12.03.2013

To the Wonder :: Amerikalı Issız Adam'ın Maceraları


Ruhunda bir nevi 'Nobran Adam' kodları taşıyan Amerikalı mühendis dostumuz Neil, Paris'te tavladığı 'tek çocuklu dul bayan' Marina ile, bir örneğine anca bizim Yeşilçam filmlerinde rastlanabilecek özelliklere sahip bir aşk yaşamaya başlar..

Günlük işlerini bile dans edercesine ve bir koreografi marifetiyle halletmekten hoşlanan, fıkır fıkır hareketlerle mücehhez, hayat dolu, neşesi mebzul bir kadın olan Marina ile onun -anasına çekmiş- küçük kızına mecburen ayak uydurmaya çalışan Neil de, adeta bir sfenks durgunluğu içindeki o her zamanki halinden -zaman zaman- uzaklaşarak, kendince bale figürleri bile yapmaya kalkışır..

Oynar başlıklı bu ana-kızla Paris'lerde baş edemeyeceğini anlayan oğlan, onları kendi çöplüğüne yani ABD'ye götürmeye karar verir..

Mutluluk kumkuması üçlümüz ABD'ye vardığında da aynı enerjiyle, faaliyetlerine devam ederler; süpermarkette el arabası kaydırmaca mı istersiniz, yatakta karakucak güreş müsabakası mı..




Tabii ki bu cicim ayları fazla uzun sürmeyecek, çocukluk aşkı 'güzeller güzeli' Jane'i görür görmez ona hallenen 'utanmaz adam' Neil, onca yoldan getirdiği Marina'yı da gurbet elde yüzüstü bırakacaktır..

Bu sırada perdeye, muhtelif papazlık faaliyetleri sırasında çekilmiş görüntülerle yansıyan Peder Quintana, halâ arayıp da bulamadığı Tanrı'nın şüpheli varlığı kafasında, istediğini yakalayıp takdis etmekte, kilisesine düşen günahkârların da -bi güzel- günahlarını çıkarmaktadır..

Sıra tam da Marina'nın günahlarına ve Terrence Malick’in 'ilahi aşk'ına gelmiştir ki ABD Diyaneti, Peder'in tayinini başka bir kiliseye çıkarır..




Terrence Malick, sinemasal her açıdan özenerek yaptığına tanıklık ettiğimiz 'The Tree of Life'dan artan bazı malzemeleri toparlamış, bu filmi de adeta 'şefin spesiyali' mantığıyla bu malzemelerden oluşturmuş gibi..

Başlangıcı ve sonuyla aşkı konu edinen film, bu bin yıllık klişeyi 'nasıl anlatsam da ilginç kılsam'ın derdinde, debelenip duruyor..

Yönetmenin, "Kafası biraz karışık bir elden çıkmış gibi duran şu 'didaktik' metnimle görüntüleri şöyle bi savurursam; hele şu insani aşktan çıkıp, bi de hafiften 'ilahi aşk'a varabilirsem, amacıma ulaştım demektir," iç sesini, film boyunca işitmenin -gözümün yanında- özümü de yorduğunu itiraf etmeliyim..




Emmanuel Lubezki'nin el kamerasıyla elde ettiği 'aşırı estetik' görüntüleri izlerken hissedilen şey şu oluyor: Yönetmen de dahil tüm ekip, seyirciyi de içine alacak yepyeni bir dünya yaratmak için değil de, izleyicisini bilhassa dışarda tutmayı seçmiş 'soyut' bir sanatsal projeyi gerçekleştirmek için bir araya gelmişler..
Öyle ki biz hiç umurlarında bile değiliz..

"'Aşırı hisli' karelerden oluşan bir slayt gösterisiyle bile film yaparım ki ben," mealinde bir iddia içinde gördüğüm yönetmene -haddim olmayarak- biraz sakin olmasını tavsiye ediyorum..

Sürekli 'Ben buradayım ülen!' diye bağıran 'şairane' bir kamera, şiirsel olması amaçlanmış, ama şiir olamamış, kısa kısa sözcük ve tümcelerden ibaret 'gizemli' bir metin, sahneleri karmakarışık bir biçimle sıralayan bir kurgu..
Tüm bunların deneysel bir lezzet yaratmadığını söylemek haksızlık olur; ancak, iyi bir filme yol açmadığı da başka bir gerçek..





To The Wonder / Aşkın İzleri

Yönetmen ve senarist: Terrence Malick
Tür: Dram, duygusal
Oyuncular: Ben Affleck, Olga Kurylenko, Javier Bardem
Yapım: ABD, 2012, 112'

  2.5 / 5


Hiç yorum yok: