21.09.2012

Toprağın Çocukları :: Bir Devrim Fidanının Kökünü Kurutmak


Yakınında, bir Köy Enstitüsü'nün de bulunduğu bir köyde, o sırada popülerliğinin zirvesinde olan Hitler'den ilham, Jandarma'dan da destek alan bir takım lümpen tosunlar, bölgede barınmakta olan bir Çingene ailesine -sıtma yaydıkları bahanesiyle- saldırarak katliam yaparlar..

Buradan sağ kurtulan bir nine ve onun torunu olan genç kıza, Enstitü sahip çıkar..

Bu mevcut durum, Enstitü'nün varlığından zaten öteden beri rahatsız olan tosuncuklar ve bir Hitler aşığı olan karakol komutanı için, arayıp da bulamadıkları bir gerekçe yaratmıştır..

Çok geçmeden, okulun müdürü Kemal Öğretmen gözaltına alınır..



Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in öncülüğünde uygulanması kırklı yılların başına denk gelen, kadim Anadolu topraklarının ve onun çilekeş halklarının -belki de- tarih boyunca görüp görebileceği en önemli eğitim projesiydi Köy Enstitüleri..

Türkiye Cumhuriyeti'nin ABD'nin kucağına -bir daha kalkmamak üzere- güzelce oturmasını sağlayan Truman Doktrini'nin şartlarından biri olarak kapatıldıklarında, ülkenin ve tüm bölgenin makus kaderini değiştirebilecek özelliğiyle, tabandan yeşerip yükselmekte olan bir büyük devrim ağacının kökü, böylece kurutulmuş oldu..

Toplumumuzun hafızasından dahi silinen enstitülerden geriye kalan boşluk İmam Hatip Liseleri'yle dolduruldu da çocuklarımız bilinçli birer Komünist olmaktan ve kız-erkek bir arada okurken doğacak cinsel tehlikelerden uzak tutuldular..

Tamam, kızlarımızın kaderi yine pek değişmedi galiba, ama oğlanların hepsi, namazında niyazında birer antikomünist oldular çok şükür..



Her güzel ve yararlı şeyin başına geldiği gibi, fazla yaşatılmayan bu kurum hakkında bir film yapıldığı haberi, benim açımdan son yılların en büyük müjdesiydi..
Gelgelelim, gönül rahatlığıyla, 'idare eder bir sinema filmi' demenin dahi zor olduğu bu yapımdan sonra, hayal kırıklığım da o derece büyük oldu..

Başta Erkan Can olmak üzere birçok usta oyuncunun dahi 'acemice' rol kestiği film, adeta 'objektifsiz' bir kamerayla çekilmişcesine tarafgir ve her açıdan çok sorunlu yönetilmiş bir 'propaganda filmi' havasında..


Her ne kadar özüme ters gelse de, propaganda filmi çekmek elbette bir suç değil; hatta bir ihtiyaç olarak da görülebilir..
Ancak böylesi bir çalışma, savunulan davanın anti-propagandası olmaktan başka bir işe yaramayacaktır ki..
Ayrıca bu, aynı konuda yapılması düşünülen başka projelerin, önünü tıkama ihtimali de yaratacaktır..

Filmin yapımcı ve oyuncusu olan Erkan Can, "Köy enstitüsü filmi çekmek sanat yapmak değil, memleket meselesidir." buyurmuş..

'Memleket meselesi' kısmına tamamen katılıyorum; ama, 'sanatı dışlayarak film yapma' anlamsızlığına, değil..
Hem bu durumun, o memleket meselesinin tartışılmasına zarar vermekten başka bir işe yaramayacağını görebilmek bu kadar zor mu?


Bu film için herkesin gönüllü çalışması harika bir şey..
Yapabileceğim bir katkı olsaydı ve tabii teklif edilseydi eğer, daha 'Köy Enstitüsü' lafı geçtiğinde ben de atlardım olaya..
Peki ya o aktivizmin verdiği sonuç ne olacak?
Hiç şüphesiz ki bir yerden sonra artık, o gönüllülüğün ortaya koyduğu eserdir önemli olan..

Dönemin İlköğretim Genel Müdürü ve köy enstitülerinin mimarlarından biri olan İsmail Hakkı Tonguç (ki kendisi aynı zamanda filmin 'dış sesi'dir), kafamdaki 'kahraman' hayali tuzla buz olan 'gerçek' adamlardan biri oldu..

Perdeden seyirciye yansıtıldığı kadarıyla- tepeden bakışlı, itici tavırlı, 'Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü' içeriğiyle konuşan o adamın açtığı okula -kimse kusura bakmasın ama- değil kaydolmak, önünden bile geçmem ben..



Hadi dış ses olarak anlatırken lügat paralayabilirsin, ama normal hayatta, resmen istatistiki bilgiler de içeren bir kitap gibi konuşmak da neyin nesi yahu..

Yönetmen Ali Adnan Özgür’ün, hayalini gerçekleştiren insanlara has ‘saf’ heyecanı, beni çok etkiledi; ama öte yandan gerçekleri de söylemek zorundayım..

Bazı filmlere yapılan, 'müsamere gibi' biçimindeki kötüleme klişesini, burada da rahatlıkla kullanabiliriz..
Hatta bir de ekleme yapabiliriz, 'gibisi fazla'..

Bu proje için, bir takım canlandırmalarla zenginleştirilmiş belgesel tercihi, çok daha iyi sonuç verebilir; acemilikle karışık amatörlükler de, sanki bu denli göze batmazmış gibi geliyor özüme..

O değil de, filmin bana göre en manidar yeri, Almanya yenilince, Hitler'e
-gıyabında- aşık, Karakol Komutanı'nın da yenilmiş sayılarak tutuklanmasıydı..



  1.5 / 5



Yönetmen: Ali Adnan Özgür
Senaryo: Dilşah Özdinç
Tür: Dram
Oyuncular: Erkan Can, Ufuk Bayraktar, Türkü Turan
Yapım: Türkiye, 2012



Hiç yorum yok: