10.01.2015

Çalsın Sazlar :: Arkadaşların Aşkı



Biri, babasından kalma çalgılı meyhanesini işleten, diğeri de bu meyhanede klarinet çalan iki yakın arkadaşın, gençliklerini yaşadıkları altmışlı yıllarda zirveye çıkan, daha sonra tamamen kopan ilişkileri üzerinedir öykümüz..

Rum meyhaneci Barba (Engin Hepileri) ile müzisyen Mahir'in (Caner Cindoruk), kendilerini birleştiren ortak özellikleri, yiyip içmeyi, eğlenmeyi çok sevmeleri ve pek de ciddiye almadıkları şu hayatla, dalga geçmeleridir

Meyhanenin, güzeller güzeli ve bolca işveli yeni şarkıcısı Yasemin'in (Belçim Bilgin) varlığı, bu güzel dostluğun arasını feci bozacak gibidir..
Zira, ikisi de bu afete aşık olmuştur..

Kendi kendine gelin güvey olduğu kadar, girişken biri de olan Mahir'e göre Yasemin, ona aittir..


Hem evli, hem de çekingen bir erkek güzeli olan Meyhaneci (lan bu benim!), 'gözü kara' arkadaşını bu yolda önemli bir rakip olarak görmekte; ama, yine de umudunu koruyan bir iyimserlik içinde, gelişmelerin kendisi için olumlu olmasını beklemektedir..


'Paylaşılamayan kadın' havalarına bürünmüş de olsa, Yasemin'in can yakıcı ve çapkın gözlerinin, Barba'ya bi başka baktığı açıkça görülmektedir; ki bu da onun, yakışıklı ama utangaç meyhaneciye tutulduğunun bir delilidir..

Bu sırada, Kıbrıs Olayları alevlenmiş, bunu fırsat bilen T.C. de, İstanbul'un binlerce yıllık asıl sahipleri olan Rumları, Yunanistan'a postalama girişimine başlamıştır..


Bu durumdan -istemeden de olsa- yararlanan Barba, karısı ve çocuğunu, daha önceleri buradan göçmüş kayınpederinin yanına gönderince, oldukça rahatlamış gibidir..
Ne de olsa artık o fiilen, meyhane sahibi, yakışıklı ve 'bekâr' bir genç adam haline dönüşmüştür..
Du bakalım n'olacak?.


Aşk üçgeni de diyebileceğimiz bu üçlü, altmışlı yılların İstanbul'unda bunları yaşayadursun; günümüzde varlıklarını sürdüren ve geçim zorluğu içinde debelenen bir ailenin bütün fertleri, ailenin en büyüğü olan Hacı Baba'larına (Can Kolukısa) evini sattırmanın telaşı içindedirler..

Yalnız, Hacı'nın aklı bir gelip, bir gittiğinden ve doktorluk olduğundan, satış işlemi bir türlü gerçekleşemez..
Üstelik, ona konan teşhisler ve bu sırada ortaya çıkan bazı durumlar, Baba'nın geçmişi hakkında şüpheler doğurmakta; daha ölmeden adamcağızın mirasına konmaya çalışan fırsatçı aile bireylerinin kafası da, sürekli karışmaktadır..
 


Nesli Çölgeçen'in Dönüşü

Nadiren de olsa, iyi denebilecek filmlere rastlanan; lâkin, 'istismar sineması'nın mücessem bir örneği olarak nitelendirip selamladığım Yeşilçam'ın tarihe karıştığı sıralarda ortaya çıkarak, Kardeşim Benim, Züğürt Ağa ve Selamsız Bandosu gibi kalburüstü işlerle zihnimize kazınmış, değerli bir yönetmenimizdir Nesli Çölgeçen..


Onun, uzunca bi aradan sonra yazdığı ve yönettiği bu filmle, eski formundan biraz uzak olduğu hissediliyor; tamam ama, eskiye tutunarak da olsa, sinemasını yenilemeye çalıştığı ve bunu bir ölçüde başardığı da açıkça görülüyor..

Aslında çok sert ve dramatik bir hayat kesitini, mizahın yumuşatıcı etkisiyle yenilir yutulur yapmaya çalışmak, bu filmin adeta resmi politikası gibi..


Bir iki gereksiz ve kötü çekilmiş sahneler dışında, hedeflenen amacına ulaşabilen film, bu güldürü özelliğini, zaman zaman kahkaha attıracak düzeye bile çıkarıyor..

Engin Hepileri ve Caner Cindoruk'un, iddialı bir performansla parlayan oyunculukları göz doldururken; dobra özellikli, ayran gönüllü bir şarkıcıyı canlandıran Belçim Bilgin, hem rolünün, hem de şarkıların üstesinden gelmeyi biliyor..


Dönem filmi çekmenin zorluğu ve özellikle ek masraf çıkarma potansiyeli göz önüne alındığında, filmin altmışlı yıllara yönelik dekor ve de ortam gerekecek sahneleri minimumda tutmasını, akıllıca bulduğumu belirtir; gereken dönemsel sahnelerin ise layıkıyla başarıldığını da hemen eklerim..

Bir de, dikkatli gözlerden kaçmayan şu 'devamlılık hataları' yapılmasa!.
Tamam.. bir filmde bu çok önemli bir hata olmayabilir; ama ne yapayım ki, illaki benim de gözüme takılır ve daha fenası, feci midemi bulandırır bunlar..



Yasemin.. kimin?.

Biri altmışlı yıllarda, diğeri günümüzde geçen iki ayrı koldan yürüyen kurgusu, bu filmin en önemli ve en dikkat çekici özelliği..
Öykünün kahramanlarının -bi yerde- dününü ve bugününü gösteren iki bölümün, hem birlikte, hem de ayrı ayrı içerdikleri soru işaretleri ve de bunların yarattığı merak duygusu, filmin asıl gücünü oluşturuyor..


Yalnız bu güç, kontrolsüz bir biçimde abartılıp, seyirciyi ters köşeye yatırma ya da ona şok yaşatma yarışına alet edildiğinde, işin keyfinin kaçacağı da çok açıktır..
Film maalesef bu tuzağa düşüyor; özellikle finalinde uyguladığı sürpriz bombardımanıyla hedeflediği heyecan fırtınası ya da duygusal boşalma, yaratılan sahnenin resmen groteskleşmesiyle tam tersi etki yapıyor ve sönümleniveriyor..


Daha önce gerçekleşen 6-7 Eylül olaylarını hatırlatan, kahramanlarını doğrudan etkileyen ve altmışlı yıllarda yeniden patlayan Kıbrıs Meselesi'yle Türkiye'deki Rum azınlığa yönelen, resmi ya da sivil kaynaklı baskı ve de zulme değinen filmin, bu hususta -fazla derine dalmasa da- oldukça cesaretli davrandığını söylemeliyim..
Sinemamızdan, özellikle bu konuda verilebilecek örnek azlığı göz önüne alınırsa, Çalsın Sazlar'ın değeri daha da artıyor..


Öte yandan, ana motifini oluşturan gerçeği, yani, aynı kadına duydukları aşkın, 'can ciğer kuzu sarması' durumundaki iki adamın önce arkadaşlıklarını berhava etmesini, sonra da kendilerini resmen insanlıktan çıkmaya zorlamasını, gayet net ve açıkça işaret eden film, oldukça ibret vericiydi..

Bu arada, bir kadına aşık olan ve kadının da ona otomatikman aşık olması gerektiğini düşünerek, resmen kadını taciz etmeye yönelen erkek gerzekliği de iyi resmedilmiş valla..
Bu hususta, kadının ne düşündüğünü sormayan; sorsa bile alacağı cevabı asla kaale almayacak gibi duran o adam, üstelik Nazım Hikmet'in bir şiirini olaya alet edecek, "yani sen elmayı seviyorsun diye / elmanın da seni sevmesi şart mı?" diyerek üste çıkmayı sürdürecektir..


Tabii şimdi ben bu adamı gayet rahat yargılıyorum; amma, gün gelir de bir güzele deli gibi aşık olursam eğer, tıpkı onun gibi davranmayacağımı ve -duruma göre- o şiiri şevkle okumayacağımı garanti ediyor muyum peki?.
Elbette hayır!.


Çalsın Sazlar

Senarist ve Yönetmen: Nesli Çölgeçen
Oyuncular: Belçim Bilgin, Caner Cindoruk, Engin Hepileri, Can Kolukısa, Devrim Yakut, Serhat Özcan
Yapım: 2014, Türkiye, 119'

  3 / 5


Hiç yorum yok: