4.03.2015

Sanat Meclisi : "Yaşar Kemal Onurumuzdur"



Hayat boyu her zaman, her yerde karşımıza çıkarak bizi hizaya sokmaya yeltenirken, burnundan da asla kıl aldırmayan o Protokol hazretlerinin son icraatıyla, ölümsüz yazarımız Yaşar Kemal'in cenaze töreni sırasında karşılaşan Sanat Meclisi'nin isyanıdır, işbu yazı..
Bilgilerinize sunarız..
mmknmrtb mütevelli heyeti  

Yaşamını yitirmesinin ardından tüm halkımıza yapılan çağrı ile, büyük ustanın çağrısı ile onu son yolculuğunda yalnız bırakmayacağımızı ilan ederek cenazesine katıldık. 
Halkımız ve sanatçı dostlarımızla birlikte yürümek ve sevgili ustamızın yanında olmaktı amacımız.

Sanat Meclisi'nde yer alan sanatçılar Harbiye Askeri Müze'nin önünde buluşarak pankartımızla yürüdük Teşvikiye Camii'ne kadar. 
Pankartımızda ustamızın bir sözü yazılıydı: "Benim kitaplarımı okuyanlar, yoksula yoldaş olsun." 

Teşvikiye'de kılınan cenaze namazının ardından defnedileceği Zincirlikuyu'ya doğru yola çıkacağımızı ve Yaşar Usta'nın yoldaşları, sevenleri, halkı olarak birlikte eller üstünde taşıyacağımızı düşünüyorduk, bunun için oradaydık. 
Bunca yıl halkına hizmet etmiş, halktan yana üretmiş olan Yaşar Kemal'i yine o hizmet ettiği halkı uğurlayacaktı... 

Bir yandan üzgündük yitirdiğimiz için ama bir yandan da son görevimizi yerine getirme telaşı ve sorumluluğu ile hareket ediyorduk. Hepimiz... 

Ama bir gariplik vardı. Bahçe avlusunda, naaşın olduğu bölüm bariyerlerle kapatılmıştı. 
O bölüme halktan kimse alınmıyordu. Halk naaşa yaklaştırılmıyordu. 
Bahçede her tarafta özel güvenlikler, sivil korumalar vardı. 
Sonradan anlaşıldı ki cenazeye katil, faşist, gerici, halk düşmanı tipler de gelmişti. 
İkiyüzlü bir şekilde Yaşar Kemal'i seviyormuş gibi yapan riyakarlardı hepsi de. 
Onlar Yaşar Kemal'in romanlarındaki Abdi ağalardı, halka zulmeden tiplerdi. 
Kendilerini bu kadar aşağılayan, kendilerinden bu kadar nefret eden birini elbette ki sevmiyorlardı. Amaçları sempatik görünmekti. 

Halk Yaşar Kemal'e yaklaştırılmadı ama bu halk düşmanları bariyerlerin içindeydi. 
Bir de ben aydınım diyen, halktan yanayım diyen bazı tipler vardı içeride. Yaşar Kemal'e büyük bir saygısızlık yapılıyordu. 
Çok sevdiği, her mimiğini, her davranışını çok yakından tanıdığı, romanlarında en ince ayrıntısına kadar anlattığı halkını yanına yaklaştırmıyorlardı. 
Ama yine romanlarında nefretle bahsettiği Abdi Ağalar naaşın etrafına doluşmuştu...

Bu şekilde cenaze namazı kılındı...

Cenaze namazı biter bitmez hepimiz aracın arkasında yer almak ve yakalarımıza taktığımız fotoğraflarla, onu aynı zamanda göğsümüzde taşımak için sıraya girmeye çalışıyorduk...  
Fakat beklemediğimiz birşey oldu. Yaşar Kemal'i alan cenaze aracı önce kitlenin önüne doğru hızlı hızlı ilerledi, ardından bir sokağa girerek adeta kaçırırcasına götürdü ustamızı... 
Cami içinde yer alan 'aydın zümre', 'aile yakınları' ve o halk düşmanı tipler de benzer şekilde arabalara binerek halktan uzaklaştılar. 
Orada bekleyen binlerce kişiye hiçbir açıklama yapılmadı... 

Duyduk ki mezarlığa, defnetmeye gidiyorlar... Ama halkımızla birlikte yürümeden. Herkesi öyle orta yerde bırakarak... 

Herkesin gözlerinde aynı şaşkınlık, aynı soru: Neden? Kim böyle yaptı...  
"Zulme karşı hepimiz ince Memed'iz" diye haykıran onbinlerce insan Teşvikiye Camii'nin önünde kalakalmıştı.  Ama böyle kalamazdı. Buna izin veremezdik. 
Sanat Meclisi olarak pankartımızı açtık, kitlenin önüne geçtik ve çağrımızı yaptık: Zincirlikuyu'ya; ustamızın defnedileceği yere yürüyoruz! Cenazeyi halktan kaçırabilirler ama onu uğurlamamızı, kendi anmamızı yapmamızı engelleyemezler!. 
Ve yürümeye başladık. Cami içinde ve etrafında bekleyen tüm kitle de bizimle birlikte yürümeye başladı.

Kimse bizi durduramaz, kimse ustamızın mezarına kadar yürümemizi, sokaklara-caddelere İnce Memed'in adını haykırmızı engelleyemezdi. 
Trafiği keserek caddeler boyu yürüdük. Binlerdik, yol boyu onbinler olduk. Nişantaşı, Osmanbey, Şişli, Mecidiyeköy, Gayrettepe güzergahı üzerinden yürüyorduk. 
Bir yandan defnedilip edilmediğini merak ediyor ve haber almaya çalışıyorduk, bir yandan da haber ulaştırmaya çalışıyorduk: Ustamızı defnetmeyin biz geliyoruz!

Köylüleri vardı yanımızda bir avuç memleket toprağı ile... Onun kitaplarını okuyarak Anadolu'yu sevmişler vardı, yeni İnce Memedler vardı aramızda savaşan... 
Halkın sanatçıları vardı... Beklemeliydiler bizi... Yaşar Kemal'i çok sevdiği halkından koparmaya, halkı olmadan defnetmeye kimsenin hakkı yoktu...

Fakat daha yolun yarısına yeni gelmişken geldi haber, defin işlemi apar topar bitirilmişti. 
15-20 dakika içerisinde bitirmişler işi... Oradan da Lütfü Kırdar'daki törene geçmişler aynı 'seçkin' tabaka... 
Ne töreni, kime bu tören, kim için... Kapalı kapılar ardında, cenazede olduğu gibi sevenlerinden yoksun... 
Sormak istiyoruz: Siz kim oluyorsunuz? Hangi hakla böyle kararlar alabiliyorsunuz? Yaşar Kemal'i halktan koparma çabanızın nedeni ne? Buna gerçekten gücünüzün yeteceğini mi düşünüyorsunuz?



Yine de gideceğiz ustamızın mezarı başına... 
Artık herşey net. Bir avuç kendine aydınım, halkçıyım, sanatçıyım diyenler, Abdullah Gül'den Cemil çiçeklere katiller vardı ilk anmada... 
Ama asıl uğurlama yeni başlıyordu... Ve işte geliyordu halkımız, yürüye yürüye Yaşar Kemal Onurumuzdur diyerek caddeleri sloganlarıyla inlete inlete... 
Küçücük bir Sanat Meclisi pankartı ve arkasında onbinler... Dilimizde ustamızın sözleri... Yol kenarlarından alkışlar, araçlar kornalar çalarak selamlıyor ustamızı... 
Pankartımızın başında hep değişik yüzler... Önde protokol yok, sevenler kolkola yürüyor. Karışık duygular içerisinde... 
Ustaya karşı acı, hüzün, saygı; halkı hiçe sayanlara karşı öfke... Ustaya karşı sevgi, onu halktan çalanlara öfke...  

Ve işte mezarlığa gelmiştik. 
Ustamızın mezarı başına geldiğimizde hemen toplandık başına... Önce saygı duruşumuzla selamladık ustayı... Ardından Sanat Meclisi adına bir konuşma yapıldı. 
Grup Yorum olarak İnce Medmed'i söyledik... Herkes duygularını anlattı.  Şiirler okundu. Kürtçe sloganlar atıldı. Zılgıtlar çekildi... 
Memleketinden, kendi köylüleri getirdikleri toprağı serpti üzerine. 'Seni bizim oraya yanımıza istemiştik, olmadı ama biz de sana toprağımızı getirdik' dediler. 
Çerkes bir kadın onun oyunlarıyla diyar diyar dolaştığını, dilini kültürünü unutma dediğini, ondan el aldığını söyledi. 
Anadolu'nun dört bir yanından selam getirenler omuzlarındaki selam yükünü koydu mezar taşına. İran'dan gelenler vardı. Karikatürist Mehmet Arslan devrimciliği İnce Memedler'den öğrendik, bugünün Abdi Ağalarına karşı her türlü silahla savaşmaya devam edeceğiz dedi. 
Şair İbrahim Karaca kendi dilinden seslendi. Ve son olarak Grup Yorum "Bize Ölüm Yok" dedi... Sosyalizm yolunda düşenlerin ardından denir, bu mücadelede önemli bir değer Yaşar Kemal... Onun için söylendi bu marş bugün hep bir ağızdan.

Ve ustamızı uğurladık. İçimiz rahat... 
Abdi Ağaların katıldığı törenlere değil, halkımızın sevgi seline ihtiyacı vardı ustanın. 
Halkımız Yaşar Kemal'in emeklerini, çağrısını karşılıksız bırakmadı. Yıllar sonra bugünü andığımızda tarih kapalı kapıların ardında yapılan, birilerinin protokol koltuklarında horlayarak izlediği törenleri değil; capcanlı, gürül gürül, gümbür gümbür seven halkımızın onbinlerce olup yollara aktığını yazacak. 

Ne Yaşar Kemal'i ne de halkımızın hiçbir değerini ondan çalmaya, kaçırmaya güç yetebilir. Halk kendine zulmedeni de, seveni de sahip çıkanı da bilir, unutmaz.

Rahat uyu Usta... İnce Memedler tükenmedi, tükenmeyecek. 
Bugün senin ardından gelerek haykırdık: "Yaşar Kemal Onurumuzdur", "İnce Memed Ölmedi Kavgamızda Yaşıyor", "Zulme Karşı Hepimiz İnce Memed'iz", "Faşizme Karşı Omuz Omuza", "Hırsız Katil AKP"... 

Ve bizlerden de halkın sanatçılarından da umudunu kesme... Senin romanlarından öğrenerek gelen nesiller var. En güçlü, en büyük sanatçıları bu halk bağrından çıkaracak tıpkı senin gibi... Türkülerimizle, şiirlerimizle, resimlerimizle, filmlerimizle anlatacağız halkımızı; yoksullara yoldaşlık edeceğiz, senin gibi...


SANAT MECLİSİ
03.03.2015

Hiç yorum yok: