19.10.2010

Serteli Tarihinden Bir Ötekileştirme Örneği veyahut Herkes Kendi Çöplüğünde Kral



(İşbu yazı, geçen haftadan beridir kastığım 'kısa sinema yazısı yazma' çabalarımın ikincisinde, yani Çoğunluk adlı filmin yazısına: “Eğer istersem, herkes gibi ben de yaşantımın herhangi bir döneminden sürüyle örnek verebilirim ki bugünlerde bazılarının güncel bir sorunmuş gibi bahsettiği, mahalle baskısı ya da ötekileştirme kaynaklı ‘azınlık-çoğunluk savaşı’nın mazisi, benim geçmişi görkemli özel tarihimi bile aşarak, insanlığın tarihiyle falan özdeşleşir.” şeklinde girizgah yapayım derken ortalık yere dökülenlerden oluşmuştur..
Baktım bizim yazının kuyruğu yine eskisi gibi uzuyor, onu münasip bir yerinden fenni bi şekilde sünnet edince, bu vaziyette bağımsız bir yazı haline gelmiş oldu.. Hayırlısı olsun.)


Olsa olsa on-on bir yaşındaydım.. Yaz gelmiş ve okullar kapanmış olduğundan kelli önümde yine iki seçenek vardı..
Birincisi, babamın emredici ısrarıyla -her yaz yeniden faaliyete geçen- Emin Camii kuran kursuna gidecektim.. Ki bu çok can sıkıcı seçeneğin ruhuma verdiği sıkıntılar şimdi çok gerilerde kaldı belki ama onun icrası sırasında nadiren de olsa gerçekleştirebildiğimiz bir eylem vardı ki valla tadı hâlâ damağımdadır.. O da, Ahmet Hoca'nın arada bir gevşeyen disiplininden yararlanarak, tedrisatın daha bir saati bile dolmadan ve müfredatın henüz 'babeyli balabulada baptırbeyli bapbup' tekerlemesinden bir adım bile ilerleyemeden, kafadar bir kaç arkadaşla kurstan kaçmak ve Ömer Hayyam'dan yukarı çıkarak İstiklâl'i, Taksim'i falan turlamaktı..

                                               En sondaki hariç diğer fotograflar temsilidir.. N.S.


İkinci 'özel' yaz tatili seçeneğim tabii ki en güzeliydi: Babamın hassas gözüne batmaktan -bi şekilde- kurtularak, koskoca yaz tatilini binbir çeşit oyunlar icat ve icra ederek geçirmek.. Velhasıl aylarca sürecek şahane bi haytalığın tadını tam anlamıyla çıkarmak..

O yılın kararı olan kuran kursu seçeneğinin önüme konmasıyla yüzümün düşmesi bir olmuştu.. Zaten eğitim öğretimden yeni çıkmış bir çocuğu yeniden -hem de hiç bir şey anlamadığı- bir takım eciş bücüş yazıları eli sopalı hocalarla ezberletme sürecine sokmanın ne alemi vardı allasen!

Bu memnuniyetsizlik pozuma ezelden hazırlıklı muhterem pederim -hiç ısrarcı olmadan- daima elinde tuttuğu, 'Hayat, ananın dizi dibinde oturarak ya da misket yuvarlayarak, top peşinde koşturarak değil, bizzat hayatın içinde cebelleşerek öğrenilir evladım' mevzulu diğer kartı işleme sokuverdi: "Hadi o zaman, yarın sabah işe başlıyorsun."

Bu 'iş' sürprizine doğrusu tamamen hazırlıksız yakalanmıştım.. Öyle ki bunun için gerekli olan pozu dağarcığımdan çıkarıp da işleme dahi sokamamış; öylece tepkisiz kalakalmıştım..

Beyoğlu'ndan Aşağı Kasımpaşa

İşbu iş, evimizden beş yüz metre kadar uzakta konuşlanmış -patronu babamın arkadaşı olan- bir atölyede beni bekliyordu..
Galiba sanayide kullanılan çelik telli fırçalar imal eden, tamamen makine yağı ve demir tozuna bulanmış bu atelyeye sabah, 'Beyaz Türk' olarak girip, öğleyin iş paydosunda 'Arap Çocuğu' formunda ortalığa çıkmamak kesinlikle mümkün değildi..

O gün akşam 'iş' çıkışı yorgun argın eve dönerken, pedere hitaben yazılmış 'öldürseniz bir daha oraya gitmem' mealindeki istifa mektubum kafamda hazırdı bile..

Bu ilk amelelik tecrübemin sadece bir gün sürmesinin nedeni, ne fiziksel zorluğuydu ne de toza, yağa bulanmamdı.. Zaten sokaktan eve girmeyen, akşam girdiğinde de tozdan, çamurdan tanınmayan bir çocuk örneği olarak, birdenbire büyüdüğümü de özüme kıvançla hissettiren bu işin aslında hoşuma gittiğini dahi söyleyebilirim..
Lakin karşımdaki, yaşları on beşten, otuza kadar genişleyen, çoğunluğu Sivas'tan yeni göçmüş on küsur kişilik diğer atölye çalışanları, aralarına yeni katılan bu soluk benizli şeherli çıraktan pek hoşlanmamışlardır..
Ait oldukları grubun içinde bulunmanın rahatlığıyla coşan bu yiğidolar, sabahtan beri çelik tel öbekleri arasında debelenen bu minik 'boyalı kuş'a, yapmadıkları eziyet ve hakaret kalmaz.. Hatta öğle yemeğinde yedikleri kuru fasulyenin takviyesiyle pervasızca havaya saldıkları osuruk kokularını dahi ona yamayarak alay etmeyi bi marifet sayarlar..

Oysa aynı yiğidolar, hemen her pazar akşamı, hafta sonu tatilinin tadını çıkardıkları Beyoğlu'ndan, Kasımpaşa çarşısı etrafında yer alan eski ve harap evlerdeki, üst üste yaşadıkları 'bekâr odaları'na varmak üzere Aynalıçeşme Yokuşu'ndan aşağı inerlerdi ki baktığım yüzlerinde o alaycı ifadelerden zerre eser bulamazdım.. Öyle ki, bu yokuşun başladığı yerin yakınına denk düşen evimizin bitişiğinde bulunan Yakup Bakkal'ın duvarına dayanarak toplaşan biz veletlerin ve ağbilerimizin önünden -ezik bi tavırla- etraflarına bile bakamadan hızla geçip giderlerdi..


(Meraklısına not: Çıraklıktan istifam kabul edilir ve ben elifba elimde -eti Ahmet Hoca'nın, kemiği de muhterem pederime ait olmak üzre- kuran kursunun yoluna kös kös düşerim yine her sabah.)



6 yorum:

hayal kahvem dedi ki...

Selam Numan,
Niyeyse bu yazınızın devamı gelecek diye beklemekteydim biliyor musunuz? Oysa yazıda "devam edecek" gibi bir cümle yok..
Belki yazının sonundaki "not" beni ümitlendirdi bilemiyorum.. Evvel ezel sizin hayata dair yazılarınızı hep sevmişimdir.. Çok sık yazmıyorsunuz ne yazık ki.. Ya film anlatırken, yazının bir yerlerinde, ki çoğunlukla sanırım girişgahında olabiliyor hayattan alıntılar,orada okuyabiliyorum.. Ya da yukarıdaki yazı gibi gene film yazarken geriye kalan kalıntılılar olabiliyor belki.. Yukarıdaki yazınız misal iyi ki bağımsız bir yazı olmuş.. Hoş bir yazı..

O zaman siz film yazılarınızı uzatmasanız, artanları bağımsız
yazı yapsanız keşke demek istedim şimdi..

O değil de, artık tamamen izinliyim ya yazılarınızı oldukça fazla kullanır oldum.. İşimi kolaylaştırdınız.. Teşekkür ederim.

Bu vesileyle iyi bayramlar diliyorum..

Sevgiler..

numan dedi ki...

evet hayal haklısın, yazının sonunda sanki devamı gelecekmiş havası var ama bildiğim kadarıyla gelmeyecek.. çünkü mevzuyu destekleyecek, yaşanmış bir örnek olsun diye yazmıştım.. yok ama, zorlarsam eğer belki başka bi hikaye de çıkabilir sanki oradan.. lakin nerde bende o disiplin, nerde o istidat..
sendeki velûdluğun, yazma iştahının çeyreği bende olaydı keşke..

o değil de -galiba sizin eseriniz olan- girişgah lafı çok hoşuma gitti.. çok yaşayın emi :)

yarattığınız bu vesileyle de önce size, daha sonra da arzu eden herkese iyi bayramlar diliyorum efendim.. çok sağolun.

hayal kahvem dedi ki...

İşte buyrun, yeni bir şey öğrendim sizden gene gördünüz mü? "Girişgah" diye bir kelime yokmuş da "girizgah" varmış.. İnanın bilmeyerek kullanmışım.. Ya da çok bilir gibi kullanmışım, ne bileyim:)

Dün ne oldu biliyor musunuz? Bir ara Led Zeppelin'in Stairway to heaven adlı parçasını o kadar üst üste dinledim ki anlatamam size.. İzmit'ten bizim köye geliyordum.. Uzun zamandır arabamın müzikçaları bozuktu.. Tamir edilmişti. Siz bazan şarkı ya da müzik özler misiniz bilmiyorum ama, o an stairway to heaven'ı dinlemeyi çok arzu ettim.. Nasıl özlemişim.. Tekrar tekrar dinledim.. Sonra ben bu şarkıyla ilgili bir şey yazsam dedim.. Şarkının Türkçeye çevrimini
bir yerden bulmalıydım.. Uzun zaman
önce mümkünmertebe'de bu şarkıyla ilgili yazı yazmıştınız ve sözlerinin Tükçesini yazmıştınız.. Hemen o yazınızı buldum.. Ve hayal Kahvem'e geçirdim..

Hani "O değil de, artık tamamen izinliyim ya yazılarınızı oldukça fazla kullanır oldum.. İşimi kolaylaştırdınız.." demiştim ya.. İşte buna benzer alıntılar sebebiyleydi.. Çok kullanacağım:)
Eminim..

Misal bu yazınızda elifba kursuna gitmişsiniz ya.. Babanızla aranızdaki durumlar falan.. Aynı şeyleri ben de yaşadım biliyor musunuz? Ama ben annemle yaşadım:) Bir ara yazacağım Hayal Kahvem'e..
Ve illa ki bu yazıdan alıntı yapacağım.. Kesin..

Son bir şey daha itiraf edeyim.. Bayrama öyle gireyim..Tersninja'ya da sızdım.. Ama kendi ismimle değil.. Bir "nikneym" kullandım.. Neyse.. Böyleyken böyle işte..
İyi bayramlar!

hayal kahvem dedi ki...

selam numan,
bir şey sorabilir miyim? sahiden naiku ya da maiku diye bir şey var mı? niye susmak-susamakla ilgili dizlerinize haiku diyorsunuz da diğerlerini haiku olarak kabul etmiyorsunuz? bir soru sorabilir miyim diye başladığım yorumuma 4. soruyla son vereyim.. yazdığınız başka haiku, maiku ya da naiku veya şiir veya şiircik var mı acaba? eyvah.. bir soru daha geliyor:) yenilerini ne zaman okuyabileceğiz? tamam.. aslında feci susarım biliyor musunuz? gerçekten.. bakmayın böyle yazdığıma.. sohbetim yoktur.. kalsam da çölde.. suyla alakası yok.. lakin güzel susarım..
tamam bu son cümleleri şaka olsun diye yazdım.. aslında ne ümit ediyorum biliyor musunuz? numan serteli kitap çıkaracak.. ve ben sinema kapısında kısmet olmadı ama kitap fuarında numan serteli'ye kitap imzalatacağım:) hey.. olabilir mi böyle bir hayalim gerçek sizce? hımm.. tanrım.. acaba kemiğime işlemiş mahcubiyetimi yenip gidip hem tanışıp hem NS'den imza isteyebilir miyim? gene soru sordum:( sanırım denerim:) allahım.. ben neden bu yazıya bir soru sorabilir miyim diye başladım bilemiyorum ki! neyse.. vaktiniz olur da cevap alabilirsem sevinirim.. selamlar..

numan dedi ki...

selam hayal

biliyo musun? öyle bi niyetim yok, zaten haddimi de aşar.. yalnız o değil de sırf sana imzalatmak için bir kitap çıkarmayı düşünebilirim bak :)

naiku ya da maiku diye bi şey yok tabii. benim uydurmam..
başka zamanki bir yorumuna cevap olarak yazmıştım aslında bunların ne olduğunu, sanırım okumadın..

daha ayrıntılı bi şekilde tekrarlayacak olursam: haiku'nun bildiğim kadarıyla bazı kuralları var.. 5-7-5 lik hece vezni ve birinci mısrayla üçüncü arasında uyak olması gibi..
bunlara pek dikkat edildiğine rastlamıyorum gerçi ama eğer yazdığım üç mısralık bir şiire haiku diyeceksem eğer bunlara uyulması taraftarıyım..
bunun dışındaki üç mısralık şiirlere başka bir şey denmeli bence, ben yazınca bu naiku olabilir, met üst yazdığında da maiku.. sen yazdığında da vaiku :)
mevzu buraya gelmişken aslında sen de çok güzel haiku ve vaikular yazabilirsin bak..

bu arada şiirimsi denemelerime devam ediyorum tabii.. nadiren de olsa- bi cesaret geldiğinde de bloga koyuyorum işte..

hayal kahvem dedi ki...

heyy.. tamam.. şimdi anladım naiku'nun ne demek olduğunu..

yoo.. ben şiir, miir, haiku, vaiku yazmam:) hiç şiirimsi bir şey bile yazmadım.. sanırım yeteneğim yok..
şiir "haydi oturayım da bir şiir ya da haiku yazmaya gayret edeyim" diye yazılmaz sanıyorum.. insanın içinden gelmelidir.. demek ki gelmiyor.. yoksa şimdiye dağ tepe şiir, haiku, vaiku doldururdum.. düşünsenize,of, nasıl abartırdım kimbilir:)

elimde "başo" "kelebek düşleri" diye bir kitap var.. haiku onyedi hece(nefes) içeren üç dizeden (soluk) oluştuğunu yazıyor..ayrıca mevsimler ya da mevsimleri çağrıştıran bir doğal imge kullanılmalıymış..

sonra haiku "şakacıdır" diyor kitap.. "neşelidir" haiku, osmanlıca söylersek, "latif"dir, "nüktedan"dır, hatta "muzip" tir diyor.. ne hoş değil mi? ama "komik şiir" diye düşünmemeliymişiz.. daha derine bakabilip, aşağıda duran hüznü, acıyı, kederi, hatta giderek ölümü görmeliymişiz..

kitap "aslında haiku ölümüne ciddidir" diyor..ama gene de o kadar ciddi değildir; ölümüne neşelidir diyor.. tam bıçak sırtı yani.. ve tuhaf bir şekilde bu dizeler beni etkiliyor..

neyse.. kitaptan bir haiku ile son vereyim sözüme..

yapabilseydim
düşen kiraz çiçeği gibi
söylerdim şiirimi

umarım yakında mümkünmertebe'de okuruz şiirlerinizi.. selamlar..