2.07.2013

The Lone Ranger / Maskeli Süvari


Yapımcı Jerry Bruckheimer ve yönetmen Gore Verbinski'den “The Lone Ranger / Maskeli Süvari” geliyor.

Film, meşhur maskeli kahramanın yeni bir bakış açısıyla yeniden hayata geçirildiği, içinde aksiyon ve mizah da bulunan heyecan verici bir macerayı konu alıyor.

Kızılderili savaşçı Tonto (Johnny Depp), hukukçu John Reid’i (Armie Hammer) bir adalet efsanesine dönüştüren anlatılmamış hikayeleri aktarıyor ve seyirciyi bu sıradışı iki kahraman birlikte çalışmayı ve açgözlülükle yozlaşmaya karşı savaşmayı öğrenmek zorundayken yaşanan bir dizi destansı sürprizi ve mizah dolu sürtüşmeleri arasında bir yolculuğa çıkarıyor.

“Maskeli Süvari”de aynı zamanda Primetime Emmy® ve Altın Küre Ödülü® sahibi Wilkinson (“John Adams”) da ulus kurucu Latham Cole rolünde. Tonto ve Maskeli Süvari’nin baş düşmanı Butch Cavendish rolünde William Fichtner (“The Dark Knight/Kara Şövalye”), ordunun sert amiri  Yüzbaşı J. Fuller rolünde Primetime Emmy Ödülü sahibi Barry Pepper (“The Kennedys”), John’un ağabeyi Teksas Savaşçısı Dan Reid rolünde James Badge Dale (“Demir Adam 3”), Dan’in karısı ve John’un eski sevgilisi rolünde Rebecca Reid ve bar sahibi,  gösterişli , tek bacaklı Red Harrington rolünde iki kez Oscar®’a, altı kez de Altın Küre ödülüne aday olan Helena Bonham Carter yer alıyor.


Filmin yönetmeni Gore Verbinski. Yapımcılığını ise Jerry Bruckheimer ve Gore Verbinski birlikte üstleniyorlar. Hikaye, Ted Elliott ile Terry Rossio (“Karayip Korsanları”nın dört filmi) ve Justin Haythe (“Revolutionary Road”) ait.  Senaryo da yine Justin Haythe ve Ted Elliott & Terry Rossio tarafından yazılmış.  Filmin baş yapımcıları Mike Stenson, Chad Oman, Ted Elliott, Terry Rossio, Johnny Depp, Eric Ellenbogen ve Eric McLeod.





YENİDEN DOĞAN BİR EFSANE


Halkın hayalgücüne ilk girişlerinden sekiz yıl sonra klasikleşen karakterler Maskeli Süvari ve Tonto hala Amerikan’ın kültürel coğrafyasının demirbaşları olarak kalıyorlar. “Bu karakterlerde yaratıldıklarından beri her nesilden insanın ilgisini çeken bir şey var,” diyor yapımcı Jerry Bruckheimer. “Ben Detroit’te büyüdüm ve “Maskeli Süvari” radyo ve televizyon dizileri gençliğimin bir parçasıydı. Diğer milyonlarca kişinin de öyle. Radyoda, televizyonda, beyazperdede, televizyondaki çizgi filmlerde, çizgi romanlarda, kitaplarda, resimli romanlarda ve atari oyunlarında bu ikonlaşan Amerikan karakterlerinin ebedi popülerliği, onların halk üzerindeki etkisinin sürekliliğinin bir kanıtıdır.”


Bu program ilk kez 30 Ocak 1933 günü, Michigan, Detroit’te WXYZ adlı radyo kanalında yayınlandı. Radyo kanalının sahibi George W. Trendle, çocuk dinleyicilere hitap eden bir Western hikayesi istemişti. Yarattığı karakter haysiyetli, dürüst ve de çocukların hayran kalacağı bir otorite figürüydü. Maskeli Süvari’nin konsepti böylece oluştu ve Buffalo’lu bir senarist olan Fran Striker ile kanalın personel müdürü James Jewell’a yollandı.

Jewell “Maskeli Süvari” radyo dizisini 1938 yılına kadar yönetti. Artık dizi ulusal bir fenomen haline gelmişti.  Jewell’ın kayınpederi Michigan, Mullet Lake’deki Kamp Kee-Mo-Sah-Bee’nin sahibiymiş. Bu da Maskeli Süvari’nin arkadaşı Tonto’nun ismi için en bariz dilbilimsel ilham kaynağı olmuş. (Tonto diziye on birinci bölümden sonra dahil edilmiş) Kampın isminin bir Ojibwe kelimesi olan ve “güvenilir izci” ve hatta “normal yoldan gitmeyen biri” gibi farklı şekillerde çevrilen “giimoozaabi”den geldiğine inanılıyor. Tonto ismi de başka bir Ojibwe kelimesi olan, “vahşi kişi” ya da “değişmek” anlamlarına gelen “N’da’aanh-too”dan (“Ndahonto” şeklinde okunuyor) türemiş olabilir. Jewell ayrıca Gioachino Rossini’nin “William Tell Overture”ünün dizinin müziği olmasını önermiş.


“Maskeli Süvari” radyo dizisi olarak 2956 bölüm devam etti (son yayını 3 Eylül 1954’te gerçekleşti). 21 yıllık bu geçmiş büyük başarı yakalayam bir televizyon dizisine dönüştü ve baş rollerinde Maskeli Süvari’yi oynayan cesur Clayton Moore ile Tonto’yu canlandıran saygın Jay Silverheels yer aldı. Uluslararası bir fenomen haline gelen bu program 1949 yılında ABC kanalında yayınlanmaya başladı ve 1957 yılına kadar devam etti.


Dizinin yakaladığı büyük başarı aynı zamanda iki sinema filminin çekilmesine de neden oldu: “The Lone Ranger/Maskeli Süvari” (1956) ve “The Lone Ranger and the Lost City of Gold” (1958). Fakat şimdi Johnny Depp ve Armie Hammer’ın Tonto ve Maskeli Süvari üzerinde kendi kalıcı izlerini bırakma zamanı. Son 80 yıl içinde oluşturulan bazı geleneklere saygı duysalar da aynı zamanda karakterleri yepyeni bir nesil için korkusuzca yeniden yorumluyorlar.


HİKAYENİN  ŞEKİLLENMESİ


Çoğu hırslı projede olduğu gibi “Maskeli Süvari”nin yeni versiyonunu gerçekleştirme süreci uzun ve yorucu oldu. Fakat ne yapımcı Jerry Bruckheimer ne de yönetmen Gore Verbinski bir kere kalplerini ve zihinlerini odakladıktan sonra kolay kolay pes edecek insanlar değildi. “’Maskeli Süvari’nin ve western sinemasının yeniden canlanma vaktinin geldiğini biliyorduk,” diyor Bruckheimer. “Tıpkı Gore ve benim on yıl önce ilk “Karayip Korsanları” filmini yaptığımızda korsan filmlerinin diriltilmesi gerektiğini bildiğimiz gibi. İnsanların ve on yıllar içinde gelen nesillerin bu karakterleri sevmelerinin bir nedeni var. Onları taze ve heyecan verici bir şekilde yeniden tanıtırsak insanların onlara yeniden aşık olacaklarını biliyorduk.”

 Verbinski “Maskeli Süvari”yi yönetmeyi orijinal hikayeye sadık kalmak şartıyla kabul etmiş. “Bence orijinal televizyon dizisinin hayranıysanız,” diyor Verbinski, “bu film sizi şaşırtacak çünkü herkes bu hikayeyi biliyor ve bizim anlattığımız hikaye bu değil. Biz hikayeyi Tonto’nun gözünden anlatıyoruz. Yani, Don Kişot’un Sanço Panza’nın gözünden anlatılması gibi bir şey. Diyebilirim ki, bizim versiyonumuz özünde bir dostluk hikayesi ve içinde çok fazla ironi, mizah ve filmi diğerlerinden farklı kılmaya yetecek kadar tuhaflık olan bir aksiyon-macera filmi.”

Efsaneleşen hikayenin taze bir versiyonunu yazması için film yapımcıları aynı zamanda büyük başarı yakalayan “Karayip Korsanları”nın ilk üçünü Jerry Bruckheimer ve Gore Verbinski’yle birlikte olmak üzere dört filminin de senaristi olan Ted Elliott ve Terry Rossio’dan oluşan parlak senarist ekibiyle Sam Mendes için “Revolutionary Road” filminin senaryosunu yazan Justin Haythe’i tuttular.


Hikaye üzerine yorum yaparken Jerry Bruckheimer şöyle diyor: “Bu, John Reid’in nasıl “Maskeli Süvari” olduğunun hikayesi,”  ve ekliyor, “ama tamamen farklı geçmişlere sahip, hikayenin başında araları açık olan ve ilişkileri sürecinde rahatsız edici bir bağ kuran iki karakter arasındaki dram-komedi çerçevesinde anlatılıyor.” Bizim versiyonumuzda çok fazla heyecan, macera, dram, komedi, manzara ve duygu var. Ayrıca Gore’un hayalgücüne bağlı olarak da çok geniş.”


Bruckheimer, “Karayip Korsanları” ortağı Gore Verbinski’nin dw “Maskeli Süvari” projesinden olmasından büyük heyecan duymuş. “Gore inanılmaz yetenekli bir yönetmen. Her türden filme hakkını veren biri. Bazen bir yönetmen komedide çok iyi olur ama aksiyonu beceremez. Ya da bazıları sadece aksiyon filmi çekebilir,” diyor Bruckheimer. “Gore her türden filmi –aksiyon, dram, komedi, animasyon- aynı kalitede çekebilen sayılı yönetmenden biridir. Hayalgücü çok geniştir ve daha önce hiç görülmemiş kareler çekerken hiçbir şey ona engel olamaz. Maksimum çabayla onları bir şekilde çeker.”


OYUNCULAR VE KARAKTERLER


Johnny Depp’in “Maskeli Süvari”de Tonto rolünü oynama isteği, filmin çekilmesi henüz Jerry Bruckheimer ile fikir aşamasındayken uyanmış. Deep her zamanki gibi işleri başlatmanın en iyi yolunun Tonto karakterine bürünmek olduğuna karar vermiş. İki yakın arkadaşından yardım almış - makyöz Joel Harlow ve fotoğrafçı Peter Mountain – ve oynayacağı bu farklı Tonto versiyonunu Bruckheimer, stüdyo ve Disney’in bu role onay vermelerini sağlayacak şekilde tasarlamaya koyulmuşlar.


Elbette Depp kılık değiştirmekte usta ve çok parlak bir karakter oyuncusu ve aynı zamanda Hollywood’un en çok sevilen başrol oyuncularından biri. Tonto karakterinin dış görünüşü için bir Kızılderili savaşçısının resmini baz almış ve üzerine kendine özgü, orijinal şeyler eklemiş.
Sonuç muhteşem olmuş ve Bruckheimer’ı –  ve de Disney Stüdios’u – “Maskeli Süvari” ve Tonto’nun yeniden seyirciyle buluşmaya hazır olduğuna ikna etmiş.

Yapımcı Jerry Bruckheimer şöyle diyor: “Johnny Depp hangi filmde oynarsa oynasın harika karakterler çıkarıyor. Onun oynadığı Tonto daha önce izlediğiniz tüm Tonto’lardan farklı olacak. Çok farklı bir dış görünüşü, bambaşka bir duygusu var. Kameralar kayda girene kadar onun ne yapacağını bilemiyoruz ama eğlenceli ve ilgi çekici bir şeyler yapacağını biliyoruz.”

Depp’in Tonto karakterinin nasıl resmedileceği konusunda kesin düşünceleri varmış.  Küçükken televizyon dizisinin tekrar bölümlerini izlediğini hatırladığını ve onun oynadığı Tonto’nun Maskeli Süvari’nin sağ kolu değil, muadili bir partner olacağına ve Kızılderili mirasının asil, savaşçı geleneğini şereflendireceğini söylüyor.

 “’Maskeli Süvari’ çocukken televizyonda izleyebileceğiniz nadir düzgün programlardan biriydi. Ben izlerdim ve kendimi hep “Tonto”yla özdeşleştirirdim,” diyor. “Çocukken bile neden Kızılderili’nin ikincil adam olduğunu merak ederdim.”


“’Maskeli Süvari’ Tonto’ya karşı saygısızlık ettiği için değil. Ben sadece onun neden ayak işlerine bakan adam olduğunu merak ederdim. Neden kahraman o değildi? Bu her zaman aklımı kurcalayan bir şeydi. Çok genç yaşımda öğrendim ki bizim soyumuzda da Kızılderililik varmış. Ne kadar olduğunu kim bilebilir ki? Belki çoktur, belki de az. Bilmiyorum.”

“Ben bu karakteri Maskeli Süvari’nin yardımcısı olarak oynamak istemedim. Onu bir savaşçı olarak, dürüst ve asil bir adam olarak oynamak istedim. Geçmişte yapılan hataları düzeltmek için bu da benden ufak bir çaba.”

Tonto’yu Johnny Depp’in canlandıracağı kesinleşince film yapımcılar John Reid, namı diğer Maskeli Süvari için en uygun oyuncuyu aramaya koyuldular. Jerry Bruckheimer ve Gore Verbinski kısa süre sonra anladılar ki Maskeli Süvari rolü, genç, son derece yetenekli ve bir o kadar da yakışıklı olan Armie Hammer adlı oyuncu için sanki özel olarak yazılmıştı. David Fincher’ın “Social Network/Sosyal Ağ” adlı filminde Winklevoss ikizleri rolünde sergilediği performansla ve Clint Eastwood filmi “J. Edgar”da Loenardo DiCaprio’yla birlikte başrol oynayarak Hollywood’da fark edili hale gelen oyuncuyu Bruckheimer ve Verbinski en doğru anda “Maskeli Süvari” rolü için seçtiler.


Yönetmen Verbinski, Armie Hammer’ı şöyle tarif ediyor: “Armie’yle tanışınca onda zerre kadar alaycılık ya da isteksizlik olmadığını hemen fark ediyorsunuz. Armie dünyaya oldukça iyimser gözlerle bakıyor. Eski tarzda fikirlere sahip olan birine inanmaya gerçekten ihtiyacımız vardı.”


Johnny Depp, Hammer ile birlikte çalışma deneyiminden bahsederken şöyle diyor: “Her şeyden önce Armie harika bir adam. Çok zeki, kıvrak ve ince bir zekaya sahip ve çok yetenekli. Maskeli Süvari’yi dürüst, saf bir “beyaz adam” olarak canlandırmak istedi. Bu kesinlikle en doğrusuydu.”

 “Armie yükselmekte olan genç bir oyuncu. Klasik bir film yıldızı gibi görünüyor ve kendini geleştirecek yeteneğe sahip,” şeklinde sürdürüyor sözlerini Depp. “Kendini tamamen rolüne adadı ve karakteri kusursuz bir biçimde canlandırdı. Harika bir mizah anlayışı var. Onu eskiden olduğu gibi “havalı adam” olarak oynamak istemedi. Onunla birlikte çalışmak rüya gibiydi. Ayrıca Armie’yle çok iyi arkadaş olduğumuzu düşünüyorum.”


Diğer “Maskeli Süvari” oyuncuları da muhteşem.  Demiryolu ve ulus kurucu Latham Cole’u canlandıran Tom Wilkinson, İngiltere’nin en iyi ve yetenekli oyuncularından biri olarak tanınıyor. İki kez Oscar®’a (“In the Bedroom” ve “Michael Clayton” filmleriyle) ve dört kez de Altın Küre® Ödülüne aday gösterildi ve HBO’nun mini dizisi “John Adams”taki Benjamin Franklin performansıyla ödüle layık görüldü. “Latham Cole kesin olarak bugünkü Amerika’nın babalarından biri ,” diye anlatıyor Wilkinson oynadığı karakteri.  “Bugün olsa ona “vahşi kapitalist” denirdi. Cole için Kıtalararası Demiryolu’nu inşa etmek yalnızca para kazanmak için bir fırsat değil. Aynı zamanda hayalindeki birleştirilmiş bir gücü temsil ediyor. Fakat Cole başarması gereken şeyi başarmak konusunda her zaman aşırı titiz davranmıyor ama sanırım bu eskiden beri böyleymiş. Büyük hayalleri olan insanlar başkalarının yasal haklarını gözetmek konusunda isteksizdirler.


William Fichtner, Maskeli Süvari’nin baş düşmanı ve efsanenin hayranlarının yakından tanıdığı kaçak Butch Cavendish rolünde. Yıllar içinde Fichtner çok çeşitli rollere bürünebilme özelliğiyle nam saldı. Cavendish rolündeki makyajıyla tanınmayan Fichtner bu karakterde onu bir canavardan fazlası haline getiren bir öz bulmuş. “Bazen daha kaba karakterler oynuyorum ama her zaman onları gerçekçi kılacak bir şeyler buluyorum. Cavendish ne istediği konusundaki düşünce sürecinde oldukça basit ama zeki ve hedefe kilitlenen bir karakter. Bence bu, bu filmde göreceğiniz tüm harika karakterler için söylenebilir. Karanlık bir ara sokakta karşılaşmak isteyeceğiniz son kişi Cavendish’tir. Hatta Cavendish bile o koşullarda kendine rastlamak istemez diyeyim.”

Emmy® Ödüllü Barry Pepper, Yüzbaşı Fuller rolünü kendine hedef tayin etmiş. Rol için araştırma yaparken Pepper 19. yüzyıl sonunda yaşamış George Armstrong Custer, Ranald Mackenzie ve Phillip Sheridan gibi ünlü “Kızılderili savaşçıları” üzerine çalışmış. Hepsi taşkın, ben merkezci, kendiyle çok övünen, aklında daha büyük amaçları olan adamlarmış. Fuller’ın zihninde dönen kampanya konuşmalarını ve sloganları duyabiliyorsunuz neredeyse. Onu, Kızılderilileri ovalardan sürmekle görevli, süslü bir tavuskuşu, maskeli bir kavalye olarak görebiliyordum. “

Film yapımcılarının spesifik rollere mümkün olan en iyi yeteneği bulma kararlılığı yine iyi bir sonuç verdi ve doğuştan gelen kabalığı, kibar ve eğitimli kardeşi John’un doğasına tamamen zıt bir Teksas Savaşçısı ola Dan Reid karakterini canlandırması için New York City doğumlu James Badge Dale’ı seçtiler. “Dan Reid, John’un daha pis işlere bulaşmış, yaşamaktan bıkmış usanmış olan ağabeyi,” diyor Dale karakteri için. “Dan’in dünya görüşünde pek çok gri kalmış alan var ve belki diğer dünyada ve başka bir zamanda yasadışı işler yapan biri haline gelebilir. Onun için doğruyla yanlış pek kesin çizgilerle ayrılmıyor artık.”

İngiliz oyuncu Ruth Wilson’ın rol aldığı ilk Amerikan filmi “Maskeli Süvari”. “Ruth seçmelere gelip rolü canlandırdığında bizi kendimizden geçirdi,” diyor Verbinski. “Çoğu oyuncuyu cebinden çıkarır ve bu yeteneğini gözlerinden anlayabilirsiniz. O büyük bir film yıldızı olacak.”


Wilson şöyle diyor: “’Maskeli Süvari’de rol almak kelimenin tam anlamıyla efsanevi bir şeydi. Prodüksiyonun büyüklüğü, kullanılan coğrafya, filmde görev alan yeteneklerin kalitesi… Bu filmin absürd mizahtan aşırı ciddiyete kadar uzanan bir Western olduğunu ve tüm bunların Amerikan tarihinde büyüleyici bir dönemde geçtiğini göreceksiniz.Bu benim için karşı koyamayacağım bir fırsat ve asla unutmayacağım bir deneyim oldu.”


Helena Bonham Carter’ın oyuncu kadrosuna Red Harrington rolüyle katılmasının bir nedeni varmış: “Bu filmde oynamak istememin nedeni daha önce hiç bir Western filmde aksak bacaklı, Güneyli bir hanımefendi rolü teklifi almamış olmamdı,” diyor iki kez Oscar®’a aday olan oyuncu. Bu rolün bir diğer çekici yanı da daha önce beş filmde birlikte rol aldığı arkadaşı Johnny Depp ile yeniden çalışma fırsatı bulması olmalı. Bonham Carter, gösterişli, abartılı şapka takan ve protez bacaklı Red’i “aynı zamanda seyyar da olan acayip bir işletmenin sahibi. Red demiryolunu inşaatını takip ediyor çünkü o işçilerden para kazanıyor. O güçlü, açık sözlü bir işgüzar,” diye tarif ediyor.


“Maskeli Süvari”nin devasa yardımcı oyuncu kadrosu da Amerikan ve yabancı oyuncu toplulukları arasından titizlikle seçilmiş. Gelecekleri belirsiz olan Comanche savaşçılarını canlandırmaları için iki özel oyuncu seçilmiş: Iowa Sac and Fox Nation’da büyük saygı gören bir oyuncu/eğitimci/activist olan Saginaw Grant, ilerlemiş yaşına ve Comanche bölgesinde inşa edilen demiryoluna rağmen hala büyük bir lider olan Chief Big Bear’ı (Şef Büyük Ayı) canlandırıyor. Kendisi de bir Comanche olan Gil Birmingham ise Big Bear’ın savaş komutanı Red Knee rolünde.


OKULA DÖNÜŞ… KOVBOY OKULUNA


“Maskeli Süvari”nin oyuncuları ve figüranları fark etmişler ki, beyazperdede kovboy, silahlı soyguncu ya da demiryolu mühendisi olmak istiyorsanız yeniden okula dönüp düzgün bir eğitim almanız şart. Gore Verbinski filmin çekimlerini başlatmadan üç hafta önce “Cowboy Boot Camp” Albuquerque’daki Horses Unlimited çiftliğinde başlamış ve başrol oyuncularının çoğu bu kampa başvurmuş. Öğretmenlerinin aralarında dublörler, kovboylar, usta binicile ve silah yapımcıları varmış ve filme adını veren rolün sahibi de dahil hiçkimse ye müsamaha gösterilmemiş.

“Cowboy Boot Camp’ta bütün oyuncular altı yaşında çocuk gibi etrafta koşturup duruyorlardı,” diyor Armie Hammer. “Günde iki saat ata biniyor, bir saat kement fırlatıyor, silahla atış yapıyor, at arabasına biniyor, atlara eyer takıyor ve söküyorduk. Hızlandırılmış bir kurs gibiydi. Kampta geçen birkaç günden sonra ömrüm boyunca bindiğimin toplamından daha çok ata binmiştim.”

 “Gore’un istediği,” diye açıklıyor dublör koordinatörü Tommy Harper, “her bir oyuncuya diğer eğitimlerin yanında silahla ateş etmeyi, eyer takmayı, ata binmeyi de öğrettiğimiz bir Cowboy Boot Camp yapmaktı. Böylece bizler oyuncuları, onların yeteneklerini tanıdık ve onları nasıl koruyabileceğimizi anladık. Benim için asıl önemli olan filmin çekimleri bittiğinde olabildiğince az hasar almış ve en sonunda tamamen sağlıklı olmalarıdır.” Kamp, çekimlerden önce başlamış olsa da Harper, oyuncuların aldıkları eğitimin çekimlerin sonuna kadar devam ettiğini söylüyor. “Tam her şeyi bildiğinizi sandığınız anda bir şey sizi geri püskürtür. O yüzden onlara hiçbir zaman kendilerini çok iyi hissettirmedik.”

Belli ki, oyuncular için ateşli silahları doğru kullanmaları  çok önemliymiş ve bu iş için uzman silah yapımcısı  Harry Lu’dan ders almışlar. “Boşluğa ateş ediyor olsalar bile,” diyor Harper, “çalıştıkları ekipman tehlikeli ve bu yüzden onları nasıl kullanacaklarına dair her şeyi bilmelerini ve kullanırken de bu işi biliyor gibi görünmelerini istedik.”

Kanun kaçağı Butch Cavendish rolünü canlandıran William Fichtner’ın kullandığı silah açısından kendini güvende hissetmesi gerekiyormuş. Kendini seve seve uzmanların emin ellerine teslim etmiş. “Bay Harry Lu yanımdayken silahlarla ilgili her konuda çok rahatım,” diyor oyuncu. “O ağır silahı ilk kez elime aldığımda çok zordu. Ama sete her gelişimde Harry’i görünce ona silahı biraz elimde tutabilir miyim diye soruyordum. O da bana her seferinde egzersiz yapacağım yeni bir şey gösteriyordu. Sonra daha fazlasını öğretiyordu.”

Bir süre sonra Fichtner silahla tehlikeli ve çok havalı döndürme hareketleri yapmaya başlamış. Bunlar Colorado, Creede’de yapılan çekimlerde kaydedilmil. “Neden böyle şeyleri başarmak için çok çabalarsın ki?” diye soruyor Fichtner. “Çünkü bir oyuncu olarak filmin geri kalanına eşdeğer anlar yakalatmak istersin. Ben bu silah hareketinin Creede’de çekim yaptığımız set ve arkaplan kadar etkileyici olmasını istedim.”


Filmin oyuncularına binicilik alanında,baş binici Clay Lilley ve binic çetesi patron Norman Mull danışmanlığındaki bir binici ekip eğitim verdi. “Bir at binicisi bir oyuncuya bakınca onun ata binemeyeceğini anlayabilir,” diyor Harper. “Bunu sadece yürüyüş biçimlerinden bile anlarsınız ya da binip inmelerinden. Bu yüzden onlara bu işi biliyormuş gibi görünmeyi öğretmek çok önemliydi,” diyor Norman Mull. “Bu kampta amacımız oyuncuların kendilerini at üzerindeyken rahat hissetmelerini sağlamak, onlar için at seçmek ve ata binebilmeleri için ne gerekiyorsa onlara öğretmek.” Bazı oyuncuların daha önceden deneyimleri varmış. Bunların arasında Armie Hammer ve Ruth Wilson da varmış. “Daha önce birkaç attan düştüm,” diyor Wilson gülerek. “Bu yüzden düzgünce öğrenmeye başlamak için buranın iyi bir yer olduğunu düşündüm.” Kamptaki tek kadın olmak Wilson’ın hoşuna gitmiş. “Evet, çok hoşuma gitti. Etrafım kovboylarla çevriliydi. Çok eğlenceliydi. Bu filmin dünyasını anlamak için çok güzel bir yoldu.”

Normalde korkmayan Hammer nedense aslında biraz gerginmiş. “Daha önce ata bindim ama şöyle düşündüm: “Bu hayvan kendini düşünüyor.” Bu da beni biraz gerdi. Ya bir tavşan görürse ne olacak diye düşündüm. Ama size başka seçenek verilmiyor. Sizi atın üzerine koyup “Hadi bin” diyorlar. Bu eğlenceli üç hafta boyunca sürdü.”

Diğer öncül oyuncular da zorlukları olduğunu bilmelerine rağmen kampta çok eğlenmişler. Filmde Teksas Savaşçısı Dan Reid’ı oynayan New York!lu oyuncu James Badge Dale, Jerry Bruckheimer ve Gore Verbinski’yle ilk görüşmesinde binicilikteki yeteneğini açıklamak zorundaymış. “Henüz rolü almamıştım ve ikisiyle buluştum. Jerry genelde yaptığı gibi sessizce oturuyordu. Gözlemliyor ve dikkatle dinliyordu. Gore bana ata binmeyi bilip bilmediğimi sordu. Biraz lafı ağzımda geveledim ve sonunda “Gore, üzgünüm, ata binmek hakkında hiçbir fikrim yok. Ben New York’luyum!” dedim. Jerry birden gülmeye başladı. “Bize gerçeği söyleyen ilk kişi sensin” dedi.  Sonra Gore ekledi: “Öğreneceksin o zaman.” Öğrendim de. Atlar hakkında aklıma bile gelmeyecek şeyler öğrendim. Size onlara nasıl saygı duyacağınızı öğretiyorlar.”


Ayrıca Kris Peck’in sahne malzemeleri biriminin de kampa önemli bir katkısı olmuş çünkü oyuncuların atları  için o dönemde kullanılan malzeler sağlanması çok önemliymiş. Özel olarak seksen adet Western tarzı eyer, yirmi beş ader Amerikan Süvari eyeri ve otuz adet Kızılderili eyeri tasarlamışlar. “Oyunculara tüm malzemelerini attan nasıl indireceklerini ve bunu bu işi biliyormuş gibi görünerek yapmayı öğretmemiz gerekiyordu,” diye açıklıyor sahne malzemeleri asistanı Curtis Akin. “Kamp sahnelerinde kullanacakları her türden eşya var. Bu yüzden ata binerken, attan indikten sonra tüm eşyalarını yanlarına alacaklar, eyerleri kamp ateşinin etrafına serecekler, geceyi orada geçirmek için şiltelerini açacaklar.”


“MASKELİ SÜVARİ”NİN YAPIM AŞAMASI


Geleneklere ve beklentilere baş kaldıran bir film yapma ama seyirciyi de hiç ummadığı bir biçimde tatmin etme amacıyla yola çıkan yapımcı Jerry Bruckheimer ve Oscar ödüllü  yönetmen Gore Verbinski “Disney/Jerry Bruckheimer Films” filmi olan “Maskeli Süvari”nin çekimlerine 28 Şubat 2012 günü N.M., Albuquerque’de başladılar.


Yetenekli oyuncular —Johnny Depp, Armie Hammer, Tom Wilkinson, William Fichtner, Barry Pepper, James Badge Dale, Ruth Wilson ve Helena Bonham Carter— kendisi de harika bir macerayı anlatan “Maskeli Süvari” filminin çekimleri için yedi ay sürecek, onlara çeşitli bölgeleri dolaştıracak ve Amerika’nın güneybatısındaki dört eyaletin havasını solutacak bir yolculuğa çıktılar.


“Maskeli Süvari”nin geniş tuvalini, Verbinski’nin daha önce de beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Bojan Bazelli (“The Sorcerer’s Apprentice,” “Mr. & Mrs. Smith”) görüntülemiş. Verbinski, Bazelli için şöyle diyor: “Kimse fotokimyasal süreci Bojan’dan daha iyi bilemez. Bir odayı aydınlattığınızda gözünüzde neler olduğunu, lens emülsiyona çarptığında, bugün de dijital olarak çip çarptığında gerisinde neler olduğunu biliyor. Bu süreci şu ana kadar birlikte çalıştığım herkesten daha iyi biliyor sanırım.”

Bazelli’yle birlikte “Maskeli Süvari”ye getirdikleri görsel yaklaşımdan bahsederken Verbinski şöyle diyor: “Gerçeği baz almak çok önemliydi. Teatral görünmesi için fazla güzelleştirmek istemedik. Anlatım epik ve tasarım olarak da operayı andırıyor ama bunu alenen süslersen bence bütünlük hissini kaybedersin. Görüntü dürüst ve biraz da ham olmalı.”

Kameralar “Maskeli Süvari” için ilk kez kayda geçmeden önce filmin Comache danışmanı Wahathuweeka-William Voelker ve beraberindeki Troy, Albuquerque Studios zemininde geleneksel bir ayin sergilediler. İçeride, üç platoda, vagonların da kullanıldığı sahneler, bir Vahşi Batı Sergisi çadırı ve Red’s Traveling Entertainments’ın gösterişli iç kısmı çekimler için hazırmış.


Yapım, Albuquerque’nun elli sekiz kilometre batısındaki Rio Puerco’da Colby ve Promontory Summit için sıfırdan kasaba setleri inşa etmiş. Navajo Nation’da Monument Valley ve Canyon de Chelly’deki konaklamalar harici için Rio Puerco, yapım şirketine üç ay boyunca destek sağlamış.


12 Nisan sabahı yapım ekibi gün doğmadan önce çekime başlamak için Monument Valley’e doğru yola çıkmış. Maskeli Süvari ve Tonto’nun at üzerinde, tam bordürün önünde çekileceği bir sahne için güneş, John Ford Point olarak bilinen tepenin ardından yükselmiş. Kuzey Penceresi olarak bilinen Monument Valley’nin büyüleyici kısmında, on yıldan sonra ilk kez Monument Valley’de bir film çekimine ev sahipliği yapan Navajo Nation liderlerinin ziyareti, şirketi onurlandırmış.

Ekip oradan Navajo Nation’ın içinden 104 kilometre boyunca dönemeçli bir yolda ilerleyip Canyon de Chelly’e varacakmış.  Canyon de Chelly de tarihsel derinliği olan ruhani bir Navajo yöresi. National Park Service tarafından korunuyor. Orada altı gün boyunca Verbinski, yörenin iç kısımlarında büyük önem taşıyan Bryant’s Gap saldırısı sahnesini çekmiş.

 Çekimlere devam etmek için Rio Puerco’ya döndükten sonra prodüksiyon üç hafta sürecek çekimler için Albuquerque’nun 430 kilometre kuzeyindeki Colorado, Creede adındaki ufacık bir dağ köyüne taşınınca ekibin manzarası inanılmaz derecede değişmiş. Tarihi ve etkileyici güzellikte bir köy olan Creede 19. yüzyıl sonlarının Colorado’sunun gümüş madeni çıkarılan son köyüymüş. Köyün büyüleyici ve zor bir geçmişi varmış. Maden çıkarılan parlak dönemde Soapy Smith ve Robert Ford gibi kötü karakterleri kendine çekmiş. “Maskeli Süvari”, Sleepin Man Mine’ı (Uyuyan Adam Madeni) köyün merkezinin kuzeyine, gerçek Ametist Madeni kalıntılarının ortasına kurarak Creede’in tarihinden yararlanmış.

“Gerçekten otantik,” diyor Jerry Bruckheimer. “Colorado’nun çok güzel bir kesimi. Ama tüm ekipmanımızı oraya taşımak kolay olmadı. Buna trenin tamamı da dahil. Küçük yerlerde hareket etmek ve koca şirket için kalacak yer bulmak hiçbir zaman kolay olmuyor. Ama görüntüleri izlediğinizde ne kadar otantik olduğunu göreceksiniz. Bu filmi harika yapan şey de bu. Gerçek mekanlarda çok fazla bilgisayar kullanmadan çekim yaptık. Bugünlerde pek çok filmde doğal mekanlar bilgisayar ortamında tasarlanıyor. Burada her şey gerçek.”

Utah, Moab’daki Colorado Nehri bir sonraki mekanlarıymış.  “Karayip Korsanları” filmleri sayesinde uzun zamandır suya alışkın olan Johnny Depp yine ıslanmış (ekiple birlikte). Sonra yeniden tepelere çıkılmış ve Moab’ın en büyüleyici iki mekanı olan Fossil Point ile Dead Horse Point’te çekim yapılmış. Meşhur Ridley Scott filminin son sahnesinde iki kaçağın arabayı bir uçurumdan aşağı sürdükleri Fossil Point’in bir diğer adı da Thelma & Louise Point’miş fakat bu filmde uçurumdan gerçek ebatta bir tren, işçi kampı ve 154 kostümlü figüran düşünce uçurum tanınmaz hale gelmiş. Dead Horse Point ise John Reid’in Tonto tarafından kurtarıldıktan sonra uyandığı yüksek bir uçurum kıyısı platformunun kurulduğu yermiş. “Beş buçuk metre yüksekliğinde cılız bir yapıydı,” diye anımsıyor Armie Hammer. “O şeyin tepesinde dururken platform yaklaşık bir metra kadar oynadı. Sonra aşağı bakınca kanyonun zeminine kadar 600 metrelik bir düşüş mesafesi olduğunu fark ettim. Çok yüksekti.”


Navajo Nation’da, 480 metre yüksekliğindeki büyüleyici kaya oluşumu Shiprock’ta bir gün süren bir çekimin ardından şirket bir sonraki çekim mekanı olan New Mexico, Santa Fe’ye gitmiş. Hell on Wheels ve Reid Farm sahnelerini Lamy yakınlarından çekmenin yanısıra Verbinski o yörenin çeşitli ve genellikle baş döndürücü  güzellikte olan topografyasından yararlanmanın başka yollarını  da buldu. Plaza Blanca’nın ürkütücü, ay yüzeyini andıran kayalıkları, Ruth Wilson, William Fichtner ve the Cavendish Çetesi’nin sahnelerinin çekileceği mekan “Valley of Tears” için çok uygun bir seçim olmuş. Bu arada muhteşem Valles Caldera National Preserve, bir volkanın kraterindeki devasa, 19 kilometre genişliğindeki çim vadi Komanche savaşçılarının köyü olarak kullanılmış. Ayrıca Gilman Tunnels da daha fazla demiryolu teçhizatı için ideal bir yer olarak kullanılmış. Pajarito Mountains’ın yükseklikleri de cesur Comanche savaşçılarının son direnişleri için harika bir mekan olmuş.


Ağustos ortasında şirket bir kez daha toplanıp bir hafta sürecek bir çekim için Albuquerque’a geri döndü. Sonrasında mekan çekimlerinin son 17 günü boyunca 247 kilometre kuzeye, Taos’un ötesine gitmişler ve New Mexico’daki Angel Fire dağlarında 8600 fit yüksekliğe çıkmışlar. Yolculuğun bu son ayağının neredeyse  tamamı yüksek dağlardaki tren yolu teçhizat işleri ve özel efekt koordinatörü John Frazier ve ekibi tarafından hazırlanan muhteşem bir çarpışma içinmiş.


Johnny Depp ve Armie Hammer, film çekimlerini 28 Eylül 2012, Perşembe günü tamamlamışlar ve bekleneceği üzere ikili ayrı  ayrı sahnelerden çok aynı sahnede rol almışlar. Gore Verbinski “Kestik!” diye bağırınca zafer selamı verircesine yönetmene, Jerry Bruckheimer’a ve şirketin geri kalanına kollarını sallamışlar.


Geri kalanların çıkması gereken bir yolculuk daha varmış. Kaliforniya’daki Lone Pine çölünün 284 kilometre kuzeyinde çekimlerin son iki günü için kurulan ikinci bir Comanche kampına gideceklermiş.


SANAT DEPARTMANI: BATI’YI YENİDEN İNŞA ETMEK


Filmin yetenekli prodüksiyon tasarımcıları Jess Gonchor (“Moneyball,”  “True Grit”) ve Mark “Crash” McCreery (“Rango,” “Karayip Korsanları: Siyah İncinin Laneti”) altı sanat yönetmeni, on bir set tasarımcısı, iki illüstrator, bir sahne ressamı, birkaç görsel senaryo taslağı çizeri, iki grafik tasarımcısı, iki maketçi, bir araştırma koordinatörü, bir sanat departmanı prodüksiyon asistanı ve 274 inşa ekibi üyesiyle birlikte çalışmanın keyfini sürmüş fakat yine de McCreery bazen işleri kendi yapıyormuş.  Wild West Exhibition (Vahşi Batı Sergisi) çadırında, Yaşlı Tonto’nun diyoramasının etrafındaki ahşap çerçevesini kaplayan Kızılderili’lerin eski taş yazılarını elleriyle yontmuş ve Colorado, Creede’de inşa edilen, kendisinin tasarladığı 60 metre uzunluğundaki tren tünelinin duvarlarındaki sembolleri de bizzat  kendisi boyamış.


“Crash tam anlamıyla başına buyruk bir tip,” diyor Jerry Bruckheimer. “Sınırsız bir hayalgücüne ve enerjiye sahip. Birçok filmde kreatif tasarımcı olarak Crash ile birlikte çalışma şansına nail olduk. Bu sefer bir seviye daha atlayıp tüm yeteneğini ortaya sermesi gerekiyordu.”


“Maskeli Süvari”deki prodüksiyon tasarımının zorlukları arasında filmdeki dram, komedi ve maceranın önplana çıkabileceği çok büyük setler tasarlamak da varmış. Teksas’taki “Colby” kasabası New Mexico, Rio Puerco’da inşa edilen gerçek boyuttaki on iki adet yapıdan oluşuyormuş. İçinde bir tren istasyonu, bir ahır, bir bar, pansiyon, banka, Şerif’in ofisi, çeşitli dükkanlar da varmış ve özel olarak film için kasabanın etrafını çeviren sekiz kilometre uzunluğunda bir demiryolu inşa edilmiş.


Rio Puerco’daki Colby setinin bitişiğinde inşa edilen Promontory Summit adlı bir diğer kasaba, Kıtalararası Demiryolu tamamlandıktan sonra Union Pacific ve Central Pasific trenlerini kafa kafaya buluşacağı tarihi bir yöredeymiş. Film için inşa edilen Promontory Summit’in bilerek köhne bir yer olarak tasarlanan Colby’e göre daha farklı bir duygusu varmış. Tuğla ve tahtayla daha sağlam bir şekilde yapılmış. Bu dad aha büyük bir zenginlik ve daha eski bir tarihi simgeliyormuş.


Crach McCreery’nin daha vahşi olan yanının, 19. yüzyılda var olan, Kıtalararası Demiryolu işçilerinin peşinden giden, aniden beliriveren kasabalardan ilham alınarak tasarlanmış, seyyar bir çadır kasabası olan “Hell on Wheels” için yaptığı tasarımlar üzerinde çok çalışması gerekmiş. Çadır kasabasının önplana çıkan kısmı, içindeki en büyük işletme olan Red’s Traveling Entertainments’ın iç tasarımıymış.


Renkli ve değişik “Hell on Wheels” setinin malzemeleri Albuquerque’de sanat departmanının deposunda beş haftada imal edilmiş ve sonrasındaki altı hafta boyunca imal edilen bu parçaların New Mexico, Lamy tepelerindeki çekimler için montajı yapılmış. En sonunda ortaya çıkan şey yılan oynatıcıları, garip insanların, ateş yiyenlerin, çay tüccarlarının, bağırsak şikayetleri doktorlarının, diş doktorlarının, koyu dindarların ve tren yolu işçilerinin biraraya gelerek oluşturduğu, arkasında pek çok çadır, sahne ve yıkık dökük barakaların bulunduğu, Red’s Traveling Entertainments’ın görkemli dış görünüşüyle de göze çarpan şahane bir çeşişitlilik olmuş.


Bu hovardalıkların hepsi süslü çadırlar, sahneler ve Red’s Traveling Entertainments’ın gösterişli dış kısmının yakınına kurulmuş barakalardan oluşan bir zeminde gerçekleşiyor.

“Hell on Wheels” Eski Batı’ya dair her türlü görüntü ve fanteziyi bünyesinde bulunduruyor,” diyor McCreery. “Ne istediğinizin ya da ne tasarladığınızın bir önemi yok. Aradığınızı burada bulabilirsiniz. Cheryl Carasik’in set  süslemesi de muhteşem oldu. Sokağı bir uçtan öbür uca kadar akla gelebilecek her türlü eşyayla süsledi.”


Red’in mekanının geniş iç kısmının seti de aylar önce Albuquerque Studios platosunda kurulmuş ve çekimleri yapılmış. Red’in gürültülü salonunun köhne duvarları o döneme ait otantik kartpostallar, ilanlar ve likör şişelerinin yansıra “Red’in House Rules” yazan bir tabelayla bezenmiş.


Hell on Wheels’dan sadece bir adım ötede alkolden daha uzak olan Reid Farm seti yer alıyormuş. Sette klasik tipte kerpiç ve taştan bir Amerikan çiftlik evi ile etrafında ahır ve kümesler olan büyük bir ahşap ambar varmış. ”Bu, kurduğumuz en gerçekçi setlerden biri,” diyor McCreery. “Sanki uzun zamandır oradaymış gibi görünüyor ama aslında sadece birkaç hafta içinde inşa ettik ve bir gecede yakıp kül etmek zorundaydık.”


Prodüksiyon tasarımcılarının en etkileyici setlerinden bir diğeri de Colorado, Creede’de kurulan Sleeping Man Mine’mış (Uyuyan Adam Madeni).  Set, bu tarihi köyün 19. yüzyıldaki gerçek gümüş madeni yapılarıyla yeni gösterişli yapıları biraraya getirmek üzere inşa edilmiş. Bunların arasında önünde 12 metre yüksekliğinde sahte bir kaya olan 60 metre uzunluğunda bir tren tüneli, 1600 metre uzunluğunda bir demiryolu, yükseltilmiş raylar, maden vagonları için demir iskeletli köprüler, ayrıca yeni inşa edilmiş olsa da her an yıkılacakmış gibi eski görünen madenci kulübeleri bulunuyor.


Malzeme ustası Kris Peck ve arkadaşı olan silah yapımcısı  Harry Lu karakterlere tüyler ürpertici bir cephanelik ve çok sayıda teçhizat sağlamışlar. Maskeli Süvari’nin gümüş kurşunla doldurulan inci saplı meşhur silahından Red Harrington’ın fildişi bacağına ve Latham Cole’un cep saatine kadar bütün görece küçük objelerin hikayede önemli rolleri varmış. Peck ayrıca kilit “kahraman” eşyalarının Verbinski’nin filmin tamamına olan rüstik tasarım şeması yaklaşımıyla uyumlu olacak şekilde düzgün bir biçimde eskitildiğinden emin olmak istemil. “Baktığınızda hikaye aslında eşyalardan okunur,” diyor Peck. “Gore bana ekrana 24 metre uzaktayken görebileceğimiz dört ya da beş eşya olacağını söylemişti. Bunlardan ikisi zaten Maskeli Süvari’nin nişanı ve gümüş kurşunuydu. El yapımı gibi görünmeleri gerekiyordu, malzemeciden çıkmış gibi değil.”


Ne ilginçtir ki, Tonto’nun başlıca eşyası muhtemelen içinde çeşitli totemler ve daha da önemlisi başındaki süste duran kargayı beslemek için yem taşıdığı boncuklu, deri çantasıdır. O, silah taşımıyor. Yalnızca iki tane bıçak taşıyor. Bıçaklardan biri de, ne ironiktir ki, demiryolu çivisinden  yapılmış. Sanki Tonto, düşmanı kendi silahıyla vuruyormuşçasına. Ama büyük ihtimalle Peck’in en göze batan eşyası – en orijinal olduğu kesin – Red Harrington’ın içinde gizli bir ateşleme gücü bulunan, protez, fildişi bacağıdır. “Red,bir eksinin nasıl artıya çevrileceğinin canlı cevabı,” diyor bu renkli karakteri oynayan Helena Bonham Carter. “Protez bacağına bir silah yerleştir ve kızlarını koru. Yaşadığı kayıp onu öldürmemiş, güçlendirmiş.”


DUBLÖRLER: HARPER’IN DÜNYASI


Yedi ay süren çekimlerde dublör danışmanı Tommy Harper ve ekibi, filmin vazgeçilmezi olan muhteşem aksiyon sahnelerinde çoğu trenlerin içinde ve üzerinde geçen imkansız akrobasi hareketlerini gerçekleştirdiler.

“Trenlerin gerçek olması harikaydı,” diyor Harper. “O trenlerin üzerinde saatte 48 kilometreden daha düşük hızla bir şey yapmışlığımız yok. Genellikle saatte 64 kilometre hızla haraket ettik. Tren vagonlarının üzerlerine özel parçalar koyduk ki, dublörler trenin üzerinde koşabilsinler ama sürekli belli bir hat üzerinde sizin göremeyeceğiniz şekilde trene bağlı olsunlar ve böylelikle bir terslik olsa bile düşmesinler.”

Harper ve ekibi hiç durmadan güvenliği kontrol etmişler ve doğası gereği tehlikeli de olsa aksiyon sahnelerini belirli sınırlar içinde gerçekleştirebilmek için ellerinden geleni yapmışlar.

Harika dublörlerden oluşan ekibinin yanı sıra Tommy Harper, iki yıldız ile birkaç yardımcı oyuncu mümkün olduğunca dublör kullanmamaya çalıştıkları için de şanslıydı. Bu, Johnny Depp için hareket halindeki vagonların üzerinde hareket etmek ve at üzerinde pek çok hareket yapmak anlamına geliyordu. “Johnny muhteşem,” diyor Harper. “Onun en harika özelliği kendisine bir şey söylediğinizde “Tamam, evet, anladım” diye cevap vermesi. Sonra da gidip aynen söylediğiniz şeyi yapması.”

Genç yaşı, atletik yapısı ve maceraperest ruhuyla Armie Hammer da akrobatik ve at üzerinde yapılacak hareketlerin hemen hemen hepsini kendisi yapmak istemiş. Tommy Harper oyuncunun bu hevesinden sonuna kadar yararlanmış. “Ona oyunculukta istediği başarıyı yakalayamazsa gelip benimle çalışabileceğini söyledim çünkü tüm akrıbasi hareketlerinde çok başarılıydı.”


Akrobasi hareketlerinde dublör kullanmayan bir diğer önemli roldeki oyuncu da Butch Cavendish’i canlandıran William Fichtner’mış. “Bill bu karakterle gerçekten özdeşleşti,” diyor Harper. “Gördüğüm en iyi kötü karakterlerden biriydi. Bir sahnede hareket halindeki bir trenden atına atlıyordu ve bunu gerçekten yaptı.”

Ne tuhaftır ki, Fichtner bu inanılmaz hareketi tren üzerinde yapılan hareketlerden daha az caydırıcı bulmuş. “Şu kadarını söyleyeyim, saatte 32 kilometre hızla giden bir trenin üzerinden dört nala koşan bir atın boş eyerine atlamak, çılgınca bir hızla giden bir trenin üzerinde hareket etmekten çok daha az sinir bozucuydu.”

Oyuncu kadrosunda bu zevke nail olanlar bir tek erkekler değildi. “Ruth Wilson harika,” diye doğruluyor Harper. “O da dublör olabilecek bir kadın. Korkusuz ve çok zeki. Kendini bir anda ortaya atımervek yerine önce doğru soruları soruyor. Ruth, trenin tepesinden baş aşağı aşağı sallandı ve kafası tam da tekerlerin yanında duruyordu. Parametreleri önceden hesapladı ve onun için kullandığımız teçhizatla kendini güvende hissetti.”


RAYINDA VE RAY DIŞINDA: TRENLER


Film için büyük önem taşıyan en iddialı aksiyon sahnelerinin birkaçı için bir yapımcı ve yönetmen üç adet 19. yüzyılda kullanılan Amerikan trenlerinden isterse ne olur? “Onları kendimiz yaptıki” diyor Jerry Bruckheimer. “Tıpkı “Karayip Korsanları” serisi için birkaç tane gerçek boyutta gemi inşa ettiğimiz gibi. Gerçeğin yerini hiçbir şey tutamaz. Bu trenlerle yapmamız gereken şeyler göz önünde bulundurulunca da gerçek olanı kullanmak yapılacak tek şeydi.”

 “Maskeli Süvari” için hazırlanırken Bruckheimer ve Verbinski’nin yüzleştikleri ikilem, senaryoda yazanları çekme görevinin üstesinden nasıl gelecekleri olmuş. Bunlar, o ana kadar planlanmış en karmaşık ve tüyler ürpertici tren aksiyon sahneleriymiş. İhtimaller arasında minyatürler tasarlamak, bilgisayar efektleri kullanmak ya da o dönemden kalma trenlerden faydalanmak varmış ama senaryodaki trenler çok detaylıca tasvir edilmiş ve dram ile aksiyonun çok önemli bir parçasıymış. Sadece gerçek trenler iş görürmüş.


“Kamera açılarını, hızlarını, eğimlerini ve çekim sürelerini bilen Gore Verbinski’nin çok çalışan zihnine girdiğinizde işler oldukça teknik ve spesifik bir hal alıyor,” diye açıklıyor prodüksiyon müdürü Tom Hayslip. “Trenler, bu filmin daha da önemli bir unsuru haline gelince yapmaları gereken şeyi nasıl yapabilecekleri konusunda endişelenmeye başladık. Nasıl yeterince hızlı gidebilirler? Nasıl yeterince hızlı durabilirler? Bir açıdan, trenler karakterlere dönüştüler. Tıpkı “Karayip Korsanları” serisindeki “Siyah İnci” gibi. Onlar yaşıyor, nefes alıyor, çalışıyor ve bizi hayal kırıklığına uğratıyorlardı. Bazen harika oluyorlardı bazen de tam tersi. Gore’un bu trenlerle ilgili istediği şeyleri detaylandırmak için bu konu üzerine çok düşündük.”


“Maskeli Süvari”nin tren departmanı önce bu işe yılların deneyimini katan Jim Clark daha sonra damodern mühendislik ve lojistik bilgisine sahip Jason Lamb ve tren koordinatörü asistanı Luke Johnson tarafından koordine edilmiş. İki adet 250’şer tonluk trenin ve üzerinde ilerleyecekleri rayların yapımı için filmin birkaç departmanı ve büyük bir mühendislik firması inanılmaz bir işbirliği içinde çalışmışlar.


Prodüksiyon ekibi ilk başta New Mexico’nun başka bir yerinde zaten var olan raylardan yararlanmayı planlamış. Hayslip şöyle anlatıyor: “Eyaletin güney kesiminde, Colby için yapım çalışmalarına başlamışlardı bile. Burayı seçmelerinin nedeni orada kullanılabilecek rayların olmasıydı. Ama keşif yapıldıktan sonra üzerinde saatte 48 kilometre hızla ilerleyebilmek için rayları iyileştirmemiz ve fazladan ray ilave ederek bunu demiryolunun sahibi olan maden şirketiyle paylaşmamız gerektiğini fark ettik. Anında karar değiştirip kendi demiryolumuzu ve trenlerimizi kendimi yapmaya başladık.”


Colby ve Promontory Summit kasabalarının etrafını sekiz kilometre uzunluğunda, oval şeklindeki demiryolu çevreliyormuş. Bu demiryolunun birkaç kilometrelik kısmı Verbinski’nin yan yana tren sahnelerini çekebilmesi için çift raylıymış. Joey Hutchens’in danışmanlığında Albuquerque yerleşkeli bir demiryolu ve kazı şirketi olan Gandy Dancer Bu rayların yapımı için on altı hafta çalışmış.


Gandy Dancer adındaki kazı hizmetleri şirketi Kaliforniya, Blythe’dan 17 buçuk ton ağırlığında 10 metrelik tren rayı, bağlantı plakası ve 82 kamyon dolusu yük getirmiş. Kansas City’den iki kamyon dolusu 27 tonluk süngü, vida ve malzeme, Kaliforniya, Stockton’dan da 182 tonluk gergi ve çivi gelmiş. Malzemeler toplandıktan sonra şirket, tozlu Rio Puerco çölünde yepyeni bir demiryolu hattına benzeyen bir şey inşa etmek için çalışmaya başlamış. 1600 metelik bir diğer ray sistemi de fazladan tren sahneleri çekilecek olan Colorado, Creede’deki Sleeping Man Mine mahalline kurulacakmış.


Kaliforniya’daki Sun Valley atölyesindeyse Oscar® ödüllü özel efekt koordinatörü John Frazier (“Örümcek Adam 2”, “Muhteşem ve Kudretli Oz”) yeni raylar üzerinde gidecek olan gerçek boyuttaki iki trenin yapımıyla meşgulmüş: Tarihi Jupiter ve önce Colby treni olarak bilinen daha sonra Latham Cole’un trenine çevrilen Constitution. Bu trenler en ince detaylarına kadar o döneme aitmiş, iki önemli unsur hariç: birincisi, lokomotiflerin buhar gücü yerine modern hidrolik güçle çalışması; ikincisi ise kaldırılıp trenden ayrılabilmeleri için vagonların kargo konteynırı şeklinde inşa edilmeleri.


“Trenlerin, kömür vagonlarına giden hidrolik hortumları var. Kömür vagonlarına iki tane bin beygir gücünde Cummins dizel motor sakladık,” diye anlatıyor Frazier. “Özel efektle buhar ve o döneme ait trenler olduğu görüntüsünü yaratmak için biraz siyah duman ekledik.” Frazier trenler için lokomotifleri yaparken sanat ve yapım departmanları da 15 adet o döneme ait vagon tasarlayıp inşa etmişler. Lokomotifler gerçekten buharla çalışmadıkları için buhar efektinin gerçekçi olup olmayacağı konusunda endişe duymuş.


Trenler, lokomotifin içindeki bir bilgisayar tarafından sürülüyormuş ve Verbinski lokomotifin içinden çektiği zaman kontrol mekanizması vagonlardan birine alınıyormuş. Fakat fren sistemini kontrol etmesi için gerçek bir tren mühendisine ihtiyaç varmış. Böylece acil bir durumda emniyet frenine basabilirmiş. Bilgisayar üzerinden yapılamayan tek kontrol buymuş.


Frazier trenleri saatte 48 kilometre hızla gidecek şekilde yapmasına rağmen bazen daha fazla güce ihtiyaç olduğunda vagonları  itmek ya da çekmek için modern dizel lokomotifler kullanılmış. “Trenlerimiz aslında filmde kullanılacak malzemelerdir. Bu yüzden onları eskitmek istemedik,” diyor Frazier. “Bu nedenle trenlerimizi büyük, geniş çekimlerde kullandık. Kameranın daha yakında ya da vagonların içinde olduğu zamanlar dizelleri devreye soktuk.”


Tasarım açısından prodüksiyon müdürü Crash McCreery “Maskeli Süvari”deki trenlerin “bulundukları dönemdeki boyutlarından daha büyük inşa edildi çünkü Gore seyircide bunların ülkeyi yarıp geçen canavarlar oldukları hissini uyandırmak istedi. Colby treni alt sınıf bir yolcu treniyken Cole’un treni Constitution çok daha seçkin ve onun salonunu ve restoran vagonlarını tasarlamak çok eğlenceliydi. Çok gösterişli, erkeksi bir doğası olmalıydı.”


Sanat yönetmenleri Domenic Silvestri ve Naaman Marshall sadece trenler üzerinde çalışmakla yükümlüymüşler. Hem tarihten hem de kurgusal bir filmin gerekliliklerinden ilham almışlar. Böyle olunca da, 10 Mayıs 1869’daki Golden Spike töreni için Promontory Summit’te kafa kafaya buluşan iki vasıta için çalışırken sınır tanımamışlar. Silvestri filmin Jupiter treni, namı diğer Central Pacific No. 60 için şöyle diyor: “Gerçeğine çok yakın bir tren.” Ama Constitution, Union Pacific No. 119 adıyla bilinen tarihi bir trenden dönüştürülmüş. “Constitution, Latham Cole karakterine bağlı bir tren. O yüzden de tarihsel açıdan doğru olmaktan çok Latham Cole’un karakteriyle ilişkili. Constitution’ı tasarlarken o döneme ait pek çok fotoğrafa baktık. Gore onun büyük olmasını ve kötü birine benzemesini, odun yakan Jupiter’in aksine siyah ve gümüş renkte, kömür yakan kötü bir karakter olmasını istedi.” Jupiter ve Constitiution’ın lokomotifleri, dış kısımlarını kaplayan plakalar da dahil en küçük ayrıntılarına kadar orijinalmiş.

Set dekoratörü Cheryl Carasik tren vagonlarının iç  kısımlarını trenin hareketine uyum sağlayacak objelerle dekore etmiş. Hatta etekleri süslü perdeler bile trenin hareketine uygun olacak şekilde seçilmiş. Tıpkı Latham Cole’un kendine özel vagonlarında yapıldığı gibi. Carasik şöyle itiraf ediyor: “Perdeler bir erkek için biraz abartılı ama Cole da abartılı bir karakter zaten.”


Filmin en son, büyük aksiyon sahnesi için demiryolu çalışması  esnasında tren vagonlarını çekmeleri için özel olarak kamyonetler tasarlamak gerekmiş. “Üçüncü bölüm tren sekansı farklı görüntüler içeriyor,” diye açıklıyor Hayslip. “Çölde başlıyor, sonra yüksek tepelere çıkıyor, tekrar alçak tepelere iniyor ve dağa çıkıyor. Elbette tüm bu mekanlarda demiryolu bulamadık ve bu yüzden daha en başından trenlerimizi buralara getirmeye karar verdik. Bizim yol teçhizatımız olan tren vagonlarımız kaldırılıyor ve bazıları 22 metre yükseliğinde olan kamyonların üzerine yerleştiriliyorlar”


Oyuncu ve dublörlerin trenlerin üzerinde performans sergilemeleri için vagonların yan taraflarına üzerlerinde aksiyon sahnelerini çeken kameralar monte edilmiş Technocrane’lerin durduğu platformlar inşa edilmesi gerekmiş. “Bütün bu malzemeyi yerleştirdikten sonra bir de yolla ilgilenmemiz gerekiyordu. Üç metre genişliğinde bir tren, yanında 2 metre genişliğinde bir Technocrane platform ve diğer tarafında dengeyi sağlamak için kullandığımız büyük su varilleriyle ağaçları beş altı santimtreden sıyırıp geçiyorduk,” diyor Hayslip.


Armie Hammer’a göre yol teçhizatı üzerinde çalışmak, hatta yapılanları gözlemlemek bile harikaymış. “Neredeyse 30 metre uzunluğunda bir konvoy şeklinde, pşlerinde destek araçları ve polis arabalarıyla malzemelerin bir otoban üzerinde ilerlediğini görünce nefesiniz kesiliyor. Bir saatlik çekimden sonra kasabada yaşayan herkes yolun kenarına sıralandı. Hiç böyle bir şey görmemişlerdi. Bunun yalnızca büyüklüğü bile muhteşem.”

Ondan sonra geriye kalan tek ihtiyaç oyuncuların, saatte 64 kilometre hızla keskin virajlı ve uzun etekli dağlardan aşağı inen trenlerin üzerinde duracak kadar çılgın olmalarıymış.

Gore Verbinski ve Jerry Bruckheimer ne şanslıymışlar ki, aradıkları oyuncuları bulmuşlar. William Fichtner şöyle diyor: “Size şu kadarını söyleyeyim, kalp atışınız hızlanıyor. Harika, heyecan verici, nefes kesici bir şey ama evet, biraz korkunç.” Bir sahnede Rebecca Reid rolündeki Ruth Wilson, Butch Cavendish rolündeki Fichtner tarafından trenin üzerinde sürükleniyormuş. “Bill beni döndürüp trenin kenarından aşağı atmakla tehdit ediyor,” diye hatırlıyor. “Bir ayağım trenin üzerine basıyor, bir ayağım boşlukta saatte 48 kilometre hızla ilerliyorduk. İnanılmaz derecede nefes kesiciydi!”

Filmin acayip tipi Yüzbaşı Fuller’ı oynayan Barry Pepper da ekliyor: “Dağların ve ormanların içinden geçerek bür yukarı  bir aşağı giderken o muhteşem manzarayı görmek, trenler bu köşelerde yalpalarken yapılan onca silahlı çatışma kesinlike inanılmazdı. Esen rüzgar, trenin kenarlarında çarpan dalların sesi, etrafta zıplayan, konuşan insanlar, sallanan fenerler…  Her şey canlı ve heyecan verici. Bu, bir platoda yapamayacağınız bir şey. Gore inanılmaz bir şey başardı. Johnny Depp’i tren tepesinde alttan ben ona ateş ederken koşturdu. Bu aynı zamanda bir görev gibi bir şey.  Disney’in kovboy filmlerinin şablonunu değiştirme isteğinin yerine getirilmesi. Western türü bu filmden sonra sonsuza kadar değişecek. Tıpkı “Karayip Korsanları”nın kendi türünde yaptığı gibi bu türün standardını belirleyecek. Bu, Jerry, Gore ve Johnny’nin başarısı ve bunun bir parçası olmak harika bir şey.”


1869’UN GÖRÜNTÜSÜ: KOSTÜMLERİN TASARIMI


İngiliz kostüm tasarımcısı Penny Rose için şeytan detaylarda gizliymiş ve hiçbir detay onun zeki ve inatçı gözünden kaçabilecek kadar küçük olamazmış. Rose dört “Karayip Korsanları” filminde de Kaptan Jack Sparrow’un yırtık pırtık kıyafetlerinin, “Evita” filmindeki Arjantinli diktatörün göz alıcı kostümlerinin ve Jerry Bruckheimer filmleri “Kral Arthur” ve “Pers Prensi: Zamanın Kumları”nda Romalı ve Yakın Doğulu savaşçıların savaş kıyafetlerinin tasarımlarına yardımcı olmuş ama daha önce hiç bir Western filminde çalışmamış. “Bu çok zor bir görevdi,” diyor Rose. “Çünkü ben kostümleri her zaman mümkün olduğunca orijinal tasarlarım ve sonra da işe biraz eğlence katarım.”

Rose, Maskeli Süvari ve Tonto kostümlerini klasikleşen televizyon dizisinden gayet iyi tanıyormuş ama ne o ne de Bruckheimer ya da Verbinski’nin Clayton Moore’un giydiği kovboy kıyafetlerini kullanmaya niyetleri yokmuş. “1950’lerin, 60’ların Western filmlerini izlerken edindiğim bir izlenim kıyafetlerin tasarlandıkları yılları yansıtıyor olmalarıydı,” diyor Rose. “Ama biz kesinlikle mümkün olduğunca 1869 yılının görüntüsünü yakalamaya karar verdik.” Rose’un devasa gardrop departmanının yaptığı çalışmada film için özel olarak tasarlanan, kiralanan ya da ya da ihtiyaca göre değiştirilen 1500 kostüm, yüzlerce şapka, ayakkabı ve diğer aksesuarlar yer almış. Albuquerque Studios’da devasa bir depoya konuşlanan Rose küçük ordular halindeki kostümcüler, kesici/biçiciler, kadın terziler, dikişçiler ve taşlamacı/boyamacılarla birlikte çalışarak “Maskeli Süvari” için kostümler tasarlayıp toparlamış.

Rose’a uzun süredir birlikte çalıştığı sayısız isim eşlik etmiş. Bunlar arasında kostüm tasarımcısı asistanı Charlotte Finlay, kostüm tasarımcısı arkadaşı John Norster ve kostüm danışmanı Stacy Horn da varmış. Hepsi tasarımcının hızlı çalışma tarzına uyum sağlamış. “Ben ona Kasırga Penny diyorum,” diyor müthiş tasarımcıyla daha önce altı filmde birlikte çalışan Bruckheimer. “Gerçekten alanında Penny gibisi yok. İnanılmaz kreatif ve olağanüstü bir enerjiye sahip.” Rose’un “Maskeli Süvari” için çalışırken bu olağanüstü enerjiye ihtiyacı olmuştur çünkü o ve ekibi bir noktada çok sayıda figüranın yer aldığı bir sahne için bir gün içinde göz alıcı 700 kıyafet çıkarmak zorunda kalmışlar.

Tasarımcı  mümkün olduğunca zaman ve mekana uygun iplikler kullanmaya çalışmış. “Ben suni şeyleri sevmiyorum,” diye itirafta bulunuyor. “Bu yüzden her şey yün, pamuk ve ipekten. Biraz hile yapıp yün gibi görünen ama çekimlerin yapıldığı o sıcak havada oyuncuların daha rahat edebileceği bir şeyler kullanmışımdır ama asla sahte bir şey kullanmam. Fermuarlar yok, düğmelerin o dönemde sadece iki deliği var ve her bir kadın figüran korse giyiyor.”


Maskeli Süvari’nin iki tane kostümü varmış. Biri filmin başlarında huku fakültesinden yeni mezun olan John Reid olarak tanıştırıldığında, diğeri de ağabeyi Dan tarafından bir Teksas Savaşçısı yapılıp Butch Cacendish’in peşine düştükten sonra üzerindeymiş. “John Reid, doğudaki büyük bir şehirden gelen bir avukat. Üç parçalı bir takım elbise giyiyor. Çok düzgün kılıklı. Maskeli Süvari’ye dönüşünce onun sıradan bir kovboy olmasını istemedik,” diyor Rose. “İkisi arasında bir geçiş olmalıydı. Ayrıca size Armie gibi 1.95 boyunda bir oyuncu verildiyse işler biraz değişiyor. Çeps ya dap alto giyemezdi. Kendine özgü klasik bir görüntüsü olmalıydı. Bu yüzden filmin sonuna kadar giderek yıpranmış bir hale gelse de oldukça şık, özel dikim gibi görünen bir kostüm giyiyor.”

 “O bir beyefendi “Maskeli Süvari”,” diye devam ediyor Rose. “Bu adam doğuştan stil sahibi.” Rose tam döneme uygun pantolonlar, keten bir yelek, İngiliz yününden bir ceket, beyaz, keten bir gömlek, Clayton Moore’un kostümüne küçük bir gönderme yapacak şekilde bir kaşkol ve Stetson tarafından kişiye özel yapılan, siperinin içindeki etiketine kadar o döneme uygun bir beyaz şapka tasarladı. “Bize büyük bir nezaketle otuzdan fazla şapka verdiler,” diyor Rose. “Aksiyon sahnelerinde giysilerin başına gelebilecekler açısından bu çok iyi bir şey.”

Penny Rose’un Johnny Depp ile çok eski arkadaş olması, onun Tonto kostümü için yine heyecan verici bir işbirliği yapılacağı anlamına geliyormuş. “Şu sıra yardım edecek birilerine ihtiyacımız var ve Johnny Depp kostüm konusunda çok iyidir,” diyor. “Neyin tutup tutmayacağını bir bakışta anlar. Bu yüzden çok uzun süre çalışmamız gerekmez. Ona bir sizi seçki sundum ve o da hemen seçimini yaptı.  

“Bu hikaye, Tonto’nun Comanche kabilesinin düzenbaz bir üyesi olduğunu gösteriyor,” diye açıklıyor. “Yıllardır tek başına dolaşıp duruyor. Makyaj tasarımcısı Joel Harlow Tonto’nun kafasının üzerindeki kargayı geliştirdi ve Johnny’nin gövdesindeki muhteşem makyajı yaptı. Yani, benim işim belden aşağısındaydı. Ona verdiğim göğsündeki yerli aksesuarı haricinde. Konsept, Tonto’nun yolculuğu sırasında topladığı farklı parçaların, kendi geçmişinden getirdiği ıvız zıvır şeylerden oluşacaktı.”

William Fichtner’ın canlandırdığı Butch Cavendish, Rose’a göre korkutucu biri de olsa “biraz hanım evladı.” “William muhteşem çünkü o harika bir oyuncu. Joel, Bill’in yüz makyajını tasarladığında adamın özünü derhal kavradık. Gömleklerine gümüş apoletler koyduk çünkü bu Cavendish’in kendini nasıl gördüğüne dair çok şey söylüyor.”

Ruth Wilson’ın oynadığı sınırda oturan kadın karakter Rebecca Reid için Rose şöyle diyor: “Onu özgün bir biçimde sınırda yaşayan bir kadın olarak tasarladım. Tasarımımda bir “Gazap Üzümleri”  havası var ama neyse ki hikayenin ilerleyen kısımlarında harika bir mor ipekten bir elbise giyiyor. Böylece filmin önemli bir kısmında Rebecca göz alıcı görünüyor.”

Rose, zevkli bir biçimde abartılı Red Harrington’ın “en eğlencelisi” olduğunu söylüyor.  “Helena Bonham Carter için kıyafet tasarlarken asla aşırıya kaçmış olamazsınız! Helena için ne kadar kurdele, incik boncuk ve süs kullanırsanız ona o kadar az gelir. Onun kırmızı giyinmesi gerektiğine karar verdim. Helena da bu fikri beğendi.”


Red’in fildişi bacağını takmak için Rose ve ekibi bir paçası diz üstünde kalan diğer paçası diz hizasında olan harika bir pantolon yapmışlar. Red’in kızları için Rose şöyle diyor: “O dönemde çok göz alıcılarmış ve tren yolundan gelen beyefendileri hoş karşılayacak şekilde görünmek zorundalarmış. Bu yüzden onların kostümlerini biraz bıyık altından gülerek tasarladım. Birkaçının üzerlerinde bolca tüy ve dantel olan harika sabalıkları var. Diğerlerinin de ışıltısını kaybetmiş, daha solgun ve biraz da yıpranmış eski gece elbiseleri var. Joel Harlow’un ekibinin yaptığı harika makyajlar ve Gloria Casny’nin saç departmanının hazırladığı müthiş peruklarla, üç ekip harika bir ortak çalışma yapmış olduk.”


Son olarak, Penny Rose “Hell on Wheels” sekansının filmin ekibe bir hediyesi gibi olduğunu söylüyor. “Çünkü sadece akışına bıraktık ve başardık! Hell on Wheels kostümlerini neredeyse sadece iplikten hazırladım. Bu çok zor oldu çünkü cambazlar, akrobatlar ve cüceler de vardı. Çok eğlenceliydi. Bir İngiliz’in bir Westen filmi için iş yapmasının biraz tuhaf olduğunu biliyorum çünkü bu benim kültürüm değil ama yeni bir şey denemek çok heyecan vericiydi.”


KARAKTER YARATMAK: MAKYAJ VE MASKE


Oscar® ödüllü makyaj sanatçısı Joel Harlow (“Uzay Yolu”, “Alis Harikalar Diyarında”) daha önce dört “Karayip Korsanları” filminde Johnny Depp’i ikon haline gelen Kaptan Jack Sparrow karakterine, “Alis Harikalar Diyarı’nda”da da Çılgın Şapkacı karakterine dönüştürmüştü. Harlow ve Depp bu sefer de “Maskeli Süvari” filmi için Tonto karakterini en baştan tasarlamak için birlikte çalışmışlar. “Johnny ve Joel ruh ikizi gibiler,” diyor Jerry Bruckheimer. Alışılmadık ve sıradışı şeylere bayılırlar. Her zaman Johnny’nin oynadığı karakterlerin kalbine inmenin bir yolunu buluyorlar.”

J. J. Abrams’ın yönettiği “Uzay Yolu”nda sergilediği hayalgücü yüksek performans sayesinde bir Oscar® kazanan Harlow, aynı zamanda filmin 25 çalışandan oluşan çok yetenekli bir departman olan makyaj departmanının başıymış.  Filmin yıldızlarıyla ilgilenmek ya da Hell on Wheels sekansı için  inanılmaz tuhaf tasarımlar (“keçi iskeletinden kuklalar” ya da “yarım adam, yarım kadın”) icat etmek için Harlow ve ekibi yeteneklerinin sınırlarını zorlayıp aşarak çalışmışlar. O ve ekibi sadece Depp’den değil figüranlar da dahil tüm oyuncu kadrosundan sorumluymuş. Tonto’nun görüntüsü için çalışmalar 2099 yılının sıcak yazında Puerto Rico’da “Tutku Günlükleri” filminin çekimlerinde başlamış. “Kirby Sattler’ın “I Am Crow/Ben Kargayım” adlı çok ilginç bir tablosuna rastladım,” diye anımsıyor Harlow. “Johnny’e gösterdim. O da bunun Tonto’nun karakteri ve görüntüsü için harika bir ilham kaynağı olabileceğini düşündü. Sonra Johnny resmi Jerry ve Gore’a gösterdi. Böylece fitil ateşlenmiş oldu.”

Sattler’ın tablosunda güçlü karakteristikleri olan, beyaza boyalı yüzünün sağ ve sol kısımlarından ikişer tane dikey, siyah çizgi geçen, uzun saçlı, kartal tüyleriyle bezenmiş, en çarpıcısı da başının üzerinde bir karga taşıyan  savaşçı bir Kızılderili vardır.

Ayrıca Harlow çatlamış toprak duygusunu da kullanmak istemiş. Harlow şöyle diyor: “Tonto’nın bu toprağı kendisinin lekelemiş olması ve toprağın bir süre içinde kuruması ve neredeyse çamurdan bir maske gibi çatlamış olması fikri var. Johnny’nin yüzüne bir çamurdan maske yerleştirip kendiliğinden çatlamasını bekleyebilirdim. Ama onun yüzünde durmasının imkanı yoktu ve kurumasını beklemek de çok saçma olurdu. Ben de Johnny’nin alçıyla kalıbını çıkarıp üzerine erimiş kil sürdüm. Böylece çamurla aynı dokuya sahip oldu. Sonra onu alçının üzerinden aldım, şekil verdim, plasterle sardım ve içine çatlama izleri çizdim ve onu silicon bir proteze dönüştürdüm.”

Harlow, hem her gün makyajının yapılması bir buçuk saat sürdüğü hem de üç günü geçmemek kaydıyla bu makyaj çıkarmadan uyundukça güzelleştiği için Depp’in bazen çekim bittikten sonra da Tonto makyajını çıkarmayıp günlerce taşıdığını  söylüyor.

Tonto’nun görüntüsünü protez bir burun, dört adet gövde parçası, dört adet yüz parçası tamamlıyormuş. Bunları yapmak ve uygulamak Harlow’un en sonunda 90 dakikada tamamlayabildiği acılı bir süreçmiş.


Depp’in sayısız dövmesi de makyaj sanatçısı için zorluk çıkarmış. “Bazıları o döneme uygundu. Onları kapatmadık,” diyor Harlow. “Tonto bir göçebe, Comache kabilesinden sürülmüş. Bu yüzden çocukluğundan beri süren yolculuğuna bağlı olarak görüntüsünde bazı oynamalar yapabildik. Uygun olmayan dövmeler, Johnny’nin yüzünü kaplayanla aynı türden bir çamurla kaplandı ve kapandılar.” Geçici makyaj şeklinde uygulanan bir dövme de –Tonto’nun elindeki şimşek işareti – Depp yapım aşamasında dövmeyi gerçekten yaptırınca kalıcı hale gelmiş.

Tonto’nun kafasında sürekli oturan karga da Harlow’un departmanının sorumluluğundaymış. Tonto’nun kargası için departmanın, mağaza danışmanı Steve Buscaino ve ekibinin yönettiği “Laboratuvar” adlı bir alt biriminde doldurulmuş, imitasyon ve heykel kuşlardan 15 farklı versiyon tasarlanmış. Tonto’nun uzun yelesi içinsaç departmanının başındaki Gloria Casny özenle hazırlanmış bir peruk yapmış. Arka kısmında kuş dışkısını andıran esrarengiz çizgiler yerleştirmiş. Son olarak da Comanche teknik danışmanı William Voelker, Tonto’nun saçına örülen boncuklu tüyleri getirmiş.


Armie Hammer, Maskeli Süvari rolüyle çok fazla uğraş gerektirmemiş  ama kahramanın büyük önem taşıyan maskesi de Harlow’un departmanının kontrolü altındaymış. “Şekli çok önemliydi,” diyor Harlow. “Bu konuda Gore ve Crash McCreery ile birlikte çalıştım çünkü maskenin konturlarındaki ufak bir farklılık bile Maskeli Süvari’yi bir süperkahramana dönüştürebilirdi. Şeklini belirledikten sonra hangi malzemeden yapacağımızı çok düşündük çünkü Tonto, kardeşi John’un maskesi için öldürülen Dan Reid’ın ceketini kullanıyor. Maskenin yapıldığı malzemenin bu ceketinkiyle uyuşması gerekiyordu ama aynı zamanda özgün görünmeliydi. Senaryoda göz deliklerinin ceketteki kurşun deliklerinden yapıldığı yazıyordu. Bence bu dahiceydi.”


Sonuçta maskeyi doğru şekilde oturtmak için Armie Hammer üzerinde on farklı tasarım ve yedi adet maske denenmiş. “Bir adamın yüzüne bir deri parçası bağlamak kadar kolay bir iş değil,” diye sürdüyor sözlerini Harlow. “Bu, ikonlaşan bir görüntü. Filmin sonuna kadar düzgün görünmesini isteriz.” Sonuç olarak Maskeli Süvari’nin maskesinin üretimi de tasarımı kadar zorlu olmuş. “Maske, çok yumuşak bir keçi derisinden yapıldı,” diye anlatıyor maskeyi yapan Lenny MacDonald. “Armie’nin yüzüne oturacak şekilde vakumlu bir formatta hazırlandı. Deri, ılık suyla ısıtılıyor, bükülebilir bir hal alıyor, doğal görünebilmesi için de kırışıklıklar içinde bırakılıyor.” Bu tür tasarımlarda her zaman olduğu gibi bir deneme-yanılma süreci yaşanmış. “Klasikleşen görüntüye çok benziyor,” diye devam ediyor MacDonald. “Ama biz orijinalinden daha gerçekçi görünmesini istedik. Çünkü o bir kostüm mağazasından alabileceğiniz türden bir maskeydi.”

“Maskeyi ilk taktığımda Burbank’te bir terzinin arka odasındaydım. Bu yaptıkları ilk versiyondu ve yüzüme tam oturmadı. İki, üç gün sonra dönüp “Maskeyi bitirdik, hadi gel” dediler. Ben de gittim. Yüzüme kusursuz bir biçimde oturan vakumlu bir maskeydi. Takar takmaz “Vay canına, bu harika. Süper olacak” dediğimi hatırlıyorum,” diyor Armie Hammer.

 Harlow ve makyaj departmanının tanınmazyacak kadar değiştirdikleri bir diğer oyuncu da Butch Cavendish rolündeki William Fichtner olmuş. “Önce Butch’un burnunun ucunu tasarlamakla uğraştım ve yarık dudağı olan bir heykel yaptım. Sonra onunla bağlantılı olarak ona gümüş bir diş taktık ve dudağının o kısmını yukarı kaldırarak dişi görünür hale getirdik,” diye anlatıyor Harlow.


“Sonra Gore, Butch’un nasıl aşağılık bir tip olmasını istediğinden bahsedince Bill’in başladığı ilk gün bir çıngıraklı yılan kuyruğu alduk ve onu Butch’Un saçına yapıştırdık,” diyor Harlow. “Gore ve Bill, Butch’un görüntüsüne bayıldılar ve buna bağlı olarak da Cavendish çetesindeki herkesin kendine özgü birer fiziksel imzası olmasına karar verdik. Örneğin, Damon Herriman’ın oynadığı Ray karakteri muhtemelen çetedeki en belirgin imzanın sahibi çünkü idam edilmek üzere asılmış ama ölmemiş. Biz de boğazından geçen bir protez tasarladık. Kafasının arkasına değil de yüzünün yan tarafına iz yerleştirdik.”

 Fichtner da, kendi çekimleri boyunca filmin her şeyinden olduğu gibi makyajından çok etkilenmiş. “Bir projenin daha ilk gününden bu kadar ilham aldığım olmamıştı. Cavendish’i oynamakla ilgili Gore’la konuştuktan iki gün sonra Albuquerque’da uçaktan indim ve doğrudan ata binmek için Horses Unlimited’a gittim. 38 yıldır hiç ata binmemiştim ve benden istedikleri ilk şey hareket halindeki bir trenin üzerinden dört nala koşan bir atın üzerine atlamam oldu. Sonra eşi benzeri olmayan Joel Harlow’u görmeye gittim. Kendisi iki saat içinde bir görünüm tasarladı ve ben sadece “Vay canına” diyebildim. İşinin en iyisi olan insanlardan oluşan bir ekiple çalışınca böyle oluyor işte.”


Helena Bonham Carter’ın canlandırdığı Red Harrington’ın abartılı görüntüsü, Harlow’Un makyaj departmanıyla Gloria Casny kontrolündeki saç departmanının işbirliğiyle ortaya çıktı. “Helena’nın karakteri için kendi rengimizi ve tonumuzu bulmaya çalıştık ve bu biraz zaman aldı,” diyor Casny. “Helena’nın peruğun rengi için kendi fikirleri vardı. Oynadığı karakteri çok iyi özümsemişti.  Sonunda belirlediğimiz peruk 76 santimetre uzunluğunda, aralarında bir 65-75 santimetreyi daha bulabilecek kaynaklar da bulunun bir peruk oldu.”


Yapım boyunca Joel Harlow, kendisine ve diğer departmanlara kreatif anlamda bırakılan alanın genişliğinden çok etkilenmişti. “Gore ve Jerry Bruckheimer’ı ne kadar takdir ettiğimi anlatamam,” diyor Harlow. “Çünkü özgürce fikir üretebildiğim zaman, fikirlerim yeni fikirler doğuruyor. Tam bir kreatif süreç. Kimse sizi sıkıştırmıyor. Sınırları zorlayabiliyorsunuz. Çıldırmak serbestti yani.”


GÖRSEL VE FİZİKSEL EFEKTLER


“Maskeli Süvari”de kullanılan muhteşem özel efektler, görsel efekt danışmanları Tim Alexander ve Gary Brozenich ile özel fiziksel efektler danışmanı John Frazier’ın hem ayrı ayrı hem de sıkça birlikte sergiledikleri çabanın ürünüymüş. Frazier, kameradaki mekanik efektlerin güzelliğini kontrol altına alırken diğerleri de dijital efektler yaratmakla görevlendirilen sihirbazlardı. Bu bilgisayar mucizeleri arasında Monument Valley’deki mekan çekimlerini Rio Puerco’da çekilen sahnelerin arka planına yerleştirmek ve fiziksel olarak inşa edilen Colby gibi kasabaları birkaç bina ekleyip genişleterek büyütmek de varmış.

Industrial Light & Magic’in genç dahilerinden olan Tim Alexander daha önce baştan aşağı sanal gerçeklikten oluşan, kuralları yukan film “Rango”da Gore Verbinski ile birlikte çalışmış. Alexander, seyircinin göremeyeceği bir biçimde gerçeklik algısını Verbinski’nin önceki filmlerinde, daha mütevazı bütçeli, dönüm noktası olan “Mousehunt” ve Davy Jones gibi dijital ortamda anime edilmiş karakterlerin kavga sahnelerinde kullanıldığı üç “Karayip Korsanları” filminde olduğundan da fazla yükseltmek için yardımcı olmuş. Verbinski’nin görsel efektler konusunda ağır basan prensibi, efektleri gerekmedikçe kullanmamakmış. “Bu “Rango” filmi için çalışırken aklıma kazınmıştı,” diyor Alexander. “Önemli olan çekimin kendisi olmalıydı, bilgisayar efekti hikayenin sadece bir kısmı olacaktı.” Alexander “Maskeli Süvari”de çekimler sırasında yaklaşık 30 kişiden oluşan bir departmanı denetlemiş. Bu departman post-prodüksiyon sürecinde 100 kişiye kadar genişlemiş çünkü işini 2013 Temmuz’una kadar bitirmesi için çok az zamanı varmış.

“Maskeli Süvari” için Alexander şöyle diyor: “Gore, ben ve diğerleri “yüzde 50 kuralı” diye bir felsefeyi türettik. Mümkün olduğunca gerçekçi olabilmek için kameranın çektiği her şeyin en az yarısını olduğu gibi bırakacaktık. Bazen insan kendini yeşil fonlu bir platoda çekim yapıyormuşçasına kaptırıyor, harika olacağını sanıyor ve geriye gerçek hiçbir şey bırakmıyor.”

“Aynı felsefeyle aldığımız bir diğer karar da bir platoda yeşil fonda çekim yapmamaktı. Bütün yeşil fonlu görüntülerimiz dış mekanda, gün ışığında çekildi ki filmin geri kalanıyla uyum içinde olabilsin. Platoda çekim yapmak daha kolay ama gerçek güneş ışığı yerine taklidini kullanınca çok yapay görünüyor.”

Tim Alexander’ın Gore Verbinski’den aldığı emirler görsel efektleri görsel efekt gibi göstermemek üzerineydi. “Bu filmdeki efektler aslında çok büyük ve aşırı derecede karmaşık,” diyor Alexander. “Bence bizim hilemiz seyircinin “Maskeli Süvari”nin bir görsel efekt filmi olmadığına inandırmakta. Bu filmin gücü, hikayesinde. Bu bir yaz dönemi hasılat rekortmeni, görsel efekt şöleni film değil. Heyecanın doruğa ulaştığı tren aksiyon sahnelerinin son yıllardaki en komplike aksiyon sahnelerinden olduğunu düşününce bu iş hiç de kolay değil. “Bu büyük bir iş,” diyor Alexander. “Yaklaşık 350 görsel efekt çekimi yapıldı. Trenlerin uzak ve yakın çekimleri de bunlara dahil. Gore bu sekansın neredeyse birbiriyle duello yapan iki trenin döndükleri, çarpıştıkları, uzun süre devam eden şiddetli bir yolculuk olmasını istedi. Aynı zamanda bunun gerçekçi olmasını sağlayacaktık. Gore’un çektiği tüm canlı aksiyon görüntüleri bize bu konuda bir temel oluşturdu. Ayrıca bilgisayar efektlerimizin de çok iyi görünmelerini sağlamamız gerekiyordu.”

“Maskeli Süvari”de yaklaşık 1300 adet görsel efekt çekimi yapma gereksinimi, Tim Alexander’ın ILM işine ek olarak aralarında Londra’daki Moving Picture Company (MPC) ve Santa Monica’daki Lola’nın da bulunduğu efekt şirketlerine de danışmanlık yapması anlamına gelmiş. MPC’nin görsel efekt danışmanı olan Gary Brozenich, şirketinin Sleeing Man Mine sekansındaki Comanche saldırısından sorumlu olduğunu anlatıyor. “O sekansın başından sonuna kadar set genişletmekten bir milyon Comanche oku eklemeye, okların isabet ettiği bilgisayar grafiği çiftlemeye, yer değiştirmeler ve patlamalara kadar her şeyiyle biz ilgileniyoruz. Ayrıca bilgisayar grafiği akrepler ve film boyunca serpiştirilen arka planlar ve görüntüler de yapıyoruz.

 Brozenich, Gore Verbinski ve prodüksiyon tasarımcısı Crash McCreery ile birlikte çalışmanın onlara en başından güçlü bir izlenim kazandırdığını söylüyor. “Gore, filmin gerçekçi olması için elinden geleni yapar. “Maskeli Süvari”nin bütüncül bir görselliği var. Bu da bizi filmin kendi görsel yapısının sınırları içinde çalışmaya itti. Kreatif bir yaklaşıma müsait olsa da film çok açık biçimde anlatılıyor,” diyor Brozenich. Verbinski ve ekibinin kullandığı metodlardan biri de daha karmaşık olan sekansları detaylı görmek için ön görselleştirme (pre-vis) animatikleri kullanmakmış. Bunlar esasen hareketli senaryo taslakları şeklinde işlev gösteriyor (titiz çalışan Verbinski’nin güvendiği bir diğer teknik). Ama Brozenich bunun işi dikte etmek yerine ona rehberlik ettiğini söylüyor.

Uzun süren çekimlerin sonunda hem Alexander hem ve Brozenich en yorucu işlerinin bir kısmının daha yeni başladığını biliyorlarmış ama bu zorluğu göğüslemeye hazırlarmış. “Gerçekten çok yorgunum,” diyor Alexander çekimlerin bitmesine iki gün kala. “Ama şimdi bir sonraki safhaya geçeceğim için çok heyecanlıyım çünkü ILM’e dönüp neredeyse iki aydır herkesin yaptığı işi izleyebilirim. Zor olacağını biliyorum. Günler, geceler sürecel ama üzerinde çalışılacak bunca malzeme varken çalışmaya başlamak en iyisi.” Garry Brozenich ekliyor: “Daha şimdiden harika bir film için çalıştığımızı söyleyebilirim. Bu yüzden herkesi gece yarılarına kadar çalışmaları için motive ediyouz, bu benim için hiç sorun olmayacak.”


SILVER’IN DÖNÜŞÜ


Tom Mix’in Tony’si, Roy Rogers’ın Trigger’ı, Dale Evans’ın Buttermilk’i, Hopalong Cassidy’nin Topper’ı ve Gene Autry’nin atı Champion vardı ama hiçbir klasik Western kahramanı atı, Maskeli Süvari’nin Silver’ının namına erişemedi. Bu ışık hızındaki atılgan at, radyo programları ve televizyon dizilerinde milyonlar tarafından çok sevilmiş olsa da

Gore Verbinski ve Jerry Bruckheimer’ın “Maskeli Süvari”sinde bu ata geçmiş versiyonlarında olmayan bir şey veriliyor: “özgün bir karakter”.

Aslında filmde Silver gizem, mizah, görkem, tuhaflık ve kahramanlığın aldatıcı bir kombinasyonunu taşıyor. Silver, Bryant’s Gap’te “öldürüldükten” sonra bile aniden ağaç tepelerinde, yanan bir ahırın çatısında beliriveren, John Reid’da özel bir şey gören bir at. “Bu atta bir tuhaflık var,” diyor hayvanın garip bir davranışına şaşıran Tonto, Maskeli Süvari’ye. Ama Tonto aynı zamanda bu atın John Reid’ın “hayalet atı” olduğunu da biliyor çünkü genç adamın öteki dünyaya gidip geri gelmiş bir hayalet olduğunu anlıyor. “Silver rol çalan bir at,” diye itiraf ediyor Gore Verbinski. “En umulmadık yerlerden çıkıveriyor.”

Silver’ın filmde böyle dikkat çekici bir biçimde rol alması  yapım ekibini bu rol için en iyi hayvanı ve onu eğitmesi için de en iyi insanı bulmaya mecbur etmiş. Böylece izlenecek yol belliymiş ve doğrudan uzman olduğu alanda dünyanın bir numarası olan Bobby Lovgren’e çıkmış. Güney Afrika doğumlu Lovgren binici bir ailede büyümüş ve Los Angeles’a taşınıp efsanevi oyuncu at eğitmenleri Glenn Randall Sr. ve Corky Randall’dan iş öğrenene kadar memleketinde müdürlük ve binicilik yapan biriymiş.

Lovgren şimdi en çok Steven Spielberg’in yönettiği “War Horse” filminin baş eğitmeni olarak tanınsa da daha önce de “Seabiscuit” ve “The Mask of Zorro” filmlerinde yeteneğini sergilemişti. Başarısının sırrı Lovgren’in atları sevmesi ve anlaması ve bu duygunun karşılıklı olması. “Atların ne anladığını bulmamız lazım,” diyor Lovgren. “Onlarla düzgün biçimde iletişim kuruyoruz mu? Onların rahat etmelerini ve eğlenmelerini sağlıyor muyuz? Her zaman onların işlerini kolaylaştırmaya çalışırız. Ben bu yüzden kısa süreli dersler veririm. Onlarla gün içinde çok vakit geçiririm ama onları asla yormam. Tıpkı küçük bir çocuk gibi bu şekilde dikkatlerini daha fazla veriyorlar.”

Lovgren, Silver’ı oynaması için en kusursuz atı ararken role uygun atlar bulmak zorunda olduklarını söylüyor. “Onların karakterlerini, ne yapıp ne yapamayacaklarını, iyi atlayıp atlamadıklarını, uzun süre sessizce durup durmadıklarını anlamanız gerekiyor. Bunların hepsi çok önemli şeyler.” Neyse ki, Lovgren’in Silver’ı oynaması için seçtiği kahraman atın adı da, inanılmaz ama gerçekten Silver’mış. Lovgren bu on yaşındaki atla birkaç yıl önce de birlikte çalışmış. “Tanıdığım ve güvenebildiğim bir atla çalışmak çok güzeldi,” diyor.

Silver rolün gerektirdiği çoğu hareketi sergilemiş  olsa da Lovgren spesifik hareketler için aralarında Leroy, Parrot ve Cloud’un da bulunduğu birkaç beyaz atı daha kullanmış. Promontory Summit’te çatılarda koşan at Cloud’muş. O sahne için Lovgren kovboylarla ve akrobat binici Lyn Clarke ile birlikte haftalarca çalışmış. “O sahne koca bir bilinmezdi,” diye itiraf ediyor Lovgren. “Çünkü bu daha önce hiç yapılmamıştı. Bilmediğim bir şeydi. En büyük endişemiz, her gün olduğu gibi, hayvanın güvenliğiydi. Hata payı bırakmamak için çalıştık. Daha alçak zeminlerde pek çok kez prova yaptık. Atları buna alıştırdık ki, asıl zemine çıktıklarında da tekrar tekrar aynı şeyi yapsınlar. Aslında bu tür şeyler film çekimlerinde asla olmaz çünkü her şey sahneden sahneye değişir.”

Tonto’nun klasikleşen televizyon dizisinde Scout olarak bilinen atını ise iki tane Amerikan atı canlandırmış. Birinin adı Sergeant diğerinin adı ise, ister inanın ister inanmayın, Scout’mış. Lovgren, Silver, Scout ve diğer atları çekimler başlamadan dört ay önce Albuquerque Studios’un birkaç kilometre uzağında, Horses Unlimited adındaki bir işletmede eğitmeye başlamış. “Daha yavaş olan şeyler her zaman daha zordur,” diyor Lovgren. “Koşmak, atlamak falan görece kolay şeyler. Ama orada durup bir şapka ya da şişe seçmek gibi belli bir davranışı sergilemek ve bunu art arda yapmak size bir atın ne kadar sabırlı olduğunu gösterir. Soru şu: Bir at ben benzeriyle yerlerini değiştirmeden önce bunu kaç kez yapabilir? Her zaman yedekte bir atımız oluyor.”


Bazen Lovgren’ı zorlayan sadece atların sınırları değil aynı zamanda kendi sınırları da olmuş. Özellikle de Maskeli Süvari ve Tonto’nun Monument Valley’de, John Forf Point’te bir uçurum kenarında atlarının üzerinde oturdukları bir sahnenin çekiminde. “Ben yükseklikten pek hoşlanmam. Bu yüzden bu sahne atlardan çok benim için korkunçtu,” diye itiraf ediyor.

 Ve evet, Silver’ın, Maskeli Süvari üzerindeyken şaha kalktığı o klasik hareket, elbette Verbinski’nin yorumuyla, yine varmış. “Açıkçası bu en kolay işlerden biriydi. Çok da hoştu çünkü Armie Hammer bu sahnede kendi oynadı. Armie gerçekten harikaydı. Onunla “Mirror Mirror” filminde de birlikte çalışma şansına nail olmuştum. Onu tanıyor olmakçok şeyi değiştirdi,” diyor Lovgren.

Lovgren için kolay olan Hammer için o kadar kolay olmamış. “Bir atın üzerinde şaha kalkmak çok mantıksız,” diye açıklıyor oyuncu. “Çünkü geriye doğru gideceğinizi sanıyorsunuz ama aslında tüm vücut ağırlığınızı öne vermeniz gerekiyor ki at devrilme noktasının ne olduğunu anlayabilsin.


OVALARIN EFENDİLERİ


Efsanenin daha önceki versiyonlarından farklı olarak “Maskeli Süvari”nin bu yeni versiyonunda Tonto’nun hangi Kızılderili ulusuna ait olduğu bir sır değil. Jerry Bruckheimer şöyle diyor: “Bu bize coğrafi, tarihi ve kültürel açıdan son derece mantıklı geldi çünkü Maskeli Süvari Teksaslı, Tonto da nesillerdir bu topraklarda yaşamış olan büyük ulusun bir çocuğu olmalıydı: Comanche’nin.”

Comanche İmparatorluğu gücünün zirvesindeyken bugünkü New Mexico’dan Kansas’ın güneyine kadar Oklahoma’yı ve Teksas’In kuzeyinin büyük kısmını da içine alacak şekilde uzanıyormuş. Tarihte vatanlarını, topraklarına el uzatan yabancılara karşı koruyan en haşin savaşçıların arasında yer almalarıyla bilinen Kuzey Amerika’nın en büyük süvarilerinden olan Comanche –kendilerine Numunu diyorlar- inanılmaz zorluklara rağmen kültürel ve dilbilimsel olarak hala hayattalar. 18. yüzyıl sonlarında nüfuslarında 30 binlik bir azalma yaşanmış olsa da Comanche’ler bugün Oklahoma, Lawton’da konuşlanmış, güçlü tarihleri ve umut vaat eden geleceklerine olan güçlü bağlılıklarıyla sağlam duruyorlar. Halkının geleneksel bilgisine dair en geniş hafızaya sahip olan Wahathuweeka-William Voelker, Comanche’lerin sıradışı yaşamlarını film için yorumladı. Comanche Nation Ethno-Ornithological Initiative koruma programı Sia’nın (Comanche dilinde “tüy” demek) kurucusu olan Voelker, 400’den fazla kartal üretmiş (çoğunu devrim yaratacak methodlarla) ve onları Numunu ruhaniliğinin doğal düzeninde tutmuş.

“Maskeli Süvari” filminde Sia’daki kadim dostu Troy “The Last Captive“ ile birlikte teknik danışman olarak görev yapan Voelker, tarihsel ve kültürel açıdan hata yapılmaması için yakınen danışmanlık hizmeti verdi. Voelker’ın üzerindeki çok sayıdaki sorumluluğa Depp’e Comanche dilini öğretmek ve prodüksiyona Comanche Numu kahni (teepees) temsilleri, kıyafetler ve silahlarda hata yapmamaları için yardım etmek de bulunuyormuş. Aynı zamanda, her nasılsa, arada bir geçmişten dramatik öğeler bulundursa da filmin  eğlendirici olması gerektiğinin de farkındaymış. “Hayatımı kültürel mirası korumakla geçtiği için tarihsel doğruluk içeren filmler söz konusu olduğunda film endüstrisi işimize yarıyor,” diyor Voelker. “Bizim öncelikli işimiz kültürümüzü ve tarihsel, ruhani ve törensel bir unsur olarak kartalı muhafaza etmek. Uygun görünen projelere bakıp birlikte çalışmayı kabul ediyoruz. “Maskeli Süvari”de de olduğu gibi.”

“Bu filmi tarihi bir belge olarak hazırlamıyoruz,” diye südürüyor sözlerini Voelker. “Ama prodüksiyon kendini tarihsel doğruluğa adamış ve bu da filmin yararına oluyor. Bu projede işbirlikçi davranmamız gerektiğini biliyoruz. Kültürümüzün reklamını yapmak için değil, bizim yaşam biçimimize bu hassasiyetle yaklaşan bir filmin kitleleri eğlendirmesi için. Ne yazık ki artık Comanche insanları kendi gelenekleri hakkında çok fazla bilgiye sahip değiller. Bu yüzden tarihsel doğruluğu olan her şeyi kendi gençlerimize sunabilmek bizim bu projedeki öncelikli amacımız.”

“Maskeli Süvari”de Voelker ve Troy sayısız departmanla çok yakın çalışmış. Tarihsel doğrulukla kurgusal bir filmin gereklilikleri arasında bir orta yıl bulabilmek için özellikle prodüksiyon tasarımı, set dekoru ve malzeme departmanlarıyla. “Gore’un spesifik bir bakış açısı var,” diyor Voelker. “O sahneleri kafasında defalarca kez çekiyor. Tarihsel gerçeklikle onun kafasında olan şey arasında bir orta yol buluyorduk. Biraz uzlaşmaya yanaşıyorduk ama bu bizi rahatsız eden bir şey olmuyordu. Bir şekilde hallediyoruz.”

“Yaptığımız işi ve yaşadığımı kültürü iyice anlamaları için farklı departmanları bir araya getirdik,” diyor Voelker. “Onlarla çalışırken şundan kesinlikle emin oldum ki, hepsi tarihsel gerçeklik çerçevesinde çalışmak istiyor.” Bunun mükemmel bir örneği Voelker ve Troy’un set dekoratörü Cheryl Carasik, David Manhan ve onların ekibiyle filmdeki Comanche kamplarında yer alan Kızılderili çadırlarını en doğru şekilde kurmak için çok yakın çalışmaları olmuş. Voelker gururla bunların bir filmde ilk kez gösterileceğini söylüyor.  “Biz Numunu’lar hep Kuzey Ovaları çadırlarına takılıp kalırız ama “Maskeli Süvari”de asıl çadırlarımız görülecek. Bizim Numu kahni’lerimiz dört köşeli, çok özel bir biçimde kurulan çadırlardır. Her şey onların üzerine kurulur. Köylerimizin Güney Ovaları’nda hiçbir şeyin rüzgara engel olmadığı yerlerde kurulduğunu göz önünde bulundurunca asıl Numu kahni’lerin bu zorluklarla baş edecek şekilde kurulduğu anlaşılıyor.”

Yapım süresince Voelker ve Troy, Johnny Depp ile de yakın ilişki kurmaktan ve ona her türlü konuda danışmanlık yapmaktan memnun olmuşlar. “Johnny ne kadar hassas bir insan olduğunu hemen belli etti ve çabucak aramızda bir bağ oluştu,” diyor Voelker. “Johnny bizim kültürel kimliğimize olan merakı sayesinde repliklerine dilimizin kullanılmasının uygun olduğu yerlerde senaryoda yer almayan Numunu kelimeleri ekledi. Onun verdiği bu önem bizim için gurur verici.”

Kendisi de kısmen Cherokee kanı taşıyan Depp’in Comanche ulusunun seçkin ailesi olan  Tabbytite ailesine evlat ediliş töreninde Voelker ve Toby de oyuncunun yanında yer aldılar. Töreni, eski usulde, 80 yıllık ömrünün büyük kısmını Amerika ve dünyanın diğer yerlerinde yaşayan yerli insanların hayatlarını güzelleştirmek için yorulmadan çalışan efsane activist LaDonna Harris gerçekleştirmiş. Depp için seçilen Comanche adını törende Voelker anons etmiş: Mah-woo-meh. Doğrudan çevirisi “Değişebilir” ya da “Şekil değiştiren”miş.

Yıllarını kutsal kuşların üremelerine adayan Voelker, Johnny Depp’in Tonto kostümündeki karga için fikrine başvurulacak yegane kişiymiş. “Karga, kartaldan sonra savaşçının şifa ya da kudret için başvuracağı ikinci kuştur,” diye anlatıyor Voelker. “Bizim elit bir grup Comanche savaşçımız var. İsimlerinin çevirisi “Karga Püskülü Giyenler”. Ben de onların soyundanım. Başa takılan karga ve kuzgun tüyleri, o kişinin bu elit savaşçı grubunun soyundan olduğunu sembolize eder. Kuşun tamamını ya da belli kısımlarını kafada taşımak ise birçok farklı kabile sınırlarını aşan bir şeydir. Bu, Comanche’lerde sıkça olan bir şeydir, hatta daha da barizdir. Yani, Tonto karakterinin bizden biri olmasıyla uyumlu bir şey. Kafadaki bir karga ya da onun tüyleri bizim insanlarımız için ağır bir şifa verme görevi ya da ruhani enerji anlamına gelir.”

 Wahathuweeka-William Voelker, Troy “The Last Captive,” Comanche Ulusu ve Johnny Depp arasındaki ilişki çekimler tamamlandıktan sonra da devam etmiş. Zorlu yedi ay boyunca devam eden çekimler bittikten iki gün sonra Depp, aylar öncesinden kabile reisi Johnny Wauqua’ya söz verdiği üzere 29 Eylül 2012 günü Comanche Nation Fair’a katılmak için Oklahoma, Lawton’a gitmiş. Genellikle Comanche kabile reisi Wallace Coffey ile birlikte dolaştığı yağmurlu ve yoğun bir günde Depp, manevi Comanche annesi LaDonna Harris ile aynı arabada eğlenceli geçitin önünden geçerken tezahurat eden kalabalığa el sallamış. Comanche çocukları ve gençleriyle dolu bir salonda, “Maskeli Süvari”de Red Knee’yi oynayan ve kendisi de bir Comanche olan Gil Birmingham ve Harris Birmingham ile birlikte bir konuşma yapmış. Ayrıca Oklahoma, Cyril yakınındaki Sia tesisini ve Fort Sill mezarlığında büyük Comanche reisi Quanah Parker’ın mezarını da ziyaret  etmiş.

Comanche halkının gösterdiği sevgi ve sıcaklık karşısında Depp de onlara oldukça mütevazı ve saygılı bir biçimde yaklaşmış. Salonda toplananlara yaptığı konuşmada Depp gençlere, sahip oldukları muhteşem miras sayesinde, ruhlarında o savaşçı ruhu taşıdıkları için hayatta ne isterlerse başarabileceklerini söylemiş. Comanche’lerin hayatta kalması geleceklerine dair umudu, gururlu geçmişlerinde bulan güçlü ve asil bir grup insan için bir görevmiş.


“POST”TA OLAN, “POST”TA KALIR


Çekimlerin sona ermesi, “Maskeli Süvari”nin işinin bittiğini göstermemiş. Hatta filmin dünyanın her yerinde vizyona gireceği 3 Temmuz 2013 tarihine kadar en az çekim süreci kadar zorlu ve yeni bir koşuşturma daha yeni başlıyormuş. Çekimler sırasında alınan milyonlarca görüntünün doğru yerlerine yerleştirileceği post-prodüksiyon süreci başlamış.


Edit işlemi için, film editörleri Craig Wood (“Rango”) ve James Haygood’un (“TRON Efsanesi”)  geçen yedi ay içinde çekilen çok sayıda görüntüyü birleştirdikleri stüdyolar Kaliforniya, Pasadena’da hazırlanmış. Orada ses miksajı, looping ve seslendirme işlemleri yapılacakmış. Bay Area’da görsel efekt ustası Tim Alexander, gerekli sihirbazlıkları yapmak için giderek büyüyen bir sanatçı ekibinin başında olacakmış. Aynı anda Londra’da, Moving Picture Company’de Gary Brozenich de aynı görevde olacakmış.


Verbinski ve Bruckheimer’ın uzun süredir birlikte çalıştıkları  müzik adamı Hans Zimmer (“The Dark Knight Rises,” “Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides”), Kaptan Jack Sparrow’a o unutulmaz film müziğini yapan adam, şimdi aynı şeyi Tonto ve Maskeli Süvari için yapacakmış. Bir de elbette her yerde hazır bulunan William Tell Overture ile uğraşacaklarmış. “Onu yine kullanacağız. Belki yapısını bozar ya da bir süreliğine parçalara ayırırız,” diyor Verbinski. “Filmin büyük kısmı için ön hazırlık gibi çünkü John Reid henüz o adam haline gelmedi. Sonra belli bir noktada maskeyi biraz farklı bir biçimde takıyor. Yüzüne daha iyi oturuyor, beyaz şapka da kafasına daha iyi oturuyor, tavrı daha iyi ve sonra cesurca William Tell Overture’u son kısımda çalıyoruz. Sonuç olarak “Maskeli Süvari”yi klasik bir biçimde sunacağız ama sonuca farklı bir yoldan gideceğiz.”


Rebecca Reid rolündeki Ruth Wilson, “Maskeli Süvari” yapımında bulunan herkes adına bu deneyimi en iyi şekilde şöyle özetliyor: “Gore [Verbinski] muhteşem bir tutku ve enerjiye sahip. Yaratmaya çalıştığı şeyi çok fazla önemsiyor ve başarmak için yorulmadan çalışıyor. Bulaşıcı bir standart belirliyor. Böylece herkes cesur, gözüpek ve ilginç seçimler yaparak Gore’un başarmaya çalıştığı şeye uygun davranıyor. Oldukça kreatif, sadık ve heyecan verici bir çalışma ortamıydı.”


“Maskeli Süvari”yi çekmek için yapılan yolculuk, sinema sanatının bir gerekliliği. Orada kreatif bakış açısı eşsiz bir macera filmine ve yeniden doğan, tazelenen, dram ve mizahı aynı anda sunan bir efsaneye dönüşüyor. Bu yazın en heyecan verici filmi olmayı vaat eden “Maskeli Süvari” 3 Temmuz 2013 günü Amerika’da vizyona giriyor.



OYUNCULAR HAKKINDA


JOHNNY DEPP (Tonto/Baş Yapımcı) aynı zamanda kendi prodüksiyon “infinitum nihil” çatısı altında da yapımcılık yapan ödüllü oyuncu.

En İyi Erkek Oyuncu dalında üç kez Oscar®’a aday gösterilen Depp, ilk adaylığını Gore Verbinski’nin yönettiği 2003 yılının gişe rekortmeni “Karayip Korsanları: Siyah İncinin Laneti” filmindeki performansıyla kazandı. Ayrıca bir Screen Actors Guild (SAG) Award® ve bir Empire Award kazandı ve bir beyazperde klasiği haline gelen Kaptan Jack Sparrow rolüyle Altın Küre ve BAFTA Ödüllerine de aday gösterildi. Depp aynı rolü “Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı” filminde de oynarak bir Altın Küre ödülüne daha aday oldu. “Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu” ve son olarak “Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde” filmlerinde de aynı karakteri canlandırmaya devam etti.

Depp’in ikinci Oscar® adaylığı Marc Forster’ın yönettiği 2004 yılının beğenilen dram filmi “Düşler Ülkesi”ndeki performasına geldi. Ayrıca filmdeki “Peter Pan”ın yazarı James Barrie  performansıyla Altın Küre, BAFTA ve SAG ödüllerine de aday gösterildi.

Depp, son Oscar adaylığını da yönetmen Tim Burton’ın 2007’de sinemaya uyarladığı Stephen Sondheim müzikali “Sweeney Todd: Fleet Sokağı’nın Şeytan Berberi”ndeki rolüyle kazandı. Filmin başrolünde gösteridği performansıyla Depp aynı zamanda Komedi ya da Müzikal Filminde En İyi Erkek Oyuncu dalında bir Altın Küre adaylığı aldı.

“Karanlık Gölgeler” Depp’in Burton ile birlikte çalıştığı sekizinci film oldu. İlk çalışmaları, oyuncunun Altın Küre’ye aday gösterilen bir performans sergilediği 1990 yapımı “Edward Scissorhands” filmi olmuştu. Burton’ın yönetmenliğinde ayrıca “Ed Wood” filmindeki rolüyle bir London Film Critics’ Circle Award kazandı, “Charlie’nin Çikolata Fabrikası” ve “Alis Harikalar Diyarında” filmlerinde de rol aldı ve Burton’ın animasyon hiti “Ölü Gelin” filminde de seslendirme yaptı.

Depp, oyunculuktan önce performans kariyerine müzisyen olarak başladı. Oynadığı ilk sinema filmi “Elm Sokağı Kabusu” oldu. Ardından Oliver Stone’un Oscar kazanan dram filmi “Platoon” geldi. 1987 yılında kendisi için dönüm noktası olan hit televizyon dizisi “21 Jump Street”te oynadı. Bu dizide dört sezon başrol oynadıktan sonra Depp, John Waters’ın yönettiği “Cry-Baby” ile yeniden sinemaya döndü.

Kariyerinin ilk yıllarında oynadığı filmler arasında bir Altın Küre adaylığı kazandığı “Benny & Joon”, Lasse Hallström’ın yönettiği “What’s Eating Gilbert Grape”, Marlon Brando ile birlikte rol aldığı “Don Juan DeMarco”, Mike Newell’ın yönettiği “Donnie Brasco”, Terry Gilliam’ın yönettiği “Fear and Loathing in Las Vegas” yer alıyor. Depp, 1997 yılında ilk kez kendi yazıp yönettiği ve Brando’yla birlikte rol aldığı “The Brave”i vizyona soktu.

Depp’in rol aldığı filmlerin uzun listesinde Altın Küre’ye aday gösterildiği Lasse Hallström filmi “Chocolat”, Hughes kardeşler filmi “From Hell”, Robert Rodriguez filmi “Once Upon a Time in Mexico”, Michael Mann filmi “Halk Düşmanları”, bir Altın Küre adaylığı daha aldığı “Turist” ve yapımcılığını da üstlendiği “Tutku Günlükleri” gibi çeşitli filmler  yer alıyor. Ayrıca 2011 yılında Oscar kazanan Gore Verbinski’nin yönettiği animasyon filmi “Rango” için seslendirme yaptı ve Oscar’a aday olan “Hugo” filminin de yapımcılarından biriydi.

Şu anda Wally Pfister ile “Transcendence” adlı bir film için Rebecca Hall ve Paul Bettany ile birlikte çalışıyor.


ARMIE HAMMER (John Reid namı diğer Maskeli Süvari) Hollywood’un en yetenekli genç oyuncularından biri. Hammer’ın Clint Eastwood’un J. Edgar Hoover biyografisi olan filmi “J. Edgar”da canlandırdığı Clyde Toson karakteri kendisine en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında bir 2012 SAG adaylığı getirdi. “Milk” filmiyle Oscar kazanan Dustin Lance Black’in yazdığı “J. Edgar” filminde Hammer, Leonardo DiCaprio ile birlikte rol aldı. Film, 2011 AFI Awards’da yılın filmi seçildi.

 Ödüllü film “Sosyal Ağ”da Winklevoss ikizleri rolündeki performansıyla eleştirmenlerin büyük beğenisini kazandı ve Hollywood’da 2010 yılının en iyi çıkışı olarak nitelendirildi. Hammer, Chicago Crix tarafından En Fazla Gelecek Vaat Eden Oyuncu kategorisinde aday gösterildi ve Toronto Film Critics Association tarafından En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görüldü. Film, En İyi Kadro dalında bir SAG adaylığı ve En İyi Görüntü dalında da Altın Küre adaylığı aldı. “Sosyal Ağ” L.A. ve N.Y. Film Critics, Broadcast Film Critics Association, National Board of Review tarafından da beğenildi ve American Film Institute’un Yılın En İyi 10 Filmi listesine girdi.

Hammer’ın rol aldığı diğer filmler arasında Julia Roberts ve Lily Collins ile birlikte oynadığı, Prens Alcott karakterini canlandırdığı,  Tarsem Singh Dhandwar’ın yönettiği “Mirror Mirror” da yer alıyor.
Hammer şu anda Los Angeles’ta yaşıyor.


TOM WILKINSON (Latham Cole) ödüllü bir tiyatro ve sinema oyuncusu. Wilkinson, Tony Gilroy’un Oscar’a aday olan filmi “Michael Clayton”daki performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi. Sissy Spacek ile birlikte rol aldığı, Todd Field’ın eleştirmenlerce beğenilen dram filmi “Yatak Odasında”daki unutulmaz performansıyla Erkek Başrol Oyuncusu dalında Oscar adaylığı kazandı. Wilkinson’ın bu rolüyle ayrıca bir BAFTA adaylığı ve Independent Spirit Award kazanmışlığı da var. Bir Sundance Film Festivali Özel Jüri Ödülü ile bir New York Film Critics Circle Award’un da sahibi.  Bunun öncesinde Wilkinson 1997 yapımı İngiltere’de ve dünya çapında çok iyi gişe yapan “The Full Monty” filmindeki rolüyle bir BAFTA kazandı ve ertesi sene en iyi görüntü dalında Oscar ödüllü film “Aşık Shakespeare”deki performansıyla bir BAFTA adaylığı daha aldı. Jessica Lange ile birlikte oynadığı HBO’nun 2003 yapımı filmi “Normal”daki cesur performansıyla bir Emmy ve bir Altın Küre adaylığı elde etti. Wilkinson, Benjamin Franklin’i canlandırdığı HBO mini dizisi “John Adams”daki performansıyla bir Emmy Ödülü ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında bir Altın Küre ödülüne layık görüldü. Son dönemde televizyon programı olarak History Channel’da “The Kennedys”de Joe Kennedy’i canlandırarak mini dizilerde en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Emmy’e aday oldu. Wilkinson ayrıca Kevin Spacey ve John Hurt ile birlikte rol aldığı Altın Küre ödüllü televizyon filmi “Recount”ta James Baker rolünü canlandırdı.

 Wilkinson’ın yeni projeleri Joel Edgerton ile birlikte çalıştığı  “Felony” ile Miranda Richardson ile birlikte rol alacağı  “Belle” adlı filmler. Tom ayrıca Tom Cruise ile birlikte “Görevimiz Tehlike 4 – Hayalet Protokol”, Judi Dench ve Maggie Smith ile birlikte “Marigold Oteli’nde Hayatımın Tatili”, Helen Mirren ile birlikte “Sır”, Robert Redford ile birlikte “Suikast”, Roman Polanski’nin yönettiği “Hayalet”, Michel Gondry’nin yönettiği “Yeşil Yaban Arısı”, Julia Roberts ve Clive Owen ile birlikte  “Sahtekarlar”, John Landis’in yönettiği “Burke and Hare”, Colin Farrell ve Ewan McGregor ile birlikte Woody Allen’ın yönettiği “Cassandra’nın Rüyası”, Gerard Butler ile birlikte Guy Richie’nin Londra’da çektiği polisiye “RocknRolla”, Tom Cruise ile birlikte Bryan Singer’ın İkinci Dünya Savaşı’nda geçen “Valkyrie” filmlerinde oynadı. Daha önce oynadığı filmler arasında Christopher Nolan filmi “Batman Başlıyor”, Kate Winslet ve Jim Carrey ile birlikte oynadığı “Sonsuz Aşk”, Zach Braff’ın başrol oynadığı“Son Öpücük”, Billy Crudup ile birlikte rol aldığı “Wilde”, “The Governess”, Ang Lee filmi “Aşk ve Yaşam”, “Smilla’s Sense of Snow”, Gillian Armstrong filmi “Oscar and Lucinda”, “Ride with the Devil”, The Importance of Being Earnest”, Scarlett Johansson ve Colin Firth’ün başrol oynadığı “İnci Küpeli Kız”, Roland Emmerich’in yönettiği “Vatansever”, “A Good Woman” “Ripley Under Ground”, “Şeytan Çarpması, ve Emily Watson ve Rupert Everett ile birlikte rol aldığı “Ayrılık Yalanları” da bulunuyor.

Wilkinson, İngiliz televizyonunda “Cold Enough for Snow” ve ödüllü BBC mini dizisi “Martin Chuzzlewit”teki rolleriyle BAFTA TV ödüllerine aday oldu. Göze çarpan diğer televizyon projeleri arasında HBO filmi “The Gathering Snow” ve BBC telefilmi “Measure for Measure” yer alıyor.


Başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Wilkinson Royal National Theatre’da “The Crucible” oyununda John Proctor rolünü, Royal Court’ta “Kral Lear” oyununda Kral Lear’ı, Vanessa Redgrave ile birlikte oynadığı ödüllü West End yapımı “Enemy of the People”da Dr. Stockmann’ı oynadı. “Ghosts” oyunundaki performansıyla London Critics Circle ödülü aldı ve David Hare yapımı “My Zinc Bed”de Julia Ormond ile birlikte oynadı.


WILLIAM FICHTNER (Butch Cavendish) geçtiğimiz yıl Matt Damon ve Jodie Foster ile birlikte Neill Blomkamp’ın yönettiği, 9 Ağustos’ta vizyona girecek olan Sony-Pictures filmi “Elysium”da başrol oynadı. Yazar-yönetmen Todd Robinson’un aksiyon filmi “Phantom”da Ed Harris ve David Duchovny ile birlikte rol aldı. Yapımcı-yönetmen Danny DeVito’nun aksiyon filmi “St. Sebastian”da oynadı.

Fichtner 2012 yılında John Stockwell’in yönettiği, Amerikan Donanmasının SEALS göreviyle Bin Laden’i yakalaması etrafında geçen gerçek olayları konu alan “Seal Team Six: The Raid on Osama Bin Laden” filminde başrol oynadı. 2011 yılında Nicholas Cages ile birlikte “Drive Angry” filminde  yönetmen Patrick Lussier ile birlikte çalıştı ve Tony Krantz’ın yönettiği “The Big Bang”de Antonia Banderas ile birlikte rol aldı. 2010 yılında Steve Carell ve Tina Fey ile birlikte Shawn Levy filmi “Date Night”ta oynadı.

Fichtner, yazar-yönetmen Paul Haggis’in Oscar ödüllü “Çarpışma”  filminde rol aldı. Bu filmdeki performansıyla Uzun Metrajlı Sinema Filminde En İyi Oyuncu Kadrosu dalında bir Screen Actors Guild Ödülü’nü diğer oyuncularla paylaştı. Oynadığı diğer filmler arasında Will Ferrell ile birlikte rol aldığı “Blades of Glory”, Chris Nolan filmi “Kara Şövalye”, Adam Sandler ile birlikte oynadığı, yeniden çekilen “En Uzun Mesafe”, Jeff Bridges ile birlikte rol aldığı komedi “Amatörler”, aynı Sundance Film Festivali sezonunda prömiyeri yapılan iki film: Rodrigo Garcia filmi “Nine Lives” ile Arie Posin filmi “The Chumscrubber”, Ridley Scott filmi “Kara Şahin Düştü”, “What’s The Worst Thing That Could Happen”, Wolfgang Peterson filmi “Kusursuz Fırtına”, yazar-yönetmen Kurt Wimmer imzalı “Drowning Mona”, “Ultraviolet and Equilibrium”, “Armageddon”, Michael Mann filmi “Heat”, Robert Zemeckis filmi “Contact”, Doug Liman filmi “Go”, Katherine Bigelow filmi “Strage Days”, “Passion of Mind”, Steven Soderbergh filmi “The Underneath”, “Switchback”,  Agnieszka Holland filmi “Julie Walking Home”, John C. Reilly ile birlikte rol aldığı “The Settlement”, Kevin Spacey’nin ilk yönetmenlik deneyimi olan “Albino Alligator”, ve Guy Pearce ile birlikte rol aldığı “First Snow” bulunuyor.

Hiç durmadan televizyon ve sinema filmleri arasında geçiş  yapan Fichtner en son dönemde “Third Watch”un yardımcı küratörü ve “Criminal Minds”ın baş yapımcısı olan Edward Allen Bernero‘nun tasarladığı uluslarası televizyon dizisi “Crossing Lines”da rol aldı. Fichtner, Donald Sutherland ile birlikte dizilerde başrol oynadı. Fichtner, HBO dizisi “Entourage”da 2009-2011 yılları arasında yinelenen bir rolde oynadı. Üç sezon boyunca Fox’un dram dizisi “Prison Break”te FBI Ajanı Alexander Mahone’yi canlandırdı. Ayrıca HBO’nun eleştirmenlerce çok beğenilen Richard Russo’nun “Empire Falls”unun adaptasyonunda Paul Newman ve Ed Harris ile birlikte başrol oynadı. Rol aldığı diğer televizyon projeleri arasında NBC dizisi “The West Wing” ile ABC dizisi “Invasion” da var.

Circle Repertory Theatre oyuncusu olan Fichtner’ın, Norman Rene’in yönettiği “The Fiery Furnace”taki performansı eleştirmenlerin beğenisini kazandı. Rol aldığı diğer oyunlar arasında Minetta Lane Theatre’da oynanan “Raft of the Medusa”,  Manhattan Theatre Club’da oynanan “The Years”, Williamstown Theatre festivalinde oynanan “for a Summer Hotel” ve The Public Theatre’da sahnelenen “Machinal” yer alıyor.

BARRY PEPPER (Yüzbaşı Fuller) Oscar ödüllü film “Er Ryan’ı Kurtarmak”taki Er Jackson rolüyle eleştirmenlerin ilgisini çekti ve o zamandan beri ödüllü yönetmenlerin zorlu roller için aradığı isimlerden oldu.

Hem televizyon hem de sinema yıldızı olan Pepper bugünün en saygın oyuncu ve yönetmenleriyle birlikte çalıştı. Son dönemde rol aldığı filmler arasında Mark Wahlberg ve Russell Crowe ile birlikte oynadığı 20th Century Fox filmi “Broken City” ve Dwayne Johnson ve Susan Sarandon ile birlikte oynadığı Summit Entertainment filmi “Snitch” yer alıyor. Jeff Bridges, Josh Brolin ve Matt Damon ile birlikte Coen Kardeşler’in yeniden çektiği “İz Peşinde” adlı filmde baş rol oynadı. Kevin Spacey ile Jack Abramoff’un hikayesini anlatan “Bagman” filminde rol aldı. Pepper bu filmdeki performansıyla 14. Hollywood Film Festivali’nde Hollywood Spotlight Ödülünün sahibi oldu. Ayrıca ülke ve dünya çapında 30’dan fazla özül kazanan - 2009 Las Vegas Uluslarası Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu ödülü ve 2009 NY Vision Festival ödülü de dahil - “Like Dandelion Dust” filminde baş rol oynadı. Columbia Pictures filmi “Seven Pounds”da Will Smith’le birlikte rol aldı ve /Warner Bros’un İkinci Dünya Savaşı konulu epik filmi “Atalarımızın Bayrakları”nde Clint Eastwood’la birlikte çalıştı. Oscar ödüllü “Yeşil Yol”da Tom Hanks ile birlikte rol aldı ve ayrıca Ed Norton ve Philip Seymour Hoffman’ın başrollerde oynadığı Spike Lee’nin 11 Eylül sonrası New York City’i konu aşan “25. Saat” filminde başrol oynadı. Sony Pictures Classics için çektiği “Üç Defin” filmi Tommy Lee John’un ilk yönetmenlik deneyimiydi ve film 2005 Cannes Film Festivali’nde yarıştı. Pepper En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında 2006 Independent Spirit Awards’a aday gösterildi.

Rol aldığı diğer filmler arasında Will Smith ve Gene Hackman ile birlikte oynadığı Bruckheimer/Scott yapımı “Devlet Düşmanı”, eleştirmenlerin övgüsünü alan, Mel Gibson ile birlikte oynadığı Paramount Pictures filmi “Bir Zamanlar Askerdik”, John Malkovich ve Dennis Hopper’la birlikte oynadığı New Line filmi “Knockaround Guys” yer alıyor.

Pepper, Reelz Channel’ın 8 saatlik mini dizisi “The Kennedys”de Robert Kenndy rolündeydi. Greg Kinnear ve Katie Holmes ile birlikte rol aldı. Bu dizideki olağanüstü performansıyla bir Mini Dizi ya da Filmdeki En İyi Başrol Erkek Oyuncusu dalında 2011 Emmy Ödülünü ve yine aynı dalda  26.  Gemini Award ödülünü kazandı.

Pepper aynı zamanda başarılı bir de yapımcı.  2001 Daytona 500’ün final turunda geçirdiği kazada ölen NASCAR yıldızının hayatını konu alan “The Dale Earnhardt Story” filminde hem başrol oynadı hem de filmin baş yapımcılığını üstlendi. Bu performansıyla 11. SAG Ödül töreninde bir televizyon filmi ya da dizisinde öne çıkan erkek oyuncu performansı dalında ödüle aday oldu. Ayrıca “The Snow Walker” filminin de hem baş yapımcısı hem de baş rol oyuncusuydu. Kanada’daki 24. Genie Awards ödüllerinde en iyi erkek oyuncu dalında aday gösterildi. Aynı filmle sekiz farklı adaylık daha kazandı.

Pepper’ın HBO filmi “61*” kendisine bir Altın Küre, bir Emmy ve bir de Critic’s Choice Ödülü kazandırdı. Film, New York Yankees’den Roger Maris (Pepper) veMickey Mantle (Thomas Jane) arasında Babe Ruth’un 1961 yılındaki rekorunu kırmak için geçen kıyasıya mücadeleyi konu alıyor. Eleştirmenlerce beğenilen filmin yönetmeni ve baş yapımcısı Billy Crystal’dı.


JAMES BADGE DALE (Dan Reid) 2013 yılında fırtına gibi esmeye hazırlanıyor. “Maskeli Süvari” haricinde üç büyük projede daha yer alacak olan oyuncu oynadığı rollerin karmaşık listesine birbirinden tamamen farklı dört karakter daha ekliyor.

Shane Black’in yönettiği “Demir Adam 3” filminde Robert Downey, Ben Kingsley, Guy Pearce, Gwyneth Paltrow, Don Cheadle VE Jon Favreau ile birlikte oynuyor ve kötü karakter Eric Savin’i canlandırıyor. Max Brooks’un yazdığı başarılı bir romana dayanan Marc Foster’ın “Dünya Savaşı Z” filminde Dale, Brad Pitt’le birlikte rol alıyor. Zombi tutulması sırasında insanlığıyla cebelleşen asker Speke’i canlandırıyor.

Dala son dönemde “Parkland”in çekimlerini tamamladı. Film, Başkan John F. Kennedy’nin öldürüldüğü gün olan 22 Kasım 1963’te Dallas’taki Parkland Hospital’da yaşanan karmaşık olayların gerçek hikayesini konu alıyor. Dale, Jacki Weaver, Paul Giamatti, Billy Bob Thornton, Zac Efron ve Marcia Gary’den oluşan oyuncu kadrosunda Harden Lee Harvey Oswald’ın kardeşi Robert Oswald rolünde.

Dale en son Densel Washington’ın akıllarda yer eden karakter The Gaunt Young Man’i canlandırdığı, Paramount’un Robert Zemeckis yönetmenliğindeki “Uçuş” filminde karşımıza çıktı. Geçtiğimiz yıl içinde Dale, Michael Fassbender ve Carey Mulligan ile birlikte Steve McQueen’in yönettiği tartışmalı ve cinsel içerikli dram filmi “Utanç”ta rol aldı. Ardından Liam Neeson’ın başrolde olduğu, Alaska’da kurtların saldırısına uğrayan sekiz adamın yaşam mücadalesini anlatan Joe Carnahan filmi “Gri Kurt”ta oynadı. Rol aldığı diğer önemli filmler arasında Robin Wright ve James McAvoy’un rol aldığı Robert Redford’un tarihi dram filmi “Suikast” ve Martin Scorsese’nin Oscar ödüllü filmi “Köstebek” yer alıyor.

Dale televizyonda AMC’nin eleştirmenlerce beğenilen, “Parallax View” ve “Three Days of the Condor” adlı politik gerilimleri andıran dizisi “Rubicon”da başrol oynadı. Televizyondaki en çok bilinen rolü Emmy ve Peabody ödüllü HBO epik mini dizisi “The Pacific”teki Robert Leckie rolüydü. Dale aynı zamanda hit televizyon dizisi “24”te Kiefer Sutherland’in genç partneri Chade Edmunds rolüyle de hatırlanıyor.

Dale, Broadway, film ve televiyzon yıldızı Anita Morris ile iki kez Tony Ödülü’ne aday olan yönetmen/koreograf Grover Dale’ın oğulları. Anne-babasının izinden giderek 2003 yılında The Flea Theater Company ile ilk Broadway performansını sergiledi. Sonrasında The New Group ve New World Stages ile birlikte çalışmak için New York sahnesine geri döndü.


İki kez Olivier Ödülü kazanan oyuncu RUTH WILSON’ın (Rebecca Reid) sıradaki filmi İngiltere’de 7 Eylül’de, Amerika’da 9 Kasım’da vizyona girecek olan, Keira Knightly ile birlikte rol aldığı Focus Features filmi “Anna Karenina”.


Wilson tiyatro sahnesinde ve televizyonda yeteneğini kanıtladı. Oyuncu en çok “Jane Eyre”ın 2006 yılındaki uyarlamasında oynadığı başrolle tanınıyor. Bu rol ona 2007 BAFTA Ödüllerinde En İyi Kadın Oyuncu dalında adaylık getirdi. Ertesi yıl da yine aynı dalda Altın Küre’ye aday gösterildi. Jane Eyre, Wilson’ın tiyatro okulu mezuniyetinden sonra oynadığı ilk roldü. “Jane Eyre”ın ardından Wilson hemen talep gören bir oyuncu oldu ve Stephen Poliakoff’un iljam kaynağı haline gelerek eleştirmenlerin beğenisini kazanan “Capturing Mary” ve“A Real Summer” adlı iki filmde başrol oynadı. Daha sonra ABC’nin 2009 sezonunun gözde yapımı, çok sevilen kitabın beğeni toplayan uyarlaması “Small Island”ın başrolündeki kadını canlandırdı. 2009 yılında kült filmden uyarlanan ITV’nin mini dizisi “The Prisoner”da Ian McKellen ile birlikte rol aldı. Aynı yıl Wilson BBC 1’ın beğenilen dizisi “Luther”da Idric Elba’yla karşılıklı oynayarak sinir bozucu derecede akıllı bir sosyopat olan Alice Morgan’ı canlandırdı.


Wilson’ın tiyatro performansı 2007 yılında Maxim Gorky’nin “Philistines” oyunuyla National Theater’da başladı. Oyun 1902 Rusya’sında vatansever Vasiily ve onun eziyet gören çocuklarının yaşamını konu alıyor. Wilson, babası tarafından şiddet gören depresif öğretmen Tanya rolünü oynadı. Londra sahnesindeki ikinci rolü ise 2009 yılında West End’in kapalı gişe oynayan “A Street Car Named Desire” oyununda Rachel Weisz karşısında oynadığı Stella karakteriydi. Bu rol ona En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında ilk Olivier ödülünü ve eleştirmenlerin beğenisini kazandırdı. Wilson 2010 yılında Ingmar Bergman’ın uyarladığı, Almeida Theatre’da oynanan “Through a Glass Darkly”de rol aldı. Aynı yılın başlarında Jude Law ile Eugene O’Neill’ın “Anna Christie”sinde oynadı. Bu performansıyla da en iyi kadın oyuncu dalında ikinci Olivier Ödülünü kazandı.
Wilson şu an İngiltere, Londra’da yaşıyor.


İki kez Oscar’a aday gösterilen HELENA BONHAM CARTER (Red Harrington), en son, yönetmenliğini Tom Hooper’ın yaptığı gerçek hayattan alınmış dram The King’s Speech/Zoraki Kral’daki performansıyla Oscar’a aday gösterildi. Oyuncu, Kral 6. George’un karısı Elizabeth rolünde gösterdiği performansla ayrıca Altın Küre ve Sinema Oyuncuları Derneği (SAG) Ödülü’ne aday gösterildi, BAFTA ve İngiltere Bağımsız Film Ödülleri’ni kazandı. The King’s Speech/Zoraki Kral’ın oyuncuları Sinema kategorisinde, Oyuncu Kadrosu Olarak En Göze Çarpan Performans dalında SAG Ödülü kazandı.

Bonham Carter, Henry James’in romanından uyarlanan 1997 yapımı  romantik dönem dramı The Wings of the Dove/Güvercinin Kanatları’ndaki performansıyla ilk kez Oscar’a aday gösterilmenin yanı sıra, Altın Küre, BAFTA ve SAG ödüllerine de aday gösterildi. Oyuncu filmdeki performansıyla, içlerinde Los Angeles Sinema Eleştirmenleri Birliği, Yayıncı Film Eleştirmenleri Birliği, Ulusal Eleştiri Birliği ve Londra Sinema Eleştirmenleri Birliği’nin de bulunduğu çeşitli eleştirmen dernekleri tarafından En İyi Kadın Oyuncu dalında ödüle layık görüldü.

Bonham Carter, Johnny Depp’le birlikte rol aldığı, Stephen Sondheim müzikali Sweeney Todd The Demon Barber of Fleet Street/Sweeney Todd: Fleet Sokağı’nın Şeytan Berberi’nin, Tim Burton’ın yönettiği 2009 yapımı sinema uyarlamasında Bayan Lovett karakteriyle sergilediği performansla En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Küre’ye aday gösterildi ve Evening Standard British Film Ödülü’nü kazandı. 2010 yılında başarılı fantastik macera Alice in Wonderland/Alis Harikalar Diyarında için Burton ve Depp’le tekrar bir araya geldi.

Bonham Carter, Harry Potter and the Order of the Phoenix/Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı, Harry Potter and the Half-Blood Prince/Harry Potter ve Melez Prens ve Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1/Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 1’de canlandırdığı kötü Bellatrix Lestrange karakterini, 2011 yılında Harry Potter and the Deathly Hallows Part 2/Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2’de tekrarladı. Daha yakın zamanda da Tom Hooper’ın Oscar’a aday olan, “Sefiller” müzikalinin sinema uyarlamasında sahtekar Madam Thenardier rolündeydi.

Bonham Carter, sinemadaki ilk oyunculuk denemesini, 1986 yılında Trevor Nunn’un tarihi biyografik filmi Lady Jane’le gerçekleştirdi. Yönetmen James Ivory tarafından kendisine E.M. Forster’ın romanından uyarlanan A Room With a View/Manzaralı Oda’da başrol teklif edildiğinde, bu filmi daha yeni tamamlamıştı.

Forster’ın romanlarından uyarlanan Charles Sturridge’in Where Angels Fear to Tread ve ilk kez BAFTA ödülüne aday gösterildiği Ivory’nin Howards End/Howardların Malikanesi’ndeki performanslarıyla büyük övgüler aldı. Oyuncunun kariyerinin başındayken yer aldığı diğer filmler arasında, Mel Gibson’la birlikte rol aldığı Franco Zeffirelli’nin Hamlet; Kenneth Branagh’ın yönetip oynadığı Mary Shelley’s Frankenstein; Woody Allen’ın Mighty Aphrodite/Sevimli Fahişe ve Trevor Nunn’la tekrar bir araya geldikleri Twelfth Night/Onikinci Gece bulunuyor.

Oyuncu, Brad Pitt ve Edward Norton’la birlikte David Fincher’ın Fight Club/Dövüş Kulübü; Tim Burton’ın Big Fish/Büyük Balık, Planet of the Apes/Maymunlar Cehennemi ve Charlie and the Chocolate Factory/Charlie’nin Çikolata Fabrikası; McG’nin aksiyon filmi Terminator Salvation/Terminatör 4: Kurtuluş gibi filmlerde rol aldı. Oyuncunun bu filmlere ek olarak yer aldığı bazı bağımsız filmler ise şöyle: Novocaine/Aman Doktor, The Heart of Me, Till Human Voices Wake Us ve Conversations With Other Women/Başka Hatunlarla Muhabbetler. Oyuncu ayrıca, animasyon filmleri Carnivale; Burton’ın Corpse Bride/Ölü Gelin ve Oscar® ödüllü Wallace & Gromit in The Curse of the Were-Rabbit/Wallace ve Gromit Yaramaz Tavşana Karşı’da seslendirme yaptı.


Televizyon projelerinde de yer alan Bonham Carter, televizyon filmi Live From Baghdad/Bağdat’tan Canlı Yayın ve mini dizi Merlin’deki performanslarıyla Emmy ve Altın Küre’ye aday gösterildi. Mini dizi Fatal Deception: Mrs. Lee Harvey Oswald’daki Marina Oswald performansıyla Altın Küre’ye aday oldu. İngiliz mini dizisi Henry VIII’de Anne Boleyn karakterini, BBC televizyon filmi Magnificent 7’de de, dördü otistik olan yedi çocuk annesi ünlü çocuk kitapları yazarı Enid Blyton’u canlandırdı.

 Bonham Carter’ın tiyatro çalışmaları arasında, The Woman in White, The Chalk Garden, The House of Bernarda Alba ve Trelawny of the “Wells” bulunuyor.
Bonham Carter şu anda “Burton and Taylor” adlı filmde Elizabeth Taylor rolünü canlandırıyor.


FİLM YAPIMCILARI HAKKINDA


GORE VERBINSKI (Yönetmen / Yapımcı) yenilikçi bir yönetmen olarak hem karakter ağırlıklı seriler hem de türlerin özenli bir şekilde harmanlandığı hikâyelerde büyük gişe başarıları elde etti.

2011 yılının Mart ayında Verbinski, Johnny Depp’in başrol oynadığı  ilk animasyon filmi olan “Rango”yu vizyona soktu. Dünya çapında 240 milyon doları aşkın gişe yapan film, en iyi animasyon dalında Oscar ödülünü, yine aynı dalda BAFTA Ödülünü, aynı zamanda Altın Küre ödülünü, PGA ve Annie adaylıkları kazandı ve de sayısız Eleştirmen listesinde yerini aldı. Bu filmin öncesinde Verbinski “Karayip Korsanları” serisinin Johnny Depp ve Keira Knightley’nin baş rol oynadığı ilk üç filminde yönetmenlik yapmıştı. Bu filmler vizyona girdikleri an itibariyle dünya çapında yakaşık 3 milyar dolar gişe yaptı. Yönetmenin ilk sinema filmi, Nathan Lane’in başrol oynadığı “Mouse Hunt”tı. Ardından başrollerinde Julia Roberts, Brad Pitt ve James Gandolfini’nin oynadığı bir yol filmi olan “Meksikalı” geldi. Ayrıca Naomi Watts’ın başrol oynadığı çok beğenilen film “Halka”yı da Verbinski yönetti.

Verbinski filmlere geçiş yaparken, ödüllü ve başarılı bir reklam yönetmeniydi. Dört Clio Ödülü'yle onurlandırılmanın yanı  sıra, Michael Jordan'ın oynadığı Nike'ın “100 Foot Hoop” reklamı ve popüler Budweiser “Frog” reklamlarının ilki gibi unutulmaz reklam çalışmaları sayesinde Cannes Gümüş Aslan Ödülü kazandı. Verbinski ayrıca “Bad Religion”  ve “Crystal Method”un da aralarında bulunduğu bazı grupların kliplerini yönetti.
UCLA Üniveristesi Sinema ve Tiyatro bölümü mezunu olan Verbinski, ailesiyle birlikte Los Angeles'da yaşıyor.


JERRY BRUCKHEIMER (Yapımcı) 40 yıldır birbirinden farklı ve kaliteli film ve televizyon programları yapıyor ve her alanda tüm zamanların en başarılı yapımcısı. Tanıdık şimşek logolu yapımları, dünya çapında bir seyirci kitlesinin beğenisini kazanmakla kalmadı, yıllar içerisinde popüler kültürü de inanılmaz etkiledi.

Bruckheimer’ın filmleri dünyada 16 milyar dolardan fazla gişe başarısına ulaşmıştır.

2005-2006 sezonunda, bir televzyon ağında 10 tane dizisi vardı ve bu bir rekordu. Yaklaşık 60 yıllık televizyon tarihinde benzeri yoktu. Filmleri (16’sı Amerika’da gişesi 100 milyon doları geçti) ve televizyon programları, 41 Oscar adaylığı, 6 Oscar, 23 Altın Küre adaylığı, 4 Altın Küre, 8 Grammy adaylığı 5 Grammy, 113 Emmy® adaylığı, 22 Emmy, 30 People’s Choice Adaylığı 15 People’s Choice ödülü, 12 BAFTA adaylığı, iki BAFTA ödülü ve sayısız MTV Ödülü aldı. Bunlara 10 yılın en iyi filmi ödülü (Beverly Hills Polisi”) ve 20 Teen Choice Ödülü dahil.

Bu rakamlar Bruckheimer’ın hikâye bulup onları filmde anlatabilme yeteneği olduğu için var. The Washington Post’a göre, Altın cesaretli adam.” O.  Öyle doğmuş olabilir ama bu Allah vergisi yetenekleri kariyerinin başında da iyice gelişmiş. İlk filmleri, Detroit’te ödüllü bir reklam yapımcısı olarak anlattığı 60 saniyelik hikâyelerdi. O mini filmlerden biri “Bonnie ve Clyde”ın Pontiac için yaratılan parodilerindendi. Time dergisi işin dehasını gündeme getirdi ve 23 yaşındaki yapımcı dünyaca tanınan BBD&O ajansının ilgisini çekince, o da New York’a geldi.

Madison Avenue’da geçen dört yıl ona Hollywood’u zorlayacak deneyimi ve güveni kazandırdı. 30’una girdiğinde “Elveda Sevgilim”,  “American Jigolo” ve 1983 yapımı  “Flashdance”i  çekmişti, ki bu film Bruckheimer’ın hayatını yalnızca Amerika’da $92 milyon dolar gişe yaparak hayatını değiştirdi ve önümüzdeki 13 yıl boyunca Don Simpson’la onu ortak yapımcı olarak bir araya getirdi.

Simpson/Bruckheimer art arda bir sürü hit çıkardı:  “Top Gun”, “Yıldırım Günleri”, “Beverly Hills Polisi”, “Beverly Hills Polisi II”, “Bad Boys”, “Dangerous Minds /Tehlikeli Düşünceler” ve “Crimson Tide/Denizde İsyan.” Bunlardan bazıları. 1985 ve 1988’de National Association of Theater Owners (NATO) Bruckheimer’ı yılın yapımcısı seçtiğinde gişe başarıları teyit edildi. 1988 yılında da Publicists Guild of America onu Simpson’la birlikte, Motion Picture Showmen of the Year seçti.

1996’da, Bruckheimer “Kaya”nın yapımcılığını üstlendi ve Sean Connery’yi aksiyon yıldızı olarak sinemaya döndürdü, Nicolas Cage’i de aksiyon kahramanı yaptı. “Kaya”, NATO tarafından yılın en sevilen filmi seçildi ve dünya çapında 350 milyon dolar gişe yaptı. Bu, Bruckheimer’ın prodüksiyon sırasında ölen Simpson’la son filmiydi.

Tek başına kalan Bruckheimer 1997’de 230 milyon dolardan fazla gişe yapan ve bir Grammy ile iki Oscar adaylığı alan “Con Air”ı çekti. Film yapımcısına, yurt dışındaki gişe başarısı  sebebiyle ShoWest International Box Office Achievement Ödülü’nü  kazandırdı. Ardından Touchstone Pictures’ın  megahiti,  “Armageddon”, geldi. Başrollerini Bruce Willis, Billy Bob Thornton, Ben Affleck, Liv Tyler ve Steve Buscemi’nin oynadığı, yönetmenliğini Michael Bay’in yaptığı film, 98’in en büyük filmiydi ve 560 milyon dolara yakın gişe yaptı ve efsanevi rock grubu Aerosmith’in “I Don’t Want to Miss a Thing” şarkısını bir numaraya taşıdı.

2000 yılının sonunda Bruckheimer Gene Hackman ve Will Smith’li “Devlet Düşmanı”,nın, Nicolas Cage, Angelina Jolie ve Robert Duvall’li “60 saniyenin” yapımcılığını üstlendi ve iki filmde dünya çağında 225 milyonun üzerinde hasılat elde etti. Müzikleri üç platin plak üdülü alan “Çıtır Kızlar”,ve NAACP Image Award ödüllü Denzel Washington’ın oynadığı “Unutulmaz Titanlar”ın da yapımcısı Bruckheimer.. Amerikan Yapımcılar Derneğindeki meslektaşları onun dehasını David O. Selznick Sinemada Hayat Boyu Başarı ödülüyle ödüllendirdi.

21. yüzyıla üç Oscar® adayı “Pearl Harbor” la başladı. Filmin oyuncuları: Ben Affleck, Josh Hartnett ve Kate Beckinsale’dı. Yönetmeni yine Bay’di. Filmde Amerika’yı ikinci dünya savaşına sokan olaylar konu ediliyordu ve savaş gazilerinde çok beğenildi. Birçok ödül adaylığı ve en iyi ses kurgusu dalındaki Oscar adaylığına ek olarak, 450 milyon dolardan fazla gişe yaptı ve DVD ve video kaset satışlarında 250 milyon dolara ulaştı.

“Kara Şahin Düştü”, 1993 Mogadishu Savaşı’na dair bir filmdi ve başrollerinde  Josh Hartnett, Eric Bana ve Ewan McGregor vardı. Yönetmense Ridley Scott’tı. Mark Bowden’ın roman uyarlaması da iki Oscar adaylığı ve olumlu tepkiler aldı.

2003’te komediye el atan Bruckheimer MTV en iyi görsel performans ödülünü kazanan, aile filmi “Kanguru Jack”i çekti.

2003 sonlarında, Bruckheimer “Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti”ni piyasaya sürdü. Başrollerinde Johnny Depp, Orlando Bloom, Geoffrey Rush ve Keira Knightley’nin olduğu filmin yönetmeni Gore Verbinski’ydi. Komedi/macera/aşk filmi dünya çapında 630 milyon dolar gişe yaptı ve 5 Oscar adaylığı aldı. Ardından iki devam filmi geldi: “Ölü Adamın Sandığı” ve “Dünyanın Sonu”. İki filmde, ilkinden daha büyük başarı elde etti.

“Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti”nin ardından, şimşekle başlayan filmlere “Bad Boys II”;  Dublin suç liderlerince öldürülen İrlandalı gazeteciyi Cate Blanchett’in canlandırdığı “Veronica Guerin”, ve Clive Owen’lı “Kral Arthur” takip etti.

2004’te Cage’, Diane Kruger, Jon Voight, Justin Bartha ve Sean Bean’li macera “Büyük Hazine”, geldi. Yönetmenliğini Jon Turteltaub’un yaptığı, saklı bir hazinenin gizeminin çözülmeye çalışıldığı bu macera seyirciler tarafından çok beğenildi ve dünya çapında 335 milyon dolar hasılat elde etti.

1966 yılında hepsi siyahilerden oluşan bir üniversite basketbol takımını NCAA milli şampiyonasına sokan Texas Western koçu Don Haskins’in hikayesini konu alan, başrolünde Josh Lucas’ın oynadığı “Zafere Doğru” , 2006 yılının başlarında vizyona girdi ve 2006 yılının En İyi Spor Filmi seçilerek ESPY Ödülünü aldı. Aynı zamanda filmin yazarları da “insan hayatının karmaşıklığını dürüstöe araştıran ve hayatın pozitif değerlerine ışık tutan” yaklaşımları için bir Humanitas Prize ile ödüllendirildiler.

“Zafere Doğru”, Texas Western koçu Don Haskins’in hikâyesini anlatıyordu. 1966 NCAA ulusal kolej basketbolu şampiyonasında ilk beşi siyahi oyunculardan kuran koçun hikâyesi 2006’da gösterime girdi. Kadroda, Josh Lucas, Derek Luke, Al Shearer, Mehcad Brooks ve Emily Deschanel vardı. Film, ESPY 2006 yılın en iyi filmi ödülünü aldı, yazarları da “hayatın olumlu değerlerine ışık tuttukları için”  Humanitas ödülüne layık görüldü.

2006 yazında “Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı”, gösterime girdi ve hem Bruckheimer’ın mali açıdan en başarılı  filmi oldu, hem de gösterime girdiği ilk üç günde 132 milyon dolar gişe yaparak sinema tarihinde rekor kırdı. İlk gün 55,5 milyon, ikinci gün 44,7 milyon gişe yapan “Karayip Korsanları: Ölü  Adamın Sandığı”, iki günde 100 milyona ulaşan ilk filmdi. Toplamda elde ettiği 1.07 milyar dolar gişe, “Ölü Adamın Sandığı”nı  tüm zamanların en çok gişe yapan filmleri arasında 3. sıraya yerleştirdi ve hâlâ da milyar doları geçen beş film arasında yer alıyor.

Altıncı kez yönetmen Tony Scott’la bir araya gelen Bruckheimer 2006 yılı sonunda “Déjà Vu”yı piyasaya sürdü. Film, bir ateşli silahlar bürosu ajanının, tamamen yabancı  birine aşık olması ve onu öldüreni bulmak için zamana karşı yarışmasını konu ediyordu. Filmde Denzel Washington, Jim Caviezel, Paula Patton ve Val Kilmer vardı.

2007 Mayısında “Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu” gösterime girdi. Bir kez daha Amerika’da ve yurt dışında gişe rekorlarını  kırdı. “Ölü Adamın Sandığı” yurt dışında 500 milyon dolara en çabuk ulaşan film oldu. Temmuz başında film Amerika’da 300 milyon, yurt dışında 625 milyon dolar gişe yaptı ve 960 milyonluk toplam gişesiyle yılın en çok, tüm zamanların da 6. en çok kâr getiren filmi oldu.

21 Aralık 2007’de “Büyük Hazine: Sırlar Kitabı”—  Bruckheimer’ın 2004 hitinin devamı olarak piyasaya çıktı. Başrolünde yine Nicolas Cage yönetmen koltuğunda da yine Jon Turteltaub vardı. Gösterime girdiği hafta yaklaşık 45 milyon hasılat elde etti. Bu, ilk filmden neredeyse 10 milyon dolar fazlaydı. Art arda 3 hafta birince sırada kalan film, ilk filmin Amerika gişesini, gösterime girdiğinin 18. günü 173 milyon dolarla geride bıraktı. Bir ay sonunda da 200 milyon dolarlık yerel gişe rakamını aştı  ve aynı başarıyı yurt dışında da göstererek toplamda 440 milyon dolar gişe elde etti. Cage ve diğer “Büyük Hazine”  yıldızları Jon Voight, Diane Kruger ve Justin Bartha’ya ek olarak Oscar ödüllü oyuncu Helen Mirren ve dört kez Oscar’a aday gösterilen Ed Harris de kadroya dâhil oldu.

Jerry Bruckheimer Films 2009 Şubatında, Sophia Kinsella’nın  çok satan roman uyarlaması romantik komedi “Bir Alışverişkoliğin İtiraflarını” gösterime soktu. Filmde Isla Fisher rol aldı  ve yönetmenliğini de P.J. Hogan yaptı (“En İyi Arkadaşım Evleniyor). Jerry Bruckheimer Films’ son çıkardığı  filmler arasında 3 boyutlu teknik açıdan yenilikçi film, uluslararasında gişe rekoru kıran “G-Force” var. Film, canlı aksiyonu ve bilgisayar destekli görüntülerin bir harmanlaması. Görsel efekt yönetmeni ise Oscar ödüllü Hoyt Yeatman. Film seslendirenler arasında: Nicolas Cage, Penelope Cruz, Tracy Morgan, Sam Rockwell, Jon Favreau ve Steve Buscemi, canlı aksiyon performanslarında da Bill Nighy, Zach Galifiankis ve Will Arnett vardı.

Jerry Bruckheimer Films’in 2010 yılında Walt Disney Pictures’a yaptığı filmler yapımcının aynı kalitesiyle devam etti. Mike Newell’ın (Harry Potter ve Ateş Kadehi) yönettiği destansı fantastik macera “Pers Prensi: Zamanın Kumları”nda Jake Gyllenhaal, yeni oyuncu Gemma Arterton, Sir Ben Kingsley ve Alfred Molina başrolleri paylaştı. Dünya çapında başarı elde eden film, bir atari oyunundan uyarlanan ve en çok kâr elde eden sinema filmi unvanını elinde bulunduruyor. Kısmen klasik animasyon filmi “Fantasia”dan esinlenen, hayalgücü ürünü komedi-macera filmi“Sihirbazın Çırağı”, Bruckheimer, yıldız oyuncu Nicolas Cage ve yönetmen Jon Turteltaub’u “National Treasure” filmindeki başarılarından sonra yeniden bir araya getirdi. Filmin oyuncuları arasında Jay Baruchel, Alfred Molina ve Teresa Palmer da yer alıyordu.

Johnny Depp, Oscar’a aday olmasını sağlayan ikon haline gelen rolü Kaptan Jack Sparrow’a 20 Mayıs 2011’de Disney Digital 3-D ile vizyona giren “Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde” filmiyle geri döndü. Rob Marshall’ın (“Chicago,” “Bir Geyşanın Anıları”) yönettiği bu yepyeni muhteşem macerada Depp ile birlikte Penelope Cruz, Geoffrey Rush ve Ian McShane de rol aldı. Dünya çapında vizyona giren filmin açılış haftasındaki hasıları 256.3 milyon dolardı. Bu rakam gelmiş geçmiş tüm rekorları alt üst etti. “Gizemli Denizlerde” daha beşinci gününde 346.4 milyon dolarlık yurtiçi ve yurtdışı toplam hasılata ulaştı.  Filmin başarıları arasında dünya çapındaki gelmiş geçmiş en büyük 4. açılışı, Rusya piyasasının en büyük açılış günü ve haftası, The Walt Disney Studios’un köklü tarihinde ülke genelindeki beşinci en büyük açılış olması da var. “Gizemli Denizlerde” yalnızca 12 günde dünya çapında 600 milyon dolar eşiğini geçti. 2007 yılında “Dünyanın Sonu” filminin rekorunu geçmiş oldu. Film ikinci haftasında yaz sezonu olmasına rağmen 50’den fazla bölgede birinci sırada kalmayı başardı. “Gizemli Denizlerde”, vizyona girdikten tam bir ay sonra 20 Haziran’da en çok izlenen ilk on film listesinde “Dünyanın Sonu” ve “Ölü Adamın Sandığı”nın yanındaki yerini aldı.

“Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde” 2 Temmuz günü dünya çapında 1 milyar dolar hasılata erişen sekiz filmden biri oldu. Aynı listedeki “Ölü Adamın Sandığı” filminin yedi haftalık sürecini de alt etmiş oldu.

Dört “Karayip Korsanları” filminin dünya çapında elde ettiği toplam hasılat 3.7 milyar doları buldu. DVD satışlarından 900 milyon dolar ve filmi uluslararası bir kültürel fenomen haline getiren ticari satışlardan da 1.6 milyar dolar elde edildi.

2012 yılının Şubat ayında yapım ekibi New Mexico, Arizona, Colorado ve Utah’ın ikon haline gelen mekanlarında epik macera filmi “Maskeli Süvari” için çekimlere başladı. Klasikleşen hikayenin muhteşem bir yeni versiyonu olan proje ilk üç “Karayip Korsanları” filminin ekibini yeniden bir araya getirdi: Jerry Bruckheimer, yönetmen Gore Verbinski ve Tonto rolüne harika yenilikçi ruhunu katan yıldız Johnny Depp. 3 Temmuz 2013’te vizyona girmesi planlanan “Maskeli Süvari”’de filme adını veren rolü Armie Hammer (“Sosyal Ağ”) oynuyor. Diğer yıldız oyuncular arasında Tom Wilkinson, William Fichtner, Barry Pepper, James Badge Dale, Ruth Wilson ve Helena Bonham Carter var.

Son dönemde 3 Haziran 2013 günü çekimlerine başlanan “Beware the Night”, Scott Derrickson’ın (“The Exorcism of Emily Rose,” “Insidious”) yönettiği, başrollerinde Eric Bana (“Kara Şahin Düştü”), Edgar Ramirez, Olivia Munn, Joel McHale ve Sean Harris’in yer aldığı, tamamı New York’ta geçen, benzersiz bir paranormal gerilim filmi. “Beware the Night”’ın Screen Gems tarafından 2015 yılının ilk aylarında vizyona sokulması planlanıyor. 2015 yılında vizyona girmesi planlanan bir diğer film de Johnny Depp’in ikon haline gelen Kaptan Jack Sparrow rolüne döneceği beşinci “Karayip Korsanları” filmi. Filmi Joachim Ronning ve “Kon Tiki” filmiyle 2013’te Oscar’a ve En İyi Yabancı Film dalında da Altın Küre’ye aday olan Espen Sandberg yönetecek.

Bruckheimer, şimşeğin gücünü televizyona 2000 yılında William Petersen ve Marg Helgenberger’li “CSI: Crime Scene Investigation”la taşıdı. Hemen televizyonların bir numaralı dizisi olan CSI, haftada ortalama 25 milyon seyirciyi ekran başına çekti. Bu diziden, iki de ayrı yan dizi de oluştu: 2005’in en başarılı televizyon hiti, 2006 yazının bir numarası “CSI: Miami” ve “CSI: NY”. Bu diziler de CBS’i tekrar yayıncılığın zirvesine oturttu. Haziran 2012’dE, Monte Carlo International TV Festivali “C.S.I.” dizisini Uluslararası TV Seyircisi Ödülüyle onurlandırdı. Diziyi 2009 yılında 73,8 milyon izleyiciyle dünya çapında en çok izlenen televizyon dizisi olmuştu. Dizi bu onura 2007, 2008,2010 VE 2011 yıllarında da nail olmuş, “CSI Miami” de yine bu ödülü 2006’da almıştı. Emmy ve Grammy ödüllü oyuncu Ted Danson, 2011 Temmuz’unda C.S.I.: Crime Scene Investigation”ın 12. sezonunda başrol oynadı.

  Jerry Bruckheimer Television “Without a Trace”, “Cold Case”, “Dark Blue” (yapımcının kabloluya ilk adım atışı) ve sekizini ard arda olmak üzere Realite Program-Yarışma dalında dokuz kez Emmy Ödülü alan “The Amazing Race” ile iyice büyüdü. JBTV, seyirciyi ABC-TV’de 2011 yılının Ağustos ayında heyecan verici bir realite yarışma programıyla daha buluşturdu: “Take the Money and Run”. 2013 sonbaharında Jerry Bruckheimer Television’ın CBS’ye çektiği heyecan dolu yeni dizi “Hostages”ın baş rollerinde Toni Collette ve Dylan McDermott oynuyor.

2004’te  Bruckheimer “Time 100”, en etkili insanlar listesine girdi. Yine 2004’te Entertainment Weekly Güç sayısında da listeye girdi. Variety dergisi Bruckheimer’ı 2006 yılında yılın  şovmeni seçti. Variety’nin üst düzey editör ve muhabirlerinin karar verdiği bul ödül, eğlence sektöründe ciddi bir ekonomik etkisi olan, yenilikçi ve başarılı bireylere verilir.

Bruckheimer’a, televizyona katkılarından ötürü 2006 yılında The Museum of Television and Radio tarafından Salute to Excellence ödülü verildi. 2007’de Amerikan Yapımcılar Derneği, televizyondaki çalışmalarından ötürü kendisine Norman Lear Televizyonda Başarı ödülünü verdi.

2010 yılının Mart ayında, ShoWest Bruckheimer’a ömür boyu başarı ödülü verdi ve 1985, 1988, 1999 ve 1998’de gişe başarı ödülünden sonra beşinci kez bu kurum tarafından onurlandırıldı.  Bruckheimer aynı yıl 17 Mayıs 2010 günü, aynı zamanda “Pers Prensi: Zamanın Kumları”nın Amerika’da gösterime girdiği gece, Grauman’s Chinese Theatre ıslak betona el ve ayak izlerini çıkardı. Aynı akşam Amerikan Film Enstitüsü “A Cinematic Celebration of Jerry Bruckheimer” gösterimiyle, üstada saygılarını sundu ve gişe rekortmeni beş filmini yönetmen ve oyuncuların sunumlarıyla gösterdi.

2012 yılında Producers Guild of America, “The Amazing Race” programı için Bruckheimer’ı Outstanding Producer of Competition Television ödülüyle onurlandırdı. Ayrıca Bruckheimer, Simon Wiesenthal Center’dan prestijli Humanitarian Ödülünü aldı.

Jerry Bruckheimer bir kez de 24 Haziran 2013 günü Hollywood Bulvarı’nda gösteri dünyasındaki yerini ölümsüzleştiren kendine ait yıldızını alacak.

2008 yılında çıkan otobiyografisi, “In the Frame”, de Dame Helen Mirren “Büyük Hazine: Sırlar Kitabı”nı çekerken “kibar, destekçi, cesur, ‘cesaret eden kazanır’ sözünün kanıtı olarak tanımlıyor Bruckheimer’ı.

Jerry Bruckheimer birçok türde ve ortamda başarılı oldu çünkü o harika hikaye anlatıyor, cesaret ediyor ve hemen hemen her zaman kazanıyor. Gözünüz şimşeği arasın. En iyi hikâyeler onun ardında.






Hiç yorum yok: