20.06.2012

Hollywood'un Karizması Öyle Değil Ahan da Böyle Çizilir


kopirayt : kültür mafyası

Fatih Altaylı'nın, akıllara seza bir yazıyla Hollywood’un boyasını -bi güzel- kazıdığına tanık olduktan sonra, kâfi miktar düşündüm..

Gerçi ihtiyacı yok ama, neden Altaylı Fatih'e bi destek çıkmayayım ve bir de ben şu rezil Hollywood'a, hatta tüm ABD'ye geçirmeyeyim..
O hep ışıl ışıl gözümüzü alan karizmasını -bi güzel- çiziktirmeyeyim..
Bu arada -hazır fırsatını da bulmuşken- neden Türklüğümüzle övünmeyeyim..

Hadi bakalım buyrun..

Bu yazıyı okuyunca eminim şaşıracaksınız.. "Yahu Numan böyle yazılar yazmazdı, kafasına saksı mı düştü" diyeceksiniz.. Haklısınız ben böyle şeyler yazmam.. Yazarsam da ben yazmam, beynim yazar.. Ama bugün benim yazacağım tuttu.. Niye yazacağım tuttu.. Nereden bileyim niye yazacağım tuttu.. Pardon ama biliyordum ki ben niye yazacağım tuttu.. Hah, bizdeki genç artistlere, şöhretli popçulara ve Faith Alltaylı'ya milletçe haksızlık yaptığımızı düşündüğüm için yazacağım tuttu.. Uzaktan gördüğümüz şeylerin göründüğü kadar parlak olmadığını bilmemiz gerektiği için yazacağım tuttu..

Ben de tuttum mektup yazdım.. Sevgili arkadaşım Oscar Goesto'ya kendimi Los Angeles'a davet ettirdim.. Los Angeles'ı hiç sevmediğim aklıma gelince kendime iki tokat attım.. İkinci tokat sert kaçınca kendimi öpmek istedim.. Yapamayınca iki saat kadar kendime küstüm.. İnsan kendisiyle konuşamayınca çok sıkılıyor lan.. Bunalmış bir halde eşime döndüm, "Haydi gidelim" dedim..

Los Angeles'a tren yokmuş, biz de uçtuk.. Önce yol verdim ki eşim indi, sonra ben indim.. Bunu gören Oscar, "Helal olsun sana Numi (Bana öyle der) buralarda hiç böyle centilmenlik yoktur.. Burada adamlar önce kendileri iner, inmekte olan karılarına da tekme tokat girişirler" dedi.. Benim kaşık düşmanı Türk doğduğuna ve Hollywood yıldızı olmadığına defalarca şükretti..

Oscar sağolsun ben geliyorum diye parti düzenlemiş.. Parti öyle olağanüstü bir şey değildi doğrusu.. Baktım Sylvester Stallone oradaydı.. Bende bir heyecan.. Gençliğimin en sevdiğim kahramanı Rocky karşımdaydı.. Adrian'ı sordum, suratıma tip tip baktı, cevap veremedi dingil.. Yemek boyunca sadece bir şeyden bahsetti, "Para para para".. Hiç sevmem paradan söz eden erkeği.. Kadın olsa neyse.. Sonunda dayanamadım, "Sürekli paradan söz ediyon.. Şimdi de Napolyon mu oldun deyyus" dedim.. Bu bozuldu tabii, "Los Angeles'ta yaşıyorsan para önemli" dedi.. Yemeğin sonunu zor getirdim.. O son tabağı sıyırmadan öylecene bırakıp masadan kalktım..

Ertesi akşam Hollywood'un en havalı lokantasına gideceğiz.. Arkadaşım geldi bizi otelden aldı.. "Bir arkadaşıma uğramamız lazım.. Sorun olmaz değil mi" dedi.. Lafı soktum hemen, "Sizde arkadaşlık var mı ki lan". Kızardı bu, "Sizdeki gibi samimi arkadaşlık nerde ağbi, idare ediyoz işte" dedi.. "Ediyoz değil, ediyoruz.. İngilizceyi bozdunuz, sıra şimdi de Güzel Türkçe'mize mi geldi denyo" dedim.. Duymazlıktan geldi..

Hollywood'un nispeten kötü mahallelerinden birine girdik.. "Burada arkadaşın mı var" dedim.. "Biz öyle diyoruz ama" dedi.. Sözde laf sokacak.. "Siz adam olmazsınız lan" dedim.. Utandı, önüne bakarak konuştu, "Çok iyi bir kız, görünce sen de seveceksin ağbi" dedi.. Ben, "Demek arkadaşın kız" deyince, baktım bu yine, "Biz öyle diyoruz ama.." diyecek.. Hemen yapıştırdım, "Oscar bak AMK!". Gık diyemedi gâvurun dölü..

Bir evin önünde durduk.. Üç katlı, boyası bozulmuş bir ev.. Evin karşısında belki 50 gazeteci kamp ateşi yakmış, marşmelov falan pişirip yiyorlar.. "Ulan, iki yüzyıl önce atalarınızı bıraktığım yerde otluyorsunuz hâlâ" diye çıkıştım bunlara.. İçlerinden biri diklenir gibi oldu.. "Otur oturduğun yerde lan zıpır.. Benim elimden sizin gibi yüzlerce gazeteci geçti.. Gelmeyeyim oraya" dedim.. Neyse eve girdik.. Sarışın, incecik, gariban bir kız salonda oturuyor.. Kızı gözüm ısırıyor ama çıkaramıyorum.. Arkadaşım tanıştırdı.. Lindsay Lohan'mış.. Nasıl gariban anlatamam.. İçim acıdı valla.. Sarıp sarmalayasım, içime sokasım geldi.. Hep tırnaklarını yemiş.. "Neden yedin kız tırnaklarını" dedim.. Ağlar gibi konuştu, "Yiyecek bulamayınca mecburen". Elleri sanki her gün bulaşık yıkıyormuş gibiydi.. "Bulaşık makinen de mi yok" dedim.. İç çekti, "Burayı Türkiye mi sandınız, her evde makine olsun.. Ortak bulaşıkhanemiz var ama o da paralı" dedi.. "10 bin dolar da kredi kartı borcum var, üç beş bi şeyler atsan ya" dedi.. Her tarafındaki yaraları bereleri gösteriyordu bana.. Ağlamaya başladı.. Tekrar içim acıdı.. Tam kıza doğru hamle yapıyordum ki benimkiyle göz göze geldim.. Kendimi tuttum..

Sonra kızın anne babası çıktı geldi yanımıza.. Onlar da keyifsizlerdi.. Ama anası fena değildi.. Hani cami-mihrap meselesi.. Kızlarının durumuna üzülen bir ana babadan çok, kumbarası çalınmış çocuklar gibi davranıyorlardı.. Kızı gideceğimiz restorana davet ettim.. Karım, "Başımızın gözümüzün sadakası olur hayatım" deyince olumlu karşıladı.. Zavallı kız giyindi, süslendi.. Biraz toparlandı ama babası izin vermedi.. "Çıkamazsın.. Yasak bilmiyor musun.. Burası Türkiye mi" diye bağırdı.. Caanım kız başladı yine ağlamaya.. Kapıda bana doğru eğilip, muhteşem göğüs dekoltesini iyice gösterdi.. Islak pembe dudaklarını kulağıma değdirerek, "Türkiye'ye gelsem iş yapar mıyım?" diye sordu.. Ilık nefesini hissettiğimde ne diyeceğimi bilemedim.. Kahretsin benim karı da hep yanımdaydı.. Kıza çaktırma der gibi baktım.. Gözlerimi iyice açtım.. Dilimi yana doğru çıkardım.. "Geçer bunlar.. Burada da çok iş yaparsın sen" dedim.. Bizimkinin görmeyeceği açıdan göz kırptım.. Kartvizitimi eline tutuşturdum.. Onu orada bırakıp çıktık..

Lokanta kulüp karışımı yere gittik.. Davet sahibemiz Nikki diye bir kadın.. 60'larını geçmiş bir kokana.. Hollywood'un parti kraliçesi.. En havalı partileri o düzenlermiş.. Genişçe bir masada oturuyoruz. İlk gelenler biziz. Nikki başladı sızlanmaya.. Hollywood'da kimse kimseyi sevmezmiş.. Herkes herkesi kullanırmış.. Şöhret arttıkça zavallılık düzeyi artarmış.. En zengin görünenin bile parası yokmuş.. Her şey yalanmış.. Bu yalanlardan bıkmış.. Ben tam, "Şu zavallıların haline bak.. Hey canını sevdiğim güzel ülkem" diyecekken, kokoş lafı ağzımdan aldı.. "Memleketinin kıymetini bil.. Türkiye çok güzel" dedi.. "Nereden biliyorsun" diye sordum.. Ahmet Ertegün'ün yakın dostuymuş.. "Evini her yaz birkaç hafta beleşe bana verir.. Hemen her yıl giderim.. Ooh keka" dedi..

Sonra bizim masa Uzunçayır metrobüs istasyonuna döndü.. Gelen gidenin hesabı yok.. Billy Ray Cyrus geldi.. "Ne iş Billy, seni düşünceli gördüm" dedim.. Kendi gibi oyuncu olan kızı Miley Cyrus'dan yana dertliymiş.. Kızın gözünde siyah gözlükler.. Biraz oturdu sonra arkadaşlarının yanına gitti.. Babası üzgün.. "Sürekli ağlıyor.. Sürekli kavga ediyor.. Çocuk dizilerinde oynamak istemiyor.. Büyüdüğünü düşünüyor.. Büyük filmlerde oynamak istiyor ama büyükler de onu tanımıyor ve en azından şimdilik kabul etmiyor.. Eski hayranlarını kaybetti.. Yenilerine ulaşamadı.. Kendine bir şey yapacak diye korkuyorum" diye döküldü bana bu.. "Hele bi dur nefes al lan Billy" dedim.. "Belli ki suç sende.. Kız babası böyle mi olur.. Kızını dövmeyen dizini döver oğlum.. Hadi şimdi dizini döv" dedim.. Bu bi utandı, "Haklısın Numan'ım.. Bilemedim.. Keşke zamanında sana danışaydım.. Türk terbiyesiyle mücehhez hayırlı bir kız evlat büyütürdüm belki" dedi.. "Geçti Los Angeles'ın pazarı" der gibi, elimi sağdan sola doğru salladım..

Bir ara uzaylı gibi bir kız geldi yanıma oturdu.. Başladı anlatmaya.. Saçma sapan konuşuyor.. Tutuklanmış.. Yeni çıkmış.. Ailesinden nefret ediyormuş.. Sanırsın kırk yılık dostum, sırdaşım.. Kelly Osbourne'muş.. Böyle tombalak bi şey.. Saçının yarısı başka diğer yarısı başka renk.. Her tırnağında başka renk bir oje.. Babasını tanırım bunun.. Civciv ezerdi gençliğimizde.. Pek sevmezdim onu, tıpkı ona benzeyen kızını da sevemedim.. Gerçi yengeniz olmasa bi şekilde teselli ederdim yine de.. İnsanlık dünyada ölse, Türkiye'de ölmez alimallah.. "Beni kimse sevmiyor.. Sen tanımadığın için seversin zannettim ama sen de sevmedin.. En iyisi ölmek" dedi kalktı gitti bu.. Bi şey yapamadığım için nasıl içim yanıyor bilemezsiniz.. Kendi kendime en yakın zamanda buraya tekrar ve tek olarak gelme sözü verdim.. İçim biraz ferahlar gibi oldu..

Restorandan çıkmadan evvel yanıma yaşlı bir zenci geldi.. "Merhaba Türk" dedi.. Bunu duyunca tüylerim diken diken oldu.. O gece gördüğüm en sahici adamdı.. "Bu gece gördüğüm tek mutlu adam sensin" dedim.. "Burası Türkiye gibi mutlu insanlar ülkesi değildir.. Fark ettiğin gibi burada sadece ben mutluyumdur" dedi.. Dünyayı dolaşıp fakir çocuklara basketbol oynama olanakları sağlıyor, finansör bulup basketbol okulları açıyor, yetenekli olanları Amerika'ya getirip basketbol kamplarına yazdırıyormuş.. "Para için yapmıyorum.. O çocukları kötülüklerden kurtarmak için yapıyorum.. Gerçi sizin çocuklarınızın hiç ihtiyacı yok ama davet edersen Türkiye'ye de gelirim" dedi.. Gidince "Kim bu" diye sordum.. Kobe Bryant'ın babasıymış.. Bir tek onu sevdim Hollywood'da.. Bir de galiba Lindsay Lohan'ı..
Ne mutlu Türk'üm diyene!

Hiç yorum yok: