8.01.2013

Anna Karenina :: Kadına / İnsana Yapılan Evrensel Yanlışın Destanı


Yıl 1874..
Güzelliğiyle göz kamaştıran genç bir kadın olan Anna Karenina (Keira Knightley), Rus siyasetinin önemli isimlerinden biri olan Karenin (Jude Law)’le evlidir..

Bir erkek çocuk sahibi olan ve St. Petersburg’da üst düzey bir yaşam konforu içinde hayatını sürdürürken, 'mutlu bir kadın' imajı veren Anna, çapkın bir bürokrat olan erkek kardeşi Oblonsky (Matthew Macfadyen)’den gelen, karısı Dolly (Kelly Macdonald) ile bozuk olan arasını düzeltmesini isteyen bir mektup sonrası Moskova’ya gider..

Bu yolculuk sırasında tanıştığı Kontes Vronsky (Olivia Williams)'nin genç ve yakışıklı bir subay olan oğlu Vronsky (Aaron Taylor-Johnson)'yi görür görmez çarpılan Anna Karenina için, o eski dingin yaşantının sonu da gelmiş gibidir..


Moskova’daki evin ziyaretçilerinden biri de, romantik ve 'idealist' bir çiftçi olan Levin (Domhnall Gleeson)’dir..
Oblonsky’nin bu yakın arkadaşı, Dolly’nin küçük kız kardeşi Kitty (Alicia Vikander)'ye, Kitty de Anna'nın çarpıldığı Vronsky’ye âşıktır..



Bu sırada düzenlenen büyük baloda, Vronsky’nin gözlerini Anna’dan alamadığını, evli Anna’nın da bu genç adamın ilgisine karşılık verdiğini gören Kitty, hüsrana uğramıştır..

Karşı koyamadığı bir aşka doğru sürüklenen Anna, Vronsky'den kaçıp kocasına ve aile yaşantısına geri döner dönmesine ama, ne hakkında çıkan dedikodular durulur, ne de yüreğinde yanmakta olan aşk ateşi söner..
Çok kötü bir duruma düşen Bay Karenin'in, karısına verdiği ültimatomların hiçbiri, aşkın büyüleyici etkisindeki Anna'yı biraz olsun bile ırgalamaz..

Yetiş ya Komünizm!

'İşi ve niyeti iyi' bir kocaya sahip olmanın, ayrıca eline bir de çocuk tutuşturmanın, bir kadını mutlu etmeye, onu sadık bir eşe çevirmeye yeteceğini sanan gerzek bir düşüncenin ortaya koyduğu evrensel bir yanlışın destanıdır aslında Anna Karenina..



Oysa, insan doğasını küçümseyerek, o içgüdüyü evlilik denen bir takım düzmece yasalarla zapturapt altına almaya çalışmak, hiçbir tarafa mutluluk getirmeyecek bir müdahaledir..
Ve bu durum aynı zamanda, mutlak acıyla bitecek trajik sonların 'resmi' üretiminin de bir belgesidir..

Daha çok -toplum içindeki- kadını ve kadınlık hallerini ön plana alarak irdeleyen bir metne sahip gibi görünen film, aslında her cinsiyetin, yani salt insanın kendi benliğiyle ya da doğayla ve de toplumla -mücadele tarafı daha baskın- olan ilişkisine bakış atıyor..



Öte yandan, Rus İmparatorluğu'nun o yıllardaki yöneticilerini ve zenginlerini içeren kaymak tabakasının, Batı uygarlığı özentisiyle debelenen debdebesine ve de sosyal uçurumun derinliğine tanık olunduğunda, insanın içinden, "Yetiş ya Komünizm!" deyu bağırmak geliyor..

Herhangi bir hikayeyi tiyatro dekorunda anlatma çabası, kuşkusuz ki görülmemiş bir yöntem değil..
Ancak burada gözlenen, genelde sahnede başlayıp sahne önüne, oradan da her yere taşan 'teatrel plato' anlayışıyla film, neredeyse benzersiz bir hâl alıyor..



Kapsamı içine müziği ve dansı da sokan bu teatralliğe eklenen stilize anlayışın, oldukça farklı bir estetik sonuç ortaya koyduğunu görüyoruz..
Yönetmenin biraz da farklı şeyler yapma endişesi yüklü, ama gerçekten 'delice' bir cesaretle giriştiği bu kendine has yorumu izlerken,"Buna ne gerek var?" sorusu, sık sık akla geliyor.. Dolayısıyla bu durum, filmi izlemeyi güçleştiren bir engel gibi de duruyor..

Ama öte yandan, bu yapılanın bir sanatsal tercih olduğunu, yapanın da haza bir sanatçı olduğunu kabul ederek saygı duymamak da mümkün değil..

Ancak, Anna'yı intihara kadar götürecek 'trajik' sürecin yeterince işlenmemesi ve sona doğru yaratılması gereken 'climax' etkisinin bir türlü oluşamaması, bana göre filmin en büyük eksikliği..






  3.5 / 5



Yönetmen: Joe Wright
Senaryo: Ton Stoppard, Leo Tolstoy
Tür: Dram
Oyuncular: Keira Knightley, Jude Law, Aaron Taylor-Johnson
Yapım: İngiltere, 2012, 129'




2 yorum:

Bir Kadın dedi ki...

Filmi henüz seyretmedim, zaten yazıyı da şu noktadan sonra dikkatle okuyamadım:

-'İşi ve niyeti iyi' bir kocaya sahip olmanın, ayrıca eline bir de çocuk tutuşturmanın, bir kadını mutlu etmeye, onu sadık bir eşe çevirmeye yeteceğini sanan gerzek bir düşüncenin ortaya koyduğu evrensel bir yanlışın destanıdır aslında Anna Karenina..

Ne muhteşem ve acı bir tespittir.

Baykushikayesi dedi ki...

Film hakkında çok güzel kritik yapmışsın.Şahsen ben filmi çok beğendim Keira Knightley'ın oyunculuğu zaten tartışılmaz ayrıca Jude Law'ı izlemek ayrı bir zevk.