25.04.2014

Andrea Pallaoro: Bu insanları yargılamadan göstermek istedim


"Andrea Pallaoro’nun prömiyeri geçen yıl Venedik Film Festivali’nin “Ufuklar” bölümünde yapılan ilk uzun metrajlı filmi Medealar zor zamanlardan geçen bir ailenin hikayesini anlatıyor. Anne, başka bir adamla ilişki yaşıyor ve baba onu nasıl geri kazanacağını bilemiyor; ebeveynin umutsuzluğu çocukları da etkiliyor."

Medealar Venedik’te En Yaratıcı Bütçe Ödülü’nü aldı. Bu yüzden, dar bir bütçeyle çalıştığınızı düşünüyorum. Filmin yapım aşamasından biraz bahsedebilir misiniz?

Evet, çok küçük bir bütçeyle çalıştık. Film bilhassa özel kaynaklardan sağlanan destekle çekildi. Bütçeye hiçbir hükümet yardımı ya da desteği dahil değildi. Yani, projeye katılan insanlar karşılıksız çalıştı. Kendi zamanlarından çok vakit ayırdılar ve bunun anlık bir karşılığını da almadılar. Asıl olay benimle aynı vizyonu paylaşacak ve bunu gerçekleştirmek için işbirliği yapmaya hevesli insanları bir araya getirmekti. Böylesi bir projede ekip ruhu çok önemli. Bence kendini burada gösteriyor. Burada başarmaya çalıştığımız şeye dair güçlü bir arzu duyan insanlarla birlikte çalıştığım için çok şanslıyım.



Gazetede gördüğünüz benzer bir hikâyeden ilham alarak bu senaryoyu yazdığınızı okumuştum: Çocuklarını öldürmeden önce karısına onları öldüreceğini söyleyen bir adamın hikâyesi.

Doğrudur. Bu hikâye ilk okuduğumda beni çok etkiledi. Daha sonra, birkaç hafta içinde benzer bir hikâyeyle daha karşılaştım. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Bu noktada, basının bu insanları nasıl yansıttığını fark ettim. Bu insanlar yerin dibine sokuluyor ve birer canavar olarak gösteriliyordu. Bu insanları yargılamadan göstermek istedim. Böylece bu hikâyelerin insani yanlarını yansıtabildim.

Yalnızca gerçek hikâyelerden esinlenmemişsiniz. Belli ki Yunan mitolojisi de ilham kaynaklarınızdan. Euripides’in Medea trajedisindeki anne ve babanın rolünü tersine çevirmişsiniz.

Bu vakalarla ilgili araştırma yaparken, babaların benzeri suçları annelerden farklı sebeplerle işlediğini fark ettim. Birçok psikolojik çalışma da bu gözlemimi destekledi. Erkekler genellikle kontrolü ele geçirmek ya da intikam alma ihtiyacıyla böyle şeyler yapıyorlar. Ne var ki, kadınları bu yola iten genellikle aşırı umutsuzluk oluyor. Bu teoriye göre, Euripides’in trajedisindeki Medea karakteri, yaptıklarını fazlasıyla erkeksi sebepler yüzünden yapıyor. Bu yüzden, Medea ismini almak ve anneyle babanın rolünü değiştirmek benim için doğal bir seçenekti.



Hikâyenin Freudyen bir yanı da var. Ailenin üç büyük çocuğu cinselliklerini keşfediyorlar. Özellikle çocuklardan biri annesinin bir ilişkisi olduğunu biliyor ve onu cezalandırmaya çalışıyor. Bu çocukların cinsellikle kurdukları ilişki, hikâye için ne kadar gerekliydi?

Çok önemliydi. Bence cinsellik, bir karakteri anlamamızda bize epey yardımcı olur. Farklı yaşlardaki bu üç çocuğun hikâyenin bir parçası olması, bana cinsellikle ilişkimizin özellikle de büyürken karşılaştığımız farklı yönlerini keşfetme şansı tanıdı. Çocuklar etraflarında olup bitene genellikle çok içgüdüsel yaklaşır. Sonuçları düşünmeden hareket ederler. Bu yüzden, çocuğun hareketini kendini korumaya yönelik bir davranış olarak düşünüyorum. Durumu anlamadığı için böyle hareket ediyor.

Hikâyedeki anne sağır olduğundan aile içinde iletişim eksikliği gördüğümüz sorunlardan bir diğeri de bu. Hikâyeyi anlatmanız için önemli öğelerden biri miydi bu?

Aslında hayır. Bu hikâyenin temalarını, sağır bir karakter koymadan da pekâlâ aktarabilirdim. Dolayısıyla bu daha çok, estetik bir seçim oldu. Bence, sinemanın karakterlerin düşüncelerine sızma ve iç dünyalarını gözlemleme yeteneği var. Sağır olması, karakter üzerinde daha çok baskı yaratıyor; duyamaması kendini daha da yabancılaşmış hissetmesine sebep oluyor. Ben de bu yabancılaşma hissini ses tasarımıyla keşfedebildim.

Bu filmde Terrence Malick’ten esinlendiniz mi?

Onun işlerini gerçekten çok beğeniyorum; ama bu filmi çekerken asıl referans noktam o olmadı. Belki de bilinçaltı düzeyinde ondan etkilenmiş olabilirim, bilmiyorum. Bilinçli bir tercihten söz edemeyeceğim. Ne var ki, birçok kişinin bu karşılaştırmayı yapması çok ilginç. Belki de filmin dekoru dolayısıyla böyle düşünülüyor. Malick’in Cennet Günleri filmini akla getiriyor olabilir.

İstanbul Film Festivali sizin için nasıl bir deneyim oldu?

Festivali fazlasıyla misafirperver buldum. Burada büyük bir enerji var. Büyüleyici; hatta belki biraz da baş döndürücü. Ayrıca festival programı da epey etkileyici. İstanbul Film Festivali’ne dair sadece olumlu şeyler söyleyebiliyorum. Aynı zamanda büyük bir minnettarlık da duyuyorum; çünkü filmimi burada sunmak benim için harika bir deneyim oldu.


Röportaj: Engin Ertan


(İşbu röportaj İKSV için yapılmıştır)


mümkünmertebe'nin Medeas'a verdiği not: 3.5/5



Hiç yorum yok: