14.01.2010

Ninja Assassin :: Ahir Zamanların En İyi Ninja Filmi




Ninja Assassin filminin gösterimi için salona girerken, her zamanki film seyretme eyleminin üzerimde yarattığı mutat ruh halinin dışında bir yerde konuşlanmış gibiydim sanki..
Farkında olmadan etkin bir ışına pozitif yönden maruz kalmış bir birey gibi motivasyon fazlası hissediyor, adeta yerimde duramıyordum..

"Hayırdır inşallah" diyerek, pek de sık yapmadığım bir şeyi yine gerçekleştireyim dedim ve düşündüm:
Çok uzun yıllar sonra yine ve yeni bir ninja filmi seyredecek olmanın bir tezahürü olabilir miydi bu?
Belki..

Tersninja'da yazıyor olmamın herhangi bir tesiri olduğunu ise hiç sanmıyordum; ancak, yazılarını büyük bir hayranlıkla okuduğum değerli yazar Deniz Akhan'ın, biz okurlarına yönelik olarak ikide bir, "Hey Ninja!" babından seslenişi yok mu!? İşte bu hipnotik hitap, ister istemez özümü etkilemiş olabilirdi.. Bir de Cenevizli Ninja var ki o da ayrı bi mevzu tabii..

Hayır hayır! Bunların hiç biri değildi üzerimde o tesiri gösteren..
Düşünmeme bile gerek yoktu aslında, şöyle bir yanıma baktığımda, beni oracıkta neredeyse çekik gözlü yapabilecek bu etken maddeyle karşılaşıverdim..
Evet bildiniz, Landlord'du tabii o madde..

Landlord: "Bu Baş Tarih Boyunca Eğilmedi"

Yine o gün idrak ettiğim, başka bir filmin gösterimi sonrası sinema tuvaletinde malum işlemlerle uğraşırken gelen bir telefonla, Landlord'un Üsküdar'a vasıl olduğunu ve bilahare oradan da deniz yoluyla Beşiktaş kazasına avdet edeceği haberini aldım..



Bir büyüğümüz olarak, Landlord'u karşılama amacıyla iskeleye vardığımda -kendisine özel olarak ayrılmamış- bir Turyol motorundan inmek üzere olduğunu fark ettim..
Haşmetli ayağı karaya bastığında hayretle ne gördüm dersiniz?
Onun mübarek omuzuna tünemiş ve cik cik eden bir minik kuş..

Beni görür görmez, o yayla misali geniş omuzları üzerinde daha da minikleşen hayvancağızı, kendisinden umulmayacak bir nezaketle avucuna alan Landlord, rahmetli Bülent Ecevit'i andıran estetik bir hareketle, onu gökyüzüne bırakıverdi..
Daha sonra yanıma geldiğinde, kuşun omuzuna Üsküdar'da konduğunu ve öylece, kâh konuşarak, kâh bakışarak, birlikte motorla karşıya geçtiklerini öğrendim..

Şahit olmamla birlikte özümü pek heyecanlandıran ve Süleyman -aleyhisselam- peygamberi andıran bütün bu mucizevi gelişmeleri, gayet tabii bir şeyden bahsedermiş gibi bana anlatan Landlord'un yüzüne -ilk defa- dikkatle baktım..
O an nasıl bir heyecanla titrediğimi ve gözümden yaş geldiğini şimdi hatırladım da yine tüylerim diken diken oldu valla..
Landlord, o iri -fekat gayet de estetik- başını büyük oranda gizleyen siyah şapkasının yüzüne düşürdüğü gölgeyle birlikte, bilumum doğaüstü özelliklere haiz, kadim bir ninja savaşçısının tıpkısı olarak karşımdaydı..




Onun yanında yürüme şerefini yaşayan sıradan bir kankası olarak, kendimi, adeta Don Kişot'un Sanço Panza'sı ya da Karaoğlan'ın Çalık'ı misali bir hissiyat içinde hayal ediyordum..
Beşiktaş'tan, Yıldız yokuşunun tepesine doğru çıkarken, nice maceralar yaşamışcasına yorgun, ama mutlu bir vaziyetteydim..
Gösterimin yapılacağı Warner Bros.'un 25 mumluk bir ampulden bile yoksun salonunun zifiri karanlığı beni artık hiç ürkütmüyordu; çünkü, hemen yanımda Landlord vardı..

Filmin başlamasına kısa bir süre kala hemen arkamızda oturan, nisa taifesinden bir sinema yazarı, öne doğru ünledi: "Landlord efendii.. Film başladığında başınızı biraz eğeceksiniz umarım?"

Karanlıkta kim olduğunu göremediğimden, sesinden çıkarmaya çalıştığım kadarıyla o hatun kişi, şu sıralar benim de biraz gıcık olduğum 'yazar bayan' olmalıydı..
Landlord'un ve onun adeta kilise direği ebadındaki ensesinin arkasına düştüğü için kızcağıza hak veriyordum aslında ama; öte yandan da, sayın patronumuzun gereken cevabı ona layıkıyla vermesini içten içe arzuladığımı da inkar edecek değilim..

Beni fazla bekletmeyen Landlord, kafasını bile çevirmeden gök gürültüsü gibi konuştu: "Ey kadın! Şunu bil ki bu baş tarih boyunca eğilmedi, bugün de eğilmeyecek!"

Muhataptan herhangi bir yanıt gelmeyince, ben zevkten dört köşe halde, koltuğuma iyice bi yayıldım.. Emindim ki bu güçlü ses film başlayana kadar bazı kulaklarda çınlayıp duracaktı..



Filmin daha başında "ninca ninca" diyerek, sözde alay etmeye kalkışan 'dejenere' çekik gözlüleri parça pinçik doğrayan o muhteşem ninja atağının, adamı gamdan kasavetten azade kılan güzelliği, tam da o günkü ruh halime ilaç olacak bir filmi, adeta özüme muştuluyordu..
İçimden- şiddetle haykırdım: Dağılın laaan!!




"İhanet kan doğurur.. Bu, Dokuz Klan’ın kanunudur"

Kendi gibi bir sürü kızlı-erkekli arkadaşıyla birlikte küçük yetim Raizo da, sokaktan toplanmış; sadece varlığıyla bile muhataplarını altına kaçırttıran, efsanevi ninja örgütü Ozunu Klanı tarafından eğitilmektedir..



Burada doğal olarak, bizim milli eğitim müfredatı uygulanmıyordur elbette..
Ninjalığın raconu olarak, ufak yaşta -hem eti hemi de kemiğiyle- ustanın eline düşen bu çocuklar öyle bir acayip eğitimden geçerler ki akıllar şaşar, zihinler bulanır..
Bu yetimler, daha ergenliğe bile girmeden, her türlü zorluğun ötesindeki şartların ve acı ötesi acıların muhatabı olacaklar; bilinen, bilinmeyen her türlü silahların efendisi, her türlü dövüşün de ustası olacaklardır..
Bunlar da kesmeyecek, darbeyi yiyen düşmanın neye uğradığını şaşırdığı bir anda gözden kaybolmasını sağlayacak ultra bir hızın mümessili olacaklar ve en büyük ustadan gelecek emirleri saygıyla bekleyeceklerdir..

Tabii ki yüce ustadan gelecek emir, asla irdelenmeden ve düşünülmeden yerine getirilmelidir..
Pek çok savaş ve zihin tekniğine hakim olan ve de bi şekilde beyni yıkanmış bu genç insanlardan emre itaatsizlik beklemek pek mümkün değildir.. Ancak, her kaidenin bir istisnası, her istisnanın da bir filmi ve kahramanı vardır, derim ben..



Ben diyeyim, yakışıklı bir oğlan, siz deyin dünya erkek güzeli.. Bu istisnai kahraman, ki aynı zamanda filmimizin de kahramanı olan Raizo'dur..
Raizo (Rain), diğer robotlaşmış, daha doğrusu birer ölüm makinası haline gelmiş klan kardeşlerinden farklı olarak, hâlâ düşünebilmekte ve duygulanabilmektedir..

Müthiş dövüş sanatçısı Raizo'nun, örgüt kampında yıllar boyunca uzaktan uzağa kesiştiği, birbirlerinin yaralarına merhem, kurumuş dudaklarına bir damla su olduğu, sevdiceği 'ninja kız' Kiriko’nun örgütten kaçma teşebbüsüyle gerçekleşen acı son, onun, zaten var olan isyanını daha da tetikleyici bir rol oynayacaktır..

Klanın lideri Lord Ozunu (Sho Kosugi)'nun ağzına pelesenk olmuş: "İhanet kan doğurur.. Bu, Dokuz Klan’ın kanunudur.. Bu, ninjanın yoludur" falan sözleriyle kızı öldürtmesi, hem Raizo'nun kaderini değiştirecek, hem de filmimizin Türkçe adının gayet başarılı bi şekilde bize hatırlattığı gibi, hikayeyi Ninja'nın İntikamı kıvamına getirecektir..




Örgütten kaçarak izini kaybettiren Raizo, bir zamanlar en has üyesi olduğu klanının, dünyada her türlü pis işler çeviren çevrelerin tetikçiliğini üstlendiğini ve bir çok siyasi cinayetlerde parmağı olduğunu bilmektedir..
Genç adam, klanının kendisine yıllar boyunca öğrettiği dövüş tekniklerini kullanarak, onları durdurmayı amaçlamakta, bu yüzden Almanya'nın Berlin şehrinde sıradan bir hayat yaşar gibi görünerek gizlenmekte, çete başı Ozunu'yla gerçekleşecek nihai karşılaşmaya hazırlanmaktadır..

Bu arada Ozunu'yla hesabı olan sadece adamımız değildir.. Europol ajanlarından memur Mika (Naomie Harris) ve amir Ryan (Ben Miles), Avrupa'nın ortasında at koşturarak ninja usulü cinayetler işleyen bu örgütü çökertmek amacıyla harekete geçmişlerdir bile..
Bu gayet zor işi Raizo'suz becereceklerini sanıyorlarsa eğer, bence çok yanılıyorlar..

Yaşayan En Büyük Ninja Shô Kosugi Şerefine

Matrix'in yaratıcıları Wachowski Biraderler'in yapımcılığını yaptığı ve biraderlerin has adamı olup, V For Vendetta gibi muhteşem bir filmin de yönetmeni olan James McTeigue’nun yönettiği Ninja Assassin'in, bir ninja filminin başına gelebilecek en iyi kamera arkası kadrosuna sahip bir film olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim..



Bildiğim kadarıyla 14. Yüzyıla dayanan ninjalığı, neredeyse tüm kurum ve kurallarıyla birlikte 21. yüzyıla ve Avrupa'ya başarıyla taşıyan, Amerikan malı bu film, kamera önündeki oyuncu kadrosuyla da kusursuz görünüyor..

Filmin büyük bir kısmını sırtında taşıyan Rain, Güney Koreli bir şarkıcı-dansçı olarak, ilk bakışta, rolüne pek uygun olmayan, oldukça kırılgan görünümlü bir yakışıklı oğlan gibi görünse de, özellikle dövüş ve aksiyon sahnelerinde adeta devleşerek, her haliyle mükemmel bir ninja haline dönüşüveriyor..

Cenevizli Tuğba hanımın bu sitede hayatını didik didik ettiği, yaşayan en büyük ninja Shô Kosugi üstadın, klan lideri Ozunu rolüyle yer alması, zaten bu filmin en büyük medar-ı iftiharı olsa gerek..

Seksenli yıllarda özellikle nicelik olarak yükselen ninjalı filmlerden sonra giderek komedi unsuru haline gelen ninjaların bu prestij kaybı gerçekten can sıkıcıydı..

Türünü gayet ciddiye alarak, ninjalığın o korkunç ve ürkünç yüzünü tüm dehşetiyle ortaya koyan Ninja Assassin, bir yandan, onları eski saygınlığına kavuşturuyor, diğer yandan da ninjalar ve ninjalık üzerine birer ders niteliği taşıyan ayrıntılarla oluşturulmuş bir fon önünde gerçekleşen bir intikam öyküsünü zevkle izlettiriyor..


'Ters Ninja Kanunu' örneğinin en şahanesini de barındıran bu filmin çekildiği yer olan Berlin'in, bizimkiler tarafından Türk bayrakları ve dükkanlarıyla donatıldığına tanık olmak da ayrıca hoştu..

Bir ninja filmi olarak fazla bir şey ummanın anlamsız olacağı yeterlikte bir senaryoya sahip filmin, -yönetmen dahil- yaratıcıları düşünüldüğünde, insan çok daha farklı ve olağanüstü bir sonuç da beklemiyor değil doğrusu..

Yine de, daha ilk sahnesinden itibaren seyircinin ilgisine mazhar olan ve sonuna kadar da bu ilgiyi ayakta tutan Ninja Assassin, her türden dövüş sanatıyla dopdolu, gayet güzel kurgulanmış bol kanlı aksiyon sahneleriyle, bu türün sevenlerini kesinlikle memnun edecek kalitede bir film..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)


Hiç yorum yok: