17.02.2010

Everbody’s Fine :: Analar Babalar ve Evlatlar



Frank (Robert de Niro), ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğunu, mesaili yıllar boyunca binlerce metrelik telefon kabloları üreterek okutup yetiştirmiş; ama, onlarla pek de iletişim kuramamış emekli bir ağbimizdir..

O, fabrikada kablolara pvc kapladığı devirde, çocuklarının her türlü sorunlarıyla ilgilenmiş olan sevgili karısı -ne yazık ki- yakın bi zamanda vefat etmiştir..

Cenaze töreni, mevlit falan derken bir süreliğine oyalanan Frank, daha sonra kendini, gittikçe büyüyen yalnızlığının o yıpratıcı boşluğunda debelenirken bulur..

Kahveye takılıp, çoğu emekli gibi pişpirik, tavla oynama alışkanlığı da olmayan ağbimiz, öte yandan, televizyonların evlenme programlarına müracaat edebilecek medeni cesaretten de yoksundur..

Görüldüğü gibi, Frank'in hayatında -çocuklarından başka- kendisini meşgul edebilecek fazla bi seçenek bulunmamaktadır..

İrileşen yalnızlığını, dört adet çocuğuyla daha sıkı ilişkiler kurarak gidermek isteyen yaşlı adam, onları öncelikle bir araya getirmeyi umarak, baba evinde bir davet verir..
Maalesef, düşündüğü gibi olmayacak, çocukları, babalarının bu biraz gecikmiş atağına, pek de olumlu bir yanıt vermeyeceklerdir..

Ülkenin dört bir yanına dağılmış ve hayatlarını bi şekilde yaşayan çocukların her biri, birer bahane bularak, adamcağızın bu davetine icabet etmezler..
Bunun üzerine baba da: "Onlar bana gelmezse, ben onlara giderim" düşüncesiyle, yolculuk hazırlıklarını yaparak, seyahate engel hastalığına rağmen -uçak hariç- çeşitli vasıtalarla yollara düşer..




Muhtelif mesleklerle iştigal eden ve birbirinden farklı yaşam koşullarındaki Rosie (Drew Barrymore), Robert (Sam Rockwell), Amy (Kate Beckinsale) ve David'e bu habersiz ziyaretiyle sürpriz yapmaya çalışan Frank, çocuklarıyla buluştuğunda, onların, öteden beri bildiğinin ve de beklediğinin oldukça dışında bir hayat sürdürdüklerini öğrenir.. (Biri hariç.. Çünkü ressam olan oğul, evinde yoktur ve sonradan öğreniriz ki çok zor bi durumdadır.)

Zamanında, çocuklarının durumu, karısı tarafından kendisine hep pozitif yönleriyle yansıtıldığından, şimdi karşılaştığı bu gerçekler, yaşlı Frank'e bayağı bi hayal kırıklığı yaşatır..
Daha da kötüsünü öğrendiğinde ise toparlanması haliyle epey zor olacaktır..





Everbody’s Fine (Herkesin Keyfi Yerinde), işten güçten, çocuklarıyla yeterince ilgilenemeyen, daha da kötüsü onların omuzlarına -hayatta daha başarılı olmaları için- sürekli ödevler yükleyen babaların, evlatlarıyla aralarındaki iletişimsizliğin farkına vardıklarında ise artık çok geç kalındığına dair, hüzünlü bir film..

Belki de, "Stanno Tutti Bene" adlı bir İtalyan filminden uyarlandığı için olsa gerek, 'bağımsız' bir Avrupa filmi havasında başlayan ve bu haliyle de özüme oldukça umut veren film, daha sonra 'Amerikan damarı' tutarak, işin 'duygu istismarı' yönüne kaymasıyla, hafiften keyfimi kaçırmadı da değil; ama, yine de gayet başarılı olduğunu söylemek zorundayım..

Senaryoya da katkıda bulunan Kirk Jones'un yönettiği Herkesin Keyfi Yerinde, en başta, filmi adeta sırtında taşıyan Robert de Niro'nun usta oyunculuğuyla, duygu dolu bir sinema keyfi yaşatırken; ebeveynlerin, yetiştirirken yaptıkları ve yapmadıklarıyla, 'bir yetişkin olarak' çocuklarının hayatlarını nasıl ve de ne büyük ölçüde etkilediğini, bize bir kez daha hatırlatıyor..

4  /5



3 yorum:

vildan dedi ki...

Merhaba Numan,
Bu filmi seyretmeden önce Alfred Hitchcock’un Kaybolan Kadın adlı filmini seyretmiştim.Film başından sonuna trende geçiyordu… Herkesin Keyfi Yerinde adlı bu filmde de, Robert de Niro trenle seyahat edince, trenle seyahat etmeye bir heveslendim ki anlatamam.Şöyle bir düşündüm. Yıllardır trene binmemişim. Du bakalım. Azmettim. En kısa zamanda trene bineceğim. Şimdi bakın...Ben de sizin gibi bu filmi seyrettim. Siz ne güzel uzun uzun anlatmışsınız. Hatta filmden kıssadan hisse bile çıkarmışsınız.
Benim iki çocuğum var. Filmden etkilenip de çocuklara şöyle şöyle davranmak gerekiyor.. Bir ebeveyn olarak yapmamız gereken yapmamamız gereken durumlar şunlar diye düşünmek aklıma gelmiyor da trene binmeye heves ediyorum. Görüyor musunuz, ne seyirciler var:) Selamlar.

numan dedi ki...

trene binmeyi heves etmekle aslında filmden en iyi etkilenmeyi siz sağlamışsınız vildan hanım.. yoksa, bir ebeveyn olarak çocuklarımıza nasıl davranacağımız konusu gayet tartışmalı olup, bu davranışların taraflara ne gibi olumlu ya da olumsuz etkilerde bulunduğu hususu da ayrıca bilimsel kesinlikten yoksun görünmektedir..

vildan dedi ki...

Selam Numan, Bugün farkettim yorumuma cevap yorum yazdığınızı.
Bu filmden ebeveynlik payı çıkarmamamın nedeni, itiraf etmeliyim ki çocuklarımın büyümüş olması.Küçük belki ergenlik döneminde ama inanın ben iki çocuğumda da ergenlik sorunu yaşamadım. Ya rahat bir anneyim. Gerçekten hep derim çocuk yetiştirmede rahatlığımla şöhret sahibiyim. Çocuk okuldan mı kaçacak, önce beni arar. Asla hayır demem. Eşim arada söylenir çocuklara bu denli rahat davranmama:) Derim ki kafasına koymuşsa, hayır desek ne olacak? Zaten kafası dışardaysa, okulda kalsa neye yarayacak? Bu bir örnek. Bunun gibi onlarca sayabilirim. Bir de şanslıyım sanırım. Sahiden iyi çocuklar yaw bunlar:) Bana rağmen:)) Babalarına çekmiş olmalılar:) O nedenle, geçtim ya çocuk büyütme dönemlerini, bir de dikte eden bir anne modeli olmayınca, filmin ders tarafını üzerine hiç almadım da tren yolculuğuna kafamı taktım. Halen de takmaktayım. Bu gün bile benim bloğa trenlerle ilgili bir yazımı koydum. Galiba memlekette tren kullanımının artmasını istiyorum. Gavurların yoğunlukla tren kullanmalarını resmen kıskanıyorum. O nedenle galiba tren konusunu sürekli dile getiriyorum. Eyvah! Uzun bir yorum iade oldu. Şöyle yazıma nihayet vereyim bari:)Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.