23.06.2011

Öfkeli Çılgınlık Karamsar Çile :: Huzurlu Sükunet İyimser Umut


Çukurova, 1960..
Toros Dağları'nın eteklerini kendilerine mekân eylemiş kuşlar, kurtlar, börtü böcekler ve insanlar.. Buradaki herkes ve her şey, birbirleriyle akraba gibidir..

Bir kıl çadırda barınan, doğurmak üzere olan genç bir kadın ve küçük kızıyla tanışırız ilk..
Bir de, iki gündür kayıp olan kırmızı ineğini arayan yaşlı ve dertli bir kadınla..
Filmin 'iddialı' adındaki karamsar çilenin âdeta simgesi gibidir bu kadınlar..
Tek duaları ya da 'kurtuluşları', gelecek bebeğin erkek ve sağlıklı olmasındadır..
Bir de inek sağ salim bulunsa!

Hem karısını, hem de kızını dövdüğünü öğrendiğimizde -nedense- pek de şaşmadığımız baba ortalıkta yoktur..

Karısını, "Neden erkek çocuk doğurmadın"; kızını da "Neden hayatta kaldın" diye döven, 'budaklı meşe odunuyla döve döve gebertilesi' bu adam, kendince gizli işler çevirmektedir..


Kendi gibi iki aklıevveli daha yanına almış bu adam, üzerinde bilinmeyen işaretlerden oluşan bir yazı bulunan bir taşı okutmak üzere, Adana'dan çok yaşlı bir adamı eşek sırtında getirmekle meşguldür..
Taşın, bir büyük definenin yerini gösterdiğinden ise -neredeyse- emindirler..

Ortalıkta başıboş dolaşarak tarlalara zarar verdiğini düşündüğü eşekleri, açık hava hapishanesine kapatarak asayişi sağlayan, bu arada hayvan otlatırken oyuna dalan çocuklara bağırıp çağıran, yakalarsa da kulaklarını çekip, etlerini buran, hayatından ve işinden sürekli şikayet eden, keyfi yerine gelince de düdüğünü üfleyen bekçi de, filmin bir diğer karakteridir..


Kendini üç gündür açlıkla terbiye etmeye çalışan bir genç çoban –âdeta gerçek bir derviş gibi- bedeniyle var olduğu bu çevreden, 'ruhen' öyle uzaktadır ki..
Olup biten her şeye, özellikle de doğaya, meraklı gözlerle bakan bu çocuk, kendisini de bir parçası olarak hissettiği tabiatla bir olmanın peşindedir..

Büyük ihtimal- yaşlı kadının kayıp ineğinin iskeletindeki etleri sıyırmakta olan akbabaları kaçıran çoban, bu kemikten kafesin içine sığışır..
Sarp kayalara tırmanarak, eliyle kartalı yakalar, koca bir ayıyı ininden çıkırır..


Bütün gün sık sık yoklayan sancılar şiddetlenir ve dayakçı kocasını şikayet etmek için etrafta 'hükümet adamı' aramakta olan hâmile kadın, bir kayanın dibine çöküverir..
Yeni doğmuş bebeğin tiz sesi dağlar arasında yankılanarak genişler ve İncirlik Üssü'nden havalanan jetlerin gürültüsüne karışarak, erir gider..

Tüm Bir Yaşam Metaforu

Öfkeli Çılgınlık Karamsar Çile, görüldüğü üzere, belirli bir hikayenin anlatılmadığı, bir yerde ve bir gün süresince başlayıp, kendince de bir sonuca varan gelişmelerin, âdeta bir tablo gibi resmedildiği bir film..


Kendisi de aynı bölgenin insanı olan yönetmen Hatice Yakar -belli ki- bu ilk filminde değindiği figür ve devinimlerin sembolik değerleriyle bir ‘mecaz’ oluşturmanın peşindedir..

Yönetmenin kullandığı üslubun 'belirleyici' oluşuna ek olarak- doğumu ve ölümleri; öfkeli çılgınlığı ve huzurlu sükuneti; karamsar çileyi ve iyimser umudu; bir kartalın 'doğal' süzülüşünü ve bir savaş uçağının 'yapay' pikesini, sürekli ve kadim bir korku sarmalının içine yerleştiren film –bunlarla- belki de tüm bir yaşamın metaforunu kurmaya çalışıyor..

Böyle teorik olarak ve biraz da 'şiirsel' yazınca, insana gayet anlamlı ve etkileyici gelen bu sanatsal çalışmanın, yeterli bir ustalıkla başarıldığını iddia edecek değilim..
Fazla ayrıntıya girmeden söyleyecek olursam: Herhangi bir geçiş süreci yaşamadan, doğadaki ve insanlardaki nedensiz, sırasız ve de aniden oluşan hareketlenmeler ya da tavır değişiklikleri oldukça rahatsız edici..
Bu gelişmeler, filmin normal akışını bozarak, seyirci algısında kötü bir etki bırakıyor..



Hem çekim mekânı, hem de oyuncuların tipleri sebebiyle olsa gerek- Yılmaz Güney filmlerini; bilhassa uçak sesi efektlerinin ve çobanın haykırışlarının ise Reha Erdem filmlerini aklıma getirdiğini belirtmek istediğim filmin en yetkin unsuru, görüntüleri..
Usta görüntü yönetmeni Ertunç Şenkay, her hâliyle zaten görkemli fotograflar veren ortamdan, gayet etkileyici kareler yakalamış..

Doğruyu söylemek gerekirse- Hatice Yakar, aslında -hele de bir ilk filmde ve bunca imkânsızlıklar içinde- başarılması çok zor bir işe kalkışmış..
Peki fena mı yapmış? Asla!
Kolay bir hikayeyi, düz bir anlatımla kotarmak gibi, altından rahatlıkla kalkabileceği bir projeyle kolaya kaçmayan ve sanatını savsaklamadan icra etmeye çalışan ‘gerçek’ bir yönetmenle tanıştığımız, herhalde kesin gibi..


Yönetmen: Hatice Yakar
Senaryo: Hatice Yakar
Oyuncular: Asiye Dinçsoy, Barış Koçak
Yapım: 2010, Türkiye, 80'


  3 / 5


(İşbu yazının bir kısmı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)


Hiç yorum yok: