25.05.2011

Haftanın Saçma Sapanları


Bir süredir, mümkünmertebe'nin yandaki 'gelip geçici' sütununda, dünyada, yurdumda ve çevremde bâzı olan biten olaylar, yazılanlar, konuşulanlar -aslında- her şey hakkında düşündüklerimi 'hususi tivitır' başlığıyla yayınlıyordum.. Galiba bundan böyle- artık onları bu ana ve kalıcı sütunda bulacaksınız..

Tabii ki olursa- diyeceklerimi bir bir istifleyip, haftada bir kez olmak üzre yayınlamaya karar vermemde tamamen sizlerin payı var desem, bana inanır mısınız?

Haklısınız! Ben de inanmazdım..

Öyle ama aranızdan -sayıları binleri bulan- birilerinin, "Üşenmeden yazdığın, bir kısmı gerçekten değerli, lâkin çoğu da saçma sapan bunca fikrin bir süre sonra havaya karışıp gidiyor Numan'ım!. Yazık değil mi!?" mealinde mesajlar gönderdiğine de -sanırım- inanmazsınız siz.. Ayrıca, bu yazdıklarıma –teknik olarak- yorum yapamamak da sizleri üzen diğer bir husus oluyormuş ki gel de kahrolma!.

Her ne kadar başlık için işime yaradıysa da- düşüncelerim için 'saçma sapan' sıfatını kullanan o ‘sevgili’ arkadaşlara teessüflerimi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım, benim aziz vatandaşlarım!


  


* Nuri Bilge Ceylan, “Jürinin ve izleyicinin filminizi anlamakta zorlanacağını  düşünüyor musunuz?” sorusunu, “Her şeyi anlamak şart değil. hayattaki gibi, kendinizi filme bırakırsanız, geriye mutlak bir şeyler kalır” diye cevaplamış..

Ben bu yanıtın hemen hemen aynısını, bir filmin anlattığı ya da gizlediği her şeyi anlamaya takıntılı olan o 'çekilmez' tiplere -bildim bileli- söyleyip duruyorum.. Ama ne fayda!

Oysa ki dostlarım, film izlemenin ya da herhangi bir sanat eserini izleyip okumanın, anlamaya çalışmanın yolu, yordamı ve âdabı budur ve de yalnızca bundan ibarettir..
  
Bu arada, NBC'yi ve sanatını seviyor ve de kendisini bir kez daha kutluyoruz..





* Kendisinin de -utanmadan- söylediği gibi Lars von Trier bence de dünyanın en iyi yönetmenlerinden biridir..

Son yaptığı Cannes gaflarını fırsat bilip de onu kışkırtıcı megalomanlıkla suçlayan bizdeki 'düşeni tekmele' kalemşorlarını ve 'istenmeyen adam' ilan etmeye pek meraklı festival yönetimini kınıyorum..

Özür dileyen Lars, tüm iyi niyetiyle bakın neler diyor: 'Basın toplantıları sıkıcı olmaya başlayınca performans sergileme huyum var.. Aptalca konuştum.. Alaycı olmak için yanlış yerdi.. Tüm dünyanın karşısında arkadaşlarımla konuşuyormuş gibi konuşmak yanlıştı.'

Efendiler! Daha neyin peşindesiniz?.





* Malatya'daki bazı aklıevveller, 22 bin kişiyi bir stada doldurup aynı anda aynı yerde aynı kitabı -hem de yüksek sesle- okutarak rekor kırdırmışlar..

Kitap okuma gibi, sessiz bir ortamda ve keyif alarak yapılası bir güzel 'asude' eylemi, 'harala gürele' bir spor müsabakasına çevirmek doğrusu bize pek yakışmış..

Keşke o 22 bin kişiyle, farklı zamanlarda, farklı yerlerde ve başka başka kitapları, tek başlarına okurlarken karşılaşsak..



2 yorum:

Hayal Kahvem dedi ki...

Selam Numan,
Diğer okurlarınız ne düşünürler bilmiyorum ama ben haftada bir gün hayata dair yazı yazacağınız öğrendiğim için çok mutluyum.. Mutluluk nedir diye sorarlar ya bazen.. Mutluluk zevkle okuduğunuz yazıların haftada bir yazılacağını öğrenmektir.. Ayrıca haftada bir gün gönül rahatlığıyla itiraz edebileceğinizi bilmektir:)

Yukarıdaki düşüncelerinizden birine ufak bir itirazım var.. Şimdi çıkmalıyım.. Ama daha sonra yazacağım..

Kolaylıklar dilerim..

Hayal Kahvem dedi ki...

Şarkıcıların yazarlara göre daha şanslı olduklarını düşünüyorum. Şarkıcılar konserler veriyorlar ya… Memleketin ya da dünyanın her yerinden gelen dinleyicileriyle bir ağızdan şarkı söyleyebiliyor, hislenip coşabiliyorlar. Ne hoş!

Oysa yazarlar ancak belki imza günleri ya da dinletilerinde okurlarıyla karşı karşıya gelebiliyorlar. Acaba yazarlar için de konserler gibi dinletiler yapılsa biletleri satılır mı? Diyelim Harbiye açık havada Murathan Mungan dinletisi düzendi. Acaba kaç kişi gelir? Diyelim tıklım tıklım doldu.. Bir gece.. Şahane bir İstanbul mehtabı altında… Gökyüzünde şarabi ışıklar… Usul usul ilkbahar esintisi… Fonda romantik iç ılıtan bir müzik… Ve şair okumaya başlıyor…

“Olmasa mektubun
Yazdıkların olmasa
Kim inanır senle ayrıldığımıza
Sanma unutulur
Kalp ağrısı zamanla
Herşeyi unutarak
Yaşanır sanma”

Düşünsenize.. Tüm seyirciler bir ağız söylüyor olacağız bu şiiri.. Ezberden hatta.. Bangır bangır..
Of! Şahane olmaz mı? Durun bir dakika.. Bu örnek oldu mu sizce? Çünkü Murathan Mungan’ın şiirleri Yeni Türkü’nün şarkı sözleridir. Herkes bilebilir. Olsun bütün seyircilere o gece okunacak şiir ya da metinler kağıda dökülüp verilebilir. Böyle bir gece müthiş olurdu.

Peki Metin Üstündağ’ın bir dinletisi yapılsın o halde… Hey! Bu şahane bir fikir. Bir kere yapsın açık havada bir Metin Üstümdağ dinletisi… Cem Yılmaz’dan daha çok satmazsa bileklerimi keserim:) Düşünsenize… Gene açık havadayız.. Gene şarabi renkte gökyüzü… Yumuşak esintili bir hava… İç ılıtan bir müzik fonda… Ellerimizde Metin Üstündağ’ın Mavra Zamanı adlı kitabı var mesela… O “ZAMAN” diye sesleniyor mikrofondan… Biz seyirciler… “Ömür taksimetresi... ve fakat hep gece tarifesi.” diye anfiyi inletiyoruz. Metin Üstündağ sahnede.. Elindeki mikrofondan“MUTLULUK” diye sesleniyor bizlere.. Biz ise…
“görece bir kavram.. gören var mı?” diye sesleniyoruz. Şimdi bunları hayal ettim ya resmen yaşadım:))Keşke yapılsa.. Şahane olur:)

Neyse, niye itiraz ediyorum yazdığınıza biliyor musunuz? Hani diyorsunuz ya “Kitap okuma gibi, sessiz bir ortamda ve keyif alarak yapılası bir güzel 'asude' eylemi, 'harala gürele' bir spor müsabakasına çevirmek doğrusu bize pek yakışmış..” diye.. Üzgünüm ama Numan, katılmıyorum size.. Kitap okunsun da nasıl okunursa okunsun. Ayrıca böyle 22 bin kişilik dinletiler olsun:) İtirazım ediyorum hakim bey. Maruzatım bundan ibarettir. Eğer gene abarttıysam affımı dilerim:)

Aslında daha önce itiraz etmek istiyordum, yorum yazacak yer yoktu. Buraya yazılarınızı aldığınız için çok memnunum.
İtiraz fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim:))