20.07.2015

Self/less



Keşke hayatımı yaşamak için daha çok zamanım olsaydı... 
Hepimiz bunu düşünür ve hissederiz. Peki ya bu zamanı parayla satın alabilseydiniz? 

Bilim kurgu ve gerilim türündeki Self/less'ta, yönetmen Tarsem Singh, sonsuza dek yaşamak için başka bir hayatı almanın sonuçlarını ele alıyor. 

Milyarder sanayici Damian Hale (Ben Kingsley) merkezi New York'ta bulunan şirketinden yürüttüğü güç oyunlarının ustasıdır. 
Aktivist kızı Claire'le (Michelle Dockery) arası açık olan Damian'ın tek gerçek bağı, kadim dostu ve sağ kolu Martin O'Neil'dır (Victor Garber). 

Fakat Damian, ölümcül bir hastalığa yakalanır. 
Bilincin başka bir bedene nakledilme işlemi olan “Deri Değiştirme" adındaki, onun için zamanı geriye döndürecek, radikal bir tıbbi müdahaleyi uygulamaya kararlıdır. 
Bu işlemi Damian'a öneren, zenginlere hizmet veren gizli bir örgütün zeki sorumlusu Albright'tır (Matthew Goode). 
Damian, bu fırsatı kaçırmaz ve kendisine ölüm tezgâhı kurulur. 

Dünya artık onun öldüğünü düşünürken, hâlbuki o aslında "deri değiştirmek"tedir. 
Bilinci, kendisinden yaşça epey genç, sağlıklı bir adamın (Ryan Reynolds) bedenine nakledilmektedir. 
Operasyon başarılı geçer. Yeni fiziğine adapte olan ve New Orleans'ta yeni bir hayata başlayan Damian, oralı olan Anton'la (Derek Luke) arkadaş olur. 
Yeni ve sağlıklı bedeni genç bir adama ait olduğu için normalde yapamayacağı bir çok şeyi yapmaya hızlıca adapte olan Damian, yeni edindiği "Edward" kimliğinde çok rahat etmeye başlar. 
Albright kendisine ölümsüzlüğün bazı yan etkileri olduğundan bahsetmiştir. 
Damian’ın bir süre sonra zihninde görmeye başladığı rahatsız edici görüntüler, gizemli bir hal almaya ve onu rahatsız etmeye başlar. Tesadüfi olaylarla tanışacağı Madeline ve kızına duyacağı sevgi aslında gizemli olan ve gün geçtikte karmaşıklaşan durumun yegâne çözümü olacaktır. 
Damian zamanla, Edward"ın kökeniyle ilgili olarak örgütü korumak için kimlerin cinayet işleyeceğini çözmeye başlar ve hem kendi hayatı, hem de etkilediği hayatlar için mücadele eder.



Filmin mmknmrtb notu ::

Siz aksini düşünenleri -daha doğrusu- resmen yalan söyleyenleri ciddiye almayınız; ki her insan, ölümsüz olmanın hayalini kurarak ama her geçen saat de ölümüne biraz daha yaklaşarak yaşar..

Öyleyse, ya bir ölümcül hastalık nedeniyle ya da yaşlanarak ömrünün sonuna geldiğini idrak eden -hele bir de harca harca bitmez bir servetin üzerinde oturan- bir adama "Gel moruk sana genç bir beden bulalım ve aklını, ruhunu, bunca yıllık birikimini de içine koyalım, en azından bir bu kadar daha yaşa, ne dersin ha?" denir de, o adam hemen atlamaz mı bu şahane teklife?.
Filmimizin kahramanı gibi atlar tabii..


Ama yok öyle!.
Bilimde hangi noktaya gelinmiş olursa olsun, fark etmez..
Tanrıcılık oynayamazsın öyle keyfince..
Onun istemediği bir şeyi yapamaz, ilahi düzeni bozamazsın..
Haddini aşma, otur oturduğun yerde..

Hem ne o öyle?. Başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmuş mutlu bir yaşantı mümkün olabilir mi?.
Tam bir eşitliğin, ilahi ve insani adaletin eksiksizce uygulandığı şu güzelim dünyada böylesine bir haksızlık hiç cezasız kalmış mıdır ki şimdi kalsın?.

Gülmeyin!.


Gayet ilginç bir konusu -daha doğrusu- çıkış fikri olan, bunu -yukarıdakine benzer- muhafazakâr ve safdilce saçmalamalarla falan gereğince iyi kullanamasa da, dostumuz Tarsem Singh'in usta yönetimi ve de iyi oyunculuklarla, izlemesi -her şeye rağmen- oldukça zevkli bir bilim kurgu bu Self/less..

Öte yandan filmin, gerçekten ciddiyet ve ağırlık ihtiva eden konusunu hafife alan -ya da bilimsel yetersizliği nedeniyle böyle davranmaya mecbur olan- yaklaşımıyla ve de gereksiz bir aksiyonu alevlendiren zorlama seçimleriyle kendini baltaladığı da bir başka gerçek..

  3 / 5





SENARYO HAKKINDA

Sıradışı, sürükleyici ve tansiyonu yüksek olan Selfless’ın senaristleri David ve Alex Pastor kardeşler, yaratıcı süreçlerini motive eden şeyin, geceleri uyanık kalmaları olduğunu belirtiyor. 
David filmin konusu ile ilgili olarak şöyle diyor: "Bence herkes 'keşke daha fazla vaktim olsa' diyebilir. Bundan yola çıkarak her şeyi olan ama bedeni iflas eden, daha sonra parasıyla yeni bir hayat alabileceğini öğrenen güçlü bir karakteri yazmak istedik. Yeni hayatın anahtarı, devrim niteliğinde bir yeni teknoloji olsa da, teknik konulara girmemeye karar verdik. Bizi ilgilendiren ahlaki sonuçlardı." 

Alex ise şöyle diyor: "Bunu her konuştuğumuzda birinin 'zamanı satın alabilme' fikri beni çok heyecanlandırdı. Çünkü bazen ölümlüler olarak yapmış olduğumuz bazı şeyler yanımıza kalmazken, maddi durumu daha iyi olan kişilerin yaptıkları bazı şeyler yanlarına kalabiliyor. David ve benim yazmayı sevdiğimiz bilimkurgu türü, ahlaki ve etik konuları irdeliyor. Self/less’ta teknolojinin bizi ölmekten kurtarabileceği ve ödenen maddi olmayan karşılığın ne olacağını ele aldık. Bu fikirleri de evrensel temalara bağladık."

David şöyle ekliyor: "Ölüm hepimizin ortak yanı. Paylaştığımız yolun sonundaki büyük soru işareti. Biz buna hazır mıyız?" 
Alex şöyle cevap veriyor: "Bence hiçbir zaman ölüme hazır değiliz çünkü yaşam mücadelesi vermek ve olabildiğince uzun yaşamaya çalışmak bizim genlerimizde var."

Ahlaki soruları ortaya koymak ve ölümlü olmanın altını çizmek, unutulmaz bilimkurgu hikâyelerinin uzun zamandan beri belirleyici özelliğidir.
Pastor kardeşlerin senaryosu, filmi çekilmemiş en iyi senaryoların yer aldığı Black List'e girerek, sektörün dikkatini çekti. 


Fantastik filmleriyle tanınan yönetmen Tarsem Singh, "daha az fantastik bir şey" ararken karşılaştığı Pastor'ların senaryosu için şöyle diyor: "Bana 20 dakika sonrası gibi geldiği için, senaryoyu bilimkurgu olarak bile görmedim aslında ama kesinlikle içinde aksiyon olan bir gerilimdi. Çekeceğim filmde aradığım özellikler bunlardı." 

Ölümlülüğe dair Singh şunu soruyor: "Yaşlanmış bir bedenin yarattığı sıkıntılarla mı yaşamak isteriz yoksa başka bir seçeneğimiz olmasını mı?"Zihnimiz, bedenimizden çok daha uzun süre yaşayabilir ama bu konuda ne yapabiliriz ki? Einstein ve Steve Jobs biraz daha uzun süre yaşasa, insanlık için daha çok şey yapabilirler miydi?"

Yapımcı Ram Bergman filmin konusu ile ilgili şöyle diyor: "Senaryo elime geçtiğinde, çoğu insanın kendini bulacağı bir konsept olduğunu düşündüm. Bilimkurgu unsuruna rağmen gerçeğe dayanıyor. Dolayısıyla hem gerilim türüne uygun hem de ortaya bazı soralar atacak bir film vardı karşımda. Hikâyenin gerçek bir olay örgüsü var. Filmle ilgili Jim Stern'ü aradım çünkü birlikte "Looper"ın yapımcılığını üstlenmiştik. Bu filmin de seyirciyi eğlendirirken ahlaki sorular ortaya atacak, benzer kışkırtıcılıkta ve heyecan verici bir bilimkurgu olduğunu düşündüm”.

Filmin yapımcılarından Stern konuyla ilgili şöyle anlatıyor: "En iyi bilimkurgu filmlerinin birçoğunun özelliğine sahip 'Looper' gibi, bu filmin de seyircilerin sonrasında konuşacağı harika bir film olacağını anladım. Bu senaryonun temel dayanağı insanların konuşmasını sağlayacak. David ve Alex'in araştırması, onları yılanların yaptığı “Deri Değiştirmesi” adındaki olaya götürdü. Filmde "shedding" dediğimiz "deri değiştirme" de buradan geliyor."

Bergman filmle ilgili şöyle diyor: "Bu filmde insanların kendini bulacağı birçok unsur var: Kefaret, ikinci şanslar, hayatta daha çok eğlenebilme fırsatını yakalama."



YAPIM HAKKINDA

Jim yapım ortağı olarak Peter Schlessel ile anlaştıktan sonra sıra filmin yönetmenliğini kimin yapacağına geldi. 
Filmin yönetmeni Singh'le tanışmayı herkes çok istiyordu. 
Alex ve David, Singh ile ilgili şöyle diyor: "Senaryonun üstüne kattığı şeyler olağanüstü. Senaryomuz için biçilmiş kaftandı. İnanılmaz görseller yaratıyor ama bu, onun için de farklı bir şey olacak." 

Bergman da şöyle anlatıyor: "Tarsem'in görsellerine hep hayranlık duymuşumdur ama nadiren vizyonu olan bir yönetmen bulabilirsiniz. İlk görüşmemiz sırasında, Tarsem bana Self/less'ı, 1960'ların ve 1970'lerin Roman Polanski gerilimlerinden ilham alarak nasıl hayal ettiğini anlattı."

Stern şöyle söylüyor: "Tarsem bu filmin nasıl olabileceğini tam olarak algılamış ve anlamıştı ve onunla ne denemek istediğini biliyordu. Önce karakterler gelince, gerilim ve bilimkurgu unsurları da yerine oturdu. Self/less, Tarsem'e karakterleri daha derinlemesine irdeleme fırsatı sağladı ve bu hikâye konusunda çok tutkuluydu." 
"İnsanlık, bilim konusunda sınırları sürekli zorlamaya çalışıyor. Bu alanda klonlama, animatronik protez ve insanın yaşlanma ve hastalanmasının ortadan kaldırılması amacıyla bilimden faydalanılmasını öne süren uluslar arası hareket olan “transhümanizm” gibi gerçek adımlar atıldı. Dolayısıyla, bilinç nakli de yapılabilecekler arasında kuvvetli bir ihtimal olarak yer alıyor. Biz bu hikâye öğelerini gerçekçi bir şekilde sunuyoruz, yani seyirci şu fikre inanacak: 'Ölmezsem ve biraz param olursa belki bunu yapabilirim..."


Ryan Reynolds filmin konusuyla ilgili şöyle ekliyor: "Bence her seyirci, dileklerin gerçekleştiği filmlere ilgi duyar. Ömrü uzatmayı, ölümün eşiğinden dönmeyi sağlayacak bir bilim pek de uzak gelmiyor. Ahlaki seçimler yaptırılan karakterleri canlandırmayı çok seviyorum ve Damian'ın karakteri, ahlaki açıdan esnek olduğu için bilhassa ilginç. Seyirci kendi kendine şunu merak edecek: 'Ben bunu yapar mıydım?' Self/less insanı fazlasıyla düşünmeye zorluyor." 

Pastor kardeşler, bu karakteri emlak sektöründe çalışan ve inşaatçı olan biri olarak yazmış. 
David şöyle anlatıyor: Damian Hale karakteri, "New York'u İnşa Eden Adam" olarak Time Dergisi'ne kapak olmuş ama artık kendini ölümsüz hissetmeyen bir milyarder. 
Alex şöyle açıklıyor: "Bencil biri olan Damian etrafındakilere zorla istediğini yaptırıyor ve başkalarının hislerini gözetmeksizin ihtiyacı olanı alıyor. Bu ona servet kazandırırken, bu yolculuğa çıkarak ikincil hasarlarla karşı karşıya gelecek ve hayatını yaşama şekliyle yüzleşmesi gerekecek."

Reynolds şöyle diyor: "Damian'ın deri değiştirme işlemini yaptırma sebebinin narsist bir yanı var ama aynı zamanda hayatında yaptığı şeylerden ötürü içten içe bocaladığına da inanıyorum. Bu yüzden ikinci bir fırsat ona cazip geliyor." 
Stern, Reynolds'ın bu rol için ilk seçimleri olduğunu söyleyerek onu övüyor. 
Onun çok yetenekli bir oyuncu olduğunu, hem ciddi ve etkileyici olduğunu hem de seyirci için karakteri abartmaması gerektiğini bilecek kadar zeki ve kendine güvenli olduğunu söylüyor.

Reynolds, Sör Ben'le aynı filmde oynamanın ayrıcalık olduğunu belirtiyor: “Onunla buluştuk, içinde bulunduğumuz zamandan, olabildiğince faydalanmak için şahsi görüşlerimizi paylaştık." 
Stern, iki oyuncunun aynı rolü paylaşmasına dair tecrübeye sahipti çünkü "Looper" filminde Bruce Willis ve Joseph Gordon-Levitt arasında da aynı durum söz konusuydu. 
Yapımcı şöyle diyor: "Tarsem'le, Ryan ve Sör Ben'in devamlılığını tartıştık. İki oyuncu da birbirlerine kılavuz oldu. Tarsem, Sör Ben'e şöyle derdi: "Ryan şöyle yapıyor, siz de arada yapar mısınız?" "Damian'ın iki hâli için de psikolojik gerilim, yolculuklarının önemli bir öğesi. Seyirci, ekrandaki karakterlerin bilmediği şeyleri öğrendiğinde ilgisi uyanacak."


Yapımcıların, Damian Hale karakterinin asıl hâlini oynaması için teklif götürdüğü Oscar ödüllü oyuncu Ben Kingsley, anında karakterin ikilemlerine odaklanıyor. 
Oyuncu şöyle anlatıyor: "Bence Damian'ın egosu hep devasaymış. Son derece yaratıcı ve hayal gücü çok geniş… Ama bu güçlü adam kendini acımasızca eleştirmiyor. Az ömrü kalmış olsa da her gün ellerine manikür yaptırıyor, masajına gidiyor, berberde sakalını düzelttiriyor, terzisine gidiyor ve inkâra devam ediyor: 'Ben ölmüyorum.' Onun hassasiyetlerini göstermeliydim ki seyirci 'aynı amcam gibi' ya da 'aynı babam' desin. Bu hikâye için yönetmenimiz Tarsem Singh biçilmiş kaftandı. Kökenleri Hindistan kıtasına dayanıyor ve son derece zengin bu kültürden geliyor. Damian'ın reenkarnasyona uğraması gerekiyor ve bir servete mal olsa bile Albright adında, ölümü alt etmesine yardımcı olacak bir dâhi buluyor”.

Singh şöyle diyor: "Damian yaşı dışında her şeyin lehine işlediği ama özel hayatını çözümleyemeyen, geçmişini de asla silemeyecek olan bencil biri. Self/less'ta Damian ikinci bir şans elde ediyor ve farklı biri olma kararıyla karşı karşıya kalıyor." 
Stern şöyle anlatıyor: "Sör Ben gibi Damian'ı dinamik bir şekilde canlandıran olağanüstü bir oyuncu olunca, onca servete ve güce rağmen bu karakterin yalnızlığını hissediyorsunuz."

Damian'ın Albright'la anlaşma yapmak için ahlaki açıdan gri bir bölgeye girmesine dair Bergman şöyle diyor: "Albright'ın karizmatik karakterinde biraz Steve Jobs olduğunu görüyoruz: Kendisi aynı anda hem bir bilim adamı, hem bir kâhin ve hem de bir satıcı. Matthew Goode'a hayranım çünkü performanslarına keskin bir zekâ kıvraklığı katıyor. Albright'ı aynı zamanda fizik ve yaş olarak Ryan Reynolds'a denk birinin canlandırmasını istiyorduk." 
Goode'un buna dair bir esprisi var: "İnsan tekrar hayata dönecekse, Ryan Reynolds olarak dönmesi şahane bir fikir! Şu an benim karakterim yanlış tarafta ama derinlerde bir yerde hâlâ iyi bir adam var. Keşke Einstein biraz daha yaşasaydı da teorilerini sürdürseydi." 
Bunlar, Self/less'ın ele aldığı harika düşünceler çünkü sonsuza dek yaşamayı kim düşünmez ki? Bu işi kabul etmem için birçok sebep vardı. Bunlardan bir diğeri de Tarsem Singh'di. "The Cell"i izleyip şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: 'Kim bu adam? Daha önce böyle çekimler görmedim. Onunla çalışmak harikuladeydi." 


Oyuncu aynı zamanda Albright'ın tüm bilimsel detayları aktarabilme isteğinden de keyif almış. 
Reynolds, bunu çok zahmetsiz sergilediği için insanın Albright'ın anlattıklarına inandığını söyleyerek Goode'u övüyor. 
Hatta onun inançlarını ve dünyaya nasıl belli bir açıdan baktığını anladığınızı söylüyor.

Singh Albright karakteri ile ilgili şöyle diyor: "Albright'ı asla kötü adam olarak görmedim. Damian başına buyruk davranıp Albright'a başka seçenek bırakmayana kadar kurallara göre hareket ediyor. Denkleme, Albright'ın hesaplarına göre buna yer olmasa da, duygular dâhil oluyor.” 
"Ama Albright'ın kendi hikâyesinde de bir trajedi var, bu da sonunda onunla hemfikir olduğum tartışmaların içini dolduruyor" diyor Goode. "Performansımda zorlandığım tek an, Sör Ben'le olan repliklerimi hatırlamam gerektiği andı. Çok cömertti ama ben beden dışı bir tecrübe yaşıyordum: "Ben Kingsley ile sahne çekiyorsunuz!"

Damian'ın kadim dostu ve iş ortağı Martin'i canlandıran Victor Garber şöyle diyor: "Senaryoda hiç beklemediğim olaylar oluyor. Hikâye ve karakterler ilerledikçe, fark ettiğinizden çok fazla şey döndüğünü anlayacaksınız. Senaryoyu zekice, şaşırtıcı ve özgün buldum. Artık daha uzun yaşamaya öyle odaklanıldı ki, insanlar uçuk şeyler yapıyor. Kendimizi ne kadar değiştirmeye çalışırsak çalışalım, özümüzde neysek oyuz."

Gerçek hayatta da arkadaş olan Ben Kingsley ve Victor Garber, birlikte oynadıkları sahnelere fazladan inandırıcılık kattı. 
Kingsley şöyle diyor: "Victor, kendisini başka bir oyuncuya karşı savunmasız bırakabilen bir oyuncu, ben de öyleyim." 
Singh bundan keyif aldığını şöyle anlatıyor: "Victor'ın performansıyla Martin o kadar iyi ki, karşısında Sör Ben varken ona 'işte sevdiğim bir dost' diyerek baktığı belli oluyor. Ama çok geçmeden filmde dostlukları sınanıyor."


Gerçek hayatta arkadaş olan Ryan Reynolds ve Derek Luke da, Damian ve deri değiştirdikten sonra tanıştığı yeni arkadaşı Anton arasındaki arkadaşlığı hemen yakaladı. 
Reynolds "Derek film çekerken her an güvenebileceğiniz bir oyuncu" diyor. 
Luke şöyle yorum yapıyor: "Filmlerde oynamanın en sevdiğim yanı, senaryolara hâlâ bir hayran gibi tepki vermem. Self/less'ın dram, merak, bilimkurgu ve gerilimi çok iyi harmanlamış olmasını sevdim. Bir oyuncu olarak benim için önemli olan gerçekçi olmaktı. Ryan, benim hikâyeye inanmamı sağlıyor. Anton, Damian'a, geçmişi aklından atıp olacak yeni şeylere odaklanmayı, New Orleans ve Güney misafirperverliğinin tadını çıkarmayı gösteriyor. Tarsem'le, benim duyarlılıklarımı Anton'a nasıl aktarabileceğimizi konuştuk. Çok kibar bir adam olmasından dolayı canlandırması ilginç bir karakterdi. Ama olaylar Anton açısından farklı bir hâl alıyor.”

Reynolds şöyle bir tüyo veriyor: "Karakterlerin karşısında saklayacak çok şeyi olan bir örgüt var." 
"Damian, yeni kimliği Edward olarak kaçak yaşıyor. Kontrolün kendisinde olmasına alışıkken, bir anda kontrolü yitiriyor." 



Meydana gelen sürprizler hikâyeyi kovalamacaya sürüklerken, yönetmenin dediğine göre kendisi ve Reynolds, hikâyeye biraz Hansel ve Gretel unsurları katmak için senaristlerle beraber çalışmış. 
"Soruları ve cevapları görsel olarak aktarmayı seviyorum. Yani fikir, Damian'ın bir şey görmesini sağlamaktı, bazen zihin gözüyle, bazen de bir fotoğrafla sonrasını kendisi araştırması gerekiyor.”

Reynolds şöyle diyor: "Damian'ı tetikleyen merakı, dolayısıyla yaşadığı sorunlar ipucu hâlini alınca, o ipuçlarını elinde olmadan takip ediyor. Bunlar da onu, hikâyenin altında yatan daha karanlık noktalara götürüyor." 
Stern şöyle diyor: "Sorunlar, Damian'ın tekrar tekrar gördüğü rüyalara sebep oluyor ve Ryan, karakterin bu rüyalarda gördüklerinin, hatırlaması gereken olaylar içerdiğinin farkına vardığını yansıtıyor. Onların üstünde fazla durmayarak, seyirci için sürpriz ve keşfetme unsurlarını saklı tuttuk." 
Singh de şu sözleriyle bunu teyit ediyor: "Ekranda çok görünmüyorlar çünkü karakter, başına geldiği an onlardan uzaklaşmak istiyor. Bunlar, normalde çekeceğim görüntülerle yapılmadılar. Çekim tarzına 'gerçekçi' etiketi yapıştırıldığında insanların bundan anladığı el kamerası ya da telefonla çekim yapmak. Bunlar 'gerçekçilikle' yanlış bir şekilde bağdaştırılıyor. İşin bilimsel yanını da hikâyeye gerçekçi bir şekilde aktarmak için, daha sabit kamera çekimlerinin yapıldığı, biraz biçimlendirilmiş bir tarz istedim." 


Stern şöyle anlatıyor: "Tarsem'ın yaptığı hazırlık benzersiz. Her kare, her an onun aklında. Storyboard falan gördüğümü hatırlamıyorum çünkü her şeyi coşkulu bir şekilde düşünmüş oluyor." 
Bergman şöyle diyor: "Self/less'a başladığımızda, yönetmenimizin mizah anlayışının harika olduğunu ve enerji dolu olduğunu gördüm." 

Reynolds, Tarsem'ın sete kattığı enerjinin çok belli olduğunu söylüyor. "Büyü falan yapıyor ve bu adamı yormak mümkün değil. Onun peşinden her yere giderim." 
Bergman şöyle anlatıyor: "Tarsem'in, yapılmasını istediği hareketi bir dublöre göstermek için yapmadığı kalmadı." 
Yapımcı, yönetmenin ve güvenilir yapım tasarımcısı Tom Foden'ın, daima bir şeyin beyazperdeye nasıl aktarılacağını değerlendirdiğini belirtiyor. 
Singh şöyle diyor: "Tom daima gerekeni bulup zorluğu çözüyor. Laboratuvar sahnelerinin, Albright tekerleği yeniden bulmuş gibi görmesini istemedim. Her şey, belli yaştaki insanların kendi ya da sevdikleri birinin ölümünden aşina olduğu şeyleri temsil etmeliydi. Ama aynı zamanda zamanın 20 dakika ilerisinde olmalıydık."

Kostüm tasarımcısı Shay Cunliffe'e Self/less'ta çalışması için teklif götürüldüğünde hiç tereddüt etmeden kabul ettiğini şu sözlerle anlatıyor: "Senaryo ve Tarsem'la çalışabilme ihtimalinin getirdiği heyecan yüzünden biraz gergindim çünkü ekibin yeni üyesi olacaktım”. 


Tarsem, uzun yıllardır Brendan ve Tom'la çalışıyor. Filmlerindeki kostümleri de merhum Eiko Ishioka yapardı. 
"Tom ve ekibi bana Tarsem'ın neler sevdiğini ve Self/less için neler düşündüğünü anlattı. Onun ardından Tarsem'la Damian karakterinin genç ve yeni hâllerinin uygulama ve stil detayı hakkında konuştuk. Film boyunca adamın ruhunu muhafaza ektik, zengin zevke sahip biri olarak yansıttık." diyor Cunliff ve ekliyor: "Bu hikâye ileriyi düşünüyor ama hepimiz daha zamandan bağımsız bir his yaratmak için daha incelikle bir renk örgüsünde karar kıldık. Tarsem aynı zamanda olayları daha gerçekçi kılmanın, fantezi unsurları barındıran bir hikâyeye daha uygun olacağını düşünmüş. Ben onun direktiflerini uyguladım, o da benim elimden geleni yapacağıma güvendi."

 Hikâyenin en dikkat çeken görsel öğelerinden biri Damien'ın Edward hâliyle, Natalie Martinez'in canlandırdığı Madeline'in yüz yüze gelmesi. Ondan sonra bilinci iyice parçalara bölünüyor ve iyice anlamaya başlıyor. 

Oyuncu şöyle diyor: "Sırlar ortaya çıkıyor. Bu adam Maddie'nin kapısında beliriveriyor. Kadın bir terslik olduğunu anlıyor. Ve sonra kıyamet kopuyor!" 

İkinci ekip yönetmeni ve dublör koordinatörü Steve Ritzi, kavga sahnesini Maddie'nin evinde çekimin 1,5 hafta sürdüğünü söylüyor. Martinez'se şöyle diyor: "Maddie filmde epey eğleniyor ve biraz da hırpalanıyor. İzin verdikleri oranda aksiyon hareketlerimi kendim yapmaya çalıştım çünkü sahnelerdeki gerçek tepkileri ortaya çıkarıyor."


Ritzi şöyle diyor: "Tarsem, yapım sonrasından ziyade bizden çekimler sırasında, yapım aşamasındayken elimizden geleni yapmamızı istiyor. Tarsem, büyük araba kovalamaca sahnesini filmlerde izlediğiniz diğer kovalamaca sahnelerinden farklı resmetmişti: Ortam melankolik, yol çok güzel görünüyor. Baştan sona yarışı benim tasarlamama izin verdi gerçi." 

Singh şöyle diyor: "Ryan fazlasıyla iş birliği yapıyor, doğuştan spor konusunda yetenekli, bu da harika çünkü filmde fazlasıyla aksiyon var ama hepsi hikâyeye katkı yapıyor. Güzel olan, aksiyonu artırmamız. İlk perdede çatışma çıkarıp insanları öldürmüyoruz. Buradaki aksiyonun, karakterler oturduktan sonra, var olma sebebi var."

Bergman şöyle ekliyor: "Madeline filme dâhil olunca işler biraz kontrolden çıkıyor ama Madeline aynı zamanda filmin duygusal merkezi. Bu güçlü bir kadın çünkü güçlü olmak zorunda kalmış. Natalie rolünü, seçmelerde çok doğal canlandırdı. Geldi, okudu ve "bu kız Madeline olmalı" dedim. En zor sahneyi okudu, mükemmeldi. O sahneyi çekerken, sette sadece tek bir kameranın sığabileceği bir yer vardı. Elimizden geleni yapmaya hazır olmalıydık. Natalie üçüncü çekimde sahneyi çok güzel oynadığında şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: "Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum." 

Reynolds şöyle diyor: "Bazı açılardan filmdeki en zor görev Natalie'nin çünkü seyircinin gözü ve sesi oluyor. Role cazibe ve sıcaklık katıyor." 
Martinez anlatıyor: "Senaryoyu ilk okuduğumda Maddie'nin sahnelerinin büyük çoğunluğunun duygusal ve dramatik olduğunu fark ettim. Çok şey yaşamış ama kendine karşı dürüst. Self/less bana göre ikinci şanslarla ilgili bir film. Sadece Damian için de değil. Çoğu karakter ahlaki sorularla ve seçimlerle yüzleşiyor ya da yüzleşmiş." 


Madeline, Damian'ın hayatı ya da hayatlarında daha fazla değişiklik olması için tetikleyici görevi görüyor.
Singh şöyle diyor: "Karakterinizin, genleriniz artı çevreniz olduğu söylenir ama Damian'ın çevresi değişiyor. Damian, baskın karaktere, sayamayacağı kadar çok paraya sahip ve bencil biri. Ardından eline beklediğinin ötesinde bir fırsat geçiyor: Farklı bir insan grubuna kendini farklı bir şekilde affettirmek. Damian bilincini naklettirip 'öldüğünde', ardında bir karmaşa bırakıyor. Yetişkin kızı Claire'e (Michell Dockery), "deri değiştirme" işleminden hemen önce kendini affettirmeye çalışıyor ama o sayfayı kapatma fırsatını elinden kaçırıyor. Yine de yeni hayatında olaylar ilerledikçe, büyük tehlikelere rağmen yine ilham alıyor. Yenilmeye asla müsaade etmemiş biri ama bence teslim olmanın tam olarak yenilmek olmadığını öğreniyor. Damian, mevcut anda var olmaya ve fedakârlık yapmaya gerçekten başladığında çok şey kazanıyor." 
Oyuncu sözlerine şöyle son veriyor: "Filmimizin adı, hikâyedeki her ana karakter tarafından farklı yorumlanıyor. Seyircilerin her biri kendileri için ifade ettiği anlama da karar verecek."



OYUNCULAR HAKKINDA

RYAN REYNOLDS (Genç Damian)

Farklı film türlerinde başroller oynayan Ryan Reynolds, dram, aksiyon ve komedi alanlarında başarı elde etti. 
Dünya çapındaki hit filmleri arasında yönetmen Daniel Espinosa'nın çektiği ve Denzel Washington'la oynadığı "Safe House", Anne Fletcher'ın yönetmenliğini yaptığı, başrolü Sandra Bullock'la paylaştığı "The Proposal” ve yönetmenliğini Gavin Hood'un yaptığı, Hugh Jackman'la birlikte rol aldığı "X-Men Origins” yer alıyor. 
"X-Men" filminde Marvel Comics karakterlerinden hayranların favorisi olan Deadpool'u canlandırıyor. 
Oyuncu, Tim Miller'ın yönettiği "Deadpool" filminde de yine aynı karakteri canlandıracak. 
Reynolds'ın en yeni filmleri arasında şunlar yer alıyor: Kevin Costner, Gary Oldman ve Tommy Lee Jones'un da yer aldığı, yönetmen Ariel Vromen filmi "Criminal" ve gerçek bir hikâyeden uyarlanan, Helen Mirren'la birlikte rol aldığı Simon Curtis yönetmenliğindeki dram "Woman in Gold". 
Reynolds, yönetmenler Kirk De Micco ve Chris Sanders'ın "Crood'lar" filminde de seslendirme yaptı ve devam filminde yine bu yönetmenlerle bir araya gelecek. 
Kendisi aynı zamanda yönetmenliğini David Soran'ın yaptığı popüler animasyon "Turbo"da da başrol karakterini seslendiriyor. 
Bağımsız filmleri arasında şunlar yer alıyor: Yönetmen Rodrigo Cortés'ten, beğeni toplayan "Buried", ki kendisi bu filmde ekranda görünen tek oyuncuydu, dünya prömiyeri Sundance Film Festivali'nde yapılan, yazar ve yönetmenlik yapan Anna Boden ve Ryan Fleck'in filmi "Mississippi Grind", birçok karakteri canlandırdığı Marjane Satrapi filmi "The Voices", dünya prömiyeri Sundance Film Festivali'nde yapılan ve Reynolds'ın Gotham Bağımsız Film Ödülleri töreninde diğer oyuncularla birlikte en iyi kadro ödülüne aday gösterildiği Greg Mottola filmi "Adventureland", Reynolds'ın AACT Kanada Sinema Ödülleri'nde en iyi erkek oyuncu dalında aday gösterildiği Atom Egoyan filmi "The Captive" ve yine birkaç rolü canlandırdığı, başrolü de Melissa McCarthy ile birlikte paylaştığı John August filmi "The Nines". 
Yönetmenliğini David Dobkin'in yaptığı ve Reynolds'ın sinema yapım şirketi Dark Trick Films'in ortak yapımcılığını üstlendiği "The Change-Up" filmindeyse Jason Bateman'la birlikte oynadı. 
Reynolds'ın televizyon yapım şirketinin adıysa DarkFire. 
Oyuncu olarak yer aldığı diğer filmleri şöyle: DC Comics kahramanını canlandırdığı, yönetmenliğini Martin Campbell'ın yaptığı "Green
Lantern", yazar/yönetmen Adam Brooks'un filmi ve Reynolds'ın "Self/less"taki Derek Luke'la ilk filmi olan "Definitely, Maybe", Joe Carnahan'in "Smokin’s Aces"ı, Andrew Douglas'ın "The Amityville Horror" ve Anna Faris'le birlikte rol aldığı iki komedi hiti: Roger Kumble'ın "Just Friends” ve Rob Mckittrick'in "Waiting”.




BEN KINGSLEY (Damian)

Hint halk lideri Mahatma Ghandi performansıyla bir Oscar, iki Altın Küre ve iki BAFTA ödülü aldıktan sonra, Sör Ben Kingsley canlandırdığı her role benzeri olmayan bir detay katmaya devam etti. 
İngiltere tiyatrolarında pişen oyuncu, profesyonel oyunculuk kariyerine, 1967 yılında Royal Shakespeare Tiyatro Topluluğuna girerek başladı. RSC'nin " A Midsummer Night’s Dream", “The Tempest,” Julius Caesar", "Othello" ve "Hamlet" yapımlarından yer aldı. 
Yıllar içerisinde yer aldığı farklı oyunlar arasında "The Country Wife", The Cherry Orchard", "A Betrothal" ve "Godot'yu Beklerken" yer alıyor. Sör Ben'in film kariyeri, 1972 yapımı, yönetmenliğini Michael Tuchner'ın yaptığı gerilim "Fear is the Key" ile başladı ama ilk büyük rolünü 10 yıl sonra, yönetmenliğini Lort Richard Attenborough'nun yaptığı "Gandhi" filminde oynadı. 
En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ının yanı sıra bu destansı film, En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dâhil olmak üzere 7 Oscar daha kazandı. 
11 yıl sonra, En İyi Film ve Steven Spielberg'e de En İyi Yönetmen Oscar'ı kazandıran unutulmaz "Schindler’s List" filmindeki Stern Perlman performansıyla BAFTA Ödülü adaylığı kazandı. 
Barry Levinson'ın "Bugsy", Jonathan Glazer'ın "Sexy Beast" ve Vadim Perelman'ın "House of Sand and Fog." filmlerindeki performanslarıyla yine Oscar'a aday gösterildi. 
Yer aldığı birçok filmden bazıları şöyle: David Hugh Jones'tan Harold Pinter'ın tiyatro oyunundan uyarladığı "Betrayal", John Irvin filmi "Turtle Diary”, Thom Eberhardt filmi "Without a Clue", Sör Ben'in gerçek bir kahramanı canlandırdığı ve performansıyla Emmy'ye aday gösterildiği Brian Gibson'ın yönetmenliğindeki televizyon filmi "Murderers Among Us. The Simon Wiesenthal Story", Ivan Reitman'dan "Dave", Steven Zaillian'dan "Searching for Bobby Fischer;", Roman Polanski'den " Death and the Maiden ", Fagin'i canlandırdığı "Oliver Twist", John Schlesinger'ın televizyon filmi "The Tale of Sweeney Todd, Phyllis Nagy'nin televizyon filmi ve yine performansıyla Emmy'ye aday gösterildiği "Mrs. Harris", Brad Anderson'dan “Transsiberian”, Jonathan Levine'dan 2008 Sundance Film Festivali'nde Seyirci Ödülü'nü kazanan " The Wackness, ", Londra Eleştirmenler Cemiyeti Film Ödülleri'nde aday gösterilen Isabel Coixet filmi "Elegy ", Gavin Hood'dan " Ender’s Game ", Ridley Scott'tan"Exodus: Gods and Kings" diğer filmleri arasında yer alıyor..
Sör Ben'in yeni filmlerinden bazıları ise şöyle: Hollywood stüdyo kodamanı Jack Warner'ı canlandırdığı Anton Corbijn filmi "Life", Joseph Gordon-Levitt ve Philippe Petit'le birlikte rol aldığı Robert Zemeckis filmi "The Walk", Anthony Hopkins'le birlikte oynadığı Eran Creevy filmi "Autobahn", "Elegy"nin yönetmeni Isabel Coixet ve rol arkadaşı Patricia Clarkson'la tekrar bir araya geldiği "Learning to Drive"dır. 
2013'te, 1 milyar dolar hasılatı aşan, The Mandarin" rolünü canlandırdığı Shane Black filmi "Iron Man 3"te yer aldı. 
2015 yazında kendisini "Tut" adlı televizyon dizisinde, Acan Jogia'nın Kral Tutankamon'u rolü karşısında Grand Vizier Ay rolünde izleyebiliriz. 1984 yılında kendisine Indira Gandhi tarafından Padma Sri verildi. 2001'deki Yılbaşı Arifesi Onur Listesi'nde de Kraliçe II. Elizabeth tarafından sör unvanı verildi. 
Sör Ben'e, 2014 yılında ABD Soykırım Anma Müzesi, Ulusal Liderlik Ödülü vererek Soykırım'ın unutulmaması için yaptığı katkıları ödüllendirdi.



YAPIM EKİBİ HAKKINDA

TARSEM SINGH (Yönetmen)

Tarsem Singh, Hindistan Himalayaları’nda yatılı bir okulda okudu. 24 yaşındayken ABD'ye geldi ve Pasadena'daki Art Center College of Design'da okuyup buradan mezun oldu. 
Yönetmenlik kariyerine müzik klipleri ve reklam filmleri çekerek başladı. REM'in "Losing My Religion" şarkısına çektiği kliple çıkış yaptı ve En İyi Müzik Klibi ödülü de dâhil olmak üzere MTV Video Müzik Ödülleri'nde 8 ödül, bir tane de Grammy Ödülü kazandı. 
Ardından, detaylara gösterdiği dikkat, sanat yönetmenliği ve hikâye anlatımıyla reklam camiasının dikkatini çekti ve iki Cannes ödülü kazandı: Biri, Wieden + Kennedy'nin Anne Klein kampanyası, diğeri de Bartle Bogle Hegarty'nin Levi's kampanyası için. 
Yıllar içerisinde Cannes Grand Prix Ödülü, D&AD, Amerika Yönetmenler Birliği Reklam Yönetmenliği Üstün Başarı, BAFTA'nın Britannia Ödülü de dâhil olmak üzere birçok ödül kazandı. 
Reklam çalışmaları şu an New York Modern Sanatlar Müzesi'nde sürekli olarak sergilenmektedir.
Singh'in yönetmenliğini yaptığı ilk film "The Cell", başrolünü Jennifer Lopez'in oynadığı bir psikolojik gerilimdi. 
Singh daha sonra destansı macera "The Fall"un ortak yazarlığını yaptı, yapımcılığını üstlendi ve filmi yönetti. 
Lee Pace ve Catinca Untaru'nun başrollerini paylaştığı film, Sitges-Katalonya Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Film seçildi. 
Kendisi ardından Yunan efsanelerinden örnek aldığı, Henry Cavill, Luke Evans, John Hurt ve Freida Pinto'lu yıldız bir kadroya sahip aksiyon fantezi "Immortals"i, bir de Julia Roberts, Lilly Collins ve Arnie Hammer'ın rol aldığı, "Pamuk Prenses"in farklı bir versiyonu olarak çekilen "Mirror Mirror" filmini yönetti. 
Singh'in yönetmenliğini yapacağı sıradaki film, Kıyamet Günü'yle ilgili bir aksiyon-gerilim olan "The Panopticon."



RAM BERGMAN (Yapımcı)

Ram Bergman, uzun zamandır birlikte çalıştığı Rian Johnson'ın yazıp yöneteceği " Star Wars: Episode VIII"in yapımcılığını üstlendi. Bay Bergman şu an Natalie Portman'ın başrolünü oynadığı, Amos Oz'un ünlü anı kitabı "A Tale of Love and Darkness"ın beyazperde uyarlamasının post-prodüksiyonuyla uğraşıyor. Ondan önce, 2013 yılında çıkan ve başrollerinde Joseph Gordon-Levitt, Julianne Moore ve Scarlett Johansson'ın oynadığı, Joseph Gordon-Levitt'in ilk yönetmenlik denemesi olan "Don Jon" filminin yapımcılığını üstlendi. Görev aldığı bazı filmler şöyle: Rian Johnson'ın çok beğenilen zamanda yolculuk gerilimi "Looer", yine yazar/yönetmenin daha önceki çalışmaları "The Brother’s Bloom" ve "Brick" filmleridir. Bergman, 2006 Independent Spirit Ödüllerinde Yapımcı Ödülü'ne aday gösterildi ve 2005 yılında Variety tarafından İzlenmesi Gereken En İyi 10 Yapımcıdan biri seçildi.



ALEX PASTOR & DAVID PASTOR (Senaristler)

Barselona doğumlu olan Pastor kardeşlerden Alex, ESCAC, Cinema and Audiovisual School of Catalunya’da senaryo yazımı, David ise New York’ta Colombia Üniversitesi’nde film yönetmenliğini eğitimi almıştır. Alex’in tez için hazırladığı “The Natural Route” filmi festivallderde 80’in üzerinde ödül kazanmıştır. Bu ödüllere 2006 yılında Sundance Film Festivali’nde kazandığı En İyi Uluslararası kısa film ödülü de dahildir. Daha sonrasında “Peacemaker” adında kısa bir film daha çekmiştir. David de kariyerine kısa filmler çekerek başlamıştır. “Entre la Multitud” ve “Orson” bu filmlerden bazılarıdır. Üniversite ikinci sınıfı okurken girdiği “Coca – Cola Refreshing Filmmakers” yarışmasında “Movie (Theater) Hero” adındaki kısa filmiyle ödül kazanmıştır. 2002 yılında bu film Amerika’nın 19.000 sinema salonunda gösterilmiştir. Alex ve David kardeşler daha sonra birlikte “Carriers” ve “Los últimos dias [The Last Days) filmlerini yazıp yönetmişlerdir. Şu an ise “Incorporated” adındaki televizyon projeleri üzerinde çalışmaktalardır.


Hiç yorum yok: