21.07.2015

The Immigrant / Bir Zamanlar New York



1921’de, Ewa Cybulski ve kız kardeşi Magda yeni bir başlangıç ve Amerikan rüyasının peşinden koşmak için ana vatanları Polonya’dan New York’a gemiyle gelirler. 

Ellis Adası’na vardıklarında doktorlar Magda’nın hasta olduğunu fark eder ve bunun üzerine iki kadının yolları ayrılır. 

Ewa, Manhattan’ın acımasız sokaklarında başıboş kalırken kız kardeşi de karantina altına alınır. 

Magda’yla bir araya gelmek adına bütün umutları tükenen Ewa, bir anda çekici, ama bir o kadar da art niyetli görünen ve kendisini hayat kadınlığına zorlayan Bruno’nun ağına yakalanmış bulur.

Filmin mmknmrtb notu ::

Adı üstünde- bir göçmen hikâyesi..
Savaşarak, milyonlarca sivilin hayatını kâbusa çeviren devletlerin yaşanmaz hale getirdiği Avrupa'nın ortasından, hasta olan kızkardeşiyle ve kendilerine benzeyen bir gemi dolusu kişiyle birlikte,  rüya ülkesi olduğuna inandıkları ABD'ye gelen 'güzeller güzeli' Ewa'nın rüyasının -burada da- kâbusa dönüşü, -yine de- 'bata çıka' süregelen 'mutlu olma' mücadelesi, -aşık oluşu da dahil- yaşam savaşı..

Hayat denen nanenin savaşta da, barışta da; kâbus dolu Avrupa ya da güzel hayaller, mutlu rüyalar ülkesi Amerika'da da -öyle ya da böyle- bir mücadeleden ibaret olduğunu, çok olumsuz koşullarda bile, insanın doğasının emrinde hareket etmekten başka bir seçeneği olmadığını, abartmadan ve mütevazı bir içe dönüklükle kurguladığı öyküsünü anlatarak hatırlatan The Immigrant, Marion Cotillard ile Joaquin Phoenix'in oyunculuk performansıyla birlikte çıtasını daha da yükselten, iyi bir drama..

  3.5 / 5





FİLM ÜZERİNE BİR NOT

James Gray’in Rus Yahudi kökenlerinden gelen deneyimlerle sosyal sınıflar üzerine olan ilgisini bir adım öteye taşıyarak araştırmaya devam eden Bir Zamanlar New York’ta hikaye, 1923’te Ellis Adası’na gelen büyükbabasının çektiği fotoğraflar üzerine kurulmuş. 
Ayrıca yine büyükbabasının o dönemde işlettiği barda, daha çocukken duyduğu hikayelerle yoğrulan senaryo, son derece yetenekli bir yaratıcı takımın bir araya gelmesiyle beyazperdeye aktarılmış. 
Filmin görsel zenginliğini ön plana çıkaran sinematograf Darius Khondji’nin de (To Rome With Love, Amour, Se7en) katkılarıyla Manhattan’ın her köşesi adeta bir set haline dönüşmüş. 

New York, Queens’te yer alan Kaufman Astoria Stüdyoları’nda 34 günde çekimleri tamamlanan Bir Zamanlar New York’ta, Amerikalı göçmenler için dönemin büyük önem arz eden bölgesi tarihi Ellis Adası çekimleriyse iki gün sürmüş. 
200’den fazla set ekibi ve 1000’den fazla figüranıyla, yüzyılın ilk yarısında yaşanan göç dalgasına ışık tutulmaya çalışılmış.





JAMES GRAY’LE RÖPORTAJ

BİR ZAMANLAR NEW YORK SİZİN İÇİN NE KADAR KİŞİSEL?

Film benim için oldukça kişisel ve ailemin geçmişiyle pek çok bağlantısı var, ama tam olarak otobiyografik olduğu da söylenemez. 
Kişisel olmasından kasıt, duygusal açıdan yakınlık muhteva etmesi, söylenmek isteneni derinden anlayabilmek ve içselleştirmek diyebiliriz. Büyükbabamlar, Kiev’den çok da uzak olmayan küçük bir kasabadan, yani Ukrayna’dan, ya da o dönem için Rusya’dan diyebiliriz,  Birleşik Devletler’deki Ellis Adası’na geldiklerinden beri duyduğum hikayelere oldukça eğildim.

SİZİN RUS-YAHUDİ KÖKENLERİNİZE RAĞMEN FİLMDE EWA, POLONYALI BİR KATOLİK. NEDEN BÖYLE BİR DEĞİŞİKLİK YAPTINIZ?

Bu değişikliğin pek çok nedeni var. Öncelikle Ewa’nın, büyük çoğunluğunun Yahudi göçmenlerden oluştuğu Doğu Yakası için bile sıra dışı ve kendine kolay kolay yer bulamayacak bir konumda olmasını istedim. Ayrıca hikaye, o dönemde kimsenin birbirinden daha aşağı olamayacak kadar standartların düşük olması üzerine. Ve bence her türden karakter derinlemesine araştırılmayı hak ediyor. Bu bana göre oldukça Fransiskan bir fikir. Robert Bresson’ı ve Köy Rahibi’nin Günlüğü’nü, özellikle günah çıkarma sahneleri için bu yüzden düşünmüştüm.




EWA ROLÜNÜ ÖZELLİKLE MARION COTILLARD İÇİN Mİ YAZDINIZ?

Evet. Guillaume Canet aracılığıyla tanışmamızdan sonra aklımda başka hiçbir oyuncu kalmamıştı. Marion’un da katıldığı bir yemek yedik. Jeanne d'Arc’ın Tutkusu’ndaki Renee Falconetti’ye benzetmiştim. Bu kadının hiçbir şey söylemesine gerek yok. Yüzü o kadar çok şey anlatıyor ki, ömrünün sonuna kadar sessiz filmlerde bile oynayabilir. Ama tabii sonuç olarak kendisine yine bolca replik verdim.

PEKİ YA DÜŞMAN KUZENLER BRUNO (JOAQUIN PHOENIX) VE ORLANDO (JEREMY RENNER)?

Bruno rolünü de yine Joaquin için yazdım. Joaquin’le birbirimizi çok iyi anlayabiliyoruz. Ne demek istediğimi adeta önceden sezinliyor. Ayrıca düşünceme göre harika bir oyuncu. Her ne kadar muhteşem bir kişilik olsa da filmde insanı kışkırtan, yoldan çıkaran korkunç bir karakterin rolünde. Sihirbaz Orlando içinse, yine ara sıra baş belası olabilen ama özünde romantik bir kahraman olmaktan geri kalmayan bir karakter oluşturmak istedim. Jeremy’nin bu role kolaylıkla bürünebileceğinden hiç şüphem yoktu.

ORLANDO’NUN ELLIS ADASI’NDA GÖÇMENLER İÇİN YAPTIĞI GÖSTERİ SAHNESİ OLDUKÇA BAŞARILIYDI. BU DA MI ARAŞTIRMALARINIZ SONUNDA YAZILDI?

Kesinlikle. Büyük salonda göçmenler için devamlı gösteriler yapılırmış. Örneğin elimde bir dans kumpanyasının gösterisinin fotoğrafı bile var. Gösteriyi olabildiğince otantik kılmaya çalıştım ve o dönemde orada söylediğini bildiğim harika operacı Caruso’yu bugün hiç aratmayan Joseph Calleja ile birlikte çalıştık. 




BİR ZAMANLAR NEW YORK, GÖRSEL AÇIDAN BÜYÜLEYİCİ BİR FİLM. GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ DARIUS KHONDJI’YE NE KADAR İŞ DÜŞTÜ?

Hikayenin masalsı yanını da başarıyla yansıtabilecek güzel bir görsellik yakalamanın peşindeydim. Yaklaşık bir yıl kadar o döneme ait fotoğrafları ve illüstrasyonları inceledi. Bu sürecin büyük bir kısmında tabii ki birlikte de çalıştık.

JAMES GRAY’LE RICHARD MENELLO ÜZERİNE

İki Aşık filminden sonra tekrar Bir Zamanlar New York için James Gray’le senaryo uyarlaması üzerine çalışan Richard Menello 1 Mart 2013’te hayatını kaybetmişti.
Filmin son halini ölümünden hemen önce ona izletmiştim ve bunu yapabildiğim için de kendimi çok şanslı hissediyorum. 
Ölümü benim için çok zor oldu. Kendimi ona çok yakın hissederdim. Umarım o da kendini bana yakın hissetmişti. 
Filmler üzerine olduğu kadar ikili diyaloglarda ve ilişkilerde de klasik diyebileceğimiz muazzam bir birikime ve deneyime sahipti. 
O tedavisi için New York’ta, ben Los Angeles’taydım. Telefonla arar, birbirimize hikayeler anlatmaya başlardık. 
Bu film için sete hiç gelemedi. Ben de yine telefonla oyuncuları, sahneleri ona anlatırdım. 






KAMERA ARKASINA DAİR

JAMES GRAY (Yapımcı/Senarist/Yönetmen)

Yönetmen koltuğunda ilk deneyimini 1994 yılında, henüz 25 yaşındayken, Deauville Film Festivali’nden Eleştirmen Özel Ödülü ve Venedik Film Festivali’nden Gümüş Aslan ödülü alan Little Odesa filmiyle yaşayan James Gray, 2000 yılında Joaquin Phoenix’in oynadığı The Yards ile çıkışını sürdürmüş ve yine Phoenix ile üç film daha çekmiştir. 

ANTHONY KATAGAS (Yapımcı)

Son 10 yılda 25’ten fazla filmin yapımcılığını üstlenen Katagas, Steve McQueen, Andrew Dominik, Paul Haggis, John Singleton, Wes Graven, James Gray, Vadim Pereiman, Lasse Hallstrom gibi önemli isimlerin de yer aldığı projelerde kamera arkasındaki yerini almıştır. 
Son dönemde James Gray’in Gecenin İki Yüzü, İki Aşık ve Bir Zamanlar New York filmlerinin yapımcısıydı.

GREG SHAPIRO (Yapımcı)

En İyi Film ödülünü de alan, 6 Akademi Ödüllü Ölümcül Tuzak (The Hurt Locker) filminin yapımcılarından Shapiro, ayrıca yürütücü yapımcılığını yaptığı beş Akademi Ödülü adaylığı bulunan Zero Dark Thirty filmi de büyük beğeni toplamıştı.

RICHARD MENELLO (Senarist)

Gray’le birlikte senaryosunu yazdığı ikinci büyük uzun metrajlı film olan Bir Zamanlar New York’un gösterime çıkmasından önce hayatını kaybeden senarist, daha önce yine Joaquin Phoenix ve Gwyneth Paltrow’un oynadığı İki Aşık filminde Gray’e eşlik etmişti.







OYUNCU KADROSU

MARION COTILLARD (Ewa Cybulski)

2008 yılında La Vie En Rose (Kaldırım Serçesi) filmiyle, Akademi Ödülü’ne layık görülen ikinci Fransız oyuncu olarak En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını alan Cotillard, ayrıca yine bu film için BAFTA, Altın Küre ve Cesar Ödülleri’ne de layık görüldü. 
Bu yaz Jean-Pierre Dardenne ve Luc Dardenne ile İki Gün, Bir Gece (Two Days, One Night) filminin çekimlerine başlayacak Cotillard, en son Jacques Audiard’ın Rust and Bone filminde boy göstermişti.


JOAQUIN PHOENIX (Bruno)

Gladyatör, Sınırları Aşmak ve Usta filmleriyle üç Akademi Ödülü adaylığı bulunan Phoenix, Ayrıca Venedik Film Festivali’nden, Los Angeles Eleştirmenler Ödülleri’nden, BAFTA’dan, Altın Küre’den, SAG’dan ve BROADCAST FILM CRITICS’ten sayısız ödül almıştır.




JEREMY RENNER (Orlando)

İki Akademi Ödülü adaylığı bulunan Jeremy Renner, 2010 yılının En İyi Film Oscar’lı filmi Ölümcül Tuzak’ta (The Hurt Locker) rol aldıktan sonra Hollywood Film Festivali’nce En İyi Çıkış Yapan Erkek Oyuncu ödülünün yanı sıra BAFTA, Independent Spirit Awards ve Savannah Film Festivali’nden ödüller almıştır. 

DAGMARA DOMINCZYK (Belva)

Sanatını New York’ta icra etmek için Laguardia Performans Sanatları Lisesi ve Carnegie Mellon Üniversitesi’nde eğitim almaya karar veren Polonyalı televizyon, tiyatro ve sinema oyuncusu Dagmara Dominczyk,  daha önce Guy Pearce’ın rol aldığı Monte Kristo Kontu ve Liam Neeson’ın rol aldığı biyografik film Kinsey’de kendine yer bulmuştu.




Hiç yorum yok: