18.03.2013

Aşk Kırmızı :: Aşk Üçgeninin İç Acıları


Büyük bir inşaat şirketinde yöneticilik yapan Ferhat ile 'evinin kadını' Zeynep, hem evli, hem de mutlu olabilen 'tuhaf' bir çifttir..

Birbirlerine 'Karım' ve 'Kocam' biçiminde hitap etmeyi tercih eden -aman evlerden ırak!- bu çifte kumruların arası, Ferhat (Tayanç Ayaydın)'ın bir iş toplantısı için Antalya'ya gitmesiyle bozulacaktır..

Yakışıklı koca, burada, gençlik aşkı Nazlıgül (Nurgül Yeşilçay)'le karşılaşacak ve anında da feleğini şaşıracaktır..

Yıllar önce izini kaybettiği Nazlıgül, adını Nazlı diye kısaltmıştır ve 'eskortluk' yaparak geçimini sağlamaktadır..
Bunu gören Ferhat'ın -ben tam tersini yapmasını beklerken- bir anda gözü döner ve kadını kaptığı gibi odasına atar; ki ondan sonrasını -yönetmen gibi yapmayarak- sizin hayal gücünüze bırakıyorum..

Eski aşkının tadını yeniden almış olmalı ki bu 'utanmaz adam', artık dur durak bilmeyecek; her fırsatta onu arayıp, 'Görüşelim mi bebeğim?' diye de lafını bağlayacaktır..




Ferhat'ı karşılıksız bırakmayan Nazlı, evli bir adamla ilişki yaşamaktan memnun değil tavırlarına girer belki ama, gerçek durumu daha çok, 'istemem yan cebime koy' şeklindedir..

Zeynep (Ezgi Asaroğlu) kızımızın bu durumu öğrenmesi fazla zaman almayacak; ilişkilerin aracı olan telefon ve İnternet sayesinde kişiler ve bağlantılar tespit edilecektir..
İçinden kahrolsa bile, bu durumu 'gerçek dışı' bir metanetle karşılayan Zeynep, rakibesi Nazlı'nın izini, 'hat ve tezhip' kursunda bulacaktır..

Nazlı, kim olduğunu bilmediği bu 'hüzünlü' kadınla samimiyeti ilerletecek; Zeynep de sevgili kocasının diğer yüzünü Nazlı'nın penceresinden görecektir..




Bana kalsa bir kaşık suda boğarım onu; ama bakalım bu iki kadın, her ikisini de çok sevdiğini iddia eden bu herifle hesaplaşabilecek midir?.

Geçen yılki filmi Uzun Hikaye ile -az da olsa- dikkatimi çeken yönetmen Osman Sınav, 'tartışmasız kötü' bu filmle birlikte yerlere düşürdüğü sanatsal itibarını bir daha nasıl yükseltir bilemiyorum..

Her ne kadar işlenmekten cıcığı çıkmış bir konuysa da, bir 'aşk üçgeni'ne ilginç bir yaklaşımı var filmin..
Gerçeklerden epey uzak olan bu yaklaşımın, oldukça yoğun erotizmin hissedildiği bir atmosferde ortaya konması -hele ki mevcut dönem açısından- cesurca bir girişim..




Ancak bu sunum, o kadar kötü bir senaryo, o kadar berbat diyaloglarla ve oyuncu yönetimiyle yapılıyor ki ortada ne kutlanacak bir cesaret, ne de -arzulandığı halde- bir ciddiyet kalıyor..
O zaman da seyirciye, perdedeki acıdan paralanan, ızdırap çekenlere bakarak, kahkaha atmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor..

Cesaret derken, bunu fazla da abartmamak lazım elbet..
Sözde kalan bu cesaret, finalde vuku bulan, 'Muhafazakâr Hollywood' usulü 'çözüm'le, pis bir mide bulantısına dönüşecektir..

Bana kalırsa, yani ortaya koyduğu duruma bakışındaki saflığa bakılırsa, Osman Sınav ya kadınları pek tanımıyor ya da olayları işine geldiği gibi yönlendirerek yorumluyor..
İkinci ihtimâl elbette daha güçlü ama bir de şu var tabii: Belki de Sınav, kafasını kurcalayan bazı erotik fantezilerin gerçekleşme ihtimalini sınıyor bu filmle..




Bunların hiçbiri suç değil elbette; yalnız, böylesine sallapati bir işle gösterime girmek yok mu, işte bu -en azından bundan böyle- bir suç olmalı..

Aslında kadın için de aynı şeyler geçerlidir, ama şimdiki konumuz/konuğumuz olarak bir erkekten bahsedersek..
Cinsel açıdan sorunsuz bir erkeğin -eğer kendini yormaktan kaçınan kronik bir hımbıl değilse- gerçek durumu şudur: Bu adam -bir dünya güzeliyle evli dahi olsa- hoşuna giden ve kendisine ilgi gösteren bir başka kadına -elbette NŞA- kesinlikle 'hayır' diyemez..

Bunu ondan beklemek, aptallıkla eş değerdir..
Ve bunun aksi yönde hareket eden o erkeğe de, 'eşine sadık' denmez, 'süzme salak' denir!.




Nurgül Yeşilçay'ın önce ekranı, sonra da gözümüzü dolduran o muhteşem göğüslerine laf söyleyecek değilim elbet; ama, on beş dakika boyunca Tayanç Ayaydın'ın tahrik olmuş meme ucunu gözümüze gözümüze sokan bir kadrajda ısrar eden sayın görüntü yönetmenini ise midem bulanmış vaziyette ve esefle kınıyorum..

Kadınlar dışında- filmde karşılaştığım tek güzel şey, Mehmet Erdem müziğiydi demek isterdim ama film, aynı parçaları o kadar çok tekrarlıyor ki o bile sıkıcı hale geliyor..

Kendilerinin deyişiyle bu film, 'Üç kişilik aşk olur mu?' sorusunu soruyormuş..
Ben de onlara şöyle soruyorum, 'Sen kafayı mı yedin dostum?'
Ve devam ediyorum:
Üç kişilik arkadaşlıkta bile sorun çıkarken, bir erkek ve ona aşık iki kadından oluşan bir üçgende ne kenar kalacaktır, ne de iç açı..
İç acıları toplamı ise sonsuz..



Yönetmen ve senarist: Osman Sınav
Tür: Duygusal
Oyuncular: Nurgül Yeşilçay, Tayanç Ayaydın, Ezgi Asaroğlu
Yapım: Türkiye, 2013

  1 / 5



1 yorum:

ZM dedi ki...

afiş ve izleyici çekerim umutlu ismi dahi yeterdi ne olduğuna.