9.08.2015

Mission Impossible: Rogue Nation



Tom Cruise, sürekli hız artıran aksiyon gerilim serisinin beşinci filmi olan “Mission Impossible – Rogue Nation” filminde bugüne kadarki en imkansız göreviyle yüzleşmek üzere Ethan Hunt rolüyle geri geliyor.

IMF olarak bilinen çok gizli casusluk bürosu ateş altındadır.
Ama şimdi özgür dünyanın bugüne kadar bildiği en korkunç tehlike pusuda beklerken bile tamamen dağıtılmak üzeredir.
O tehlike de çözülmesi imkansız, ülkeleri tarafından gündemleri olan medeniyetin temellerini sabote etme amaçları için geride bırakılmış, özel eğitimli bir grup dönek casustan oluşan Sendika’dır.
Sendika hakkında casuslar arasında uzun süredir sadece paniğe neden olan efsane olarak söz edilmektedir.
Ama Ethan Hunt bu hain milletin hoş karşılanmayan gerçekliğini yeni ortaya çıkarmıştır.
Sadece gerçek olmakla kalmayıp aynı zamanda harekete geçmezse tüm dünyada patlama yaratacak bir saatli bombadır.
CIA buna inanmaz.
Kendi ekibi tehdit altındadır. Ama Ethan en büyük tehlikelere asla arkasını dönmeyecektir.

Hunt en kötü düşmanıyla yüzleşirken onu vazgeçilmez kılan tüm özellikleri; kalp durduran şartlarda kasten hareket edebilme yeteneği, göz alıcı global mekanlarda ustalıkla seyahat etmesi, kötünün cezalandırıldığını, iyinin galip geldiğini görme arzusu aynı anda test edilir.
Hunt, Viyana’dan Kazablanka’ya, havadaki askeri uçağın üzerinden, sualtının derinliklerine kadar inşa ettiği kariyerin karşılaştığı en büyük tehlikeye karşı her türlü aşırılığa gidecektir.
Ama en önemlisi gerçekten önemli olduğunu bildiği tek şeyi yapmaya, arkadaşlarına ve ve imkansızı zekice yenebileceği fikrine sadakatini korumaya çabalayacaktır.


Hunt rolünde Cruise’la yeniden ekip olan ajanlar; William Brandt rolüyle Jeremy Renner, zeki çocuk Benji rolünde Simon Pegg, Luther Stickell rolüyle Ving Rhames yer alıyor.
Aksiyon filmine yeni katılan oyuncular ise gizemli Ilsa Faust rolüyle İsveçli oyuncu Rebeca Ferguson (Herkules”), Solomon Lane rolüyle Sean Harris (“Prometheus”) ve CIA direktörü Alan Hunley rolüyle üç kez Altın Küre ödülü alan Alec Baldwin.

Paramount Pictures ve Skydance sunar, bir Tom Cruise / Bad Robot Yapımı: “Mission: Impossible – Rogue Nation.”
Filmin yönetmeni Christopher McQuarrie (“Edge of Tomorrow,” “Jack Reacher,” “The Usual Suspects”), senaryo yazarı Christopher McQuarrie, hikaye yazarları Christopher McQuarrie ve Drew Pearce, Bruce Geller’ın yarattığı televizyon dizisine dayanmaktadır.
Filmin yaımcıları Tom Cruise, J.J. Abrams, Bryan Burk,  David Ellison, Dana Goldberg, ve Don Granger  ile sorumlu yapımcısı Jake Myers. Filmin başarılı kamera arkası ekibi arasında görüntü yönetmeni Robert Elswit, yapım tasarımcısı Jim Bissell, kurgu Eddie Hamilton ve görsel efektler süpervizörü David Vickery.
Kostüm tasarımcısı Joanna Johnston, müzikler Joe Kraemer’a ait.



ETHAN HUNT SINIRLARDA

“Mission Impossible” serisinin beşinci bölümü imkansız terimini yeniden tanımlıyor.

Bu film serisinin yirmi yıl kadar önce gişe rekorları kırmaya başladığından beri yaptığı bir şey.
Her yeni filmle kendini bu filme adamış yıldız ve yapımcı Tom Cruise yönetimindeki ekip izleyici beklentilerini karşılamanın ve ötesine geçmenin yollarını bulmuş ve her seferinde farklı yollar kullanmıştır. 1960ların televizyonunda kült bir fenomen olarak başlayan “Mission: Impossible” bir 21. yy kültürel fenomeni, klasik ajan ajana karşı dram planının efsanevi hale gelen yaratıcı aksiyon sahneleriyle buluştuğu sınırını sürekli zorlayan bir film yapım olayı haline gelmiştir.

Bu kez Cruise’un ikonik karakteri Ethan Hunt kendini filmin gerçek anlamda yüksekten uçan açılış anlarından itibaren bir amansız durumdan diğeri durmak bilmeyen fiziksel zihinsel ve duygusal bir tehlikenin içinde bulur.
Hunt’ın durumu her düzeyde tehlikelidir.
IMF kendisiyle konuşmuyor, CIA ona güveniyordur ve şimdi de hedef aldığı her ülkeyi yıkacak ajan gücüne sahip haydut bir oluşum keşfetmiştir.
Ya kendilerinin yıkıcı seferlerine katılmasını ya da ölmesini isterler. Hunt’ın kısa sürede ekibinin sadakatini, kendi meşhur dayanıklılığını ve hayatını kurtaran cezbedici bir şekilde gizemli ajan Ilsa Faust’u test etmesi gerekmektedir.


Cruise için Hunt’ı beşinci kez oynamak ve yapımcılığı üstlenmek karakteri ve sofistike global casusluk oyunları türünün tamamını ne kadar ileri taşıyabileceğini görmesi için başka bir fırsat olmuş.
Her yeni “Mission: Impossible” filmiyle çıtayı yükseltmeyi ve hatta çoğu zaman fırlatmayı çok seviyor.

Cruise şunları söylüyor “Her defasında ‘her şeyi gördüm’ ve bir filmde olabilecek her türlü aksiyon sahnesinde yer aldım diye düşünürüm ve bir sonraki film çeşitli yeni meydan okumalar getirir. Çünkü sürekli sadece aksiyon sahnelerini değil hikaye anlatımını ve karakterleri de zorluyoruz. Bana göre en son “Mission” filmi her ne kadar bu alanda yenilikler yapmayı çok sevsek de hiçbir zaman sadece aksiyon ve şüphe içermez.  Gerçekten de izleyici için yarattığımız bu belirli, nefes kesen türden deneyimle birlikte aksiyon, karmaşa, mizah kombinasyonunu taşır. Amaç klasik sinema anlayışını korurken izleyicilere büyük bir macera ve boyut algısı vermektir. Bunu Rogue Nation” da her zamankinden daha çok yapıyoruz.”

“Mission: Impossible” 1966’da TV dizisi olarak başladığından beri merkezinde her zaman kısıtlı zamanın aşırı baskısı, ölümcül planları durdurmak için acil terminler yer almıştır.
Film serisiyle birlikte bu fikir, baskıyı Hunt’ın üzerine almaya dayanarak tümüyle bir film yapım felsefesi haline gelmiş ve böylece de bu görevi başarması için ihtiyacı olan yaratıcılığı, sabrı ve olgunluğu artırmıştır.

Bu durum hem Cruise hem de seriye dahil olan yapımcılar için zor ama sevdikleri bir meydan okuma olmuştur.
Sorumlu yapımcı Jake Myers şöyle anlatıyor, “Mission: Impossible, sade ce bir seri değil.  Kendi başına bir dünya görüşü. Bence filmlerin popüler olmasının arkasında yatan neden izleyicilerin bu filmde daha öncekilerden farklı bir şey göreceklerini bilmeleridir.”


Serideki önceki film olan “Hayalet Protokolü”nde Hunt, yalnız bir kurttan bir ekip liderine dönüşmüş olsa da şimdi de yeni keşfettiği liderlik yeteneklerini ateş altında bileylemesi gerekecektir.
Hunt’ın, dünyayı Sendika’dan kurtarmaya çalışırken bile IMF ekibini koruması gerekmektedir.
Cruise şöyle anlatıyor “Bu bölüm bu çocukların üzerinde olağanüstü bir baskı olduğunda yaşanan dostluğun karmaşıklıkları hakkında. Kime güvenirsin ve kime güvenmemelisin? Zor zamanlarda yanında gerçekten kim olacak? Kim elini ateşe sokacak? Ve işleri düzeltmek için nasıl birlikte çalışabilirler? Bence “Rogue Nation” saf kötülük karşısında gerçek ekip çalışmasının kişisel yönünü bulmakla ilgili.”

“Mission: Impossible 3”ün yönetmeni yapımcı J.J. Abrams şunları söylüyor: ”Mission: Impossible” serisinde inanılmaz lezzetli ve zaman içinde gelişmiş hiçbir şey yok. Bu insan grubu, iyi için savaşmak adına tüm kaynaklarını ve araçlarını kullanıyor. Biz de hayali bir heyecan yolculuğu dünyasında onlara eşlik ediyoruz. Tom da her zaman Ethan Hunt rolüyle müthiş bir mizah anlayışı getiriyor.”

Yapımcı ve “Hayalet Protokol”ün de yapımcısı olan Skyddance’in CEO’su David Ellison, bu mizah anlayışının “Rogue Nation” da biraz daha ileri gittiğini söylüyor.
“Bence bu filmde izleyiciler için en büyük sürprizlerden biri ne kadar eğlenceli ve mizah dolu olduğu olacak. Birçok güzel kahkaha var. Mizaha ek olarak hikayenin ve karakterlerin nasıl etkileşim kurduğunun bir zeka düzeyi var. Tabii ki her zaman başından sonuna devam eden bir gerilim ve tehlike de var. Bu film izleyiciler için her düzeyde çok eğlenceli bir deneyim yaşatan pratik canlı aksiyon yaratmak için de çok uç noktalara uzanıyor.”

“Rogue Nation” da Ethan da kendini kötülüğü yok etmeye her zamankinden daha çok adıyor.
Cruise şunları söylüyor “Ethan gelişti. Yine kendi içgüdülerini izlerken diğer herkesi dinlemeyi de öğreniyor. Bence kendisi de dahil insanların kim olduğunu anlamak konusunda çok gelişti. Onu çok yetenekli, belirli bir atletik yapıya sahip ve doğru olduğuna inandığı şeyin peşinden sonuna kadar amansızca gidecek biri olarak görüyorum. Ama bir süper kahraman değil, çok insani biri.”


Hunt baskı altında kendisinin karanlık yansıması olan, ahlak pusulasını kaybetmiş bir ajan olan düşmanıyla yüzleştiğinde Ethan’ın insanlığı baskı altına giriyor.
Cruise şunları söylüyor: “Bu filmde Ethan ve ekibi korkunç bir kötüye karşı geliyorlar. Onlara fiziksel, entelektüel ve duygusal  olarak meydan okuyan biri. İlk anlardan itibaren Ethan ve ekibi bir olaydan diğerine umutsuzca giderek hareket halindeler. Aksiyon müthiş ve “Mission: Impossible”a yakışır bir şekilde. Çok fazla mizah ve romantizm var.”

Yapımcı Dana Goldberg, Skydance Şef Kreatif Sorumlusu Cruise’un Ethan Hunt’ı taşımasının hiçbir zaman tamamlanmış bir şey olmadığını sürekli geliştiğini söylüyor.
“Tom her zaman yaptığı her konuda çıtasını yüksek tutar ama konu Mission: Impossible olduğunda daha da yüksek tutuyor. Ethan’a daima; Ethan Hunt’ın bu durumda ve bu kadar baskı altında vereceği gerçek tepki ne olur diyerek yaklaşıyor.  Hiç bitmeyen aşırı baskıyla başa çıkmak Ethan’ın her zaman iyi olduğu bir konu oldu. Ama Tom, Ethan’ı ayrıca biraz daha yaşlı, daha zeki, bazı yönlerden olgunlaşmış, rolünü ve bedellerini kabullenmiş bir ajan olarak sergiliyor. Ekibine tamamen güvenmeyi öğrenmiş biri. Karakterle oyuncu arasındaki sinerjiyi hissedebiliyorsunuz.”

Serinin sadece türleri karıştırmak konusundaki değil, yenilikler ve görsel şovlar konusundaki şöhretini devam ettirmek amacıyla “Valkyrie” ve “Edge of Tomorrow” da senaryo yazarı “Jack Reacher” da yönetmen olarak birlikte çalıştığı Christopher McQuarrie’yi ekibe getirmek Cruise’un fikri olmuş.
“Chris’in müthiş bir zekası var. Olağanüstü bir yazar ve yapımcı. Hassasiyetinin bu türe uygulandığını görmek konusunda heyecanlıydım. Chirs’le benim ortak noktamız her anı mümkün olduğunca en iyisi yapmak.”


Tüm serinin beyni ve kalbi olarak Cruise’un tam sadakati sadece rollerle ve tehlikeli sahnelerle kalmıyor.
Film yapımı konusuna da aynı derecede önem veriyor. Skydance’in yapımdan sorumlu başkan yardımcısı Don Granger filmin yapımcılarından biri ve şunları söylüyor:
 “Tom için en tehlikeli sahnelere ve en yorucu fiziksel programa sahip olan bir Mission: Impossible filminin ortasında sadece Ethan olarak muhteşem bir performans sergilemekle kalmıyor aynı zamanda bütün gün ve gece biz çekimi bitirdikten sonra bile orada bulunuyor. Her zaman inanılmaz üretken biçimde dahil oluyor.”

CHRISTOPHER MCQUARRIE VE M:I MİRASI

“Mİssion: Impossible” serisine gelen her yönetmen kendi damgasını da vurur.
Her film, aynı ikonik başrol karakteriyle, zamanla yarışan kurguyla başlasa da farklı tarzlar ve tonlar her yeni macerayı farklı ve tahmin edilemeze kılar.
J.J. Abrams da şunları söylüyor, “Tom’un Mission: Impossible hakkında en başta karar verdiği konulardan biri de her filmde farklı yönetmenler olmasını istediğiydi. Her filmin kendi yaratıcılığı ve kişiliğinin olmasını istedi. Her zaman istediğiniz karakterleri alıyorsunuz. Çok iyi bir kötü adam, olağanüstü aksiyon sahneleri oluyor ama her seferinde yeni oluyor.”

Bu kez yönetmen Christopher McQuarrie, günümüzün en orijinal aksiyon yazarlarından biri olan, keskin, gergin ve şüphe dolu anlatımıyla yeteneklerini getiriyor.
Çok sevilen karakterlere ve Mission: Impossible’ın yüksekten uçan seviyesine saygılarını sunmak, geleceğindeki yeni adımı oluşturmak arzusuyla gelmiş.


Her şey onun senaryosuyla başladı.

McQuarrie şunları söylüyor: “Bu filmin Mİssion: Impossible’ın rüya ekibini oluşturmasını istedim ve IMF’in bütün üyelerine önemli bir rol verdim. Dört filmde de farklı bir ekip dinamiği vardı ama bunda bir süper grup oyuncularını yaratmak için eski filmlere dönüp karakterlerin en iyi yönlerini ortaya çıkarmak istedim. Elbette Ethan Hunt’la başladım ama JEremy Renner’ın William Hunt’ını, Simon Pegg’in Benji’sini ve Ving Rhames’in Luther Stickell karakterini de dahil ettim.”

Ayrıca seriyi keşfedilmemiş alanlara taşımayı da hedeflemiş, “Aklıma daha önce görmediğimiz iki fikir geldi; Ethan’a gerçek bir fiziksel tehdit oluşturan bir kötü karakterle Ethan’a güçlü bir rakip olan güçlü, bağımsız bir kadın. Bunlar önceliklerim oldu. Eşit role bir kadını getirmeyi çok istedim. Bugüne kadar kadınlar IMF dünyasında daha fonksiyonel rollerde oynadılar. Ama Ilsa Faust’la işleri biraz değiştirdik.”

Ethan Hunt’ı büyük bir tehdide; Büyük bir terörist suç örgütü oluşturmak üzere kurulmuş Sendika’ya karşı uyaran Ilsa Faust oluyor.  “Hayalet Protokolü”nün sonunda Sendika IMF’in sıradaki görevi olarak kısaca belirtiliyor. Ama McQuarrie bu fikri alıp “Rogue Nation”da onunla devam ediyor.

"Başta Tom’la Sendika tehdidini takip etmeyeceğimize karar vermiştik.” diyor McQuarrie.
“Ama ne kadar karşı koymaya çalışsak da senaryoda daha doğal bir şekilde yer aldı. Hikaye üzerinde çalışmaya başladığımız anda Sendika’nın oluşturduğu daha büyük bir tehlike unsuruna dikkat çektiğini gördük. “Mİssion: Impossible” serisi bana göre sizden talep eden ve gitmek istediği yöne sizi sürükleyerek yaşayan, nefes alan bir şey.”

Sendika’nın varlığını CIA’in ve ABD hükümetinin reddetmesi McQuarrie’nin Ethan Hunt’ı ve IMF’i klasik gizli konumlarında tutmaya devam etmesine olanak vermiş.
Şöyle anlatıyor;  “Ethan ve IMF her zaman yetkiye karşı gelecek. Hükümet daima düzeni kurmaya çalışacak, ama IMF ekibi sıkı bir şekilde neyin doğru neyin yanlış olduğuyla yönetiliyor. Bu müthiş sahnelerle dolu eğlenceli bir yaz gerilimi. Ama aynı zamanda adaletle hükümetin bazen birbirine zıt düştüğü gerçek dünya duygusuyla da biraz oynuyor.”


McQuarrie de Cruise gibi Hunt’a kendisini Rogue Nation’da sertleştirmiş
gelişmekte olan biri gibi yaklaşıyor.
“Bence Ethan bu noktada tamamlanıyor. Hayatını kaderi olarak kabul ediyor. Bütün seri boyunca her zaman amansız bir kahraman olduğu duygusu vardı. Uzun süre büyüsünün merkezinde bu oldu. Her zaman “Gerçekten yapmam gereken bu mu?” diye sordu. Ama ona ihtiyaç duyduğunda hiçbir zaman görevlerden uzak kalamadı. Bence IMF’in ailesi olduğunu anladı. Artık nereye ait olduğunu biliyor.”

Yapım ekibi de Mc Quarrie’nin görüşleriyle heyecan duymuş.
“Chris’in bu filme getirdiği en özel şey şu anda çalışan çok az kişinin yapabileeği bir sahneyi yazma yeteneği. Bunun ötesinde her şeyi mümkün olduğunca pratik olarak yapmak istediği bir aksiyon görüşü var. Her zaman kaçınılmaz bir bilgisayar görüntüsü unsuru var. Ama diğer yönetmenlerden farklı olarak Chris’in her şeyi kameraya çekmesi gerekiyor. Setler, tehlikeli sahneler, fiziksel aksiyon, hepsini gerçekten yapıyorduk”

David Ellison şunları söylüyor: “Chris izleyicilerin benzersiz bir gerilim, tehlike ve risk düzeyi bulacağı bir filmi yazdı ve yönetti. Tom’la birlikte birçok film yaptılar bu yüzden aralarında müthiş bir yaratıcı iletişimleri var. Tom’la 20 yıldır birlikte çalışan Don Granger’la da bu tamamlanıyor. Müthiş bir beyin gücü oluşturuyor ve onlarla daha uzun süre film yapabilmeyi umuyoruz.”

Dana Goldberg şöyle ekliyor: “Chris’in senaryosu müthiş bir hikaye yaratıyor. İnsanların hangi tarafta olduğundan hiçbir zaman emin olamıyorsunuz. “Mission: Impossible’la heyecanlı bir kombinasyon oluşturuyor. Jack Reacher’da birlikte çalıştık ve inanılmaz yetenekliydi. Ama bir Mission filmini hem yazmayı hem de yönetmeyi üstlenmek neredeyse imkansız bir görev. Bütün sahnelere hazırlanmak, oyuncularla çalışmak yeterince zor ama sonra ayrıca her gece eve gidiyor ve diyalogları değiştiriyor. Tom’la ikisi senaryoyu kusursuzlaştırmaktan hiç vazgeçmediler.”

Senaryodaki ilk sözcüklerden kameraların çalıştığı ana kadar McQuarrie ile Cruise sıkı bir işbirliği içinde çalışmış. Yazar yönetmen buna yaratıcı ikili adını veriyor. İkilinin sıra dışı bir sinerjisi var.


McQuarrie şunları söylüyor, “Tom, her anlamda Mission: Impossible’ın merkezinde. Karakterler ve hikayeyle o kadar doğal bir şekilde iç içe ki onun altıncı hissine çok güveniyoruz. Onunla çalışmayı çok sevdim. Ama film yapımcılığına iki farklı yönden yaklaşıyoruz. Ben mantık, düzen ve sorun çözme yanlısıyım. Tom ise duygular, zorluk inşa etmekle ilgili. Birlikte bu ikimizi de gerçekten zorluyor. Tom bana hep bu ana karakteri ve mizahı nasıl koyarız diye soruyor. Yolda yürüyor olabilir ama her saniyenin, hareketin, repliğin dolu olmasını istiyor. Bu da bu serinin başarılı olmasının vbe muhteşem ve heyecan dolu bir aksiyon olmasının nedenlerinden biri.”

McQuarrie’nin sinerjisinden bütün ekip etkilenmiş.
Rebeca Ferguson şunları söylüyor; “Chris her sahneye bir akıcılık getiriyor. Yönetme biçiminde bir hareket ve müzikalite var. Tom’la birlikte çalışmaları yemekteki tuz ve karabiber gibi. Birlikte çok iyi bir ekipler.”

MISSION’DA YENİLER

 “Rogue Nation” Sendika’nın sıcak takibindeyken IMF’in en iyi ve en parlak yönlerini ortaya çıkarırken aynı zamanda Ethan’ın dünyasına yeni yüzler de getiriyor.
En dikkat çekici olan da Hunt’ın kendisine rakip olacak yeteneklere sahip, onu çok etkileyen bir kadınla karşılaşması oluyor.

Yapımcılar Hunt’la işleri tersine çeviren ölümcül dişi Ilsa’yı oynaması için İsveçli, en son “Herkül” filminde izlediğimiz Rebeca Ferguson’ı seçmiş. Rolü tamamen sürpriz bir şekilde kapmış.
Christopher McQuarrie şunları söylüyor; “Rebeca’yı ilk izlediğimde aradığım şeyden 180 derece uzaktı. Ama Tom’la birbirimize baktık ve “bu o” dedik. İstediğimiz enerjiye sahip olduğunu hemen gördük. Bağımsız, seçkin, zarafet ve olgunluk doluydu. Onu Tom’la okumaya çağırdık ve hemen başardı. Herkes geri çekilip aralarındaki enerjiyi izledi.”


Ferguson’ın sahip olmadığı tek şey aksiyon geçmişiydi.
Ama Ferguson’ın tecrübede zayıf yanı, kendisini korkutan bir deneme arzusu getirmiş.
McQuarrie şunları söylüyor; “Rebecca’nın çekimlerden önce çalışmak için sadece birkaç haftası vardı. Çok dürüsttü. Yükseklik, klostrofobi gibi bir dizi korkusu vardı. Ama dört hafta sonra Viyana Opera binasının çatısından atlıyordu. Hiçbir zaman korkuyormuş gibi yapmadı. Kendini zorladı ve çok usta oldu.”

Cruise, Ferguson’ın rolün büyük fiziksel talepleriyle baş etme şeklinden çok etkilenmiş.
Şunları söylüyor “Bence son derece güçlü bir oyuncu. Ayrıca inanılmaz karizmatik. Hem zarafete hem de zekaya sahip. Chirs’le Ilsa’da ne istediğimizi çok konuştuk. Güçlü bir kadın istiyorduk. Hem güçlü hem gizemli. İzleyicinin onu izlerken öne eğileceği, biraz da şaşıracağı biri olmalıydı. Rebecca daha önce bu tür bir aksiyon yapmamıştı. Ama o doğuştan bir sporcu. Eğitimler başlayana kadar kendisinin ne kadar iyi olacağını o da fark etmedi. Birlikte çalışırken ona “bak, bu işte çok yeteneklisin” diyordum. Bu doğru. El-göz koordinasyonu, hareket biçimi, içgüdüsel bir şekilde güçlü. Bence onu bulduğumuz için çok şanslıyız.”

Ferguson, role yaklaşımının nasıl olacağını hemen anlamış.
Ethan’ın karşıtı ve hatasız dişi formu.
Şunları söylüyor; “Ilsa, Ethan Hunt’ın dişisi. Bu yüzden Ethan onda kendisi buluyor. Karakterinde sevdiğin yanı hem kötü bir yanı olması hem de hassasiyeti. Çok güçlü, motivasyonlu. Tıpkı Ethan gibi. Ama bence o aynı zamanda insanların bağ kurabilecekleri biri.”

Ferguson kendini yıllardır bir sinema izleyicisi olarak hayranı olduğu bir serinin merkezinde bulmaktan heyecan duymuş.
Şöyle anlatıyor; “Her zaman beklenmeyeni beklemek hoşuma gitmiştir. En yeni teknoloji, tehlikeli sahneler ve heyecanlı oyuncular olacağını biliyorsunuz. Bu müthiş bir yolculuk, ama duygularla dolu. Bu da en iyi tür.”

Ferguson kaybedecek zamanı olmadığı için hemen elinden geldiğince çalışmaya başlamış.
“Haftada altı gün, günde altı saat tehlikeli sahnelerin provasını yapıyor, vurmanın, eğilmenin, atlamanın ve hareket etmenin püf noktalarını öğreniyordum. Eğitim çok detaylıydı. Aynı zamanda Ilsa’nın kendi şahsi hareket ve dövüş tarzını bulmaya çalışıyordum. Onu daha çok bir kedi gibi düşünmeye başladım. Kendisine saldıran herkesi pençeleyen biri. Kendi beden hareketini kullanarak iri adamları deviriyor. Eğitim sırasında onun için çok havalı olan güçlü, ham, hayvansı bir dövüş tarzı bulduk. Daha önce gördüklerinize hiç benzemiyor.”

Şunları da ekliyor; “Tehlikeli sahneler zordu. Klostrofobim ve vertigom var. Ama bir şekilde yüksek binalardan atlamamı, su altında kalmamı sağladılar. Yapmak zorundaydım ve de yaptım.”


J.J. Abrams da katkılarından çok etkilenmiş. “Genelde bütün müthiş hareketleri erkeklerin yaptığı, bir ajan aksiyon filminde bir kadın görmek çok güzel. Filmdeki erkekler kadar çok harika anı var. Rebecca muhteşem bir oyuncu.”

Dana Goldberg için de Ferguson’un performansı özel bir heyecana sahipmiş.
“Ilsa muhteşem bir üç boyutlu karakter. Mission: Impossible’ın merkezinde gerçek bir güçlü kadın görmekten çok hoşlandım. Ama fiziksel maharetini korurken kendisini tehlikeli durumlara sokmak ve çıkarmak konusunda da akıllı davranıyor. Filmdeki en sevdiğim anlardan biri de o hareket halindeyken Tom’un yüzündeki ifade anı. Biz izleyicilerin şaşırdığı gibi, o da şaşırıyor.”

“Mission: Impossible” serisine ayrıca ilk kez Oscar adayı, Altın Küre ve Emmy ödüllü Alec Baldwin de katılıyor.
Ethan Hunt’a ve Sendika’nın saldırmak üzere olduğu inancına çok az inanan, CIA müdürü Alan Hunley rolünü canlandırıyor.
Cruise, Baldwin’i Mission Impossible dünyasına getirme fırsatını yakaladığı için çok memnun olmuş.

“Alec kesinlile hayran kırıklığına uğratmıyor. Ethan’ın doğal bir düşmanı olan CIA müdürü olarak çok eğlendirici ve bütün ekibine baskı yapıyor.” diyor Cruise.

Don Granger şöyle ekliyor: “Alec, role hiç beklemediğimiz özel bir şey katıyor. Yarı Jack Ryan yarı “30 rock”dan Jack Donaghy gibi. İzlemesi çok keyifli.”

Goldberg şunları söylüyor, “Hunley hikayede çok önemli bir rolde. Alec de karışıma başka bir müthiş kişilik getiriyor. IMF’e karşı direncin bir parçası olabilir ama tam olarka kötü biri değil. Vatansever biri. Ayrıca mantığın sesini taşıyor ama yine de IMF’in yaptığının işe yaramasının verdiği rahatsızlıktan kaçamıyor. Çok eğlenceli bir bakış açısı getiriyor.”


Baldwin için “Mission Impossible: Rogue Nation”ın heyecanı cesur davranabilme fırsatına sahip olmak olmuş.
Şunları söylüyor, “Bu çok büyük bir aksiyon filmi. Muhteşem bir kadrosu ve insanın aklını başından alan ve sadece filmlerde yapılabilen tehlikeli sahneleri var.”

Yükseltilmesi gereken bir rekor olduğunu bilen Baldwin şunları ekliyor; “Bu seri çok başarılı oldu, çünkü ilk seferinde, ikinci seferde, üçüncüde ve dördüncüde doğru yaptılar. Film boyunca Tom’un dizginleri eline aldığını ve kendine özgü bir aksiyon yıldızı olduğunu gerçekten görüyorsunuz. Beşinci film için de çok umutluydum. Çünkü bunlarla Chris McQuarrie kombinasyonunun harika olacağını biliyordum.”

Baldwin, hem rol arkadaşı, hem de yapımcı olan Cruise ile birlikte heyecanlı, durmak bilmeyen aksiyon çekiminde çalışmaktan çok mutlu olmuş.
“Yapımcı Tom’un oyuncu Tom’dan bir farkı yok. Çok dikkatli ve işinin başında. Çok güzel bir hava yaratıyor. Kahkahalar da oluyor, dostluklar da ama odak her zaman işte oluyor.”

“Mission: Impossible – Rogue Nation”un en gizemli yeni oyuncusu serinin gördüğü en korkak düşman Solomon Lane.
Eski bir İngiliz ajanıyken Sendika’yı kurarak casusluğun karanlık tarafına geçmiş.
Mission filmlerindeki tüm kötüler içinde Ethan Hunt’a en çok denk olan olabilir.
Abrams şunları söylüyor “Bu filmin komik yanlarından biri de bu kötü adamın Ethan’la başabaş gelebiliyor olması. Sendika bir tür anti-IMF. Ajanları tıpkı IMF gibi eğitilmiş ama kötüler için çalışmak üzere.”

David Ellison şunları söylüyor; “Lane’in ustalığı onu Mission dünyasından ayrı bir yere koyuyor. Ethan’ın daha önce bu şekilde rekabet emek için hem zekaya hem de fiziksel ustalığa sahip birine karşı geldiğini hiç görmediniz. Bu Mission filmi Ethan’ın kendi dengiyle karşılaştığı bir film. Solomon Lane’in muhteşem yanı da ne zaman Ethan’ın ondan bir adım önde olduğunu düşünseniz aslında geride kalıyor. Müthiş bir fiziksel ve zihinsel satranç oyunu oynuyorlar.”


Film yapımcıları bir kez daha beklenmeyen birini aramışlar.
Ridley Scott’ın “Prometheus” filminde uzaylı tehdidi altındaki uzay gemisinin mürettebatı rolüyle bilinen Sean Harris’i seçmişler.
Setteki ilk günden itibaren Harris’in kötü karakteri çok iyi canlandıracağı belli olmuş.
Granger şöyle söylüyor; “Sean’ı izlemesi müthişti. Lane’in sosyopat doğasına sahip ve Ethan’la iletişiminde sizi inandırıyor. Biraz acımasız, biraz onu ayartmaya çalışıyor.”

Dana Goldberg şunları ekliyor; “Solomon Lane yumuşak konuşan, ama çok büyük bir sopa taşıyan kötülerden biri. Sean’ın canlandırmasıyla bu adamın tehlikeli olduğunu ve hiçbir şekilde durmayacağını biliyorsunuz.”

Tom Cruise ise şunları söylüyor: “Sean çok kibar, mütevazı, yumuşak konuşan biri. Bu yüzden bu karanlık karaktere dönüşmesini izlemek çok heyecan vericiydi. Bence izleyiciler için de izlemesi dehşet verici olacak.”

IMF EKİBİ YENİDEN BİR ARAYA GELİYOR

Ethan Hunt, IMF’in diğer üyelerine daha önce hiç Rogue Nation’da olduğu kadar ihtiyaç duymamıştır.
Güç sona ermiş gibi görünse de Sendika’yı ancak IMF’in yapabileceği şekilde yok etmek üzere hepsi bir araya geliyor. Sonuç olarak Jeremy Renner, Simon Pegg ve Ving Rhames karakterlerini daha ileri götürüyor.

Tom Cruise şöyle anlatıyor; “IMF ekibi baskı altındayken ve neredeyse dağılmak üzereyken Jeremy, Simon ve Ving’in bu filmdeki dinamiklerine bayıldım. IMF dağılacak gibi görünüyor ve bütün hikaye bozulacak gibi görünüyor. Bu bir Mission filmi için tamamlayıcı bir unsur.”


Brian de Palma yönetimindeki ilk Mission: Impossible filminde bilgisayar uzmanı Luther Stickell ile “Hayalet Protokolü”nde Ethan Hunt’ı korumakla görevlendirilen IMF ajanı William Brandt Ethan’ı takip etmek üzere bir araya getirilirken yapımcılar için Jeremy Renner ile Ving Rhames’in birbirlerini tamamladıklarını görmek büyük bir keyif olmuş.

Don Granger şunları söylüyor: “Ving, rolü ilk canladırışından 20 yıl sonra Luther rolüne çok iyi uyum sağlıyor. IMF’in en yaşlı üyesi. Luther, Ethan’ı en uzun süre tanıyan kişi. Bir anlamda Ving de Tom’u en uzun süre tanıyanlardan. Bu yüzden beyaz perdeye bir sıcaklık ve kişisellik aktarıyorlar. Öte yandan Jeremy diğer karakterlerle arada bağlayıcı unsur. Simon da aralarında gidip geliyor. Hepsini bir arada izlemek çok keyifli.”

Christopher McQuarrie, kadronun geri dönmesinden büyük heyecan duymuş.
“Bu filmde IMF’in en iyilerinin olmasını istedik. Yönetmen olarak benim için bu oyuncuların kendi özelliklerini getirmeleri önemliydi. Benim görevim herkesin kendi ritmini bulmasına yardım etmek ve senkronize olmalarını sağlamaktı. Tabii ki film boyunca Tom merkezdeydi. Bu dünyanın o kadar içinde ki herkes ilham için ona bakıyor ve onun seviyesinde oynamak istiyor. Tom, Jeremy, Simon ve Ving’in bir arada olmalarının asıl iyi yanı çok güçlü bir temelle başlıyor olmaktı. Bu da olayları daha sonra yeni ve heyecanlı yönlere taşımanıza olanak veriyor.”

Cruise, Ethan Hunt’ın yoğunluğuyla mükemmel bir zıtlık taşıyan mizahı ortaya çıkaran Pegg’le yeniden bir araya geldiği için heyecan duymuş. “Onunla her gün çok eğlendim. Her gün güldük ve yine de odaklanmayı başarabildik. O elektriği yakaladık. Araba sahnesinde Simon bana tamamen güvendi. Ona ne kadar tehlikeli olduğunu söylemek istemiyor diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yüksek hızla dalıyorum, çok dar yollarda drift yapıyorum, bazen duvara çarpıyorum ve o beni performansıyla güldürürken sınırları zorlamaya çalışıyorum.”

Abrams şunları söylüyor: “Tom ile Simon arasındaki dinamiğin Rogue Nation’da Hayalet Protokolünden daha ileri gittiğini görmek heyecan vericiydi. Bu filmde Simon Tom’la çok aksiyonda yer alıyor. O şekilde kullanıldığını görmek harikaydı ve bence Simon çok başarılıydı.”

Ellison şöyle diyor: “Simon çok komik. Ama ayrıca Benji’nin ilk tanışmamızdaki halinden sonra yeni muhteşem bir değişimini de sunuyor. Eskiden masa başında olurdu ama şimdi resmen sahada çalışan bir ajan. Ethan için gerçek dostluk nedeniyle hayatını tehlikeye attığını gördüğünüzde gerçekten doğal olduğunu hissediyorsunuz. “


Pegg başka bir Mission: Impossible’a başlamak için sabırsızlandığını itiraf ediyor.
 “Yeni bir film yaptıkları haberini aldığınızda her zaman heyecanlanıyorsunuz. Sonra karakterinizin ölmeyeceğini umarak senaryoyu bekliyorsunuz.”

Benji’nin sıkıntıları var, ama Ethan’la Mission Impossible III’teki  ilk karşılaşmasından beri çok uzun yol kat etmiş.
Pegg şunları söylüyor; "Benji bir süredir sahada. Bu yüzden biraz daha olgunlaşmış. Biraz daha tecrübeli. Ama daha az Benji değil! Yeni yetenekleri var. Ama her zaman yaptığı işe karşı çılgın, iyimser bir yanı var. Yine de Rogue NAtion onu ciddi bir ikileme sokuyor. IMF kapatıldığı için Araf’ta. Bu yüzden şimdi Benji masa başında kalıyor. Bradt de sıradan bir analizci olmaya dönüyor. Gerçekten de cehenneme dönüyor gibiler”

“Rogue Nation”ın başında işler değişmiş, Benji’nin Ethan’la ilişkisi de havada.
“Benj’nin hep Ethan’ın en büyük hayranı olduğunu düşünürdüm. Birlikte gerçek tehlikeler yaşadılar. Bu yüzden Ethan’a karşı olağanüstü bir sevgisi var. Bu durum Benji’nin filmin başında Ethan’ı reddetmesini da daha ilginç kılıyor.”

Değişmeyen tek şey Mission’ın öncülünün çekiciliği. geri kalanların güvenliğini sağlamak için imkansızı yapmak isteyen insanlar var.
 “20 yıl sonra burada hala dünyayı kurtarıyoruz. Yani bu hikayenin hala vereceği şeyler var. Dünya değişti, görevler daha karmaşık oldu ama hala dışarıda durdurulması gereken kötüler var. Bence Mission Impossible da bu anlamda tatmin edilmesi gereken bir dilek."

Pegg şöyle özetliyor; “Bu filmin sevdiğim tarafı dostluk, sadakat ve güven hakkında olması. Hepsi heyecanlı kovalamacalar, patlamalar ve dövüşlerle sarmalanıyor. Gerilim artıyor ama tüm o çılgınlığın içinde Rogue Nation beladan kurtulmak için birbirlerine yardım eden dostlar hakkında.”

Belki de Mission Impossible’a tekrar katılmanın en zevkli yanı Cruise’la arasındaki benzersiz söz oyunlarına geri dönmek olmuş.
 “Tom’la gerçek hayattaki ilişkim de Benji’yle Ethan’ınkine benziyor. Tabii ki Ethan Hunt olan Tom Cruise ile gerçek Tom Cruise biraz farklı. Ama Tom’la çalışmayı çok seviyorum. İnanılmaz konsantre ve yaptığı işe kendini tamamen adıyor. Bu da setteki herkesin çıtasını yükseltiyor. Ama aynı zamanda eğlenceli biri.”


Pegg bir örnek veriyor; “Araba kovalamacası sırasında Fas’ta çok eğlendik. Günlerce arabadaydık. Sonunda kim, diğerinin koltuk ısıtıcısını gizlice açabilecek savaşına başladık. Bu Fas’ın sıcağında gerçekten sinir bozucuydu “Neden terliyorum?” diye düşünüyorsun. Sonra Tom Cruise’un koltuk ısıtıcını açtığını fark ediyorsun. Komiktik ama Tom ne zaman ciddi olunacağını bilir. Onun için durmak yoktur”


AKSİYONU ARTIRMAK

“Mission Impossible” televizyon dizisi olduğu zamanlardan itibaren her zaman efsanevi ve heyecan dolu olmuştur.
Ama izleyicilerin çok sayıda şaşırtıcı efektler gördüğü, tehlikeli sahnelere tanık olduğu bir dönemde çıtayı nasıl sürekli yükseltirsiniz?

Christopher McQuarrie yanıtlıyor; “Çıtayı hiç düşünmüyorsunuz. Onun yerine hikayeyi nasıl daha içgüdüsel, sert biçimde anlatacağınızı düşünüyorsunuz. Bence bu filme yaklaşımımız kıyaslamalardan söz ederek olmadı. Halka sahnesinin Brian De Palma’nın ilk filmde yaptığı Langle soygunundaki geleneği sürdürdüğünü görebilirsiniz. Ya da A400 uçak sahnesi Hayalet Protokoldeki Burj Halifa tırmanışı geleneğini sürdürüyor. Fas’taki motosiklet kovalamacaları, John Woo’nun Mission Impossbile II’deki adımlarını izliyor. Ama bence bunları kıyaslamaya kalkmak elmalarla armutları kıyaslamaya benziyor. Daha önemli olan “Rogue Nation’da hikayeyi adil bir şekilde devam ettiriyor muyum?” sorusu olmalı.”

Dana Goldberg, Tom’un aksiyon sahnelerine kendini tamamen adadığını söylüyor.
“Tom bunların aldatıcı bir biçimde yapması zor olan filmler olduğunu söyler. Çok fazla ileri teknoloji görsel efekt içerebilirler, ama görsel efektler yerine aşırı uygulamalı aksiyonla, birçok zorlayıcı mekanda çalışıyorsunuz. Hep işin başında çok yoğun oluyorsunuz.”


Cruise için işin başında olmak çok erken başlıyor.
Her Mission Impossible filmi belli bir süre yoğun fiziksel hazırlık gerektiriyor.
Ama bu kez daha önce olmayan yeni yetenekleri geliştirmek de işin içine girmiş.
“Mission filmlerinde çalışma şeklim her sahne için aylarca öncesinden hazırlanmaya başlayarak olur. Sahneleri böler her bölüm için gerekli fiziksel eğitime uygun zamanı ayırırım. Her filmde yeni şeyler öğrenmeyi beklerim.”

“Rogue Nation” da bu süreç tehlikeli sahneler koordinatörü Wade Eastwood’la dikkatli bir ayarlamayla gerçekleştirilmiş.
Güney Afrika doğumlu Eastwood ilk filmindeki görevinden önce sporcuymuş.
İlk filminde bir savaş filminde helikopterden atlamış. Oradan itibaren aklına gelen en yaratıcı tehlikeli sahneleri hayata geçirmeye çalışmış.

Eastwood, gerçekten yaratıcı tehlikeli sahneler üzerinde Cruise’dan daha iyi bir partner olmadığını söylüyor.
“Tom bu işte o kadar iyi bir oyuncu olmasaydı gerçekten iyi bir dublör olabilirdi. Onunla ç alışmak en iyi dublörle çalışmak gibi. Sadece aksiyonun içine performansını da ekliyor. Bütün sahnelerini kendisi canlandırıyor ve bunu sadece medya için yapmıyor. Gerçek bu.”

Şöyle ekliyor; “Tom’la çalışmanın en iyi yanı hiç tatmin olmaması. Hep bunu nasıl daha iyi yapabiliriz diye soruyor. Çok heyecan verici. İkimiz de Rogue Nation’a en iyi tehlikeli sahneleri yapacağımıza inanarak geldik. Hep aksiyon filmlerini yeni ve farklı kılan o benzersiz küçük anları arıyoruz.”
Cruise, Eastwood’un da serinin yürüdüğü aynı cambaz ipinin üzerinden gittiğini söylüyor.
“Wade güvenlik konusunda çok bilinçli. Ama Mission’ı da biliyor. Bu yüzden sınırları zorluyoruz. Bunu yapabiliyor, çünkü çalıştığı herkes işinin en iyisi.”


A400 uçağının üzerinde uçmak

Birçok kişi filmin açılış sahnesinin mümkün olmadığını düşünmüş.
Ancak dijital olarak yapılabilirmiş. Ama Mission Impossible ruhuna uygun olarak sahne %100 canlı olarak yapılmış.

Sahnede Ethan Hunt bir uçağa biniyor. Uçağın içine değil, üzerine biniyor.
BA400 askeri uçağının dışına tutunuyor. Pilotların gördüğü ama gerçek hayatta hiç eğlenmediği bir tür hayal ya da kabus.
“Uçaktayken her zaman kanatların üzerinde olmanın nasıl olacağını düşünürüm. Şimdi bunu öğrenme fırsatım olacak.” diyor Cruise.

Orijinal bir A400 ‘ü uçurma izni almak bile büyük bir iş olmuş.
Sonra Cruise’ın tehlikeli uçuşu başka bir zorluk olmuş. Sadece rüzgar bile o kadar sertmiş ki gözlerini açık tutabilmek için özel lensler kullanılmış. Mühendisler her anı ayarlamak için çalışmış.

Cruise sahnenin nasıl çekildiğini şöyle anlatıyor; “Önceki gece uyuyamadım. Aklımdan her şeyi geçiriyordum. Başladığımız anda bir şeyler ters giderse kimsenin bir şey yapmayacağını biliyordum. Ama o gün ekibimle çok güvende hissettim. Pilota ve Wade’e güvendim. Uçağın yanındayken çok heyecanlıydım. İzleyicileri, yapacağımız çekimleri düşünüyordum. İlerlemeye başladık. Pistin sonunda asılıyken Chris’e “gidelim, gidelim” dediğimi hatırlıyorum. Bir anda hızlandık ve pistte tam gaz ilerliyorduk. Sonra “Repliğimi nasıl söyleyeceğim? Işık iyi mi? Gölgede miyim? diye düşünüyordum. Yani diğer her şey zihnimi doldurmaya başladı.”


Her uçuş bir risk taşısa ve Cruise’u çok korkutuyor olsa da McQuarrie’nin ihtiyacı olan her görüntüyü alması için yer çekimine meydan okuyan sahne 8 kez çekilmiş.

Eastwood şöyle söylüyor: “Film sahneleri arasındaki favorim oldu. Ama görmediğiniz kısmı mantıksal olarak ne kadar çok çalışma içerdiği. Birim yapım müdürü Tom Hayslip’le başladı. Sonra efsanevi Airbus ekibini bu işi yapmaya ikna ettik. Sonra benim kısmım başladı. Tonlarca çizim yaptık. Ama sonrası kusursuz şekilde işledi.”

Halkaya Dalmak

Cruise, A400 sahnesini çok daha fiziksel güç gerektiren bir sahneyle aşmış olabilir.
Bir su altı tesisinde nefesini tutarak cüretkar bir soygun gerçekleştiriyor.

Ethan Hunt, daha önce de kilitli tesislere girmiştir, ama bu sefer, ultra güvenli bir su altı tesisine, ses çıkarmayan dalış ekipmanları olmadan dalması gerekir.
“Halka inanılmaz bir su altı engel parkuru gibiydi. İzleyicilerin daha önce görmediği bir şey.” diyor Jake Myers.

Cruise su altı işlerine yabancı olmasa da sahnede ciğerlerini olabildiğince fazla kullanmak için eğitiminde yeni derinliklere dalmaya karar vermiş.

Şunları söylüyor; “Bu sahne hakkındaki en büyük sorum izleyici için nasıl daha yoğun yapabileceğimiz ve nefesini o kadar uzun süre tutmayı nasıl tecrübe etmelerini sağlayacağımız oldu.”


Cruise, böyle bir performansa ulaşmak için serbest dalış çalışmalarına başlamış.
Tekniğin gerçek ustaları tehlikelerine rağmen bu işi bir meditatif sanat biçimine dönüştürmüş, içsel metabolizmalarını dikkatle ayarlayarak nabızlarını düşürmeyi ve imkansız görünen derinliklerde hayatta kalabilmeyi öğrenmişler.

Cruise da süreli nefes tutmalar, su altı manevraları konusunda uzmanlarla çalışmış.
Ama amacı diğerlerinden çok farklıymış. Sadece oksijensiz bir durumda rahatlamaya çalışmaktansa karmaşık bir aksiyon sahnesini nefessiz bir şekilde gerçekleştirmeyi öğrenmesi gerekiyormuş.

Cruise şunları söylüyor, “Fiziksel açıdan hiç şüphesiz bu filmin en zor yanlarından biriydi. Vücudun oksijeni çok daha hızlı yaktığı hareketli, uzun çekimler yapıyoruz. Yani fiziksel olarak bana yaptığı çok ilginçti. İyileşmeme diğer sahnelerden çok daha uzun sürdü.”

Dublör ekibini de uzun süreli nefes tutmanın ölümcül tehlikesi olmadığına ikna etmesi gerekmiş.

Sonunda Cruise, yapabileceklerini göstererek dublör ekibini ikna etmiş. Eastwood şöyle söylüyor; “Yaptığı her şey gibi bu alanda da çalıştı ve çok büyük bir Zen durumunu gerektiren bir şey olan nefesini statik bir halde 6 dakika tutmayı başardı.”

Sahne Tom Cruise ile Ethan Hunt’ı ayrılmaz bir ikili yapan şeyi özetliyor; “Tom izleyiciler için filmler yapıyor. Kendisi için yapmıyor. Bu yüzden kendisini zorladığını gördüğünüzde, su altı sahnesi için günde 20 saat çalıştığını, suyun içinden nefesini tekrar tekrar tutmaktan dağılmış bir halde çıktığını gördüğünüzde bunu izleyicilerin de nefeslerini kendisiyle birlikte tutacakları fikri hoşuna gittiği için yaptığını biliyorsunuz”



Viyana’da Operasal Sıçrayış

Mission Impossible’ın bir başka gurur verici geleneği de uluslararası göz alıcı mekanlarda çekim yapmaktır.
Rogue Nation da bu geleneği Viyana Opera Evi’nde devam ettiriyor.

Tom Cruise, orda çekim yapmak bir rüyanın gerçek olmasıydı diyor. “Viyana'ya çok kez gittim. Hep çok güzel, zarif olduğunu düşündüm. Bu filme romantizm katacağını düşündüm. Küçüklüğümden beri büyük binaların içinde olmayı sever, bu binadan nasıl atlardım diye düşünürdüm.”

Wade Eastwood senaryoyu okuduğunda yeşil sahne olmadan gerçekleşmeyeceğini düşünmüş.
“Çok müthiş bir mekan. Ama Mission filmi olunca çok daha fazlasını görüyorsunuz. Çatıya çıkmak kolay değildi. Ama Viyana Film Komisyonu çok yardımcı oldu.”

Eastwood,  Rebecca için de şunları söylüyor, “ Tom için atlamak kolaydı. Ama Rebecca’nın hiçbir korku ifadesi göstermemesi için çok çalışması gerekti. Onu tebrik ediyorum. Çünkü bu sahneyle Mission Impossible dünyasına çok hızlı ve ürkütücü bir biçimde girdi.”

Fas’ta Ve Londra’da Yarışmak

Rogue Nation’ın en yoğun aksiyon sahnelerinden biri de klasik, saf adrenalin yüklü yol kovalamacaları.
Cruise için direksiyon başına geçmek çok kolay. Daha önce de araba yarıştırmış ve bir çok tehlikeli araba sahnesinde rol almış.
Ama bu film hakkında şunları söylüyor, “Uç şeyleri göreceli güvenlikle yapabilmek için yeni bir düzeye taşımak istedik.”


Bu da Wade Eastwood’la aynı çizgide yürümek anlamına gelmiş. Eastwood şunları söylüyor, “Bu filmde çok fazla hız, dikkatli sürüş, hızlı arabalar ve çok hızlı motosikletler, çok tehlikeli yollar var. Tom ne kadar tecrübeli olsa da temeline dönmeyi önerdim. Böylece eskisinden daha iyi bir sürücü olacaktı. Tabii ki Tom da çalıştı ve her türlü beklentinin ötesine geçti. Sürüş benim alanım. Bu yüzden Tom’un sürüş kalitesinin inanılmaz olduğunu söyleyeceğim. Bu sürüş sahnelerinde onun yerine kullanabileceğim hiçbir dublör yok. Çünkü o bu konuda kendisini herkesten daha çok geliştirdi. ”

Cruise, Mission Impossible’a uygun bir klasik kullanmış. BMW’nun yüksek performanslı M3 sedanı ile BMW’nin s1000rr spor motosikletini kullanmış.
Fas’ta araba kullanmanın da bunaltıcı sıcaklıklardan akreplere kadar çeşitli zorlukları olmuş.
Ama yapımcılar çektikleri görüntüleri gördüğünde her şey geride kalmış. Myers şunları söylüyor, “Helikopterin Kazablanka üzerinde dolaştığını gördüğünüzde nefesiniz kesiliyor. BMW motosikletlerin dar, labirent yollarda yüksek hızlarda dolaştığını görmek inanılmazdı.”

Cruise’ın favori sahnelerinden biri de Londra’nın merkezinde yarıştığı sahne olmuş.
Şunları söylüyor; "Çok sevdiğim bir şehir ve bu kovalamacada Londra’ya küçük bir aşk mektubu gönderiyoruz. Arnavut kaldırımlı sokakları, sisi ve Londra kulesini görüyorsunuz. Rebeca’yla sokaklarda koşmayı çok sevdim.”




Filmin mmknmrtb notu : 3.5 / 5



1 yorum:

Hayal Kahvem dedi ki...


Filmin mmknmrtb notu : 3.5 / 5, öyle mi?

İnanmıyorum!
Aa!Film şahaneydi.
Yarım not daha kıyıverseydiniz de 4 olaydı bari:)