25.04.2014

İstanbul Film Festivali 2014'den En İyi 7 Film


Başlangıçta upuzun süreceğinden emin olarak, tam iki haftayı gözümüzde büyüttüğümüz, birinci haftanın sonuna doğru artık iyice içinde kaybolarak adeta kendimizi unuttuğumuz bir festivali daha arkamızda bırakmanın şaşkınlığı içindeyiz..

Bu durumda özüme yöneltilecek, "Biz biz diyorsun da siz kimsiniz ki?." mealinde bir cüretkâr ama gereksiz soruya vereceğim gereksiz yanıt şu olabilir sanırım: Müzmin bir 'yalnız' olarak -sanılacağı üzre- eşli falan dolaşmıyorum, 'Fatih Terim ekolü'nden ise hiç gelmiyorum; sadece benim gibi düşünerek hissedenlerle -sanal da olsa- 'Biz' olmayı amaçlıyorum.. 
Daha doğrusu böyle bi duygudaşlıkta yalnız olmadığıma inanıyorum..

Neyse ne cancağızım!.
Yazıya şöyle güzel bir giriş yapayım da elalem girizgâh görsün amacıyla kastığım, lâkin pek bi şeye benzetemediğim bu bölümü kapatıyor, 'geleneksel' özellikli "Festivalin En İyileri" sıralamama geçiyorum..

Bu kez toplamda 37 adet film izleyerek, belki Kerem Akça için minik, lâkin benim için kocaman bir sayıya ulaştım..


Hem bunların içinde, filmlere 'video odası'nda göz atma numarası falan yok; hepsi yüzde yüz organik 'sinema salonu' ürünü..

Geleneksel olarak 7 adet 'iyi' filmle sınırladığım bu sıralamada, söz konusu yapımlar hakkında bir-iki cümlelik diyeceklerim de olacak elbet..

Merak etmiş olabilirsiniz ama- adı üstünde geleneksel olduğu için ve törelerimize karşı gelmekten korktuğumdan nedenini sorgulayamadığım şu 7 sayısının hikmetini ben de bilmiyorum, arz ederim..

Bu festivalin programında olan, ancak daha önceden izlemiş olduğum filmler ile festivalde gösterilen (kısa filmler de dahil) toplam 357 filmden izleyemediğim 320 adeti (hesabım kuvvetlidir) saygınlığı emsalsiz olan bu yarışmaya maalesef katılamamışlardır..

Bence katılamayanlar üzülmesin, önümüzdeki yıllarda şanslarını yeniden denesinler.. der, tüm yarışmacılara ve siz sevgili okurlarıma şükranlarımı sunarım..

İşte o güzel filmler:



1. The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli (2014)

Yönetmen: Wes Anderson

"Bu yıl Berlinale’nin açılışını yapan Wes Anderson’ın yeni filmi, bizi 20. yüzyıl tarihinden referanslarla dolu hayali bir dünyaya sokuyor ve Orta Avrupa’da efsane bir otelin hikâyesini anlatıyor. Büyük Budapeşte Oteli’ne yıllar önce belboyluk göreviyle giren ve daha sonra otelin sahibi olan Zero Mustafa bu süreci anlatırken, son derece eğlenceli bir polisiyenin içinde buluyoruz kendimizi."

"Hemen hemen tüm kahramanlarının tip özelliklerini 'stilize' bir anlayışla yansıtmayı tercih eden ve bunu yaparken de absürde yaklaşarak mizahını güçlendiren, 'nostaljik' tarafı baskın 'hüzünbaz' bir komedi."

Yönetmen Anderson'ın bundan önceki filmi Moonrise Kingdom hakkında bu yazdıklarımı aynen buraya taşıdım, ama asla uyumsuzluk göstermedi..
Öyleyse bundan -hangi öyküyü anlatırsa anlatsın- yönetmenin üst düzeyde başarı gösterdiği 'sihirli de denebilecek müthiş etkileyici' üslubunu sürdürmekte kararlı olduğunu anlıyoruz.. Ne güzel!.

mümkünmertebe'nin notu: 4.5/5




2. Blind / Körlük (2014)

Yönetmen: Eskil Vogt

"Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram."

Bu insani trajediyi ve kahramanlarını ele alan, çeşitli öyküler içine yerleştiren çekilmiş çok film var, ama senarist yönetmen Eskil Vogt, bu ilk uzun metrajında körlüğe oldukça farklı bir açıdan bakmayı başarıyor ve de son derece etkileyici bir üslupla sinemaya aktarıyor..

mümkünmertebe'nin notu: 4.5/5




3. İtirazım Var (2014)

Yönetmen: Onur Ünlü

"Ünlü'nün 'polisiye' özellikli Polis ile Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi filmlerine yeni bir arkadaş olan İtirazım Var, dedektifliğe soyunan bir imamın ana kahraman oluşuyla, hem yönetmenin işleri arasında, hem de Türk Sineması genelinde benzersiz bir örnek teşkil ediyor.."


mümkünmertebe'nin notu: 4/5




4. Trydno byt bogom / Tanrı Olmak Zor İş (2013)

Yönetmen: Aleksey German

"Hikâye, ortaçağdaymış gibi yaşayan ve pagan bir tanrının sözde oğlu tarafından yönetilen insanların yaşadığı Arkanar gezegeninde geçiyor. Dünya’dan bir elçi, insani fikirleri yaymak amacıyla Arkanar’a gidiyor. Aleksey German bu son filminde Tanrı ile insan arasındaki hiyerarşiye bir bakış atıyor."

Şu gözler şimdiye kadar nice acayip filmler gördü görmesine ama felsefesi bunca yoğun, görselliği bunca güçlü ve yaratıcılığı böylesine benzersiz uçuklukta bir yapımla -galiba- ilk kez karşılaşıyorum..
'Bilim kurgu dediğin bak işte böyle de olur' dercesine türüne meydan okuyan bir film bu..
Yönetmen Aleksey German'ın stili, başta Tarkovski olmak üzere Jodorowsky'i hatta David Lynch'i akla getiriyor..

mümkünmertebe'nin notu: 4/5




5. Enemy / Düşman (2013)

Yönetmen: Denis Villeneuve

"Tarih öğretmeni Adam, bir gün izlediği filmde kendisine tıpatıp benzeyen bir adam görür. Bu oyuncunun izini sürmeye başladıkça da gizemli ve ürkütücü bir dünyanın içine çekilir. İlk gösterimi Toronto Film Festivali’nde gerçekleşen ve özellikle atmosferiyle beğeni toplayan Düşman'ı Cronenberg, Lynch, Nolan, De Palma gibi yönetmenlerin filmleriyle karşılaştıran eleştirmenler olmuştu."

Monoton yaşantısı içinde yuvarlanırken, çevresindeki ya da içindeki her şeye yabancılaşan entelektüel bir adam olan Adam, hayatın kaotik aynasında kendisini görür ve şaşırır..
Adam başka bir adla, 'başka' bir yerde, 'başka' bir hayatı da yaşamaktadır..
Yaşamakta mıdır?!
Ustalığına daha 2010 yılında Incendies ile tanık olduğumuz Denis Villeneuve, gizemiyle, gerilimiyle, adamı allak bullak eden final sahnesiyle yeni bir psikolojik dramın daha hakkını veriyor..
Benim için, 'Donnie Darko' olmaktan asla kurtulamayacak Jake Gyllenhaal ise, ortaya koyduğu 'duble' performansla yine çok iyi..

mümkünmertebe'nin notu: 4/5




6. La Reine Margot / Kraliçe Margot (1994)

Yönetmen: Patrice Chéreau

"Alexandre Dumas’nın aynı adlı romanından uyarlanan Kraliçe Margot, 16. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da Katolikler ile Protestanlar arasındaki kanlı savaşa götürüyor izleyiciyi. Filme adını veren Margot, iki taraf arasında barış sağlanması için Navarra Kralı Henri ile evlendirilir ama düğünden birkaç gün sonra Saint Barthelemy katliamı yaşanır."

Aynı konuyla ilgili olarak yönetmen Jo Baier'in 2010 yılında yaptığı 'Henri 4 / Kral Henry' rezaletini görmüş biri olarak, değeri gözümde daha da büyüyen bir Patrice Chéreau başyapıtı..
Dinsel ayrılıkların iktidar mücadelesine meze edilmesi, insan onur ve hayatının din, devlet, şeref diyerek yerlerde sürüklenmesi, samimiyetsiz 'barış' görüşmeleriyle yeni katliamların önünün açılması, eş dost ve aile içi ilişkilerin ahlâksız, açgözlü ve adaletsiz bir iktidarın hırsıyla lağım çukuruna dönüşmesi..
Hayır yanıldınız!. Günümüz Türkiye'sinden değil, 16. Yüzyıl Fransa'sından bahsediyorum..

Sadece işaret ettiği ibretlik olaylarla değil, sinemasını oluşturan her detayıyla mükemmel bir eser..
Catherine de Médicis'de Virna Lisi, Kraliçe Margot'da Isabelle Adjani olağanüstü.. Müzikler de Goran Bregovic'ten.. daha ne olsun..

mümkünmertebe'nin notu: 4/5




7. Ben O Değilim (2014)

Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu

"Nihat, bir hastanenin yemekhanesinde çalışan orta yaşlarda birisidir. Aynı yerde işe yeni başlayan Ayşe’nin aşikâr ilgisi karşısında bocalar ve sonunda onun daveti üzerine evine gider. Orada tuhaf bir sürprizle karşılaşacak ve hayatı tamamen değişecektir."

Psikolojik ve sosyolojik konumu icabı- varoluş'u sorgulamaktan uzak; lâkin, kronik bi 'varoluş sıkıntısı'ndan da muzdarip görünen -dolayısıyla da- ne çevresinden, ne de kendisinden memnun olan bir adamın -doğaçlama usulü giriştiği- kendini ve hayatını değiştirme çalışması/hayali..
Ben O Değilim, Tayfun Pirselimoğlu'nun  en sevdiğim işi olan Saç'ı da aşan ve genel olarak yönetmenin sinemasını çok iyi seviyeye yükselten bir film..

mümkünmertebe'nin notu: 4/5



1 yorum:

Büşra Bayram dedi ki...

Budapeşte oteli ve itirazım var filmlerini izleyemediğim için çok üzgünüm :( hele şimdi daha da üzgün.