9.11.2012

Babamın Sesi :: Ve Anamın Değiştirilen İsmi



Genç kocası para kazanmak için gurbet ele gitmiş, bakımını üstlendiği kaynanası ve kayınpederinin yanı sıra iki oğlan çocuğu da büyütmüş Basê kadın, artık yaşlanmış olarak, nice badireler atlattığı Elbistan'daki eski evinde yalnız bir hayatı sürdürmektedir..

Genç kadınlığını, ayda yılda anca bir kaç kez eve gelen kocasına hasret yaşamış ve günün birinde de onu gurbet topraklarına gömülü bırakmış Basê'nin bugünlerdeki tek beklentisi, nerelerde ne işler yaptığı belirsiz olan büyük oğlu Hasan'ına kavuşmaktır..

Her gün düzenli olarak ev telefonunu çaldıran ama konuşmayan kişinin, yıllardır yüzünü göremediği sevgili oğlu Hasan olduğunu, darıldığı için de kendisiyle konuşmadığını kabul eden yaşlı kadın için bu 'sessiz iletişim', adeta bir ibadet, bir hayat bağı haline gelmiş gibidir..



Asi ruhlu ağbisine karşın daha 'uyumlu' bir evlât olan Mehmet, karısıyla yaşadığı Diyarbakır'da, annesinin bu yalnız hayatından çok tedirgindir..


'Belki bu sefer bizimle yaşamaya ikna edebilirim' umuduyla ana evinin yolunu tutan Mehmet, onu ikna edemediği gibi, eski evin ruhuna ve orada yaşanmış acı-tatlı anıların örtüsüne bürünmüş bir sessiz dünyanın dervişini andıran anasının etkisi altına girecektir..

Annesini, onlara hep uzaktan seslenmiş babasını ve aile geçmişini daha derinden tanımanın çekiciliği, duygusal bir genç olan Mehmet'i iyice sarmıştır..


Bir zamanlar mektup değil de doldurdukları ses kasetleriyle haberleşmiş bu ilginç ailenin, baba, anne ve çocukların konuşmalarından oluşmuş 'sesli aile tarihi'nin bir kaseti Mehmet'in elindeyken, babasının gönderdiği diğer kasetler Basê'nin gizleyip de asla söylemediği bir yerdedir..

Okuma yazma bilmeyen bu 'acılı' kadının o kasetlere ihtiyacı da yoktur aslında; kocasının her sevgi sözü, her nasihati, her sitemi eksiksiz bir biçimde beyninde yankılanmaktadır..

Öte yandan, yanından ayrılmayarak sürekli ilgilendiği anasından, hiç ortalıkta görünmeyen Hasan'a duyduğu sevgi ve ilginin on da birini bile görmeyen zavallı Mehmet'in durumu, ne de içler acısıdır..


'Kaçan kovalanır' lafı bu durumlar için söylenmemiştir belki ama, şimdi aklıma geldi işte..

İki Dil Bir Kaset

Gayet doğal olarak- Türkçe'ye herhangi bir yabancı dilden farklı bakamayan, analarıyla, babalarıyla, arkadaşlarıyla ve köylüsüyle ancak Kürtçe anlaşan çocuklarla, aralarında -hiç de mevcut olmadığı halde- ortak bir iletişim bağı olduğunu kafadan varsayan bir ceberut sistemin dayatmasıyla eğitim yapmaya çalışan genç bir öğretmenin umarsız çabalarını -bir belgesel gerçekliğinde- gösteren İki Dil Bir Bavul'un yaratıcı ekibi yeniden iş başında..


O film, anadilde eğitimin hem bölge, hem de tüm Türkiye için bir 'mecburiyet' olduğunu, tarafgir ya da propagandist kabalaşmaya başvurmadan, hayatın doğal akışını koruduğu bir atmosferde hissettirmişti..

Babamın Sesi ise, bu coğrafyanın ağır travmalarından birini oluşturan Maraş Katliamı’ndan kötü etkilenen Kürt- Alevi bir ailenin hikâyesi üzerinden kimlik sorunlarına eğiliyor..

Ancak yine de ilk filmdeki hassasiyetlerin burada da devam ettiği görülüyor.. En belirgin örnek olarak; bir sahnede açık olan Tv'den sesi duyulan Tayyip Erdoğan'ın, Alman hükumetinden, oradaki Türkler için ana dille eğitim hakkının tanınmasını istemesi ne de anlamlıdır..


Zira kendisi, bir Kürt kadınının Basê olan adı -okulda bu yüzden kendisiyle alay edilen- oğlu tarafından -haberi dahi olmadan- Asiye olarak değiştirilmiş bir ülkenin başbakanıdır..
Ve o insanların, ana diliyle eğitim sorununa sıra ne zaman gelir, o hiç belli değildir..

Anlatacağı çoğu şeyi küçük imalarla hissettiren incelikli yönetimiyle de başarılı bir minimal sinema örneği olan yapımın, ses kayıtlarına büyük ağırlık vererek, 'önceden kaydedilmiş' konuşmaların gücünü, görüntünün otomatikman sahip olduğu başat etkisinin de üzerine çıkararak, filmin taşıyıcı kolonları haline getirmesi, başlı başına küçük bir devrim..


Yabancı yapımlardan bu türde bazı örnekler hatırlıyorum, ancak yerli sinemamız açısından bu bir ilk.. Hele bir de o seslerin görüntülere yedirildiği sahnelerin mükemmelliği..

Kendini canlandıran anne Basê Doğan ve oğul Mehmet'i oynayan Zeynel Doğan'ın doğal oyunculuklarıyla, atmosferine fazla zorlanmadan girilebilen, bunu beceren seyirci için de bir mini sinema şölenine dönüşen film, derdini cesurca anlatırken, etkileyici gücünü hiç yitirmiyor..





  3.5 / 5



Yönetmen: Orhan Eskiköy, Zeynel Doğan
Senaryo: Orhan Eskiköy
Tür: Dram
Oyuncular: Base Doğan, Zeynel Doğan, Gülizar Doğan
Yapım: Türkiye, 2012, 88'



Hiç yorum yok: