4.10.2012

Araf :: Hayâl Kırıcı Hayatlar



Zehra ile Olgun, şehirlerarası seyahat eden taşıtların ve yolcuların bir süreliğine mola verdikleri bir dinlenme tesisinin -24 saat açık- lokantasında çalışan, aynı yaşlarda iki gençtir..

Her gün servisle işlerine gidip gelen bu iki vardiya arkadaşının arasında var gibi görünen 'naif' aşk, daha çok Olgun'un sahiplendiği bir biçimde sürmektedir..

Benzeri her genç gibi, ebeveynlerini kıstırıp da esir almış hayat çemberinin çeperlerini kırmanın -biraz da umarsız- hayâlleriyle yaşayan bu iki gençten Zehra, kendi uzayında yarattığı, yaşam ve aşka dair umutlarından oluşan yıldızı, bulunduğu dar çevrenin dışında bir yerde parıldayan, ailesiyle pek de sorunu olmayan, güzel olduğu kadar da akıllı ve de neşeli bir kızdır..

Saçını süpürge eden anasına çok çektirdiği anlaşılan 'ayyaş' babasını düşman gibi gören, arkadaşlarıyla kolbastı ya da apaçi dansı yaparak boş zamanlarını değerlendiren Olgun'un hayalini ise, Zehra'yla evlenmek ve televizyondaki bir yarışma programına katılarak zengin olmak süsler..

Zehra'nın monoton ve 'hayal kırıcı' hayatına -umarsızlığın ayrıca coşturduğu bir hayal gücünün de etkisiyle- adeta bir 'Beyaz Atlı Prens' gibi dalan, gençliğinin son demlerindeki bir kamyon şoförünün etkisi, hemen herkesi, epeyi bi sarsacaktır..


Hemen merkezinde yükselen bir demir-çelik fabrikasının dumanıyla havası, cürufuyla da toprakları kirlenen bir kentte ve çevresinde konumlanan insanların bazılarının hayatından bir kesit..

Ebeveynlerinin yaşadıklarının dışında bir yerde, farklı bir dünyanın varlığı hayâliyle avunan/avutulan gençler, ülkenin acı gerçeğine toslamalarıyla birlikte, güzel bir rüyadan uyanırlar ki artık ayakları suya ermiştir..
Büyük ihtimal yıllar önce, anne ve babalarına da olduğu gibi..


Sanki, bir fasit daire içinde debelenirken, özgürlük rüyaları gören insanlar gibidir her biri..

Köylü olamamış, zaten olmak da istemeyen köylüler, kentli olamamış ama olmak için kendince hayatı zorlayan şehirliler ve sonuçta, hiçbir yere ait olamayan umarsız gençler..

İki 'sabit' yer arasında gidip gelenler, orta bir yerde konuşlanmış bir dinlenme tesisindeki geçici misafirler gibidir onlar..
Hem de ev sahibi gibi görünen, oysa tam da arafta bekleyenlerdir..



Bir Karanlık Zihniyet Röntgeni

Araf'ı yazıp yöneten ve her filmi de ayrı bir değere sahip yönetmenlerimizden Yeşim Ustaoğlu, bundan önceki filmi olan Pandora'nın Kutusu'yla giriştiği, 'Kökleri halen köyde olduğu halde, büyük kente tutunmaya çalışan bir aile' irdelemesini, bu kez, daha kapsamlı bir insanlık manzarasına genişletiyor..

Aslında ne köylü, ne kentli olamadan, tuhaf bir karışıma dönüşmüş, iki arada bir derede savrulan küçük şehir insanları..

Filmin asıl vurguladığı şey, her geçen gün alevleri daha da bariz fark edilen, çok eski bir yangındır aslında: Kadın-erkek eşitsizliği ya da en net deyişle, kadına uygulanan zulüm..


Kadın yönetmenimiz, "Aynı günahın failleri olan, karşı cinsten iki 'suçlu' arasında asıl suçlu kadındır," hükmünü, binlerce yıldır büyük bir iştahla savunan bu 'töresel' anlayışı, belki dolaylı ama çok sert bir dille yargılıyor..

Sinemamızda bir benzerine pek de rastlanmayacak denli dehşet içeren bir sahneyle doruğa ulaşan bu yargılama, pek tabii ki anlayana..
Gerçi, yüzüne tükürdükçe, "Çok şükür allahım, yağmur yağıyor," diyen yüzsüzler için ne yapsanız boş..

Ustaoğlu -velhasılıkelam- bir sinema filmi değil, adeta, saf bir aşkın acı ve ağır sonucunu, tümüyle küçük bir kızın zayıf omuzlarına yükleyerek temize çıktığını zanneden karanlık bir zihniyetin röntgenini çekmiş..

 

Biraz fazla gibi duran süresini, akla takılan, bazı mantık zorlayıcı sahnelerini neden göstererek, bu güzel filmin değerini düşürmekten yana değilim..
Ancak, hemen her yan karakterin, ayrı birer film olabilecek derinlikteki öykülerini önce bi hissettirmesi, aksini yapacakmış gibi görünürken de olayın üstüne gitmeden asıl konuya dönüvermesi, biraz rahatsız ediciydi doğrusu..

Elbette, Yeşim Ustaoğlu'nun oyuncu yönetimindeki ustalığının asıl unsur olduğunu göz ardı etmeden söyleyecek olursam, genç oyuncuların, özellikle de Neslihan Atagül (Zehra)'ün mükemmel performansı ve Zehra'nın 'görmüş geçirmiş' arkadaşını canlandıran Nihal Yalçın'ın o muhteşem tiradı, unutulacak gibi değil..


Not: Filmde yer aldığı süre ve canlandırdığı karakterin konuya olan katkısı açısından, kapladığı yer çok büyük tutulan Özcan Deniz'li o afiş, tamamen ticari düşünen bir kafanın ürünü olmalı ki bence bu hiç de hoş değil..


Araf

Yönetmen ve senarist: Yeşim Ustaoğlu
Oyuncular: Neslihan Atagül, Barış Hacıhan, Özcan Deniz
Yapım: Türkiye, 2012, 124′

  4 / 5


Hiç yorum yok: