19.12.2012

Açlığa Doymak :: Tok Açın Halinden Anlamaz



Mutaassıp ailesine, daha doğrusu 'finans kaynağı' zengin hacı babasına -kızın serbest yaşam tarzı nedeniyle- ters gelebileceği kaygısı taşıyan erkek arkadaşı tarafından terk edilen makyöz Burcu (Didem Balçın)'nun ruhsal durumu dibe vurmuş vaziyettedir..

Belki de bu adamla ilerde yapacağı evliliği dahi kafasında bitirmişken gelen bu kopuş, genç kadını -zaten takıntılı olduğu- bedeniyle uğraşmaya iyicene itmiştir..

Sonunda iş, açlıkla eş değer diyetleri de aşarak, bedeninden onlarca kilo yağı çekecek 'liposuction' ameliyatına kadar varır..

Ailesinden uzakta büyük bir kentte, arkadaşlarıyla tuttukları bir evde kalarak tıp tahsili yapan güzel bir hanım kızımız olan Sena (Hazar Ergüçlü), aynı şehirde yaşayan, siyasi eylemlere karıştığı için de polis tarafından takip edilen sevgili ağbisinin cesediyle -hem de otopsi dersi sırasında- karşılaşır..

Haliyle şok geçiren zavallı Sena'nın bundan böyle hedefi, okulunu bitirip doktor olmak değil, ağbisinin örgütüne katılarak hem onun öcünü almak, hem de -bomba patlatıp ölüm orucuna yatarak- güzel yurdunu sosyalizme ve özgürlüğe kavuşturmaktır..


Çalıştığı gazeteden atılan 'hırslı ve özgür' gazeteci-yazar Eyüp (Mete Horozoğlu), karısı ve de iki çocuğuyla birlikte mutlu bir yaşantıyı sürdürdüğü evinde oturup yeni kitabını yazmaya başlamışken, bir gün sokakta patlayan bir bomba, ailesinin tamamını elinden alacak, onun da 'hayati kırılma noktası' bu olacaktır..


Gayet konforlu bir yaşantıdan koparak bir anda adeta 'homeless'e dönüşen Eyüp'ün de amacı intikamdır..
Yalnız, bombacıyı bulmak için biraz para bulmak gerekmektedir..

'Hele ki hem de bu devirde paranın bol olduğu yerlerin başında, cami ve cemaat geliyor' biçiminde düşünmüş olmalı ki adamımız, artık böyle yerlerde dolaşmaya başlamış, hatta bir tarikata bile intisab etmiştir..


Bununla da yetinmeyen Eyüp efendi, halvete girecek, kırk günlük riyazetten sonra bir deri bir kemik ortaya çıkacak; lâkin kendisinde, pek de vuslata ermiş bir hâl görülmeyecektir..
Kısmetse artık, bir sonraki halvete..

Milli Sinema'nın Aradığı Taze Kan Bulunmuştur

'Kurtlar Vadisi Filistin'i yöneten, bundan önce de, 'Muro: Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine' filmiyle komediyi deneyen, Vadi'nin o meşhur Şaşmaz kardeşlerinden Zübeyr Şaşmaz, şimdi de, birbirlerinden oldukça farklı yaşantıya sahip üç insanı ve onların çevresindekileri, hayatın 'karanlık ve de acımasız' tarafında buluşturarak, birbirleriyle tokuşturmaya çalışmış..

Şaşmaz'ın, özellikle oyuncu yönetimindeki başarısıyla, zaman zaman -elbette olumsuz olan- beklentilerimi iyi yönde aşan bir performans gösterdiğini söylemeliyim..


Filmin en önemli problemi, anlatıma hiçbir katkı sağlamadığı halde gereksizce uzatılan sahnelere sahip olması ve buna karşın, olayların gelişimindeki dönüm noktalarının da içinde yer alması gereken bazı 'olası' sahnelerin çekilmeye gerek duyulmadan geçiştirilmesi..
Yani, adam ya da kadın, hayatını etkileyen bir olay yaşıyor, hatta resmen dönüşüm geçiriyor; ama normal olarak merak edilen bu süreç -sanki o sahneler kurguda atılmışçasına- koca bir boşluk biçiminde kalarak bir sonraki aşamaya geçiliyor..

Açlık olgusunu, öykülerini anlattığı karakterlerin ortak noktası olarak belirleyen film, insanın, en temel dürtüsü olan 'yemek yeme' ihtiyacına karşı durup da orucu seçmesini -tamamen- şartların getirdiği zorunluluğa bağlıyor; oysa bu seçimin, 'ruhu yaralı' o insanların kendisiyle -daha doğrusu kötü kaderiyle- verdiği mücadelenin bir sonucu olduğunu unutmuş görünüyor..
Ya da böyle bir niyeti varsa da bunu hissettiremiyor..


Öte yandan, adının vadettiği 'yoğun açlık' duygusunu ancak çok kısa bir süreçte belirgin kılabiliyor; aksine, neredeyse süresinin tamamında devamlı yiyen içen insanlar görmekten, midemiz kalkıyor..

Örnek olarak seçtiği kişi ve olaylarla tarafsız gibi görünmeyi hedeflediği halde, yandaşlığını gizleyemeyen bir yapımla karşı karşıyayız..
Ayrıca, kanlı ve dehşet uyandırıcı görüntüleri kabak gibi ortaya koyan umursamaz tavrı; her vesileyle devreye giren ağlak müziğiyle çok yoğun bir duygu istismarına girişmekten de geri durmuyor..

Verilen mesaj bellidir aslında: Mağduriyet öç duygusunu körükler, alınan -ya da alındığı sanılan- her intikam da yepyeni mağduriyetler doğurur..
Allahtan elimizde din gibi bir güzellik ve onu daha da bi etkili kılan tarikatlar var da içimiz rahat..
Zira, bizi bu lanetli kısır döngüden çıkarabilecek tek unsur dinimizdir, amin!


Makyöz Burcu karakterinin resmen sırıttığı filmin tek 'gerçek' karakteri Eyüp gibi duruyor..
Sanki 'Asr-ı saadet'de yaşayan, bulundukları ortamı kaplayan yoğun saygıdan, sevgiden, iyilikten ve saadetten adeta uçma merhalesine gelmiş 'tarikat ehli' dindar vatandaşlarımıza yönelik o 'hassas' yaklaşım, sıra, 'modern hayat' sürdüren kadınlarla sol örgüt mensuplarına geldiğinde, tam bir karikatürleştirme çabasına dönüşüyor ki ne desek boş..

Tam da bu aşamada şöyle de seslenebiliriz tabii: Sayın Zübeyr Şaşmaz, tarih boyunca, bir türlü özlediği ivmeye ve yetkinliğe kavuşamamış şu 'Milli Sinema'nın aradığı taze kan belli ki sensin..
Lütfen artık safını tam olarak belirle de sen de rahat et, biz de..



  2.5 / 5



Yönetmen: Zübeyr Şaşmaz
Senaryo: Zübeyr Şaşmaz, Mustafa Çevik
Tür: Dram
Oyuncular: Mete Horozoğlu, Hazar Ergüçlü, Didem Balçın
Yapım: Türkiye, 2012



Hiç yorum yok: