16.02.2016

Dünyanın En Güzel Kokusu :: Kankam ve Bebeğim İçin



Aslında birbirlerinden içten içe -sevgili anlamında da- hoşlanan hatta 'sulanan', ama arkadaşça, kankaca takılmayı daha çok istediklerinden ya da bu özelliğin kaybolacağı endişesiyle olsa gerek birbirlerine bir türlü açılamayan bir kadınla bir erkeğin ilişki sürecine dair..

Bu mevcut durumu bozacak seks yönlü bazı girişimler -tam da bekleneceği üzre- erkek tarafından gelse de, kadın tarafı bu oyunbozanlıkları defetmeyi bilecek, mevzuat yine aynı seyrinde devam edecektir..

Dünyanın en önemli meselelerinden biri olup, uzmanları ya da o sırada oradan geçenleri ezelden beridir meşgul etmiş bu sorunsalı irdeleyen romantik ivmeli bir filmimiz olmasaydı eğer, bazı şeylerimiz bence de eksik kalırdı..

Buluğ çağına ermiş- bir kızla bir oğlan ya da palazlanıp damızlık hale gelmiş vaziyette ortalıkta dolaşarak 'karşı cins' arayan bir kadınla bir erkek, 'sadece arkadaş' olabilir mi -en önemlisi de- böyle kalabilir mi?.

Müsaade ederseniz bu soruya cevap vermeyi ben -anlamsız demeyeyim ama- gereksiz buluyorum..

"Neden?" diye sual edeceğinize adım gibi eminim..


Neden mi?!
Neden olacak.. o iki kişi asla ama asla 'sadece arkadaş' kalamayacaklar; er ya da geç -uygun bir anı yakalayıp- vuslata erecekler de ondan..
Şimdi de, "Vuslat nedir bro?" sorusuyla gelmezsiniz umarım..

Bu 'tuhaf' durumun evrensel anlamda geçerli olduğunu da en son  -sanırım bizde gösterime giremeyen- Love, Rosie (2014) adlı filmde de görmüş, hayretlere gark olmuştum..

E peki n'oldu?.
Hani sadece arkadaştılar?.


Onlarca yıl, birbirlerine 'arkadaşca' göz süzdüler, sırlarını paylaştılar, kankaca şakalaştılar, bu arada -karşılıklı olarak- sevgililerini kıskanmayı ihmal etmediler, sonra ayrı ayrı evlendiler, çocukları oldu, mutlu olamadılar ve ayrıldılar ve de nihayet o gün geldi; birbirlerinin oldular..
Yıllarca boşu boşuna, gizlice dökülen o gözyaşları, keder, hüzün, falan filan da -hadi olumlu tarafından bakalım- birer hayat tecrübesi oldular!.

Bu yazıya giriş bölümüydü, asıl mevzuya, yani Dünyanın En Güzel Kokusu filmine şimdi girecem inşallah..
Yok korkmayın ya, şöyle bi özet geçicem..



Hadi lan yapalım şu çocuğu!.

Büyük konuşmayayım ama- bir kadın olsaydım eğer, asla yüzüne bakmayacağım bir tipe sahip olmasına karşın, İstanbul'un tüm kızlarını adeta sıraya dizen, işin piri Kazanova'ya dahi -gıyabında- nal toplatan (Bu da gösteriyor ki benden kadın falan olmaz ağbi) hababam -gecelik, en fazla da haftalık- yeni ilişkilere girmekten de gayrı canına tak diyen, şirin bir oğlumuzdur Hakan (Rıza Kocaoğlu).

İnanmayacaksınız ama, İstanbul sınırları içinde, bu oğlanın tasallutundan kurtulmuş tek bir dişi kalmıştır ki o da Hakan'ın kanka düzeyindeki arkadaşı olan, 'güzeller güzeli' Derya kızımızdır (Tuba Ünsal).

Bu durumda Derya, bize pek çaktırmasa da -içten içe- "Lan benim neyim eksik, şu hırbo her kızı elden geçirdi de bana hiç bulaşmadı" diye düşünüyor olmalıdır..


Belki de zavallı kızın aşk hayatı sırf bu yüzden kesat gitmekte, Hakan'ın ilişkilerinin çetelesini tutmak dışında herhangi bir faaliyeti görülmemektedir..

Neyse efendim..

Şarkı sözü yazarlığı yaparak gayet üst düzey bir yaşantı içinde gününü gün eden Hakan (ne güzel, ne boş beleş işler var şu hayatta yahu!) ile Derya kızımız, her fırsatta bi araya gelerek, hatta birbirlerinin evinde kalarak hoşça vakit geçirirken ve hayat da bu minvalde akıp giderken, yaşlar da artık kemale ermek üzeredir..


Bilindiği üzre- Doğa Ana, bizim Başbaşkan efendiden bile önce davranarak, 'Yaşınız geçmeden, en az 2 çocuk yapın lan!' emrini, masum bünyelerin kromozomlarına ezelden sokuşturmuş olup, bizim ikili de elbette bundan muaf değildir..

İlk teklif -beklendiği üzre- Hakan'dan gelir ve -mealen- şöyle der: "Ya kızım, sen de ne emmeye geliyon, ne evlenmeye.. Böyle giderse, sen de, ben de kesinlikle üreyemiycez ve şu şahane varlığımız gelecek nesillere intikal edemeyecek; gel he de şuna, formaliteden de olsa evlenelim, çocuğu birlikte yapalım, sonra da gider boşanırız.. Nasıl fikir moruk?"

Derya hanım, bir süre mırın kırın ederek, oğlanın hevesini kursağında bırakırsa da, bi kaç gün sonra fikrini değiştirmiş olarak gelir ve -mealen- şöyle ünler: "Tamam ulan kabul!. Sonunda hayaline kavuşacaksın deyyus seni.. Hadi yapalım şu çocuğu"



Tuba Ünsal.. On numero!.

Öncelikle, filmin adı hem çok alakasız, hem de bunun nereden icap ettiği hususu, hiç de hoş değil..
Açıkcası -bilemiyorum neden- benim midem bulandı..
Belli ki burada, 'isim ilginç olsun da n'olursa olsun' kontenjanı  çalışmış..

İlk filmi olduğu halde çok başarılı bulduğum Son Ders (2008) adlı filminden hatırlıyorum, yönetmen Uğur Yağcıoğlu’nu..
Daha sonra üç film daha çekmişse de hiçbirini izlemek, bana kısmet olmamıştı..


Dünyanın En Güzel Kokusu -özellikle senaryo açısından- Son Ders'in zenginliğine sahip olmasa, mevzusunun özündeki hadisenin 'inandırıcılık katsayısı' bir hayli düşük olsa da, yaşanan çevreyi -her haliyle- çok iyi betimlemesi ve de diyaloglarının doğallığıyla falan gayet tatmin edici bir seyir izliyor..
Ta ki senaryonun kilit noktasını oluşturan o mevzu oluşup da erkek kahramanımızın dünyası ve onu canlandıran oyuncunun performansı tepetakla vaziyete gelene kadar..


Kısa sürse tolere edebilir insan; ancak, dakikalarca devam eden ultra abartılı bu oyunculuk gösterisi, filmi -açıkça- sabote ediyor..

Şimdi o mevzuya girip de filmin sürprizini bozacak değilim; lâkin  Tuba Ünsal'ın -filmin tamamında- adeta 'doğal oyunculuk' dersi verircesine gösterdiği performansa bir süreliğine ayak uyduran Rıza Kocaoğlu'nun -her anlamda- 'perişanları oynadığı' o meşum bölüm, filmin etkisini de dibe vurduruyor..
Daha sonra gelen, Tuba'lı hoş sürprizin varlığı bile, bu kötü etkiyi yumuşatamıyor ve film nihayete eriyor..


Hadi bu -bir türlü bitmek bilmeyen- seyretmesi gerçekten de eziyet sekansı, Kocaoğlu böyle yorumlamak istedi diyelim, o sırada yönetmen Yağcıoğlu ne yapıyordu peki; rolü daha da coşturmak için soğan mı doğruyordu?.

Neyse.. söz verdiğim gibi kısa kesiyor ve huzurlarınızdan saygıyla ayrılıyorum..

Son sözüm şudur ki bu film sırf Tuba Ünsal'ın oyunculuğunu ve 'yüksek auralı' güzelliğini temaşa etmek için bile izlenebilir..
Bu 'zengin' vizyon haftasında sinemalarda sizleri bekleyen bir çok iyi filmden fırsat bulabilirseniz tabii..



Dünyanın En Güzel Kokusu

Senarist / Yönetmen: Uğur Yağcıoğlu
Oyuncular: Rıza Kocaoğlu, Tuba Ünsal, Burak Altay, Esra Ruşan, Açelya Akkoyun
Yapım: 2016, Türkiye, 88'

2.5 / 5


Hiç yorum yok: