25.12.2012

Tepenin Ardı :: Düşman Etrafı Sardı



Sevdiklerine kol kanat geren; sahip olduğu toprağına, malına göz dikenlere, özellikle de yabancılara karşı öfkesi burnunda bir adam olan Orman İşletmesi’nden emekli Faik Bey (Tamer Levent), babasından kalma geniş bir araziye yerleşerek keçi yetiştirmektedir..

Oranın yerlisinden Mehmet (Mehmet Özgür) ile karısı Meryem (Banu Fotocan) ve oğulları Süleyman (Sercan Gümüş), bu yalnız adamın yardımcısı olarak çalışmaktadırlar..

Bir gün Edebiyat öğretmeni olan oğlu Nusret (Reha Özcan) ve iki torunu Zafer (Berk Hakman) ve Caner (Furkan Berk Kıran) Faik'i ziyarete gelirler..

Eşini yıllar önce kaybetmiş Nusret, biri yeni ergen, diğeri askerden 'kafayı üşütmüş' vaziyette dönmüş büyük oğluyla yaşamaktadır..



Oğlunun bu yalnız durumundan ve problemli torunundan kafası hiç de rahat olmayan Faik, yine de bütün enerjisini ve nefretini, tepenin ardında yaşayan, sürülerinin sık sık özel arazisine girerek ekinlerine zarar verdiğini iddia ettiği, Yörüklere yöneltir..

Senarist yönetmen Emin Alper'in bu ilk filmi, bazı anları ya da sahneleriyle N.B.Ceylan'ın Kasaba'sını, hatta Bir Zamanlar Anadolu'sunu anımsatırken, genel olarak da bir 'Western havası' duyumsatıyor..




Hiç yoktan düşman yaratmanın ipuçlarını gösteren yapım, kendi mevcut 'ailevi' sorunlarını fazla kurcalamadan geçiştiriverirken, varlığı dahi şüpheli bir takım 'ötekiler'le bir çırpıda yaratılan sorunların üzerine elinde tüfekle yürümeyi tercih eden insanları deşifre ediyor..

Aslında başlı başına bir 'savaş' metaforu oluşturan ve süresi boyunca da bunu geliştiren; öte yandan, teker teker tanıttığı 'komutan' Faik'in ailesi ve onlara yardımcı olan 'korucu' aile ve de hiç bi şekilde bize gösterilmeyen ya da 'yok farz edilen' o Yörüklerin varlığıyla film, bizi tuttuğu gibi Kürt Meselesi'nin tam da orta yerine bırakıveriyor..




Filmin sonunda, 'komutan' Faik liderliğindeki 'başıbozuk' manga, tepenin ardındaki 'düşman' üzerine yürürken çalan marş özellikli o müzik, aslında tam bir cesaret işi..
Filmin genel havasına ters düşen, bir nevi 'yabancılaştırma efekti' denebilecek bu tercih, ilk önce rahatsız edici bir his doğuruyor belki ama, hemen akabinde, baştan beri anlatılanlar üzerine daha derinliğine düşünmemizi de sağlıyor..

Görüntü yönetimindeki -örneğin, pek geniş yayla boşluğunda, sert hareketlerle insan arayan kamera gibi- bazı 'sanatsal görüntü' tercihleri göz yormaktan başka bir işe yaramayan; ancak, Zafer'in 'askeri' halüsinasyonlarıyla çarpıcılığı zirve yapan film (Derede geçen, 'ağır çekim efektli' o muhteşem sekans neydi yahu!), bu yılın en iyi yerlilerden biri..






Yönetmen ve senarist: Emin Alper
Tür: Dram
Oyuncular: Tamer Levent, Reha Özcan, Mehmet Özgür, Furkan Berk Kıran
Yapım: Türkiye, 2012

4 / 5





1 yorum:

onur güngör dedi ki...

Yorumlarınıza katılıyorum.

Nedense, sosyal medyada -dergilere ve gazetelere bakamadım, belki de geç kaldım- yazılan değerlendirmelerde hem TC-PKK çatışması boyutu hem de en sondaki 'marş' anlaşılamamış. Özellikle 'marş' bir hata olarak görülmüş. Sanki böyle bir hata yapılabilirmiş gibi..

Kendi adıma, o marş olmasaydı olmazdı diye düşünüyorum. Çalmaya başladığı anda, "Hah şimdi oldu, acaba ayağa kalkıp alkışlasam mı?" diye düşündüm bile :) Tabii ki yaratılan havayı değil, filmi..