13.11.2011

Bienal Bienal Dedikleri Elmadır Yedikleri



12. İstanbul Bienali bugün sona eriyor..

Bunu duyunca çok mu üzüldünüz? Öyleyse, istediğiniz halde bu 'büyük sergi'yi göremeyenlerdensiniz..
Bunun için hiç üzülmeyin bence..

Hem de bir İstanbul Bienali için böyle söylemek beni gerçekten ve derinden yaralıyor; ama gerçek de bu öte yandan..

Sadece, İstanbul Modern'e komşu iki antrepoda gerçekleştirilen bu etkinliğe 'Bienal' demek ne kadar mümkün?
Bu soruya olumlu bir yanıt veremediğimden, yukarıda işaretlediğim 'büyük sergi' kavramı, bu olayı daha doğru açıklar gibi..
Tabii, büyüklüğü de fazla yer kaplamasından!

Bildim bileli ve her iki yılda bir beni, İstanbul'un bilmediğim semtlerinde gezdiren, daha önce kapısından adımımı atmadığım, birbirinden ilginç ya da tarihi mekanlarında ağırlayan bu etkinlik, şimdi daha işin başında -daha doğrusu- antrepo denilen depoların kapısında gözümden düşmüştü..
Bu durumda belki de bana içerde gösterecekleriyle vaziyeti kurtarabilirlerdi; maalesef o da olmadı..




Hemen her defasında bir önceki Bienal'i aratan bir düşüş grafiğiyle karşılaşıyor -kendimi bir şey sanarak- yapmayın, etmeyin, biraz daha özen gösterin falan diyordum..
Yeni tanık olduğum bu yılki 'sanatsal düşüş'e, artık 'dibe vurma' diyeceğim ama korkarım ki iki yıl sonra daha kötüsüyle karşılaşmak ihtimali de bulunmakta..
Bu defa durum sadece sanatsal düşüşle de sınırlı değildi..
Bilet gişesindeki bilgisiz ve suratsız elemandan, sadece roman okuyup oturan ya da birbirlerine resmen eşşek şakaları yaparak itişip duran, ilgisizliği ilim bellemiş sergi görevlilerine kadar tam bir laubalilik hüküm sürüyordu orada..

Tabii ki balık baştan kokarmış..



İçine girdiği her şeyi kokutan tâcir zihniyeti ya da kısaca para, sanatı da çoktan çürütmüştü gerçi..
Şimdi de üstüne tüy dikilenlere gözümüz takılıyor, bir bir..
O tüylülerden birini daha görmek, kaderimdeymiş demek..
İçerdeki içeriğin içeriksizliğiyle karşılaştırıldığında, 20 TL'ye satılan bilet gayet fahiş kalmaktaydı ve Bienal kitapçığı ayrıca satılmaktaydı..
Ziyaret etmedim ama tuvaletlere girişin de bir tarifesi olduğuna eminim, hatta küçük-büyük olarak ayrıntıya girmiş de olabilirler..




Hemen her Bienali ayrıntısıyla, uzun uzun yazdığımı, hatta bir yazıya sığamayıp tefrikaya başvurduğumu bilenler bilir; ama artık ne o heves kaldı bendenizde, ne de adamı gaza getirecek bir etkinlik..
Anlayacağınız, bu bir 'âdet yerini bulsun' yazısıdır..

Çerçevelenen her şeyin ya da sanat galerisinde sergilenen her şeyin sanat olma ihtimalini yüzde yüze yaklaştıran bir seçimle oluşturulmuş bu Bienal'de beğendiğim bazı işler, kapkaranlık bir göğün tek tük yıldızı gibiydiler; oldukça göz alıcı, birazcık moral verici..
Cevdet Erek'in cetvelleri mesela..
Santimetreye, milimetreye bölünmüş, bildiğimiz cetvellerden farklı olarak, şimdi'yi işaretleyen, yarını kerterizleyen, yaşanılmış, yaşanılan ve yaşanılacak zamanlara bölünmüş, parçalanmış cetveller..
Gayet 'sade' düzenlenmiş, çarpıcılığı müthiş bir çalışma..




İkinciyi say derseniz, ben de Kutluğ Ataman derim..
Katıldığı her sergiyi özgünlüğüyle renklendiren bu sanatçı, hele ki bu yokluğun içinde bir güneş gibi parlıyor..
'Su' adlı, deniz yüzeyi görüntülerinin kolajlanmasından ibaret, yan yana konulmuş iki ekranlı video yerleştirmesiyle; özelini tüm cesaretiyle sergilediği yatağı, tanı bölümünde 'Homoseksüalite', karar bölümünde, 'Barışta ve seferde askerliğe elverişli değildir' yazan, askeri hastaneden alınmış sağlık raporuyla..

"Daha daha!" derseniz, içinde elmaların dolu olduğu bir -gâliba- çekmeceyi hatırlıyorum..
Kendisinin ne anlattığını, bana ne hissettirdiğini bi bilsem söylerim, ama yok öyle bi şey tabii..
Beni sadece, oradaki 'Elmalardan alabilirsiniz' tabelası etkilemiş olmalı ki aynı sergi odasından dönüp dolaşıp bir kaç kez daha geçtiğimi hatırlıyorum..
Sonuçta bu Bienal'den payıma düşen 'somut' kârın, yarım kilo kadar elma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim..
İnşallah, o bir kamera şakası değildi ya da o odadaki güvenlik videosu görüntüleri, Youtube'e falan düşmez..



Başta da dediğim gibi, kaçırdıysanız eğer şu Bienal'i, hiç üzülmeyin, değmez..
Hemen aynı yerdeki İstanbul Modern'e gidin bir gün..
22 Ocak'a kadar sürecek olan, 'Hayal ve Hakikat Türkiye'den Modern ve Çağdaş Kadın Sanatçılar' sergisini mutlaka izleyin..

Şahane bir ortamda sunulan sanatın içine doğrudan girin ve orada uzun bi süre kalın ve de kendisine olan imanınızı tazeleyin..




Hiç yorum yok: