9.09.2012

Paris-Manhattan :: Woody Allen Güzellemesi


Woody Allen filmlerini pek seven, daha doğrusu Woody'den başka kuş tanımayacak kadar ona takıntılı, erkeklerle ilişki kurmakta sorun yaşadığından, kendisini 'özgür ruhlu' tanıtmayı tercih eden Alice'i ilk önce 'liseli kız' olarak tanırız..

Kırk yaşlarında, lepiska saçlı bir kadın görünümlü bu liseli kız, aradan geçen onlarca yıl sonra da tipinde hiçbir değişiklik olmadan, odasının duvarına astığı battal boy bir Woody Allen posteriyle sohbet etmeyi sürdürmektedir..

Tam hayatının erkeğini bulduğunu sandığı anda onu hemen elinden kapan 'normal ruhlu' kız kardeşinin de kırk yaş görünümünü ilelebet koruduğuna tanık olduğumuzdan, bu durumun kalıtsal olduğuna hükmederiz..


Babasının devrettiği eczanede çalışmaya başlayan Alice, dükkana gelen hastalara ilaçlarla birlikte, o hastalığa iyi gelebilecek Woody Allen DVD'leri de vermektedir..



Bir allahın kulu da, "Nedir bu!?" diye itiraz etmemekte, Eczacılar Odası'na şikâyet etmemektedir.. 
Bu durumdan da anlıyoruz ki 'Medeniyet bambaşka bir şeymiş kardeşim!"

Anası, babası, kız kardeşi, eniştesi ve bilumum akrabalarının kendisine koca aradığı Alice, babası aracılığıyla tanıştığı, kapılara alarm takma işiyle uğraşan Victor'u kendine yakıştıramaz..

Lâkin -tıpkı Woody Allen gibi- gösterişsiz, hatta çirkin ve geveze olan bu adamla kızımız Alice arasında istikbalde nasıl gelişmeler olacağını anlamamak için salak olmak bile oldukça hafif kalır..


Daha salona girmeden, bu Woody Allen işinden kıllanmış, yönetmenin kafasından Allen taklidi bir film yapmanın geçtiğini, bu şekilde 'açık' davranarak da gelecekteki olumsuz eleştirilerden kaçınmayı plânladığını tahmin etmiştim.. ki yanılmamışım..

Hiçbir şekilde 'samimi' bir izlenim bırakmayan film, elbette bu iddiasını gerçekleştiremiyor.. 
Güldüremeyen esprilerle dolu, gereksiz ve bir yere gidemeyen sahnelerden oluşan 'klişe' bir senaryoyla; zorla komik olmaya çalışan, abartılı ve itici oyunculuklarla bundan daha iyisi zaten olamazdı..


Tek güzel yanı, Woody Allen'ın da bizzat oynaması olan film -her şeyden önce- üzerinden buram buram 'kompleks' tüten bir yapım.. 
O kadar ki dile gelip, 'Ben aslında bir Fransız filmi değilim!' diye haykıracak sandım da bizzat ben utandım yahu..

Alice'in Victor'a sürekli söylediği gibi şimdi de ben, ilk uzun metrajlı filmini yapan yönetmen Sophie Lellouche'a soruyorum: "Elinden gelenin en iyisi bu mu?"

  2/5


Yönetmen ve senarist: Sophie Lellouche
Tür: Komedi, duygusal
Oyuncular: Alice Taglioni, Patrick Bruel, Marine Delterme
Yapım: Fransa, 2012, 77'


Hiç yorum yok: