başarılı..
Tabii, “Tanrım.. Tek başına koyma kulların" diye başlayan o şahane parçanın bestecisi Attila Özdemiroğlu'na da saygılarımızı iletelim..

Tam Teçhizatlı Hamam Sefası

Bu filmde -hassas bir seyirci olarak beni de oyuncular kadar bunaltan- gayet sıcak bir gerçek vardı ki söylemesem valla olmaz..
Çekimlerin yaz günlerinde yapıldığını da göz önüne alarak, filmin tüm oyuncularını etkilediğine gayet yakından tanık olduğumuz 'sıcaklık' idi bu gerçek..
Dans etmek de dahil, sürekli hareket halindeki kadın oyuncuları daha bi etkileyen, onları buram buram bunaltarak ter içinde bırakan oldukça ağır makyaj, takı ve kostümlerin doğurduğu bu sıkıntıya neden bir çözüm bulunamamış, pek anlayamadım..

Her şeye eyvallah desek bile, bu zavallı kadın sanatçıların hamam sefasındaki 'tam teçhizatlı' düğünlük vaziyetlerine ne demeli peki?
Onları, gayet ağır ve dar giysilerle bunalmış olarak göbek taşında yatıran, üstüne üstlük oyun havaları çaldırarak kıvrım kıvrım kıvrandıran zihniyeti buradan tel'in ediyorum..
Gönül, hepsinin değilse de hiç olmazsa bir kısmının hamama yakışır şekilde çırılçıplak olmasını diler elbette ama, şu kadıncağızları hiç olmazsa ince birer peştamala sararak rahatlatmak, neden hiç kimsenin aklına gelmemiş? Valla inanılır gibi değil..

Bu şekilde, her zaman sanatın ve sanatçının yanında yer almanın gereğini de yerine getirdikten sonra, Ezel Akay'ın sineması hakkında yapacağım son bir değerlendirmeyle de huzurlarınızdan ayrılıyorum efendim..


Tüm yabancı filmler de dahil- sinemadan çıkarken tekrar içeri girip seyretmeyi düşündürten birkaç filmden biri olarak hatırladığım Neredesin Firuze, yönetmen Ezel Akay'ın ilk uzun metrajlı filmi idi..

Yine bana: "Yaşantıları rivayetten ibaret Hacivat ve Karagöz'ün yaşam hikayesi ancak böyle olabilir ve de en güzel böyle anlatılabilirdi" dedirten ikinci film, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü, yönetmenimizin, tarihi bir filmin altından da alnının akıyla kalkabileceğini göstermişti..

Görüldüğü üzre, her yeni filmi bana muntazaman bir şeyler düşündürüp, bir şeyler söyleten Ezop, 7 Kocalı Hürmüz'ü gördükten sonra da: "Sevelim sevilelim ve de gülelim eğlenelim hatta yiyelim içelim.. Nitekim bu dünya kimseye kalmaz" dedirtmiştir..

Tüm kazık atanlar, kazık yiyenler de dahil- Hürmüz, Safinaz ve diğer saz arkadaşlarında görülen sonsuz neşe ve gamsızlıktan, oturduğu yerden dahi insanı yoran kıpır kıpırlıktan etkilenerek bu sözleri söylediğim ne kadar doğruysa; şu filmden, ilk iki film kadar 'sinemasal' bir tat alamadığım da o kadar doğrudur..

Bu eksikliği ilk etapta, Ezel Akay'ın burada -diğer filmlerinden farklı olarak- senaryo veya yapımcılıktan uzak kalmasına bağlıyorsam da; öte yandan son tahlilde, hakiki ya da derin düşüncelerden azade, tamamen gülmeye yönelik popüler bir vodvil oyunundan ibaret bu hikayeden bir 'yüksek sanat' etkisi beklemenin mantıksızlığı, gayet açıktır diye de düşünüyorum..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



Hiç yorum yok: