4.02.2012

Emrah Serbes: Memduh Başgan'lar Ölmez!



(Efendim, bu yazı dizisinin ilk bölümünün sonlarında da tanık olduğumuz gibi, Bağdat Caddesi Emeklisi Ciddi Bay'ın ısrarlı soruları sayesinde, Behzat'ın, 'doğuştan iyi' ve 'temiz kalpli' anlamına geldiğini öğrenmiştik..

Bu arada, kendi adının da Behzat olduğunu -kesinlikle- ezberlediğimiz bu beyefendinin, aynı husustaki çeşitlemeleri tükenecek gibi değildi.. 
Yazarın da, onaylayıcı ses ve mimiklerle eşlik ettiği bu merhalede, Behzat'ın aslında Behzad olarak yazılması gerektiğini, Behzat yazılsa bile yanına ek aldığında t'nin hemen d'ye dönüşmesinin -özel isim kurallarını yıkma pahasına- mecburiyetini de öğrendik.. 
Son olarak da, Ahmet'in Ahmed, Mehmet'in Mehmed olarak kullanılmamasını, hep birlikte kınadık..

Ve şimdi de gördüğünüz üzre, eşi, benzeri olmayan bu söyleşiye, kaldığı yerden devam etmekteyiz.)


Bilgili Bir Bey: Dizinin senaryosuna bir katkınız yok, diye biliyorum?

Emrah Serbes: Genelde Ercan yazıyor, ben arada bakıyorum.. Yalnız bunu derken, olaya o kadar da yabancı durmuyorum elbet.. Senaryoyu okuyorum; şuraya bunu ekleyelim, şuradan bunu çıkaralım diyebiliyorum.. Ya da bâzen, özel bölümler yazıyorum..





Afili Bayan: Afili Filintalar'da çıkan yazılarınızı bir kitap hâline getirmeyi düşünüyor musunuz?

Emrah Serbes: Bir kitap?. Ya aslında bi ara baktım o yazılara; biri Hanya'ya bakıyor, biri Konya'ya.. Aralarında tematik bir ortaklık olması lâzım gibi geliyor bana..
(Yazar bu konuda oldukça isteksiz görünür, ama bir kitapsever olarak Afili Bayan, ısrar etmektedir.)
Aslında ben bunları bir araya toplayayım, hatta aralarına başka şeyler de ekleyerek kitap yapayım diye, çok düşündüm.. Ama onların güzelliği de orada yayınlanıyor olmasıdır ya..
Tabii şimdi böyle diyorum da, yarın bi gün kitap da olabilirler, o anki ruh hâlime de bağlı..
Bir de şöyle bir şey oluyor: İnternette bir şey yayınlanınca çok fazla dolaşıyor, sadece yayınlandığı yerde de kalmıyor; Facebook'da, Twitter'da, sözlüklerde falan, o yazıyla o kadar çok karşılaşılıyor ki insanlar artık 'illallah' diyor.. Bi de bunları bir kitapta toplayarak tekrar onlara sunmak, bana pek de doğru gelmiyor..

Bilinçli Bir Genç (Yine sahne alır): Afili Filintalar hareketi aynı zamanda dünyaya bakış açısından da -bildiğim kadarıyla- bir ortaklık teşkil ediyor.. Sizin de oradaki yazarlarla böyle bir ortaklığınız var mı?



Emrah Serbes ('Seni gidi seni!' der gibi.): Tuzak sorular soruyorsun! (Olaya vâkıf olanlar başta olmak üzre hep birlikte gülüşmeler.)
Arkadaşlarım onlar benim yaa.. Yâni dünya görüşleri falan değişik olabilir ama, sonuçta bizi bir araya getiren şey, arkadaşlığımızdı, yazdıklarımızdı..
(Genç'in ısrarı karşısında, bu konuda biraz daha konuşmak zorunda kalır.)
Kısmen de olsa görüş ayrılığı olması normal.. On beş tane adamı bir araya getirdiğinizde herkesin aynı şekilde düşünmesi gibi bir şey olabilir mi? Olamaz!
(Anlamlı, sıkıntılı ve karşılıklı bir sessizlikten sonra iç çekercesine.) Öyle..


Çoktan Kaybedenin Biri: Erken Kaybedenler'in dahası olacak mı?

Emrah Serbes: Yirmili yaşlardaki erkek hikâyeleri anlatıcam.. Yâni..

Araya Gireroğlu: Ortaokul çocukları bitti mi?

Emrah Serbes: On sekiz yaşa kadar olanları yazdım, şimdi yirmili yaşları anlatıcam..
Çocuğu anlatırken şöyle bir şey oluyor: Yaşı küçük olduğundan, ne yapsa sevimli karşılanıyor falan.. Ama yirmi yaşındaki bir adam aynı şeyleri yapmaya kalkışınca, 'Vay, yuh!' falan oluyor.. Öyle sevimli bir yanı kalmayacak işin sanki; işte o kısmı çözmeye çalışıyorum şu an..

Hassas Bayan: Siz kendinizdeki hassasiyetin, farklı ve hassas gözlem ruhunun, yazma duygusunun ne zaman farkına vardınız? Bunu hassasiyetle merak ediyorum..

Emrah Serbes: Hassasiyeti bilemem ama, 'Bir şeyler yazayım' duygusunun farkına ortaokulda falan vardım herhalde..
(Bu arada karşılıklı olarak, bir 'Ayşenur'un Ablası' muhabbetidir gidiyor.. Sanıyorum, Serbes'in bir yazısında sözünü ettiği bir karakter o.. Hassas bayan, belli ki ondan pek etkilenmiş, “Onu biz de tanıyabiliriz ama senin gibi anlatamayız.” mealinde coşunca, Emrah bey, “Abartmayalım.” demek ihtiyacı duyuyor.)
Yahu, ben çocuktum o zamanlar.. Tüm mahalle Ayşenur'a bakıyordu, ama bir de ablası vardı yâni..
Tamam Ayşenur çok güzeldi! Ben de şeytana uyup baktım bir kaç sefer, bakmadım diyemem..
Ablası, sürekli balkonun bir köşesinde otururdu.. Evin yemeklerini yapar, bulaşıkları yıkardı..
İşte ben de hep bu kızı merak ederdim; neden kimse onunla konuşmuyor, niye kimse yüzüne bakmıyor?
Yalova'daki evimiz siteydi, böyle karşılıklı evler.. Bizim ev depremde yıkıldı.. Bu Ayşenurlar'ın oturduğu ev yıkılmadı..
Zaten o sıralarda Ayşenur çoktan evden gitmiş, ablası kalmıştı.. (Hüzün çöker inceden.)
Öyle ya.. Çok şey bi hikâyedir ya, çok üzülürüm.. Ben anlatıyorum gerçi de.. (Gülüşmeler.)
Neyse, tavsiye etmem, zor bir hikâyedir o.. Çok yazamadım zaten, kısacık bi şeydir..





Behzat Ç.'nin Şablonu


Kitabını Okumuş Genç: Kitaptan senaryoya geçişte bazı karakterler değişti; mesela savcı, erkekten kadına döndü.. Sizin buna katkınız neydi?

Emrah Serbes: Yapımcı dedi ki, “Çok erkek hikâyesi bu, en azından savcıyı kadın yapalım.” Ben de “Tamam ağbi.” dedim..

K.O.G.: Her konuda fikir birliği içinde miydiniz senaristle, yoksa anlaşmazlıklar oldu mu?

Emrah Serbes: Genel olarak canım.. Her konuda fikir birliği içinde olamazdık zaten..
Genel olarak, 'bizim kafadan' bir yapımcı ve yönetmenle yaptık bu işi.. O yüzden de çok fazla bi pürüz çıkmadı bu tarafta..
Daha çok, 'kanal' tarafında pürüz çıktı; böyle olmaz, şöyle olmaz, işte şunları işlemeyin falan dediler.. 'Böyle yapın' diye de önümüze örnekler koydular.. Biz de bazı şeyleri göze alarak, “Hayır, bu iş böyle olmaz, o zaman kaldırın diziyi.” falan dedik..

K.O.G.: Peki, siyasi cinayetlerden, yapmak isteyip de yapamadığınız, kanal tarafından engellendiğiniz oldu mu?

Emrah Serbes: Yok olmadı.. Sadece ikinci bölümde, ikinci kitabı kullanacağımız zaman dediler ki “Burada polisler kâtil çıkıyor, böyle yapmayalım.”
Biz de, “O zaman, bu kitabı kullanmayız.” dedik ve sonra da onun filmini yaptık.. Filmi de beğenmediler ha! (Geniş bir katılımla, gülüşmeler ve 'Beğendik!' itirazları.)






Bayan Gamlı Baykuş: Behzat Ç. kitap olarak hiç kimsenin ilgisini çekmeseydi, okunmasaydı, hatta siz okunmayan bir yazar olsaydınız ne düşünürdünüz, üzülür müydünüz?

Emrah Serbes (Soru sahibine yönelik anlamlı bakışları, yoğun gülüşmelere sebep olur.): Okunmayan bir yazar olarak çok mutlu olurdum gerçekten!.

B.G.B.: Hayır o değil de pes eder miydiniz? Ben onu merak ediyorum..

Emrah Serbes: Yok, tahmin etmiyorum pes edeceğimi.. Ben o tarz biri değilim ya.. “Bir şeyler yazdım, bak okumadılar, öyleyse köşeme çekileyim, kimseyle konuşmayayım.” falan demezdim..
Okumasalardı üzülürdüm, okundum, sevindim..

Sorusu Bol Arkadaş: “Kanalla sorunumuz oldu.” demiştiniz; şimdi kanalın yönetimi değişti, o sorunlar devam eder mi?

Emrah Serbes: Yok, yeni yöneticilerimizden memnunuz ya..

S.B.A.: İki sorum daha olacak.. Birincisi, Ankara'daki Hopa Davası'yla ilgili olarak öğrencilere verdiğiniz desteği biliyoruz, bunun yeni bir Behzat Ç. bölümüne konu edilmesi gibi bir durum var mı?
Son sorum da şu: Behzat Ç. ve Leyla ile Mecnun'un ortak bir film projesi olacak mı?





Emrah Serbes: Bir defa yaptık ağbi bunu, yeter bence.. Onur'la falan konuştuk.. Çok da iyi oldu, hatta onlar açısından daha da iyi oldu.. Leyla ile Mecnun'da 'ne yapsan olur' durumu var ya..
Bizim seyirciyse biraz şeydir; böyle dışardan gelenlere karşı falan, ama bence güzel oldu ya!.
Hopa konusuna gelince.. Bu sene biraz erken ve önünde gidiyoruz senaryonun.. Bu yüzden güncel hâdiseleri takip ederken bi parça geriye düşmüş olabiliyoruz, ama o mevzuyla ilgileneceğiz yâni..

Tehlikenin Farkında Biri: Statükonun el değiştirmesine karşı tepki, olay daha çok polisle kısıtlıymış gibi anlatılıyor sanki.. Acaba bu durum, kanalın bir kısıtlaması mıdır?

Emrah Serbes: Hiç bir şey anlamadım! Statükonun el değiştirmesi ne âlaka?
(Ben ki çok saf biriyimdir, sayın yazarın bu soruyu anlamaması -doğrusu- bana bile hiç inandırıcı gelmedi.. Kesinlikle -yanıt için- vakit kazanıyor.)

T.F.B.: Dizide bu konu da işlenmiyor mu? Yâni, polisin içerisindeki 'cemaat' örgütlenmesinden falan bahsederken, bu gelişmeler sadece polisle kısıtlıymış gibi de..

Emrah Serbes (Cevabı bulmuş gibidir.): Ama ben polis dizisi yazıyorum!. Diğer türlü birazcık şey oluyor yâni, Kurtlar'da falan bunu çok yapıyorlar; başbakan da var, doğalgaz ihalesi, mavi akım, bilmem ne..
Ya ben, bir cinayet işlensin, Behzat Ç. olay yerine gitsin, öyle baksın pis pis -şablonu anlatıyorum yâni-, sonra işi biraz ilerleterek, olayı çözmeye başlasın.. Sonra Müdür, Behzat'ı çağırsın desin ki, "Behzat bak, bu işin üstüne çok gitme!", o da desin ki, "Ben giderim kardeşim!" bilmem ne.. Sonra olayı çözsün, kâtili yakalasın, ama daha yukarılarda azmettiren biri olsun, ona ulaşamasın..
Behzat Ç.'nin şablonu budur ya! Çok basit bir şey aslında.. Bunun dışına çıkmamalı..
Ha, ara sıra çıktık; Memduh Başgan vardı bilmem ne, ama o çok şeyle âlakalı değildi..
Bizim umurumuz o değil ya, biz daha çok öyle, cinayet çözmek isteriz.. Türümüz polisiye.. Dedektif uyurken telefonun çalması, "Ağbi cinayet var!" denmesi lâzım.. O da, "Gene mi cinayet!" diye lânet edip, söylene söylene olay yerine gitmesi, orada bir şey görüp onunla ilgilenmesi lâzım.. Kızını da durumla ilgili olarak, arada görmesi, "Bunu çözücem, lânet olsun!" falan demesi lâzım.. Öyle yâni..





Kaybedenler Kulübünde Yalnız Değilsin!


Necefli Maşrapa: (Teknik bir arıza nedeniyle, soru ve soran kişi tespit edilemedi.. Lâkin belli ki, seri kâtillerle ilgili bir soru.)

Emrah Serbes: Var ağbi, türlü seri katilimiz var.. Kolici Kâtil, Çivici Kâtil.. Sonra, Mobilyacı Kâtili!..
Şimdi iki arkadaş var.. Bunlar çocukken ve beraber gezerlerken, mobilyacının biri bunları dükkanının alt katına alıyor.. Orada çocuklardan birine tecavüz ediyor.. Buna şâhit olan diğeri, daha sonra mobilyacıları öldürmeye başlıyor.. Öldürürken de şöyle yapıyor: Mobilyacılarda, 'Alt Katta Çeşitlerimiz Vardır' yazar ya.. Adamlara, "Alt kata gel, koltuk bakacam." falan diyor, sonra da 'Tak.. Tak!' hepsini vuruyor..
Altı, yedi kişiyi böyle öldürdü.. İşte tam 'seri kâtil' tipine uyan bir adam.. 'Misyoner Seri Kâtil!' Misyonerliği şöyle ama: 'Mobilyacılar şerefsiz, onları öldürecem!', öyle, kafayı takmış..





Bayan Bahar Sever: Ben dizideki 'Bahar' karakterini merak ediyorum?

Emrah Serbes: Geri dönsün mü? (B.B.S. hâriç, yükselen 'Hâyır!' sesleri.)
O olmadı.. Aslında bütün plânlarımız bozuldu bu konuda.. Bahar'la sezon sonuna kadar gidecektik ama, seyirciler 'Olmuyor, etmiyor' diyerek, kadının (Ayça Varlıer'den bahsediyor.) o kadar çok moralini bozdular ki.. Oysa çok da iyi oyuncudur..

Memduh Başgan'dan Hazzetmeyen Bayan: Memduh Başgan neden tekrar döndü, çok istendiği için mi?

Emrah Serbes (Çok kararlı bir şekilde, hatta bağırarak.): Hayır! Memduh Başgan zaten bizim karakterimiz, Memduh Başgan'ı kimse öldüremez! ('Gülüşmeler' dememe gerek var mı?)

M.B.H.B. (Zorla değil ya, sevmiyor adamı işte!): Ama kurşun tam kalbine isâbet etmişti..





Emrah Serbes (Aynı kararlılıkla.): Hayır, tam kalbine değildi o!
Hem Memduh Başgan bu ya, onu öldürmek öyle kolay mı! "Ben Memduh Başgan'ım! Benim ölmeye hakkım yok!" diyebilecek biridir o.. (Tüm salon kopar, o devam eder.)
O bizim Memduh Başgan'ımız ya.. Boru diil ki.. Ölse de diriltiriz!.

(Söyleşmemiz sona ermiş, mekân değişmiştir.. Yazar, alt kattaki kitapçının önüne yerleştirilmiş masaya oturmuş, kitaplarını imzalamaktadır.)

Emrah Serbes (Önüne uzattığım, Erken Kaybedenler adlı kitabı imzalamadan önce yüzüme bakar ve başını iki yana sallayarak, ağır ağır yazmaya başlar.): "Ey Numan Serteli, kaybedenler kulübünde yalnız değilsin!"

Ben (Dudağımın kenarına yapıştırdığım pis bir sırıtışla.): Sağol be Emrahcığım, çok moral verdin valla!




2 yorum:

Özgür Ceren Can dedi ki...

"bizim seyirciyse biraz şeydir..." :))) Nedir? Gıcık!

Apeda dedi ki...

Emrah Serbes candır, adamdır ya! =)