3.03.2013

Les Misérables :: Hayalleri Dahi Öldüren Hayatlar


Herkül gibi kuvvetli, Romeo kadar duygusal (Aslında, 'benim kadar' diyecektim ama utandım.) bir adam olan Jean Valjean, sırf bir somun ekmek çaldığı için kürek mahkûmu olarak yıllarca eziyet çekmiş ve hayatı karartılmış zavallı bir adamdır..

Onurlu biri olarak, yıllar boyunca bir kez bile, "Lan ben sizin şu adaletinizi şey edeyim!" benzeri tek laf etmeyen, 24601 nolu mahkumumuz, sonunda cezasını çekmiş olarak serbest bırakılır..

Hapisten çıksa da, eski mahkûm olduğunu gösteren belgesi yüzünden herkes ona kötü davranır..

Tahliye olduğunda, 'iyi insan' tarafı oldukça kararmış bu adamın vaziyeti, dışarıda karşılaştığı bu kötü muameleyle daha da berbat hale gelir..

Yine hırsızlık yapar (Ama bu sefer malı iyi götürür.), yine yakalanır..

Gümüş takımları çalınan Piskopos, şikayetçi olmayacak, ayrıca, bütün gümüşlerini de ona hediye edecektir..
İşte gördüğü bu merhamet dolu asil davranış, Jean Valjean’ın yaşamında bir dönüm noktası olur; iş hayatına atılır, epeyi zengin, hatta belediye başkanı bile olur..



Ancaak, -nasıl bir manyak hırsın sahibiyse artık- onu ilk yakalayan ve mahkûmiyeti boyunca da hiç nefes aldırmayan Müfettiş Javert'ın tükenmek bilmez laneti, kendisine artık yeni bir hayat kuran kahramanımızın peşini bırakacak gibi görünmemektedir..

Ünlü yazar Victor Hugo'nun 1862 yılında yazmış olduğu 'romantik' romandan uyarlanan ve Claude-Michel Schönberg tarafından 1980 yılında bestelenen müzikali esas alan filmi, The King's Speech (2010) ile Oscar kazanan Tom Hooper yönetmiş..



Fransız Devrimi'nin arifesinde geçen bu 'müzikli' hikayeye odaklanan izleyicinin, bir insanın yaşamı boyunca karşılaşabileceği hemen her çeşit durum ve duyguları içeren, kocaman ve çok boyutlu bir dünyanın varlığını hissetmemesi imkânsız..

Kafasına 'At gözlüğü' geçirilmiş adaleti intikam duygusuna indirgeyerek hareket eden, bunun sağladığı kötülüğü, üstüne rahat bir elbise gibi giymekten memnun Javert ile aptallığa yakın saflığı ve iyi niyetiyle başı dertten bir türlü kurtulmayan Jean Valjean -her ne kadar hasım olsalar da- samimiyetlerinden kaynaklanan vicdanları, onların ortak noktalarıdır..
Vicdan ve onun çağırdığı ikilemlerdir, bu iki adamın 'hayat yolu'nu belirleyen unsurlar..



Dönemin Fransa'sını yönetenlere, 'adalet' başta olmak üzere, çocuk haklarından, kadın olmanın iç acıtan sorunlarına dek, pek çok eleştiri getiren film adeta, "Göreceği iyilik, iyiye dönüştürüp yükseltir insanı; kötülükse daha da dibe iter onu." deyu bağırmaktadır..

Yönetmen Hooper'ın, yaratıcılık hususunda -elindeki hazır malzeme sebebiyle- fazla katkısı olduğu söylenemez; ama sonuçta, bu zor prodüksiyonun üstesinden başarıyla geldiği söylenebilir..

Karşımıza çıkan hemen her oyuncunun, güçlü oyun performanslarının yanı sıra, sette canlı olarak kaydedilen şarkılarla da müzikal duygusunun hakkını yeterince verdikleri kuşkusuz..



Kaynağı nedeniyle olacak, filmden çok, müzikal bir tiyatro oyununa daha yakın duran bu Sefiller yorumu, sinemasal anlamda, 'olağanüstü' bir sonuç ortaya koymasa da, türün meraklılarınca mutlaka izlenmeli..
Bakın 'türün meraklıları' diyorum..
Bu konuda anlaşalım da sonra karşıma geçip, "İki buçuk saattir müzik dinlemekten içim bayıldı.. Bu nasıl filmdir ki böyle, adamlar suyu bile şarkı söyleyerek istiyorlar lan!" biçiminde, cahil cahil laflar sarf etmeyin lütfen..


Les Misérables / Sefiller

Yönetmen: Tom Hooper
Senaryo: William Nicholson, Alain Boublil, Claude-Michel Schönberg, Herbert Kretzmer
Oyuncular: Hugh Jackman, Russell Crowe, Anne Hathaway
Yapım: 2012 / Amerika & İngiltere / 158 dk.

3.5 / 5



Hiç yorum yok: