23.10.2011

Isztambul :: Kırık Bir İstanbul Hatırası


Orta yaşı çoktan geride bırakmış bir akademisyen olan János (Andor Lukáts), bir akşam eve geldiğinde, kendisine bir kız, bir de erkek evlat vermiş onca yıllık karısı Katalin (Johanna ter Steege)'e -pattadanak bi şekilde- bir başkasına âşık olduğunu ve boşanmak istediğini söyler..

Hemen o akşam bavulunu hazırladığı gibi evden ayrılan 'azgın teke'nin bu kararı almasında en büyük etken, öğrencisi olan bir kızdan -belli ki bir takım çıkarlar karşılığında- gördüğü ilgidir..

Kocası olacak adamın bu ani kararı, içe kapanık ve 'hisli' karısında şok etkisi gösterecek; dışarıdan duyulabilecek hiçbir tepki vermeyen kadın, giderek, tamamen sessizliğe gömülecektir..

Sonradan öğrendiklerimizle anlarız ki Katalin, yaşamla ilişkisi -yakın çevresi dışında- sınırlı ve de tamamen kocasına bağımlı bir hayat sürdüregelmiştir..




Yaşadığı olaya -istemsizce- bir psikolojik tepki olarak dünyayla zaten zayıf olan bağlarını koparması, Katalin'i önce bir akıl hastanesine düşürecek; daha sonra da doğup büyüdüğü ve yaşlandığı yurdu olan Macaristan'dan ayrılarak, soluğu Türkiye'de almasına sebep olacaktır..



Ey Aşk, sen her şeye kâdirsin!


Büyük ihtimal, hayatının sonuna kadar, 'özgür bir insan bilinci'yle değil de, sadece "János'un Karısı" 'dar şuuru'yla yaşayıp ölecek Katalin için şok edici olan bu talihsiz olay, tam tersi bir etki göstererek, onun hayatının -olumlu anlamda- en önemli dönüm noktası olur..

Yeniden Macaristan'a ve kocasına dönse bile o artık varoluşunun farkında, güçlü bir kadındır..




Filmin İstanbul'a bakış açısının biraz fazla turistik olması, yönetmeni, konusu ve kahramanı itibarıyla anlaşılır bir şeydi belki ama, çizdiği -bir başka kadınla görünmekten hoşlanmaz- 'evli Türk erkeği' imajı da fazla abartılıydı..

Öte yandan, evli Türk erkeğinin -bir yakını görüp duymadıktan sonra- başka bir kadınla ilişki yaşamasında hiçbir yanlışlık görmemesindeki ikiyüzlülüğe vurgu ise gayet yerindeydi..

Bu arada, Katalin'in İstanbul'da tanıştığı inşaat ustası Halil (Yavuz Bingöl)'in önce 'çat pat' olan İngilizce seviyesinin bi ara 'sular seller' seviyesine yükselmesi, filmin (Belki de sinema tarihinin!) en bâriz 'devamlılık hatası'ydı.. Ya da..

Ya da şöyle haykırayım: Ey Aşk, sen her şeye kâdirsin!




Deneyimli ve ödüllü bir oyuncu olan Johanna ter Steege'in, şokun etkisindeki Katalin'i ve onun bu etkiden yavaş yavaş sıyrılışındaki her türlü fiziksel ve de ruhsal nüansları, mükemmel bir biçimde bize yansıttığını söyleyebilirim..

Bunda, senarist yönetmenin payını da unutmuyoruz tabii..

Konusuna dair, hem Macaristan, hem de Türkiye kanatlarında gelişen olayların, filmin bütünü içinde gayet dengeli ve kararında sergilenmesi de ayrıca övgüye değer..

Son tahlilde, mütevazı öyküsünü gayet sade bir dille anlatan; küçük insani dramını, büyük laflar konuşarak değil de büyük susuşlarla ortaya koyan Isztambul -bazı kusurlarına karşın- 21 Ekim 2011 haftasının en iyi filmi olmayı başarıyor..



3/5



Isztambul / İstanbul

Yönetmen: Ferenc Török
Senaryo: Ferenc Török
Oyuncular: Johanna ter Steege, Yavuz Bingöl, Lukáts Andor, Varga Norbert 
Yapım: 2011, Macaristan / Hollanda / İrlanda / Türkiye





Hiç yorum yok: