7.01.2010

Yahşi Batı :: Cem Yılmaz Vahşi Batıda



"Cem Yılmaz'ın Türk komedyenleri sıralamasında, bileğinin ya da beyninin hakkıyla kendisini rakipsiz bir yere çıkaran filmografisinin son halkasını, yani Yahşi Batı'yı izlemek üzere basın gösteriminin yapıldığı salona vardığımda, kendimi büyük bir kalabalığın içinde buldum..

Basın dünyasının tüm entelijansiyası ya da kendini öyle sananları ve onların bilcümle eşleri, dostları orada hazır ve de nazırdı."





Geçen yıl A.R.O.G. üzerine yazdığım yazıdaki bu bölümü, sadece film ismini değiştirerek aynen yukarıya koydum..
Zira, yine Kanyon'da yapılmış olan bir yıl önceki o basın gösterimini bir deja vu misali yeniden yaşıyor gibiydim..

İşte Cem Yılmaz yine sahneye çıkmış, tüm sempatikliğiyle, tıklım tıklım dolu salona bakıyordu..



Az sonra, yine konsepte uygun olarak, sinema yazarlarına yönelik iğneleyici sözler etmesini beklerken, yanılmadığımı gördüm..
Tabii ki o kendisinden bekleneni yaparak, eski sözlerini tekrarlamak yerine, muhatapları tarafından içten içe kızgınlıkla, biraz da zoraki kahkaha ve alkışlarla karşılanan yeni iğneleri batırmakta gecikmedi:
“Bir A4 sayfasını aşmayan yazılarınızda, çıta, çığır gibi anlamlı kelimeler kullanırsanız eğer çok sevinirim.. Yalnız, filmi eleştirirken lütfen, 'Sımsıcak bir film olmuş' ya da 'Adeta içimizden biri gibi oynamış' şeklinde benzetmeler yapmayınız.. Çünkü, bunları gördüğümde ben o filmde maalesef 'sıçmış' olduğumuzu anlıyorum.."

Yaklaşık bu minvalde laflar eden Yılmaz'ın, bir de yönetmen Ömer Faruk Sorak'ı sahneye çağırması ve bizleri ona göstererek: "İşte bunlar!" diye bağırması –filmin tamamı da dahil- beni o gün en çok güldüren anların başında geliyordu..




Tabii ki bütün bu olanlar, geçen yazımda bahsi geçen 'cep telefonlu' sinema yazarının, "Ey salon baaak!. Ben bugüne bugün Cem'in 'enseye tokat, yanağa dudak' arkadaşıyım" aleni mesajlı öpücüklerinden, çocukcağız fırsat bulduğu esnada gerçekleşebildi..
Gösterim sonrasında da aynı bayan, Cemciğinin yapışık ikizi pozisyonundaydı..
Valla ne diyeyim? Allah ayırmasın, hatta daha da yapıştırsın..

Aziz Bey ve Lemi Bey'in Fevkalade Amerika Serüveni

Osmanlı padişahı, ABD'den gelen hediyeye karşılık olarak, başkan Garfield'a, oldukça pahalı bir elmas kolye göndermek ister.. Bunun için Aziz Bey ve Lemi Bey'i görevlendirir..

Elmasla birlikte, harcırah olarak aldıkları 1000 Dolarla Avrupa cenahından varmak üzere Amerika yoluna düşen Aziz Vefa (Cem Yılmaz) ile Lemi Galip (Ozan Güven) beyleri, Yeni Dünya'da bekleyenleri ve başına gelecekleri ise, ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim..

En iyisi, Cem Yılmaz'ı seviyor, yaptıklarını merak ediyorsanız eğer, gidiniz bir sinemaya, kendi gözlerinizle görünüz efendim..
G.O.R.A. ve A.R.O.G.'u beğendiyseniz, Yahşi Batı'yı da illaki seveceğinizin garantisi de benden..



‘Cem Yılmaz Uzayda’ ve ‘Cem Yılmaz Taş Devrinde’ gibi başlıklarla da değerlendirilebilecek, adeta bir seriyi oluşturan benzer özellikli önceki iki filminden sonra sanatçı, şimdi de bu üçlemenin ‘Cem Yılmaz Vahşi Batıda’ bölümünü gerçekleştirmiş diyebiliriz..

‘İyi kalpli olduğu kesin olmakla birlikte, gerektiğinde uyanıklıkta sınır tanımayan, ama bazen oldukça saf da görünebilen, ortalama 'milli' zekaya sahip bir Türk, farklı bir zamanda, değişik ve enteresan bir mekanda bulunursa acep, gör başına neler gelir..’ ana temalı film serisinin bu son bölümünde kahramanımız, 19. Yüzyıl Amerika'sının batısında at koşturmaktadır..



Yahşi Batı, 2010 yılı Beykoz'undan görüntülerle başlayarak, seyirciye ilk sürprizini yapıyor ve hemen akabinde geçmişe, yani 1881 yılının Osmanlı İmparatorluğu'na dönüyor..
Ara ara yine günümüze gelen hikaye, en sonunda, 19.Yüzyıl ABD'sinden 2010 İstanbul'una, oradan Çin'e kadar da uzanıyor ki pes yani!

Posta arabası, haydutlar, Kızılderililer, soygunlar, sheriff'ler, ‘wanted’ ilanları, saloon'lar, katran ve tüye bulama cezası ve de daha nice western imge ve simgeleriyle dopdolu Yahşi Batı, G.O.R.A. ve A.R.O.G. kadar fantastik olamasa da, fantezi tarafının abartısı, inkar edilemez bir gerçek..

Filmde alabildiğine 'uçmaya' elverişli bu ortamı sağlayan özellik, komedi türünün malum yatkınlığının ötesinde, zamanımızda yaşayan anlatıcısının (Cem Yılmaz'ın canlandırdığı, bir çift kovboy çizmesini bir müşteriye fahiş fiyata okutmaya çalışan uyanık satıcı.) kişiliğinden ileri gelen, sözde 'tarihi' hikayenin tamamen palavra olma ihtimalinde saklıdır..

Yeni filminin açılımını bu 'anlatıcı' (Gerçi olaya ve Yılmaz'a daha uygun olduğu için, doğru terim 'meddah' olmalı.) üzerinden yaptığından, sanatçının, diğer filmlerinden oldukça farklı ve önemli bir gelişmeyi tam da bu şekilde, Yahşi Batı'da gerçekleştirdiğini düşünüyorum.. (Buna resmen 'çığır açmak' da denir ya neyse şimdi..)



“İşin yoksa on dakika ara”

Bir kovboy filminin içine düşmüş iki Osmanlı Türk'ünün başına gelmesi muhtemel hemen her şeyi eksiksiz barındıran bu filmde -tahmin edilebileceği gibi- günümüze yönelik göndermeler de oldukça yoğun..

Cem Yılmaz, diğer işlerinden de iyi bildiğimiz zeka ve yaratıcılığını -titiz bir işçilikle- bu filmde de en iyi şekilde gösterirken, mizahi beğeni skalasını oldukça geniş tutmaya özen göstermiş..
Yani Yahşi Batı, önceki filmlere kıyasla, her zevke, her beğeni düzeyine hitap edebilmeyi kendine daha bir dert edinmiş gibi geldi bana..

Hiç gülemediğim bir sürü espiriklerin yanı sıra, kendilerine neredeyse gülme patlaması halinde tepki verdiğim zekice esprilerin miktarı da oldukça fazla idi..

Her Cem Yılmaz filminde kendilerine illaki rastlanan, hiç durmadan gülebilme kapasiteli enteresan tipler burada da mevcuttu tabii..
Hele, tam da arkama düşen bir adam vardı ki boğazına sarılmamak için doğrusu kendimle epeyi bi mücadele verdim..


Zaten sürekli espri yağan filmde, en fazla bir dakikalık duraklamalar olduğunda bile bu herif susmadı yahu!
Büyük ihtimal herifçioğlu, bir önceki espriyi yeniden düşünerek, kahkaha atmayı aralıksız sürdürebiliyordu..
Kendisini buradan esefle tebrik ediyorum..

Cem Yılmaz, eski filmlerindeki kadronun büyük bir kısmını buraya da taşımış..
Kendisinin ve Ozan Güven'in mutat oyunculuklarına, Zafer Algöz (Kayseri ağızlı Şerif Lloyd) ve Demet Evgar (Suzan Van Dyke) mükemmel bi şekilde eşlik etmiş..

(Farkındaysanız yönetmen Ömer Faruk Sorak'tan hiç bahsetmiyorum.. Kimse de bahsetmeyecek zaten.. O da biliyor ki bu bir Cem Yılmaz filmidir ve bu 'fiili durum' onun maalesef kaderidir.)



Demet Evgar demişken, Aziz Vefa'nın viskiden de cesaret alarak başlattığı, aşık olduğu Suzan'la olan tek planlık diyaloğa değinmemek olmaz..
Evgar'ın, burada Yılmaz'la birlikte gösterdiği müthiş performans, bence bu filmin en iyi sahnesini oluşturuyordu..

Cem Yılmaz'ın, filmin ortasında, yere düşen nargile sipsisini ararken yaptığı, normal seanslarda cuk oturacak, “İşin yoksa on dakika ara” esprisi, biz ara vermeden seyredince maalesef güme giderken; finaldeki Çin muhabbetinden, serinin gelecek bölüm adının Yahşi Doğu olmasını -düz mantıkla-tahmin etmekteyim..

Yahşi Batı.. Ülke olarak hiç de alışmadığımız bir profesyonellik anlayışıyla ve büyük bir titizlikle işini yapmaya çalışan bir komedi sanatçısının, her türlü eleştirilere karşın 'doğru bildiği yolu' aynı azimle katetmesine tanıklık etmek isteyenler için..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



Hiç yorum yok: