22.04.2014

Ragnar Bragason: Müziği daha ciddi bir şekilde kullanmak istedim


İzlanda sinemasının en ilgi çekici simalarından Ragnar Bragason, dram ile komedi arasında ustaca bir denge kurduğu son filmini şöyle özetliyor: “Metalci dramatik bir film. Hem müşfik, hem haşin, arada da isyankârca komik. Filmde, korkunç bir kayıp yaşanıyor. Hayat boyunca çektiğimiz acılara nasıl katlandığımız, aile olgusu, hayaller, kâbuslar mercek altına alınıyor.”


“İskandinav melankolisi” tabirini sizin filminiz için de kullanabiliriz. Ancak biz, yabancılar, bütün bir sinema kültürünüzü genelleme ve etiketleme kolaylığına kaçabiliyoruz. Sizce nedir şu “İskandinav melankolisi”?

Bence İskandinav sinemasında görülen bu melankolinin kaynağı yalıtılmışlık ve karanlık kış mevsimi. Özellikle de İzlanda, Norveç ve Finlandiya’da. Ama İskandinav filmleri tanımı gereği melankoliktir, diyemeyiz diye düşünüyorum. Yalnız şu da bir gerçek ki biz işleri ciddiye alıyoruz ve hayatta her şeyin genellikle karanlık taraflarına odaklanıyoruz.

Kahramanınız metal müzik tutkunu bir genç kız. Karakterinizle hangi açılardan benzeşiyorsunuz?



Ben de ergenliğimde Heavy Metal dinleyerek büyüdüm. Yıllardır, müziği de içine katabileceğim bir hikâye bulmaya çalışıyordum. Heavy Metal’in konu edildiği filmlerde odak noktası genellikle komedi olur. Bu da kolaya kaçmak; çünkü zaten uçlarda gezen bir müzik türünden bahsediyoruz. Fakat ben filmde müziği daha ciddi bir şekilde kullanmayı, böylece filmdeki dramatik öğelere de etki etmeyi istedim. Aynı zamanda ana karakterle bağlantı kurabildim. Ben de onun gibi küçük bir kırsal kasabada büyüdüm.

Senaryoyu yazmaya başlamadan önce aklınıza gelen ilk resim neydi? Metal müzikle ilgili bir görüntü müydü yoksa sevilen kişinin kaybı ile ilgili bir duygu muydu?

Aklıma ilk gelen şey, ineklerin arasında elinde Flying V gitar tutan, siyah deri kıyafetler içinde bir kızdı. O kızın orada ne yaptığını ve hayatının nasıl olduğunu merak etmeye başladım. Hikâye buradan genişledi.



Ailedeki bireylerin psikolojik boyutunu oldukça gerçekçi ve tutarlı bir şekilde tasvir ediyorsunuz. Karakterlerin bu kadar derinine inmeyi nasıl başardınız?

İlk işlerimde çıkış noktam, karakterleri oyuncuların doğaçlamaları sonucunda yaratmaktı. Fakat Metalci’de geleneksel çekimlere dönmek istedim. Önce senaryoyu yazdım; rolleri oyuncularla tartışarak karakterleri geliştirdim. Thora Bjorg’le oyunculuk eğitimi sırasında tanışma fırsatım olmuştu. Ben de bir atölye vermek için oradaydım. Daha ilk günden başrolü onun oynamasını istemiştim. Doğal bir yeteneği var. Rolü de aklımda o varken yazdım. Ebeveyni için de aynı şey geçerli. Film çekimi sırasında ayrıntılar ve filmin gelişimi konusunda oyuncularla birlikte çalışmak genellikle sürecin en tatlı ve en verimli kısmı olur.

Gerçek mekânlarda mı çalıştınız, set mi kurdunuz? Karlar arasında çalışmak sizi zorladı mı?

Ailenin çiftlik evi, stüdyoda inşa edildi. Bunun sebebi hikayenin 80’ler, 90’ların başında geçmesinden ötürü görsel unsurları kontrol etmek istememizdi. Öncelikle, İzlanda’nın güney sahilinde müthiş dış mekânı buldum, iç mekân da buradan hareketle hazırlandı. Tek sorunumuz, o kış güneyde kar yağmamasıydı. Dolayısıyla filmdeki karın büyük bir kısmı post-prodüksiyon aşamasında bilgisayarla yerleştirildi. Biraz zahmetli olsa da sonunda iyi bir iş çıktı.

33. İstanbul Film Festivali’nde yarışmak size neler hissettiriyor?

Benim için büyük bir onur ve mutluluk. Metalci benim beşinci uzun metraj filmim. Daha önce İstanbul’a gelememiştim. Hem İstanbul’a gelmeyi hem de Türk seyircisinin tepkisini dört gözle bekliyorum.


Röportaj: Ceyda Aşar


(İşbu röportaj İKSV için yapılmıştır)


mümkünmertebe'nin Málmhaus'a verdiği not: 4/5


Hiç yorum yok: