25.08.2011

Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus :: Senin Sırrın Ne?



Yıl 1958.. 
Otuzlu yaşlarda, endamı yerinde güzel bir kadın, sırtında tuhaf bir kürk, elinde de kocaman flaşlı bir fotograf makinesiyle, kırsal bölgede konumlanmış bir çıplaklar kampına vardığında, bir odaya alınır.. 

Biri kadın, biri erkek -hâliyle de- çırılçıplak iki kamp yetkilisi, ondan öncelikle soyunmasını isteyerek, kampın diğer iki ana kuralına dikkatini çekerler: Tahrik olmayacaksın ve gözünü dikip bakmayacaksın!

Bu sekansla açılan filmimiz, kamerasını New York City'ye çevirdiğinde, zaman da, üç ay önceye döner.. 

Finalde, çıplaklar kampında kaldığımız yere tekrar dönülecektir; lâkin, kentte yaşanacak bu üç ay, fotograf makineli kadın için 'hayâti' önem taşırken, bu kamp ziyaretine de belli bir açıklık getirecektir..



Evet farkındayım! Gizem içinde bıraktığım bu kadın, ABD'nin ünlü fotoğrafçısı Diane Arbus'tur..

1923 yılında, Manhattan’da, zamanının kürk imparatoru bir babayı da havi, varlıklı bir Yahudi ailesinin içine doğan Diane, yoğun baskı ve disiplin altında geçen çocukluğunun sonuna gelir gelmez de biricik aşkı Allan Arbus'la evlenmiştir..

Diane Arbus (Nicole Kidman), evine konuk olduğumuz sürecin başında, moda ve reklâm fotoğrafçılığı yapan kocası ve de iki kız çocuğuyla birlikte, klâsik bir evlilik yaşantısı olan bir kadındır.. 




Bulundukları apartmanın bir bölümünü stüdyo olarak kullanan kocası Allan Arbus (Ty Burrell)'un asistanlığını da yapan Diane, bir gün, babasının son moda kürklerinin tanıtımının yapıldığı bir defile sırasında, hayattaki 'bağımlı' durumuna aymak suretiyle, fazlasıyla 'burjuva' olan yaşantısını sorgulamaya başlar..

Büyük ihtimâl, kendini boğan 'aile cenderesi'nden kurtulmak için kucağına atladığı evlilik kurumunun, bu kez de yeni bir cendere doğurduğunu anca fark etmiştir..




Yıllarca içindeki bir kafese -bilinçli bir şekilde- tıkıp, hareketsiz bıraktığı 'canavar', kımıldamaya başlayıp, kafesinin demirlerini bükmekte gibidir.. 

Bir adı da 'özgürlük' olan bu güçlü duygu, Diane'nın içinde yükseldiği gün, apartmanlarının üst katına, bir gizemli adam taşınır..

Dışarda maskeyle dolaşan, yeni komşu Lionel Sweeney (Robert Downey Jr.), aşırı kıllanma hastalığı olarak da bilinen Hipertrikoz hastasıdır.. 

Görünüşünü, Star Wars'ın bol kıllı karakteri Chewbacca'nın, dişleri daha düzgünü, şeklinde târif edebileceğimiz bu 'zavallı' adam, Diane'nın önce dikkatini çeker, sonra da derinden etkiler..




Belki zamanla bunun üzerini de örtmüş olsa da, toplumun dışladığı bu nevi 'ucube' insanlar, çocukluğundan beri onun ilgi alanına girmiştir.. 

Merak uyandırıcı ve alabildiğine gizemli Lionel'in varlığı, Diane'nın bu tutkusunu alevlendirerek, bundan sonraki tüm yaşantısını kaplayan bir fenomen etkisi gösterecektir..

Bir başka deyişle, evli, çocuklu bu genç kadın, bir 'korkunç' aşkın deryasına kendini bırakıverir..




Ona bundan böyle, 'ucubeler evreni'nin güzellik tanrıçası dense, yakışır derim ben..

Diane Hârikalar Diyârında

"Diane Arbus, 1923-1971 yılları arasında yaşamış, 'orta format' makinesiyle çektiği siyah-beyaz ve kare ebatta baskıları ile bilinen Amerikalı kadın fotoğraf sanatçısıdır.. Ki bence, yirminci yüzyılın en büyük fotoğrafçılarından biridir..
Arbus'un yaşam hikayesi, 'Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus' adıyla geçen yıl yönetmen Steven Shainberg (Pek beğendiğim 'Sekreter' filminin senarist-yönetmeni) tarafından filme alınmış idi.. Diana'yı Nicole Kidman'ın canlandırdığı film -pek umudum yok ama- buralara gelirse, izlemek boynumun borcudur."


2007 yılında bloguma koyduğum bu yazıdaki 'umutsuz' öngörüm aynen gerçekleşti ve o filmin yolu bizim buraların yakınından bile geçmedi..

Film ithâl eden şirketleri de anlamak lâzım öte yandan.. 

Her yıl hepsi birbirinden mükemmel öylesine filmler getiriyorlar ki bize her hafta âdeta bir sinema şöleni yaşatıyorlar..

Arbus'muş, fotoğrafçıymış; Secretary gibi mükemmel bir film kotarmış bir yönetmenin yeni filmiymiş.. 

Bunlar boş şeyler arkadaşım!

Bu arada, filmin ilk haberini aldığımda 'Diane Arbus'un hayat hikâyesi' zannederek biraz fazla heyecanlandığım da ortada.. 

Hayranı olduğum, lâkin hakkında 'gerçek bilgi' azlığı çekilen bir sanatçıyı tam anlamıyla tanımak şahane olurdu elbette..


Oysa film, adından da gayet net anlaşıldığı gibi, hayâli bir portre.. 

Sekreter'in senaryosunda da çalışmış Erin Cressida Wilson'ın yazdığı bu senaryo, Patricia Bosworth'un 'Diane Arbus: A biography' kitabına dayanıyor ve 48 yıl süren 'tuhaf' bir yaşamın -hemen hemen hiç bilinmeyen- üç aylık, kısa ama 'pek acayip' bir kesitine yoğunlaşıyor..

Belli ki, sanatçının eserlerinden da esinlenerek ortaya konulan bu dönemde, kocasının asistanlığından ve karılığından kopma noktasına gelmiş Arbus'u, sanatını konuşturacağı bir döneme geçişin sancıları içinde kıvranırken görüyoruz..

Aslında bu süreç onun ta çocukluğundan itibaren başlamış, evliliğiyle birlikte bastırılır gibi olmuş ve nihayet apartmanlarına yeni taşınan 'ucube' bir komşunun tetiklemesiyle de kısa yaşamının yeni ve de kesin rotası belirlenmiştir..




Baştan bir itirazınız oluyorsa da filmi izledikten sonra, bu 'hayâli' yöntemin -ne kadar renkli ya da ilginç olursa olsun- bütün bir yaşamı 'tüm gerçekliğiyle' anlatmaktan daha yaratıcı olduğunu kabul ediyorsunuz..

Diane Arbus'un kocasından hediye, çift objektifli refleks makinelerinin efsanesi Rolleiflex'ini boynunda gezdirirken görmek; kocasının yaptığı bazı stüdyo çekimleri ve karanlık oda çalışmalarına tanık olmak dışında film, fotograf sanatına -beklediğim oranda- hiç bulaşmayarak, tamamen 'müstakbel sanatçı'nın ruhsal ve duygusal dünyasındaki derin çalkantıya odaklanıyor..




Diane Arbus fotoğraflarının, büyüklere yönelik -bir nevi- Alis Hârikalar Diyârı albümüne lâyık bir nitelik gösterdiğinden bahsedilir.. 

Onun hakkındaki bu film de -gayet doğru bir tercihle- bulduğu her fırsatta kahramanıyla birlikte -açılan tavşan deliğinden girerek- gerçek/sıkıcı dünyadan uzaklaşıyor ve seyircisiyle birlikte masalsı bir evrene yuvarlanıyor..

Filmi izlerken, olağanüstü ayrıntılı dekor ve aksesuar çalışmasıyla müthiş bir iş çıkardığına tanık olduğum sanat yönetimine ben de şapka çıkarıyorum.. 

Bu cümleden olarak, yapımın büyük bir kısmının geçtiği evin tüm katları ve odalarının ve de diğer mekânların atmosferi öylesine güçlü bir aurayla kuşatılmış gibi algılanıyor ki kesinlikle ruhu olan bir filmle karşı karşıya olduğunuzu hissediyorsunuz..

Öte yandan, epeyi bir süredir bu tür 'küçük' ve 'sanat' ağırlıklı filmlerin değişmez kadın kahramanı rollerinin hakkını -her defasında- çok iyi oyunculuklarla verdiğine tanık olduğumuz Nicole Kidman, yine mükemmel..




Doğrusu, pek yeni bir şey söylemese de derdini harika bi şekilde anlatmayı beceren bu filmi izledikten sonra, daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaparak, aynı gün bir daha izledim.. 

Hem -araştırdığım kadarıyla- dünyada öyle beğenilmiş gibi görünmediğinden kuşkulanarak, hem de, sevdiğim bir fotoğraf sanatçısının ve tek filmiyle hayranı olduğum bir yönetmenin varlığı sebebiyle, birinci seferde bir nevi torpil geçerek, eksiklerini görmezden gelmişimdir deyu yaptım bunu.. 

Ve ne yalan söyleyeyim, ayrıntıların farkına daha da iyi varmanın etkisiyle olacak, kendisini daha da beğendim..








Yönetmen: Steven Shainberg
Senaryo: Erin Cressida Wilson, Patricia Bosworth (kitap)
Oyuncular: Nicole Kidman, Robert Downey Jr., Ty Burrell
Yapım: 2006, ABD, 122 dk.


(İşbu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)





1 yorum:

eeyore dedi ki...

gerçekten çok güzel bir inceleme yazısı olmuş FUR filmini çok merak ettim hemen temin ederek izleyeceğim