2.06.2010

Landlord'un Akıllara Seza Mars Seyahati yahut İyilik Yap Bloga At



Geçen haftaki yazımda, bu sitedeki asli görevim olan, yeni vizyona giren filmler hakkında yazı yazmaktan hoşlanmadığımı (İronikliği elbette kuşkusuz); bu yüzden de her fırsatı değerlendirip, görevimden yan çizmenin bahanelerini kolladığımı yazmıştım..
Hatta bu yönde biraz fazla heyecanlanarak, bir sonraki 'vizyon dışı' ama 'medya içi' yazımı -hafta sonunu beklemek yerine- hemen servise sunuverdim ki; görüldüğü üzre, yeni bir yazı daha çiziktirmek zorunluluğu hasıl oluverdi.. Eh.. Akılsız başın cezasını da iki elin işaret parmakları çekermiş..

Hemen söyleyeyim ki, tamamen şahsi ve cebri bu kararım sonucu yönetimden beklediğim o sert tepkiyi de almadım çok şükür..
Sanırım Landlord, düşünmüş taşınmış ve bu ihmale gelmez hassaslıktaki konuyu bizzat benimle görüşme kararı almıştı..

Gayet önemli ve yoğun işlerine ara veren Patron'un; üstelik dillere destan uykusunu dahi almamış vaziyette -sabahın köründe- genelde mesai yaptığım yer olan Maçka, Kadırgalar Caddesi'ndeki 'merdiven altı' büromun kapısında dikildiğini gördüğümde, duruma iyice aymıştım..
Elindeki büyükçe hediye paketini -hem de tarihte görülmemiş bi şekilde- gülen bir yüzle bana uzattığında hemen anladım ki o beni -hangi nedenle olursa olsun- asla kaybetmek istemiyordu.. Belli ki yazılarımı nasıl istersem öyle yazacaktım ve o da bana kesinlikle karışmayacaktı..
Benim de kendisine güler yüz göstermemle, günlerdir süren stresinden arınırken, bir hayli derinleşen endişe çizgilerinden kurtulan yüz ifadesindeki rahatlamayı fark etmemek mümkün değildi..

Baktım bu mevzuyu açmaya niyetli değil, üstüne üstüne giderek hem durumu açıklığa kavuşturmak, hem de bu ‘avantajlı’ vaziyetin birazcık olsun keyfini çıkarmak istiyordum..
Uzattığım bir bardak buz gibi suyla o içinin yangınını söndürürken, ben de keyif çayımdan bir yudum daha alıp doğrudan soruverdim kendisine:
"Aramızda bi problem yok ya Patron?"
"Ayıpsın Numancığım!" dedi.. "Aramızda ne problemi olacak allasen!. Bu site benden çok senin olup, her istediğini yapmakta da özgürsün ağbicim.. Yani nema problema!." diyerek -abartılı bi şekilde- güldü ve ekledi:
"O değil de, rica etsem bir bardak açık çay da ben alabilir miyim?"




Sekreterimin getirdiği çaylar da içildikten sonra, Landlord'un koluna girdiğim gibi neşeyle dışarıya çıktık..
İlk önce, biraz ilerdeki sinemaya dalarak, 'The Collector' adlı 'boktan' bir korku filminin basın gösteriminde bulunduk; daha sonra, diğer sanatsal ve sosyal faaliyetlerde bulunmak üzere de Beyoğlu'na çıktık..
Anlayacağınız, jest yapma sırası bendeydi.. Maalesef o günü -bin bir çeşit zorluklarına karşın- patronla geçirmeye karar vermiştim..

Neler yaptığımız bize kalsın; ama, bi ara faaliyetlerimize ara vererek, her zamanki 'halkçı' kişiliğimizle bulduğumuz salaş bir kahveye takıldığımızdan ve orada 'yemeğine' sözüyle tavlaya zar atmaya başladığımızdan bahsedebilirim..




Daha ilk oyunda mars olunca, ustalığımı acı bi şekilde hatırlayarak kafası bozulan Landlord, -mutat olduğu üzere-  hıncını bi şekilde çıkarmaya kalkışacağını ve sabahtan beri nazikçe taşıdığı bir çuval inciri berbat edeceğini hissedince, yenilgiyi kabul etti..
Tavlayı koltukaltına alarak poz dahi veren Landlord, kendi açısından hayırlı bir karar vererek, oyuna devam etmemeyi tercih etti..




Bittabi, daha sonra yapacağını yapıp, -bir de utanmadan- sanki yemeğine değil de onlara oynamışız havasına girmiş vaziyette çay paralarını ödeyerek, müstakbel yemek parasını yine bana yıktı ama neyse artık..
Her ayın başında -allahı var- aksatmadan hesabıma yatırdığı, piyasaya göre astronomik kalsa da yüksek yaşam standardıma göre normal diyebileceğim maaşımı düşünerek, son bir jest daha yapmayı uygun gördüm..
Patron o olsa da büyüklük yine bende kalmalıydı.. Hem belli mi olur, belki de bi bakarsınız, utanır mı utanır..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)




Hiç yorum yok: