5.11.2009

Dread / Korku : Bedenime Sahip Olabilirsin Ama Fobime Asla

*****


Fobiler, belli nesneler ve durumlarla karşılaşıldığında bu etkenlerden kaçınmayla tanımlanabilen; oluşan bu olumsuz ortam içinde, şiddetli endişe, korku hatta dehşetle kendini gösteren, olağan dışı bir ruh halidir..

Özellikle çocuklukta, hayatımızın gidişatını değiştirecek denli önem ihtiva edenlerin yanı sıra, o anda ya da sonradan gayet önemsiz görülebilecek türde bir sürü olay yaşanır..
Ehemmiyetiyle doğru orantılı bi şekilde olsa da, olmasa da, insan ruhunda travma yaratabilen bu olayların bazıları, eski-yeni tüm psikolojik ve sosyolojik yaşantıyı derinden etkileyebilen bir takım fobilerin kaynağını oluşturur..

'Normal' korkunun, kontrolden çıktığının resmi olan ve dışardan bakıldığında anlamsız ya da saçma gelen; özellikle çekingen, içe kapanık kişilerde barizleşerek, sosyal fobiyi de oluşturan bu korkuların yaygınlığı sanıldığından da fazladır..

Evrim boyunca insan genomunda zaten kendine yer edinmiş korkuların özellikle dışarıya fazla belirti vermeyen büyük bir kısmının, kişilerin huyu veya karakteri olarak görülerek, önemsenmediğini de bilmekteyiz..
Oysaki daha çok sosyal fobide görüldüğü üzre, karşılaşmaktan kaçınılan şey veya durum, kişinin günlük rutinini yerine getirememekten başlayarak, tüm hayatını olumsuz bi şekilde etkilemeye kadar varabilmektedir..
Aslında korku, canlıların varlıklarını koruma ve sürdürmeyi amaçlayarak oluşturdukları bir reaksiyondur; ancak bu tepki anormalleşerek, bu kez aynı canlının yaşantısını zora sokan, hastalıklı bir dönüşüme uğramış olur..




Üzerinize afiyet- kendimden biliyorum ki fobilerin tedavisinde ilaç ya da psikoterapi, kesinlikle yararsız araçlardır..
Buna karşılık, kişinin fobileriyle yüzleşmesini, yani korkularının üstüne gitmesini sağlamak, bu hususta en pratik tedavi yöntemidir.. Tabii her şey de olduğu gibi burada da olaya suhuletle yaklaşmak, aşırıya kaçmamak gereklidir..
Çıkılan yol doğru ama yaklaşım yanlış hatta manyakça olduğunda, bu haftaki konumuz olan filmdeki gelişmelere ibretle şahit olmaktan başka elden pek bi şey gelmeyecektir..

Yapmış olduğum bu girizgahla, tek eksiğim olan amatörce psikologluğun altından da böylece kalktığımı varsaydıktan sonra, sıra, bu 'ibretlik' filmin konusunu 'kısaca' bi hatırlamaya gelmiş bulunmaktadır sevgili okuyucu..


Sayko Kilır Kesköse


Hemen her insan gibi, içinde yarattığı ve yine orada besleyip büyüttüğü irili ufaklı korkularıyla yaşayan bir grup gencin hikayesidir bu..
Üniversite öğrencilerinden oluşan bu üç kişilik grup, 'insanlar ve korkuları' üzerine bir öğrenci araştırması yapmak üzere bir araya gelmişlerdir..



Gönüllülere, kamera önünde korkularıyla yüzleşme ortamı sağlayan ve bir nevi terapi etkisi de yapabilecek video kayıtlarıyla bu soruşturmayı gerçekleştirenler: Stephen, onun sınıf arkadaşı ve sevdiceği Cheryl ile bu 'organik' gruba bi şekilde kendini dahil eden, her haliyle esrarengiz Quaid'dir..

Stephen (Jackson Rathbone), küçüklüğünde, sevgili ağbisini aşırı hız nedeniyle trafik kazasında kaybettiğinden beri, bu konu çerçevesinde oluşmuş bir hassasiyet içinde huzursuz bir ruhtur..
Cheryl (Hanne Steen), üzerinde buram buram et kokusuyla eve gelen kasap babasıyla pek de hoş olmayan çocukluk hatıralarına sahip olduğundan, et ve et mamullerinden iğrenen bir vejetaryendir..
Her ikisinden de daha 'kanlı' bir geçmişe sahip Quaid (Shaun Evans) ise, anne ve babası o daha çok küçükken, hem de gözleri önünde sapık bir katil tarafından balta darbeleriyle öldürülmüş; bunun sonucunda kendini psikopata bağlamış genç bir adamdır..
Onun uzun yıllar boyunca, kabuslar şeklinde yaşamaya devam ettiği bu korkunç travma - korkarım ki- onu kurban ya da kurbanın oğlu olma aşamasından 'psycho killer' olmaya doğru evirecektir..



Aralarında, yüzü dahil vücudunun büyük bir kısmını kaplayan kopkoyu renkli doğum lekesiyle derdi olan Abby (Laura Donnelly)'nin de bulunduğu bir çok gençle projelerini sürdüren grup üyeleri, Quaid'in 'bilinçli' yönlendirmesiyle kamera önüne geçtiklerinde, hem kendi, hem de bazı 'denek' öğrencilerin kabuslarında saklı korkularının, adeta ete kemiğe büründüğüne şahit oluruz..


Allah Kimseyi Konak Filmiyle Terbiye Etmesin


Zaten korkularının varlığıyla bizatihi dehşetlerden dehşetlere sürüklenen bir insan evladının (Ki o anı yaşamak yerine ölmek, cennetten de evladır) fobisini azdırarak, ekstra olumsuz koşullarla birlikte, yaşayacağı süreci çok ağır bir işkenceye çevirirsek acep ne olur?
Filmin bizzat kendisi olmasa bile kahramanlarından birinin yanıt aradığı soru budur..



Şok edici büyük travmalara maruz kalanlarda neyse de, karşısındakine saçma dahi gelebilecek hemen her tür fobi sahibi, aslında kendi zihninde ve büyük oranda da kendi yarattığı bir korku filmini, sayısız kez seyrederek malum korkularını büyütmektedir..
Neticede, 'hayali' filmde gördüklerini gerçek hayatta yaşayacak olma ihtimali bile onları dehşete düşürmeye yetmektedir..

Buna bağlı olarak, korku edebiyatı ya da filmlerinin kaynağında büyük oranda fobilerin yattığını da bu vesileyle söylemek gayet mümkün..

Seyrederken, bi ara Alejandro Amenabar'ın Tesis adlı filmini de akla getiren Dread'i, İngiliz yazar Clive Barker'ın bir öyküsünden yararlanarak senaryolaştıran, Anthony DiBlasi yönetmiş..



Korku, Shaun Evans başta olmak üzre genç oyuncu kadrosunun 'gerçeği hissettiren' performansları; insanın üzerine adeta çöken ağırlıkta ve karanlık ve de tüyler ürpertici atmosferiyle çok etkileyici, kışkırtıcı, psikoloji ağırlıklı bir korku gerilim filmi..
Tam olarak emin değilim ama bu kadar beğenmemin sebebi, aynı gün bir-iki saat önce gördüğüm Konak adlı Türk korku filminin yerlerde sürünen kalite düzeyi de olabilir..
Bu vesileyle “Allah kimseyi Konak filmiyle terbiye etmesin” der ve “amin” deyu da eklerim..

İlk kez yönetmenliği deneyen DiBlasi bence müthiş bir iş çıkarmış.. Öyle ki, bu senaryoyu sadece, benzeri mevzuların en yoğun ve derin ustası David Cronenberg daha iyi çekebilirdi deyu da düşünüyorum..
Anlayamadığım bir nedenle dünyada gösterim şansı bulamamış bu filmin -bazı festivaller hariç- ilk kez Türkiye'de gösteriliyor olması da ayrıca çok ilginç..
'Korku gerilim severler' başta olmak üzre -kan ve iğrenç manzaralar görmeye dayanıklı- tüm sinemaseverlere hararetle öneririm..




Bir Film Bir Konuk: Sinan Çetin


Filmdeki bir kız oyuncunun evin içine güneş gözlüğüyle dalan oğlana: "O gözlüğü çıkarsan iyi olacak canım.. Uyuşturucu satıcılarıyla, kifayetsiz muhterisler kapalı yerlerde böyle kara gözlüklerle dolaşır" mealinde söylenince, aklıma kim geldi dersiniz?
Bu filmi izlediğim gün, sinema salonunun bulunduğu kapalı mekanda kapkara kıyafetler ve kara gözlüklerle dolaşırken: "Ben çocukken buralar kompile bizimdi ve dutluktu.. Rahmetli babacığımın ağaca kurduğu salıncağa kolan vurarak öyle havalanırdım ki şu kıçım zaman zaman taa Kız Kulesi’ni bile görürdü valla" şeklinde böbürlenerek gerdan kıvıran Sinan Çetin tabii..
Filmin ortasında gülmemek için kendimi zor tuttum valla..
Bu da böyle bir anımdır işte..



(Küçük bir bölüm hariç- İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok: