28.10.2014

Nergis Hanım :: Varoluşsal ve Sosyal Köleliğin Kıskaçında


Kardeşleri evlenerek yırttığından, Alzheimer hastası olan anneciği Nergis (Zerrin Sümer) hanıma tek başına bakmak zorunda kalan Ekrem (Settar Tanrıöğen) ağbimizin işi doğrusu çok zordur..

Bir işte çalışamadığından, evin ve iki kişilik ailenin asgari masrafını bile karşılayamayan bir gelirle, borç harç geçinmeye çalışan Ekrem, sözlerinden ve evin duvarındaki yelkenli tablosuna iç çekerek bakışından anladığımız kadarıyla, denizcilikle iştigal ettiği o eski ve de güzel günleri, hasretle anmaktadır..

Anne Nergis'in -öz oğlunu dahi tanımayan, istemeden de olsa sürekli sorun çıkaran- varlığı, maalesef ki bu arkadaşın, hem mevcut yaşantısı, hem de hayalleri önünde büyük bir engeldir..

Onun, sürekli gözlenmeye ve bakıma muhtaç, kocaman bir bebekten farksız annesinin giderek katlanılmaz hale gelen bu durumuna isyan etmesi boşunadır..

Evden dışarıya çıkmasın diye Nergis'i eve kilitleyen Ekrem, oraya bizzat kendini de -hem de belirsiz bir süreyle- hapsettiğinin farkındadır; ama bu mecburiyetin kaynağı da sevgili annesidir..

Bana sorarsanız eğer -ne olursa olsun- Ekrem bu çileye katlanmalıdır..
Evet biliyorum.. bekâra karı boşamak da pek kolaydır..





Küçük İnsanların Sıradan Dünyası

Kesinlikle ve şu an, binlerce evde aynen yaşananlardan bir kesit..
Tahammül edilemez güçlükte bir gerçek; düşündürücü, boğucu ve alabildiğine hüzünlü..

Olaya hamasi ve sahte duygusallıkla yaklaşanları anında dışlayan bir hakikilik ve de empatinin en samimisine ihtiyaç duyan, bir acı gerçek..

Eski bir apartmanın giriş dairesi içine sıkışmış insancıkların hayatına dahil olarak, 'tek mekan'da ve 'gerçek zamanlı' olarak izlediğimiz bu bir kaç dakikalık zaman parçasını, bu kadar 'verimli' bir biçimde kullanabilmek bile çok değerli..

Bir yerde beklenen, ama ne zaman ve nasıl olacağı kestirilemeyen finalin o çarpıcı gücü, aslında, olayın bizzat kendi sertliğini bile gölgede bırakarak ilerleyen sürecin doğallığında gizliydi..

Bu 'çarpıcı' finali bir kenara bırakarak baktığımızda, gayet 'sinirli' ama monoton akan sürecin 'kırılma noktası' olarak gördüğüm -seyirci olarak bizim tanık olduğumuz ama kahramanın daha haberdar olmadığı- o sahnenin, bir senaryo kurgusuyla geciktirilerek devreye sokulması, filmin asıl estetiksel tercihi olan tekdüzeliği heyecanla sarsan, çok ustaca bir seçimdi..




Bir anlatıcısı olmayan, karakterleri gibi kendi de pek konuşmayan (konuşacak ne ortam var, ne de zaman) bir filmin en önemli problemi, öyküsünü oturtabileceği bir temeli, karakterleri oluşturup yaşatacağı bir çatıyı gereğince kurabilmesidir..

Bir evin içine hapsolmuş benzeri yapımlara karşın, geri dönüşler yapmayan, rüyalar görmeyen, hayaller kurmayan, yani kendisini oluşturma hususunda tamamen olumsuz ve çorak koşullara sahip bu film, bütün bu gerekleri -belki en asgarisinden ama en özünden- süresinin tümüne yayarak, bir ipek böceği gibi adım adım ve sabırla örmeyi beceriyor..

Hayatın acısını, yani gerçeğin ta kendisini -mümkün olduğu kadar- göstermeyi, 'duygu sömürüsü' yapmadan becerebilmesi de ayrıca önemli..




Zerrin Sümer ve Settar Tanrıöğen'in olağanüstü performansları önünde saygıyla eğiliyorum; onlara -kısacık bir rol ama parlak bir oyunculukla- eşlik eden Begüm Akkaya'nın sinemadaki yükselişini izlemekten de -bilmiyorum neden- ayrıca mutluyum..

Toplumla, özellikle de aile kurumuyla ciddi meselesi olan (Bunlarla meselesi olmayana insan bile denilemez ya neyse) yetenekli bir sinemacı arkadaşın elinden çıktığı açıkça belli olan Nergis Hanım, bir-iki 'devamlılık hatası' hariç, sınırlı mekânının yanı sıra, 'kısıtlı' senaryosunun da bilincinde olarak, amaçladığı gerçekçiliğine asla leke sürmeden oluşturulmuş, küçük insanların sıradan dünyasına yakışır bir sadelikten, çarpıcı bir etki üretmeyi başaran, minimalist bir drama..





İnsanın Özgürlüğüne Dair

İnsan sanıldığı ya da kolayca üstlendiği gibi özgür falan değildir; ne varoluşu buna imkân tanır, ne de onu hemen kıskaçına alacak olan toplumsal yükümlülükler..

Varoluşsal ve sosyal köleliğin girdabında oradan oraya sürüklenerek hayatını tükettiğinin farkına varsa da görmezden gelir çoğu kez; özellikle toplumsal yükümlülüklerin maddi ve manevi cenderesi, bu körlüğe zorlar kişiyi..

Kişinin kendini 'özgür' olarak hissettiği bütün durumlar -nispeten de olsa- toplumsal mecburiyetlerden kendini sıyırabildiği, daha doğrusu öyle zannettiği, bazı kısa zaman parçalarından ibarettir aslında..





İnsan Kötüdür Kötü

Bazı filmlerden eğlenmiş olarak, güzelce vakit geçirmiş biri olarak çıkamazsınız..
Çünkü hep sanıldığı gibi- filmler salt bir eğlence aracı, sinemalar de boş vakitlerinizi hoşça ya da boşça harcadığınız mekânlar değildir..

Sinemanın bir işlevi de, bir takım süslerle, makyajlarla parlatarak, sonra da harikaymış gibi görmek istediğin şu boktan hayatının o boktan yüzünü gizlemeden, numara yapmadan, adeta suratına çarparcasına göstermesidir..
İşte bu film, bu işlevi gereğince yerine getirmektedir..




Ey dostum!.
Film bittiğinde duyduğun o pis sıkıntının, seni koltuğuna sıkıştıran o tonlarca ağırlık hissinin, az önce perdede izlediğin o 'dayanılmaz' görüntülere küfrederek geçeceğini sanma..

Filmle birlikte, Nergis ve Ekrem'in evine davetsiz bir misafir gibi, hatta gizlice ve  habersizce giriverdin ve onların yaşamının bir dönüm noktasına tanıklık ettin..

Ve sonra, girişteki o ruh halinden eser kalmadığını hissettin; sana hiç de dokunmayan, dokunması imkânsız deyu iman da ettiğin, bir başkasına ait şu garip ve fena dünyadan, umduğun gibi aynı sorumsuzluk, aynı duyarsızlıkla ve de kolayca çıkamadığını gördün..

Zira az önce perdede -sen de dahil- şu dünyadaki hemen herkesin o anki mevcut halini ya da muhtemel geleceğini seyreyledin..  
Hemen olmasa da az sonra, Nergis olmasan da bir Ekrem ya da -ne bileyim- benzer kaderin yolcusu bir Meryem olacağın kesindi..

Kendini gördün, hem de açıkça gördün..
Ama inkâr ettin, "Bana neresi benziyor bunun, ben asla onun gibi olmam, öyle davranmam ki.. asla!. asla!." haykırışlarıyla, kendi iç sesini bastırmaya çalıştın..




Ey zavallı insan, ne nafile bir çaba içindesin..

Şu naçizane adam, yıllardır, 'İnsan kötüdür kötü' demekten yoruldu, sen hâlâ bu basit gerçeğin farkına varamadın.. değil mi?.

Hemen bozulma ya.. sana 'kötüsün' demiyorum kardeşim, sadece, 'insansın' diyorum, varoluş mayan bozuk diyorum..

Sen yine de elinden geleni yap elbette, iyi olmaya çalış, kötülükten kaçın, kendine ve etrafına -muhakkak- vereceğin o en az hasarla şu dünyadan siktir olup git, diyorum..

Ne diyeyim ki başka..

İnsanın kötü olduğunu, kötülüğe meylettiğini, nefsinin mahkûmu olduğunun bilinciyle bize eserler sunan; "Toplumsal yapının ve geleneğin yarattığı, vâr olan aile fikrine inanmam; bunu zorlayıcı, ikiyüzlü ve sahte bulurum." diyen büyük Türk düşünürü Onur Ünlü'ye selam edip de susayım bari..




Nergis Hanım

Senarist-Yönetmen: Görkem Şarkan
Oyuncular: Settar Tanrıöğen, Zerrin Sümer, Begüm Akkaya, Faruk Barman
Yapım: 2014, Türkiye, 87'

3.5 / 5


Hiç yorum yok: