15.03.2013

Gelmeyen Bahar :: Acıların Çocuğu Bahar


Bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışan Bahar, on sekizine daha yeni ayak bastığı bu günlerde -ailesi tarafından- amca oğluyla evlendirilmek üzredir..

Onun genç kızlık hayallerinin arasında böyle bir şey olmadığı gibi, hayatının bu en önemli dönüm noktası hakkında ne düşündüğü kendisine sorulmamıştır bile..

Her yaptığına karışılan, babasından, aynı evde yaşayan ağbisi ve yengesinden ayrı ayrı fırça yiyen Bahar'a neyse ki annesi bir şey dememektedir..
Çünkü, zavallı kadın (yoksa akıllı mı demeli) kodumu oturtan bu erkek tahakkümüne karşı daha evlendiği gün konuşmamayı seçmiş, onlarca yıl boyunca da ağzından tek laf çıkmamıştır..

Büyüklerinin sözünü dinlemeyen, kaderine razı olmayan kızımızın başına -adet olduğu üzre- en kötüsü gelecek, ırz düşmanı bir pisliğin tecavüzüne uğrayacaktır..

Böylece, kendisine tek seçenek bırakılmış Bahar -yine adet olduğu üzre- evden kaçacaktır..
Son olarak da sıra, töre hazretlerinin ölüm fermanına gelmiştir..

'Acıların Çocuğu' Küçük Emrah büyümüş de yönetmen bile olmuş sayın seyirciler..




Hatta kendisi öyle bi dolmuş ki ondan sonra piyasaya çıktığı halde sinemada alıp yürümüş Mahsun Kırmızıgül'den sosyal sorumluluk bayrağını kaptığı gibi -Kürt sorunu hariç- değinilmedik hiçbir sosyal mesele de bırakmamış..

Çocuk doğuramamanın ezikliğini yaşamak, kadını yok sayıp, baskı ve şiddet uygulamak, geleneklerden kaçarken töreye tutulmak, töreden kaçarken tecavüze uğramak, tecavüze uğrayınca da ölüme mahkum olmak, bildim bileli ülke gündemini oluşturan bu sosyal meselelerden bazılarıdır..

Kadına karşı baskı ve zulmü protesto eden, hatta gösterime girmek için 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü bekleyen filmin -son tahlilde- vardığı nokta, tuhaf bir biçimde çelişkilidir..




Erkeklerin hatalı olduğunu -lütfen- kabul eder ama sonuçta, ailenin namusunu kirleten kız layığını bulur, annelik görevini yapmayarak, oğlunu sevgiyle yetiştirmeyen ve kocasına karılık görevini yapmaktan kaçınan Anne de bi güzel suçlanır..

Senaryonun, değişik kahramanları öne çıkararak, aynı öyküye dört farklı açılardan bakmasıyla oluşturulan kurguya, filmin tek merak uyandıran tarafı diyebiliriz..
Ama bu sadece teoride böyle oluyor, pratikte ise -neredeyse- aynı filmi 'sil baştan' dört kere daha izlemiş gibi oluyoruz..
'Keşke böyle bir numaraya hiç girişmese, film de daha katlanabilir şartlara gelse' demek isterdim; ancak aklıma hemen, 'keşke film yapmaya hiç girişmeseymiş' temennisi geliyor ve susuyorum..




İçinde Hülya Avşar'ın da bulunduğu, ünlü kadınları makyajla dayak yemiş kadına çeviren projenin sakatlığını öne süren görüşlerin haklılığını burada resmen görüyoruz..
Bir gün önce feci şekilde dövdüğü karısının perişan vaziyetteki yüzünü gece yatakta gören kocanın bu görüntüden tahrik olarak sevişmeye girişme sahnesini, Emrah Bey'in müthiş bir öngörüsü olarak kabul ediyor ve kendisini bu tespiti için ayrıca kutluyorum..

Her haliyle demode kılıklı bir film olan Gelmeyen Bahar, eski Yeşilçam melodramının melodilerini çığırırken, bir 'reality show' efsanesi olan 'Gerçek Kesit' estetiğinin sinema temsilciliğini de üstlenmiş gibidir..
Kendisine film değil, adeta 135 dakikalık bir 'sabır tespit sınavı' denilse yeridir valla..






Yönetmen: Emrah Erdoğan
Senaryo: Emrah Erdoğan, Tarkan Ateşmen
Tür: Dram
Oyuncular: Orhan Alkaya, Beyza Şekerci, Hasan Küçükçetin
Yapım: Türkiye, 2013

  1 / 5



Hiç yorum yok: