22.12.2009

Acı Aşk ve Süpürrr! : Al Birini Vur Ötekine!



Bu hafta sonu vizyona girecek yerli filmlerden ikisini izlemek için sabah yola düştüğümde -beklenenin aksine- hiçbir enteresan olayla karşılaşmadığım gibi, siz değerli okurlara verebilecek herhangi bir mesajlık durum da yaşanmadı maalesef..

Mutat yol güzergahını kullanıp da gösterimlerin yapıldığı sinemaya vardığımda, benden önce vaziyet almış, editör ve yazar arkadaşım Turgay Özçelik'i kahvesini yudumlarken buldum..
Önce selam, sonra kelam derken ve Artvin'de gününü gün edenlerin kulaklarını da bi güzel çınlattıktan sonra; bencileyin Beren Saat mağdurlarına yönelik olarak, hanfendinin belki de özel bir seans yapabileceği ihtimalini de kahkahalarla değerlendirip, salonda yerimizi aldık..
Ha bu arada.. Sayın Saat'in kendi filminin galasına katılmamasının bir numaralı nedeni olarak, 'Landlord ve yazdıkları' olduğuna dair hükmümüzü oy birliğiyle aldığımızı da ekleyeyim..



Süpürrr! : İlk Körling Milli Filmimiz





Seyrettiğimiz ilk film, yönetmen Yeşim Sezgin'in de çektiği ilk film olan Süpürrr! idi..

Üniversite mezunu olan, bulduğu bir takım işlerden de sakarlığı sonucu şutlanan ve sonuçta, işsiz bir delikanlı olarak mahalle kahvesine kaydını tazeleyen Oğuz (Cem Kılıç), ayrıca şu anda, üç yıldır birlikte olduğu Naz (Başak Parlak) ile evlenmenin 'acil' planlarını yapmaktadır..
Bu planın aciliyeti, Naz’ın çapkın patronu 'çakma Van Dam' Alper (Jess Molho)’in genç kıza olan aşırı ilgisinden kaynaklanmaktadır..

Gelgelelim kızın babası Cemal Bey (Sümer Tilmaç), çok istediği halde, zamanında milli olamamış bir sporcu olarak, 'millilik' kavramına kafayı fena takmıştır.. Bu nedenle, biricik kızıyla evlenmek isteyen gençlerden yerine getirmesini istediği tek şart, milli sporcu olmasıdır..

Bunun üzerine Oğuz ve onun muhtelif tür ve de ebattaki mahalle arkadaşları, bilinen her türlü spordan -bi şekilde- milli olabilmenin yollarını ararlar.. Tabii ki bulamazlar..
En sonunda televizyonda gördükleri 'Curling', Türkiye'de bilinmeyen bir spor dalı olarak, tam kendilerine göredir..
Önce öğrenecekler, sonra takımı ve federasyonu oluşturup, milli müsabakalara katılacaklardır; amma, bu iş göründüğü kadar kolay değildir..
Yurt dışından getirtilen curling hocası Şuşu (Ufuk Özkan), takımı hazırlamaya çalışırken, işsiz Oğuz'un rakibi işveren Alper de karşı takımı oluşturmuştur bile..

Son komedi filmlerimizden Süpürrr!, ilginç denebilecek bir buluşa dayanan, fakat oldukça zorlama senaryosuyla ve klişe oyunculuklarıyla istenen neticeyi vermeyen bir film..

Komedi türünün -genel olarak- senarist ve yönetmenlere tanıdığı 'saçmalama özgürlüğü' ortaya konan ürünün mükemmelliği oranında, göze batmadan tolere edilebilir.. Tersine durumlarda ise yenir yutulur olmaktan çıkar ki bu film işte buna güzel bir örnek..

Belki de bu filmin en mühim yararı olarak, curling sporunun halkımıza tanıtılması misyonundan söz edilebilirse de bu 'kutsal' görevi bile layıkıyla yaptığı pek söylenemez..




Filmin ortalarında, adeta, Geniş Aile dizisinin setinden fırlayarak vaziyeti kurtarmaya gelmiş gibi görünen, 'genç ama usta oyuncu' Ufuk Özkan'la, filmde bir şeylerin düzelebileceği ihtimali belirir gibi oluyor; ancak maalesef, o umutlarımız da çabucak sönüveriyor..



Acı Aşk : Dikkat Kızlar! Orta Doğu'nun En Kazanova Orhan'ı Aramızda





Eskişehir’de bir üniversitede edebiyat öğretmenliği yapmakta olan Orhan (Halit Ergenç), evlenmeyi planladığı Ayşe (Songül Öden)’yi başka bir erkekle halvet olmuş vaziyette yakalayınca, ardına bakmadan ortamdan uzar ve o hızla da İstanbul'a kadar gelir..

Aileden gelen zenginliği hasebiyle, biraz edebi ukalalık yapmak için, biraz da (Ya da daha çok!) kızlara takılmak için öğretmenlik yaptığı anlaşılan Orhan Ataoğlu, boncuk mavisi gözleri sebebiyle (Bende yalan yok.. Adamın güzel denebilecek tek vücut bölgesi -gördüğüm kadarıyla- gözleri..) kendini yakışıklı zanneden, hatta -işin daha acayip tarafı- çevresindeki hatunların ezici çoğunluğu tarafından da gayet yahşi bulunan bir adamdır..

Orhan, Eskişehir'i arkada bırakmış olarak İstanbul'a gelir gelmez, hem öğrencilik, hem fotografçılık yapan Oya (Cansu Dere) ile tanışır..
Her özelliğinin dışında- tam bir manken kıvamındaki kızımız bu şeytan tüylü adamı resmen tavlar ve üstüne de resmi nikahı bastırtır..

Daha balayına giderken 'yaşadıkları kötü olaylar' sonucunda bu evlilik istendiği gibi gitmeyecek; üstelik, milli yakışıklımızı boynuzlama cüreti gösteren 'ateşli' Ayşe, hem de utanmadan bizimkilere komşu olacak; bir de Allah'ın emri olarak, taze bir öğrenci kızımız olan Seda (Ezgi Asaroğlu) da bu karşı konulamaz testosteron çekiminden kurtulamayarak, dördüncüyü tamamlayacaktır..
Hadi şeytanınız bol olsun!




Yönettiği Polis filmiyle heyecan uyandıran, ancak tıpkı Serdar Akar gibi daha başlarken patinaj yapan Onur Ünlü’nün senaryosunu yazdığı, A. Taner Elhan’ın yönettiği Acı Aşk, 'polisiye drama' tarzında 'fantezi' yapmaya çalışan; varlığı zaman zaman hissedilen cesaretini verimli kullanamayarak, sürekli bocalayan bir film..

Artık gördüğüm her yeni yerli aşk filmine 'Issız Adam' benzetmesi yapmaktan ben sıkıldım dostlar, bakalım sinemacılarımız bu taklitçi kolaycılıktan ne zaman bıkacak?

Seyrederken -haklı olarak- alay ettiğimiz eski Yeşilçam filmlerine bile rahmet okutacak saçmalıkta sahneler barındıran Acı Aşk'ta, bütün kadınlar hep birlikte hamile kaldıkları gibi, sırayla da hastanelik oluyorlar..
Yakışıklımız da dahil olmak üzere cümlesi, trafik kazası, intihar, bıçaklama ve tabancalamayla yaralandıklarında direkt hastaneye koşturmayıp, gayet cool vaziyette, kafalarına göre takılabiliyorlar.. Ölmek ne kelime? Kısa bir sürede de muhakkak iyileşiyorlar..
Yine, eksiksiz bütün kahramanlar, nerede, ne tepki vereceğini bilemeyen, tuhaf bir güruh gibi ortada dolaşıyorlar ki (Yönetmenin bu denli acemi olacağına ihtimal vermediğimden..) bununla, filme değişik ya da moderin bir hava verme amaçlandığını sanıyorum..

Göründüğü her sahnede adeta, "Dikkat Orta Doğu'nun En Kazanova Orhan'ının Etki Alanındasınız" alt yazısı yanıp sönen Halit Ergenç başta olmak üzre, tamamı 'dizi selebritisi' oyuncuların stilize rolleriyle ve her sahnede -farklı tellerden- çalmaya başlayan yeni bir müzik parçasıyla film, adeta muhtelif kliplerden oluşmuş gibi..
Benzer nedenle, tek tek bakıldığında iyi denebilecek müzik parçalarının, aynı filmde bir araya gelmesiyle oluşmuş soundtrackın, özüme gayet mide bulandırıcı bir çorba kıvamında geldiğini de ekleyeyim..

Velhasılı kelam, kendileri belli ki çok eğlenmiş bir ekipten, hiç güldürmeyen bir komedi ve yine belli ki kendisini oldukça ciddiye alan, seyircisini ise ancak sinirden güldürme başarısı gösteren, 'ihtiras dolu' sahnelerle dolu bir dram.. Yani, al birini vur ötekine!




(İş bu yazı Tersninja.com'da -kısmen- yayınlanmıştır)

3 yorum:

hakan dedi ki...

yaa bırakın bu " deniz baykal" muhalifliğini... sırf yazı yazıcam die düştüğünüz duruma bakın. konuyu dram olarak algılamanız zaten başlı başına hata. ağzı olan konuşuor.. böle bi imkanı olanda yazıor.

Ala dedi ki...

Bence çok yerinde bir eleştiri olmuş. Türk sinemasının ilerlemesi için çok filmden ziyade nitelikli filmlerin yapılmasını istiyorum.

Adsız dedi ki...

hakan bak senin de imkanın varmış..