30.07.2013

RED 2


Çok dinamik bir aksiyon-komedi ve gişe başarısı olan ilk filmin devamı olan RED 2’de, emekli CIA ajanı Frank Moses, kaybolan ve dünyanın güç dengesini değiştirebilecek yeni jenerasyon öldürücü bir cihazı bulmak için, eşi benzeri olmayan ve seçkin operasyoncu ekibiyle yeniden biraraya gelir.

Başarmak için, hepsi aynı teknolojik silahın peşinde olan acımasız teroristler, güç delisi hükümet adamları ve amansız katillerle karşı karşıya gelmek zorundalardır.
Görev için Frank ve birbirinden çok farklı
kişiliklerden oluşan ekibi, Paris, Londra ve Moskova’ya giderler.
Silahsız ve az kişiyle, ellerinde sadece tilki gibi zekaları, eski usül becerileri ve dünyayı kurtarmak üzere güvendikleri birbirleri vardır.

Eski CIA operasyon ajanı Frank Moses (Bruce Willis) hayatını kötü adamlarla mücadele ederek geçirmiştir.
Göğüs göğüse muharebe, diplomatik entrika ve hareket eden şeylerin üzerinden atlamada onun üzerine yoktur.
Ne zaman ki Sarah Ross (Mary-Louise Parker) ile ilişkisi aniden gelişir,
o zaman sarsak bir hal alır.

Frank şimdi sessiz sakin hayatlarıyla mutludur fakat Sarah endişelidir çünkü Frank aylardır kimseyi öldürmemiştir ve bu da ilişkilerini bayatlatmaktadır. Olayları biraz karıştırmak ister ki, hayatları yeniden macera, romantizm ve tehlike dolsun - bir çift olarak yapabildikleri şeylerdir bunlar.
Sarah “ekipten biri olma” isteğini yerine getirmek üzeredir ve bu arada Frank de bir kadını elinde tutmanın, onu elde etmekten daha zor olduğunu öğrenir, ve de bunun dünyayı kurtarmaya çalışırken zor olabileceğini, ilişkilerin saçma derecede zorlaşabileceğini de.

İlki 2010’da yüksek gişe yapan bu heyecan yüklü aksiyon-komedi serisinin devamında, Frank Moses ve eski ortağı Marvin Boggs (John Malkovich) halen sakin emeklilik hayatına alışamasalar da onların görev aldığı Soğuk Savaş zamanı kaybolan ve şimdi ortaya çıkan yeni nesil bir silah olan Nightshade’in
peşinden sürüklenmektedirler.
Ve herkes bu ikilinin silahın yerin bildiğine inanmaktadır.
MI6 Frank ve Marvin’in yanına yakın arkadaşları olan ölümcül keskin nişancı Victoria(Helen Mirren)’yı vererek bu ikiliyi yalnız koymaz.
Fesat bir Amerikan görevlisi (Neal McDonough) de yanlarına diğer bir kiralık katil olan Han (Byung Hun Lee)’ı gönderir ki bu da Han’ın tam istediği şeydir çünkü Frank’le geçmişten gelen bir hesabı vardır.

Görevleri onları dünyanın etrafında, Londra’dan Paris’e, oradan Moskova’ya sürüklerken Frank’in eski aşkı Katja (Catherine Zeta-Jones) ile de yolları kesişiyor ve hep beraber Nightshade’in gizemini çözmek, kendilerini ve dünyayı kurtarmak için, uzun zaman önce ortadan kaybolan dahi bilimadamı Edward Bailey (Anthony Hopkins)’i bulmaya çalışırlar.



YAPIM HAKKINDA

Filmin yapımcıları, filmin komedi yüklü yanını ortaya çıkarmak için önce aksiyon ve macerayı ortaya çıkarıp sonra “karakterlerin yer yer gülünç derecede olan endişeleri onları inanılır da kılıyor,” diyor yönetmen Parisot.
 “Yapı bir aksiyon filmi gibi kurulmuş fakat karakterler komik çünkü çok fazla şiddet içeren olay anlarında dahi absürd durumların içinde kalıp, işin içinden çıkamıyorlar.
Egzotik mekanlarla bezeli, Paris’te soluk kesen bir araba takip sahnesi ile bol bol aksiyon da barındıran film, özünde bir ilişki filmi.
Gizli Operasyon ekiplerinin hayatındaki (Frank’in) zorlukları ve kırılgan eşi Sarah’yı elinde ve güvende tutmak için doğru olanı seçme çabasını anlatıyor. Sarah ise tam tersini istiyor ve Marvin’de bunu buluyor.

“Frank basit bir ilişkiyi yürütmede bile çok donanımsız ve Marvin (John Malkovich) de bir ilişki üzerine tavsiye veremeyecek kadar mutlu bir tip ama en azından konuyu biliyor,” diyor Willis.
“Eski bir atasözünün de dediği gibi ‘bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir”; bunu Marvin için de söyleyebiliriz çünkü ilişkiler konusunda çok aptalca hareket eden birisi ve sahip olduğunu sandığı her tür bilgi büyük ihtimalle bir kişisel gelişim kitabından alınma, zira Marvin’in bir ilişkisini gören olmamış.” diyor Malkovich.

Konu ilişkiler olunca Frank, işle aşkı karıştırmakta usta olan Victoria’ya göre daha sofistike ve eğitimli bir bakış açısına sahip.
“Bana kalırsa Victoria bir yere kadar Frank’in duygusal hayatından sorumlu,” diyor Victoria’yı canlandıran Helen Mirren.

“Marvin, Frank’e tavsiyelerde bulunuyor olabilir ama Frank, işine rağmen ilişki yürütmeyi de başarabilen Victoria’yı cidde alıyor.
“Çok garip bir biçimde dengeyi kurmuş bir kadın ama her an ölebileceğinin
de farkında, o yüzden bağlansanız da yola devam etmek durumundasınız,” diyor Parisot.
“Bu karakterlerin güzel yanı, çok sıradışı hayatlar yaşamalarına rağmen çok sıradan problemlerinin olması ve biz sıradan insanlar gibi belli şeylerin
yokluğundan üzüntü duymaları” diyor Mirren.
Öte yandan Sarah duygusal anlamda çok tutarlı olsa da, konu casusluk becerilerine geldiğinde aklı dağınık.
“İyi bir yalancı değil; çok kurnaz da değil ve imha konusunda çok değerli özellikleri olduğu da söylenemez,” diyor Parker.
Frank’in eski aşkı (Katja – Catherine Zeta Jones) ile karşılaşıp onun kibarlığını ve ortamdaki durumunu görünce... Sarah’nın ne yapacağı da belli oluyor.
“Bu çeteye dahil olmak istiyor ve bir süre için elinden tek gelen bu isteği.
En başından beri amacımız izleyiciyi ilk filme göre daha büyük, daha pahalı bir deneyimle başbaşa bırakabilmekti.” diyor yapımcı Lorenzo di Bonaventura.
“Fakat devam filmleriyle ilgili en büyük sıkıntılardan biri şudur ki, ikinci filmler daha saçma ve yumuşak bir hal alabiliyor, Bruce ile ben de bunun çok farkındaydık projenin gelişimi sırasında.
Frank Moses hala, bir soru sormadan tetiği çeken bir tip ve Bruce da her daim bunu bileyen, becerikli ve gözlemci olmuştur; çünkü filme maksimum katkı sunabilmek ister hep.”

Herşeye rağmen ilk filmden kalan bir tortu varsa o da Frank ve Sarah arasındaki diyaloğun retro hali.
“Bruce ile hep rollerimiz arasındaki etkileşimin 1930ların o garip komedilerinin hissini taşıması gerektiğini düşünürüz,” diyor Parker.
İki oyuncu arasındaki etkileşim, Parisot’a kurgu sırasında çok yardımcı olmuş: “Mary-Louise ve Bruce o kadar zekice paslaşıyorlar ki, ikisinin de yüzüne kesmeli çekimle yetinmektense daha fazla çekim aldım; çünkü ikisinden birini kesmek istemedim,” diyor Parisot.
 “Eski Tracy-Hepburn filmlerindeki gibi bir kimyaları vardı ve sahneyi canlandırırken geldikleri inanılmaz noktayı izlemek çok ama çok eğlenceliydi.”

Morgan Freeman’ın canlandırdığı karakter ilk filmde ölünce, yaratıcı ekipin Paris ve Londra’da setler kurmaktan daha büyük bir zorluğu olmuş oldu; hikayeyi ateşleyecek bir şeye ihtiyaç vardı ve de bunun içini dolduracak oyunculara.
“İlk filmden olağanüstü oyuncularımız Bruce, Mary-Louise, Malkovich, Helen ve Brian Cox yine varlar, yani bu şahane ekiple beraber rol alabilecek ve aktör
olarak herkesi zorlayabilecek çapta roller yaratan oyunculara ihtiyacımız vardı.” diyor yapımcı Mark Vahradian.

Anthony Hopkins’in karakteri Edward Bailey’yi yaratmadan önce, Hopkins de bu karakterin armatürünü yaratmak için İngiliz tarihinde bir geriye gitti.
“Tony bana aylar öncesinden emailler atmaya başladı çünkü o sırlarda yapım ekibi onun karakterini yaratmaya çalışıyordu ve Bailey’nin hangi ayakkabıyı giyeceğine kadar tartışılıyordu,” diyor Parisot.
“Senaryoyu defalarca okuyup, yazılandan da öte bir karakter çıkardı ortaya.”
“Senaryo okuma konusunda biraz ileri gidebiliyorum... en az birkaç yüz kez okuyabiliyorum,” diyor Hopkins.
“Bunu doğaçlamaya altyapı oluşturması için yapıyorum çünkü zihninizi açıyor ve metinle ilgili endişelenmeyi bırakıyorsunuz çünkü eksiksiz bilir hale
geliyorsunuz. İşte oyunculuğun tadı bu andan sonra çıkmaya başlıyor.” diyor Hopkins.

Zeta-Jones Rus casusu kadı klişesini üstlendi ve bu karaktere komedi ve acayiplik ekleyerek klişeyi alaşağı etti. “Amacım karakteri tek boyutlu olmaktan çıkarmaktı - Bond filmlerinde gördüğümüz gibi” diyor.
“Senaryoyu okuduğumda ilk yaptığım şey - evet demek oldu tabii ama ondan da sonra - moda dergilerini tarayıp onları Dena’e göndermek oldu, böylece Katja’yı gözümüzde canlandırabilecektik.”

Paris sokaklarındaki sahneleri, şehrin modanın başkenti olma yönündeki ikonik değerini yansıttığından buna değdi.
“Catherine’in o sahne için olan kostümünde inanılmaz samimi ve egzantrik
bir şey vardı; bu sahnede o ve Bruce’un oynadığı karakter David Thewlis’in canlandırdığı Kurbağa karakterinin peşine düşüyorlar,” diyor Parisot.

İkinci filmin yapımına 14 Eylül 2012’de Montreal Olimpik Stadı’nda başlandı. 1976 yazındaki Olimpiyatlar için yapılan stad, 1970lerde Amerika’da yapılan tüm çok amaçlı stadyumlar gibi çok az kullanılmış.
Yapının salonlarını domine eden beton yapı depo görünümünde, o yüzden de İngiliz hükümetinin MI6 gizli servisi için biçilmiş kaftan bir mekan oldu.

5 gün boyunca Paris’te manzaralı yerlerde çekim yapıldı (Eyfel Kulesi’nden başlayıp iç sokaklara dönen filmlerin aksine).
“Paris’te çekim yapmamız önemliydi,” diyor di Bonaventura, “çünkü Paris
romantik bir dokunuş katıyor ve Frank ile Sarah arasındaki romantizm de yeniden bir dayanak arıyor.

Sarah macera arıyor ve bir görev uğruna Paris’te olmak onun için romantizmin de ötesinde.”
Şehrin seçilmesinin bir nedeni de Frank ile Katja’nın birbirlerini ilk kez burada görmüş olmaları ve bu da kendine güvensiz olana Sarah’ya “bahisi yükseltmesi”, Paris’ten yeni kıyafetler alarak en azından kendi ve Katja arasında farkı kapatması için bir şans tanıyor.

Paris çekimlerinin çoğu bir araba takip sahnesinde geçti ve bu sahnede Willis, Malkovich, Parker, Zeta-Jones’un canlandırdığı karakterler ve David Thewlisin canlandırdığı yarı insan olan gizemli karakter Kurbağa da yer alıyor. Bu sahne için özellikle teknolojik olarak yenilenmiş bir araba, Seine’in sularına sürecek şekilde donatıldı.


Vizyon Tarihi: 02.08.2013

Yönetmen: Dean Parisot

Oyuncular: Bruce Willis, Mary-Louise Parker, Anthony Hopkins, Helen Mirren, Catherine Zeta Jones, Byung Hun Lee, David Thewlis, Brian Cox

Senaryo: Lorenzo di Bnonaventura, Mark Vahradian

Görüntü Yönetmeni: Alan Silvestri

Fragmanı izlemek için: http://youtu.be/0VvM1oJ0-Zc

Dağıtım: Tiglon
İthalat: Fida Film
Süre: 116 dk



Hiç yorum yok: