12.01.2011

Hayde Bre :: Evli Evine Köylü Köyüne


Saadet (Nilüfer Açıkalın), kocası Osman (Ertan Saban)'la ve üç çocuğuyla birlikte, daha iyi şartlarda yaşayacağı umuduyla dolu olarak, öz memleketi Makedonya'dan ayrılmış, İstanbul'da mukim, kırklı yaşlarını süren güzelce bir hatundur..
Gelgelelim, aslan gibi kocasını her türlü aktiviteden yoksun bırakarak, bir et yığınına dönüştüren felç belası, onu hayat denilen savaşta yoldaşsız, silahsız ve erkeksiz bırakmıştır..
Saadet, kirasını ödemekte zorlandığı Beyoğlu'nun arka sokaklarındaki bir dairede küçük oğlu ve onun da küçüğü ikiz kızlarıyla yaşamaya çabalarken, evinde ürettiği yapay çiçekler, geçinmelerini sağlayan, tek gelir kaynağını oluşturmaktadır..


Kadersiz anne, oğlunun sünnetini bahane ederek, belki anasına ve anavatanına duyduğu özlemle, belki gün geçtikçe içini karartan sıkıntılardan uzaklaşma arzusuyla, çocukları da kaptığı gibi soluğu Makedonya'daki köyünde alır..
Oradaki hayat, bir zamanlar bıraktığı yerden aynen devam ediyor gibidir.. Kızının kısmetsizliğine yanmaya devam eden annesi (Perihan Tuna), kendisine öz kızı gibi davranan üvey babası Şabanaga (Şevket Emrulla), Şabanaga'nın en yakın arkadaşı, Sırp ve Avustralyalı ana-babadan olma Vanya Dayı (Mustafa Yaşar), Şabanaga'nın her zaman 'gönlünü bi hoş etmiş' şarkıcı kız arkadaşı Avuş (Suzan Kardeş) ve Saadet'e ezelden göz koymuş ama muradına erememiş olsa da hâlâ umudunu sürdüren Manko (Luran Ahmeti) falan, hepsi orada hâzır ve nâzırdır..




Çok geçmeden meydana gelen talihsiz bir kaza sonucunda annesini kaybeden Saadet, yalnız kaldığını düşündüğü üvey babası Şabanaga'yı da yanına alarak İstanbul'a döner ve oradaki hayat mücadelesine kaldığı yerden devam eder..
Bu arada unutmadan söyleyeyim ki bir süredir uzaktan kesiştiği karşı komşu olan, yakışıklı-komünist doçent Cemil (İlker İnanoğlu)'in de bu geri dönüşte bir payı olduğunu düşünmekteyim..


Makedonya'nın eski şampiyon pehlivanlarından olan Şabanaga'nın (Filme adını veren Hayde Bre onun lafıdır.), kızının bitmeyen ısrarları üzerine sevgili köyünden ayrılarak istemeden geldiği, insanların karınca sürüsü gibi üzerine üzerine yürüdüğü bu koca şehre -hem de bu yaştan sonra- uyum sağlaması mümkün değildir elbet..
Kızı, torunları iyidir, hoştur ama sıla hasreti de dayanılmazdır.. Hem o memleketinde -kızının sandığı gibi- yalnız kalmamıştır ki; kankası Vanya, gönlünün sultanı Avuş, bağı, bahçesi, hayvanları, yani rahmetli karısı hariç tanıdığı herkes, bildiği herşeylerin hepsi oradadır..




Uçkur Düşkünü Komünist Doçent

Saadet ve Şabanaga ana karakterleri üzerinden ilerleyen film, çocuklu ve yalnız kalakalmış bir kadının büyük şehirde tutunma çabalarını ve doğup büyüdüğü ve de kök saldığı topraklardan -bir süreliğine de olsa- koparılmış bir insanın içine düştüğü mutsuzluğu resmetmeye çalışıyor.. Hem de baya bi çalışıyor, lakin bir türlü beceremiyor..
En son Büyü adlı garip (Garabet demek istemiyorum.) filmiyle müşerref olduğumuz Orhan Oğuz'dan, bunca yıllık tecrübesine rağmen, hâlâ üzerinden -kötü mânada- amatörlük akan, -öyle sanatsal bir iş beklemesek de- acemiliklerle mâlul filmler görmek, insanı üzüyor doğrusu..

Adeta makas izlerinin belli olduğu, anlamsız yerlerde 'pat diye' kesilen sahnelerle, 'kopuk kopuk' bir kurgu hissi yaşatan filmde; bazı Japon korku filmlerinde her duyduğumda okkalı bir küfrü yapıştırdığımı inkâr etmeyeceğim, kulak zarı patlatma tesirli ses efektleriyle burada da karşılaşmak çok rahatsız ediciydi..
Hadi onlar korku ögesi olarak uygun gördükleri yerlere uyguluyorlar diyelim, ama bu film, tamamen alakasız yerlerde öylesine patlatıyor gümbürtüyü..

Nilüfer Açıkalın'ın sanırım Makedon ya da Trakya usulü olması istenen şivesi sürekli yöre değiştirerek, resmen kulak tırmalıyor.. Benim sezebildiğim kadarıyla, Rum, Laz hatta Doğu Anadolu şiveleriyle konuşmayı becerebilen Açıkalın'ın ayrıca, oyunculuğu da çok abartılı.. Oyunculuk demişken, Şabanaga rolündeki Şevket Emrulla, filmin en doğal oyuncusu belki ama o da çok amatör kalmakta..




Belli ki filmdeki varlığının sebeb-i hikmeti, devrimci denilen tiplerin ne kadar ahlâksız birer uçkur düşkünü ve inandıkları sapkın ideolojinin de bir üflemeyle dahi yıkılabilecek bir 'kağıttan kale' olduğunu -dosta düşmana- göstermek olan; İlker İnanoğlu'nun göz süzerek ve rol keserek canlandırdığı, Saadet'in karşı komşusu 'komünist doçent' rolü, filmin -kuşkusuz ki- istemeden oluşmuş bir 'komedi unsuru' adeta..

Başlangıçta, 'bilinçli aydın' görüntüsüyle saygılı davrandığı, hatta eski devrimci jargonla bacı muamelesi yaptığı kadını, erkeksizliğin coşturduğu kösnül enerji sarhoşluğu içinde olarak 'savunmasız' ele geçirince, bir anda hayvani köklerine dönüvermesi -maaşallah- ibretlik bir paylaşım olmuş..
Komünist içerikli dergi çıkaracak ve bir tabur genci de bu dergi satışında falan örgütleyebilecek yetenek ve de azimdeki bu yoldaşımızın, cahil denebilecek bir köylü olan Şabanaga'nın eski Yugoslavya kaynaklı komünizm tecrübeleri karşısında, koskoca ideolojisini savunamayarak, mağlubiyeti kabul edip suspus kalakalması beni dahi imana getirdi ki valla helal olsun!

Hayde Bre, ne kadar gerçektir bilemeyeceğim ama (Burada senarist-yönetmene güvenmek gerekiyor.) bize kültürel olarak yakın olsalar da bulunduğumuz yerden pek de bilemediğimiz bir halkı ve Avrupa'nın bir köşesindeki farklı bir yaşantıyı tanıtması açısından önemli bulduğum, diğer sinemasal ögeleri yerine getirebilmesi bakımından da yetersiz bulduğum bir film..


Yönetmen: Orhan Oğuz
Senaryo: Orhan Oğuz
Oyuncular: Ertan Saban, İlker İnanoğlu, Nilüfer Açıkalın, Luran Ahmeti, Ayberk Koçar, Mehmet Esen
Yapım: 2010, Türkiye



(İşbu yazının bir kısmı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok: