10.12.2009

Adını Sen Koy : Aybige Kızın Dilemması

*****

Tersninja'nın naacar muhabiri Numan Serteli olarak, Adını Sen Koy filminin basın gösteriminden sonra lafı fazla uzatmadan bildirmiş, hatta -iki dakkada- hüküm bile vermiştim..

Lakin, alışmadık götte (Çok afedersiniz!) don durmazmış..
O kadarcık yazı ben fakiri kesmeyince, mevzuya yine -bildiğim gibi- bir dalayım, sinekten yağ çıkarma misali, bir filmden ikinci bi yazı daha çıkarayım dedim..
Ben yeni formata alışana kadar, epeyi sabredeceksiniz yani..

Bu arada, “Adını sen koy” hitabını üstüme alınarak, filme üç adet de isim buldum..
Birincisini başlığa koydum, ikincisi hemen aşağıda ara başlıkta, üçüncüye de sıra gelecektir inşallah..
Yetkililer seçsin, beğensin işte.. Hayırlısı olsun.. Bundan böyle de bu film o adla, ancak benden uzakta yaşasın dursun..


Yalnız Adam ile Issız Kız


Uşaklı, hizmetçili bir malikanede ikamet eden, Eskişehirli zengin bir ailenin biricik oğlan çocuğu olan Can (Ali İl) -çatı katındaki odasında bulunan muhtelif tür ve ebatta gitarlarıyla ilgilenmekten fırsat bulduğunda- delice sevmeyi başardığı Aybige (Melis Birkan) ile bir hafta sonra evlenecektir..



İstanbul'da oturan -muhtemelen- kendisine çok düşkün annesinden ve her şeye maydanoz teyzesinden uzakta, ta Eskişehir'lerde tek başına yaşayan, üstelik de bu ailesinin gıyabında nişanlanan 'tatlı kaşığı suratlı' Aybige, bir de utanmadan nişanlısının evinde ikamet etmekte, kına gecesi için yapılan son hazırlıkları da oradan denetlemektedir..

Giydiği tişörtten anladığımız kadarıyla- sıkı bir Led Zeppelin hayranı olan Can, küçük yaşta babasını kaybetmesiyle 'bir sevgi manyağı' olarak büyümüş olduğundan, tanıştığı herkesin, her durumda kendisini çok sevmesini isteyen bu enteresan kızımıza, adeta biçilmiş bir kaftan gibidir..

Kıza olan aşkından ne yapacağını şaşırmış vaziyetteki oğlan, kendini kaybetmiş olarak giriştiği çevreye zarar verme işine önce aile efradından başlayacak; daha sonra -Latin harfli Arapça da dahil- her dilden "Ay lav yu Aybige" yazdırdığı sürüyle bez afişi caddeler boyunca bir uçtan bir uca gerdirmek suretiyle, Eskişehirli hemşerilerine güzelim şehri dar edecektir..



Doğrusu Aybige çok şanslı bir kızdır..
Nişanlısı Can'ın çocukluk ve okul arkadaşı olan Ilgaz (Cemal Toktaş) da Almanya'dan gelmek üzeredir..
Küçükken anne ve babası trafik kazasında öldüğünden, içe kapanık olduğu kadar, sevgiye ve sevgiliye muhtaç olduğu da hemen anlaşılan bu genç adam, 'ıssız' kızımızın aradığı her türlü özelliklere sahip, hem yakışıklı hem de 'sevgi dolu' bir kişiliktir..

Almanya'da paleoantropologluk yapmakta olan Ilgaz, nikahın şahidi olmak üzre Eskişehir'e davet edilmiştir..
Lakin, küçük bir problem işleri karıştıracak gibi görünmektedir: Az konuştuğu için herkesin gizemli ve derin bir kişilik sandığı Ilgaz, Can'ın kendisine e-postayla gönderdiği (Sanırım nispet oldun diye) Aybige fotolarından öylesine etkilenmiştir ki, gurbet elde resmen kara sevdaya tutulup yataklara düşmüştür..

'Uzaktan eğitim' misali, postayla sırılsıklam aşık olma başarısı gösteren ilk Türk paleoantropolog olan Ilgaz efendi Eskişehir'de trenden indiğinde, uyurgezer bir haldedir..



Kardeşiyle birlikte öksüz kaldığı trafik kazasında pay sahibi bir evlat olarak, zaten mükemmel bir psikopat olup çıkmış Ilgaz'ın ağbisi Harun (Ahmet Mümtaz Taylan), Eskişehir'de bir hastanede kontrol altında tutulmaktadır..
Kendisini ziyarete gelen kardeşinin halini hiç beğenmez.. Onun 'gizemli mizemli' tavırlarını yutmayacak tek adam odur: "Sen benden beter haldesin lan.. Gel beraber yatalım" gibisinden bi şeyler söyler..

Deli meli de olsa, teşhis koymada Sigmund Freud kadar başarılı olan Harun, herkesin aksine, kardeşinin derin bir filozof falan olmadığının, hayatında resmen 'kronik kadın eksikliği sıkıntısı' çeken genç bir adam olduğunun bilincindedir..

Kendisini sevme ihtimali olan biriyle daha tanışacak olmaktan dolayı pek heyecanlı olan, ancak, dili dönmediğinden 'Paleoantropolog' demeyi de bi türlü beceremeyen 'eli kulağında' gelin Aybige'nin, aşırı utangaç amma ultra platonik bu yakışıklıyı görür görmez bi şekilde elektrik aldığını perdeden hissetmesek de tahmin edebiliyoruz..



Filmin bu birbirinden psikopat üç kahramanı arasında mahsur kalan tek aklı başında kişisi olarak Can'a ise, Allah kolaylık versin diyoruz..
Bakalım hayırlısı..


Eskişehir Dolaylarından Bir Aşk-ı Memnu


Yapımcının, “Elimde Issız Adam'dan geriye kalmış, ama tazeliğinden de pek bi şey kaybetmemiş bir adet Melis Birkan var.. Öyle ki, insanlar üzerinde büyük etki bırakmış o filmin büyüsünü de hala üzerinde taşımakta.. Ee.. Ağbi ne dersin?" önerisine Tuna Kiremitçi'nin balıklama atladığı pek belli oluyor..

Bu nedenle Adını Sen Koy, sinemamızda son zamanlarda aşk üzerine yapılmış -en iyi demesi biraz zor ama- en itibar görmüş filmi olan Issız Adam'ın izini takip etmekte bir sakınca görmüyor..

Lakin onun, garantili formülü aynen değil de, tersine çevirerek uygulama 'akıllılığı' göstermesine saygı duysak bile, bir Issız Adam pırıltısından çok uzakta kalıyor..
İzinden gittiği filmden bir şey kapamamasının üzerine, yeni ve kendinden bir şeyler de konmayınca olmamış bir filmle karşı karşıya kalıyoruz..



Gayet yakışıklı olduğu kadar -yurdumuzun en önemli eksiğini gideren- bir 'aşk uzmanı' da olan sayın Kiremitçi'nin (Yoksa sevgi kelebeği mi deseydim?), Melis Birkan’dan faydalanma hususunda Çağan Irmak kadar başarılı olamadığı çok açık..

Yönetmenin, (Birini bilgisayar ekranından göz süzmek suretiyle) yakışıklı iki erkeği de kendisine sırılsıklam aşık edebilen Aybige'nin bütün bu yoğun ilgiye mazhar olması üzerine hiç bir çalışma yapmadığı görülüyor.. (Kızın doğal güzelliğini saymıyoruz elbette)Aksine, sürekli dır dır etmesiyle güzelliği gölgelenen, kararsızlığı ve huzursuzluğuyla da iyice itici hale getirilen bir arzu nesnesi mümkün olabilir mi? Olmamış tabii..
Her haliyle sıradan, üstelik de sıkıcı bu kızın, özellikle Ilgaz'ı aşkından perişan etmesindeki mantığı anlamamızı kimse beklemesin..

Oysa biliyorsunuz, Çağan Irmak Issız Adam Alper'i öyle bir karizmaya boğmuştu ki, sadece 'zavallı' Ada değil, Türkiye'nin neredeyse tüm hatun kişileri bu aşçıbaşı için eriyip bitmişti yahu!.



'İnandırıcılık' unsuru bu filmin yanına zaten hiç bir anında uğramıyor ki..
Her filmden 'inandırıcılık' bekleme salaklığını benden ummazsınız sanırım.. Ancak, hikayenin geneli göz önüne alındığında 'gerçekçi olma' zorunda olan filmler de vardır.. İşte bu aynen böyle olması gereken bir filmdir..
Gerçi, kızın o gül yüzünü Eskişehir'de gördükten sonra olmuş olsa, yıldırım aşktır falan diyeceğim ama, en iyi arkadaşının nişanlısının fotoğrafına bakarak aşık olmak nasıl bir kabiliyettir? Doğrusu benim aklım pek almıyor..

Hani ne bileyim, mevzu Osmanlılar devrinde geçiyordur, ya da oğlan, Anadolumuzun mahrumiyet bölgesinde koyun güden çulsuz bir çobandır, yani karşı cinsler arasında bir vuslat problemi mevcuttur da o zaman bu -birazcık da sapıkça- platonikliği anlayabilirim..
Muhtemelen Galatasaray Lisesi mezunu (İki arkadaş İstanbul'da ve Fransızca okumuşlar) ve üniversite bitirmiş, 'artist gibi' yakışıklı bir Türk evladı nasıl olacak da yaşadığı Almanya'da kızlardan fırsat bulacak, kafayı da hiç görmediği 'yengesine' takacak?

Filmde bunun gibi açıklanmaya muhtaç çok şey var; ancak, Aybige'nin gördüğü günden beri hiç kanının ısınmadığı bu paleoantropologa olan -kelimenin tam anlamıyla- yıldırım gibi aşkına ise ben sadece pes diyorum..

Özellikle ne yapacağına karar veremeyen Aybige karakteriyle, gerçekleri bir türlü göremeyen veya görmemeyi tercih eden bir çeşit 'Ednan' bey olarak Can'la -çok da lazımmış gibi- bir nevi Aşk-ı Memnu tadı da hissettiren Adını Sen Koy, 'zorla' oluşturduğu aşk üçgeni içinde ilerliyemiyerek donup kalmakta, seyircisini de sıktıkça sıkmaktadır..

Filmin -kör topal da olsa- ilerlemesini sağlayan Ahmet Mümtaz Taylan'ın başarıyla canlandırdığı Harun karakteri de olmasa halimiz nice olurdu? Bilemeyeceğim..

Kahramanlarına, "Aşk nedir biliyor musun? Bir kadın için dünyadaki bütün kadınlardan vazgeçmektir" gibisinden, ilk bakışta anlamlı gibi duran, biraz düşününce de kofluğu kendini ele verici 'ince' laflar ettiren film, öte yandan, iki gencin tanışmalarını, havada hızla yol alan Aybige kaynaklı yeşil balgama bağlamasıyla da iyice mide bulandırmayı başarıyor.. Valla bravo!


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)


Hiç yorum yok: