24.08.2014

Sin City: A Dame to Kill For / Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın


Karanlığın şiddetle kol kola gezdiği Günah Şehri’nin tehlikeli sokaklarını yeniden ziyaret etmeye hazır olun!

Frank Miller'ın ödüllü grafik romanından uyarlanarak görsel dünyasıyla çığır açan ilk filmin merakla beklenen devamında, şehrin kanı kaynayan sakinleri, aksiyon ve entrika dolu maceralarıyla bir kez daha karşımızda.

Üstelik bu sefer büyüleyici bir 3D deneyimi ile birlikte.

İlk filmin yıldız kadrosunda bulunan Jessica Alba, Mickey Rourke, Rosario Dawson ve Bruce Willis’e bu sefer, Josh Brolin, Joseph Gordon-Levitt ve Eva Green de katılıyor.

Ortak yönetmenler Frank Miller ve Robert Rodriguez, Miller’ın çarpıcı görsel dünyasıyla tarihe geçmiş ödüllü grafik roman serisi Günah Şehri'ni perdeye taşımak üzere yeniden bir araya geliyor.

Adaletin kesinlikle kol gezmediği bu karanlık şehirde, acımasız katiller kendilerinden ümitsizce intikam almak isteyenlerin tepesine binmek üzeredir.



Hepsinin yolu, Günah Şehri’nin ünlü kulübü Kadie’s Club Pecos’da kesişir.

Filmin açılışında, Marv (Mickey Rourke) kendini tam bir karmaşanın içinde bulur; ancak buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalışmaktadır.

Öbür yanda, kendine fazla güvenen genç kumarbaz Johnny (Joseph Gordon-Levitt) şansını şehrin en azılı kötü adamı olan Senatör Roark’ın (Powers Boothe) oyun masasında denemektedir.




Roark, aynı zamanda Nancy’nin (Jessica Alba) de baş düşmanıdır.

John Hartigan’ın (Bruce Willis) kendini öldürmesinden sonra keder ve öfkeden deliren Nancy, intikamını almak için her yolu deneyecektir.

Merkezdeki hikaye olan 'Uğruna Öldürülecek Kadın'da ise Dwight (Josh Brolin) hayallerinin ve kabuslarının kadını olan Ava (Eva Green) ile son bir hesaplaşma içine girmiştir.




Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgi bütün karakterleri birbirine bağlayacak, Günah Şehri’nin sokakları bir kez daha entrika ve aksiyon dolu karanlık bir maceraya ev sahipliği yapacaktır.



İlk filmimiz Sin City'yi -film lafın gelişi tabii; O'na şaheser demek daha doğru- 2005 yılında izlerken, bitmesini nasıl istemediğimi, bitince de sinemada ayağa kalkıp, yönümü de Hollywood'a çevirerek, "N'olur lan, hemen devamını çekin lan!" deyu dua ettiğimi hatırlayınca gözlerim doldu şimdi..

Şu an fark ettim ki ikinci film için dokuz yıl gibi uzun bir süre beklememizin nedeni, dua için yanlış mekân ve yanlış kelimeler seçtiğimden olabilir galiba..
Bundan dolayı siz sinemaseverlerden özür dilerim..



Şahsıma özel 'Tüm Zamanların En İyi Filmleri' listesindeki müstesna yeri her daim sabit kalacak Sin City'i aşmak olanaksızdı ve ben bunu gayet iyi biliyordum..

Yine de, Robert Rodriguez ile Frank Miller gibi muhteşem ikiliden, ilkinin düzeyine epey yaklaşmış bir film de hayal ediyordum..
Bu belki -tam olarak- gerçekleşmedi ama canları sağolsun..




Deha gerektiren olağanüstü bir yaratıcılık ve teknik çalışmayla oluşturdukları Sin City'nin 'çok özel' evrenine, 'Hadi gel birader biraz yenilik yapalım' anlayışıyla ihanet etmemeleri bile en azından akıllıca bir davranış olmuş..

Ve sonuçta -ilkinde olduğu gibi- yine izlerken, her sahneden sonra, adeta bir çizgi roman okur gibi sayfa çevirme isteği uyandıran, başarılı bir yapıma imza atılmış..




Sin City: A Dame to Kill For'un, özümü Sin City kadar heyecanlandırıp da tatmin etmemesinin muhtelif nedenleri olabilir..

Öncelikle, senaryo onunki kadar kapsamlı ve girift olmadığı gibi, o denli de ilginç değil ve de filmin süresi de oldukça kısa..
Yani -belki farklı nedenle ama- bu sefer de kendisine doyamadan ayrıldım sinemadan..




Tabii bi de şu var..
Kendine has evreninden, karakter oluşturma özelliğine kadar; çok özel renklendirme tekniğinden, çizgi romanın 'düşünce balonu'na tekabül eden 'iç ses' kullanımına kadar, bir çok özelliğini ezberlediğimiz ve handiyse de kanıksadığımız bir 'seri'den söz ediyoruz..

İşte 2005 yılında, tüm bu çarpıcı özelliklerin 'ilk kez' etkisinde kaldığımdan olacak, sinemadan ayrılırken resmen büyülenmiş, uzun bir süre de kendime gelememiştim..




Yani.. şimdi bu 'güncel' şartlar altında izlediğimiz son filmin hakkını da lütfen öyle kolayca yemeyelim, demek istiyorum..

O değil de, gelmiş geçmiş en ölümcül 'Femme Fatale' tiplemesi olarak hafızalara kazınacak kadar etkileyici Ava'nın özelliklerini, ipekten mamul şahane bir elbise gibi üzerine giyinmiş Eva Green'e buradan selam olsun..




Evet sayın seyirciler..
Ba'sı gitmiş, sin'i kalmış Basin City'de, yani Sin City'deydik yine..

Adı üstünde, Günah Şehri'nde 'günahsız' mı arıyorsun?!
Orası bir 'suç şehri'dir, orada herkes suçludur, en suçsuzu bile en azından az sonra, bir suç işlemek üzeredir..

Ancak orada da insanlar, 'iyiler ve kötüler' olarak ikiye ayrılır..
Kötüler, dibine kadar kötüdürler ve bu onlar için bir yaşam biçimidir..
Onların iyilik yapma ihtimalleri sıfırdır..




İyiler -her zamanki gibi- kötülerin hükmettiği bir dünyada, asgari düzeyde günaha bulaşarak yaşamaya çabalayan insanlardır..

Onların işlediği suçlar da, günahlar da, sadece ama sadece kötülere yönelik hareketlerinin bir sonucudur..

Ve amaçları -maalesef- bir ütopyadan ibarettir: Kötülerin olmadığı bir dünya!.


Sin City: A Dame to Kill For / Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın

Yönetmenler: Robert Rodriguez, Frank Miller
Oyuncular: Jessica Alba, Josh Brolin, Rosario Dawson, Joseph Gordon-Levitt, Eva Green, Mickey Rourke, Bruce Willis, Powers Boothe, Dennis Haysbert, Ray Liotta, Christopher Meloni, Jeremy Piven, Christopher Lloyd, Jaime King, Juno Temple, Stacy Keach, Martin Csokas, Jamie Chung, Julia Garner, Lady Gaga
Yapım: 2014, ABD, 102'

 3.5  /5




Hiç yorum yok: