22.02.2016

!f İstanbul 2016'dan Bazı Filmler ve İzlenimler



Yıllar inanılmaz bi hızla geçiyor; neredeyse yaşıtım sayılacak İstanbul Film Festivali'ne nazaran çok daha genç olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali de artık yaşlanıyor..

Alışkanlıklarından öyle kolayca vazgeçemeyen, rutinin konforundan hoşlanan -en önemlisi de- adeta, nostaljik bir romantizmin yoğun duygusuyla dolu bir fanus içinde nefes alabilen biri olarak, iki şey dolayısıyla bu yılki !f'e de gayet memnun başladım diyebilirim..

Bunlardan birincisi; 'olayın merkezi' konumundan çıksa da, Beyoğlu Fitaş Sineması ve onun 4 nolu salonu ile yeniden buluşmamdı..

O 4. Salon ki -böyle bir yarışma yapılsa- yeryüzündeki en kullanışsız, en antipatik, en boğucu sinemaların ilk üçüne rahatlıkla girebilir; düşünün onu bile özleyebiliyorum..

Sinema değil, bencileyin 190 santimlik adamları bile içine aldığında cüceye çeviren o devasa koltuklarıyla, fırsat bulsa tavanı da delip geçecek yüksek perdesiyle falan, adeta bir ego törpüsü!.

Bu yıl da kendisiyle karşılaşıp mutlu olduğum ikinci şey ise bir insan; o bir sinema aşığı, o bir film müptelası, o bir karanlık salonlar adamı, eleştirmen dünyasının nevi şahsına münhasırı..
Kerem Akça o!.

Bu iki şey aynı zamanda, ilginç bi biçimde birbirini de tamamlamaktadır..
Fitaş 4 ve onun en arkasına konuşlandırılmış özel koltuğunda oturup da filmin başlamasını sabırsızlıkla bekleyen Kerem Akça'yı her gördüğümde, benim için her şey yolunda demektir; gönül rahatlığıyla yerime geçer ve filmi izleyebilirim artık..

İki gündür hafta sonu tatilimi idrak etmekteyim -alışkanlıklarım kadar prensiplerim, tutkularım kadar da sağlam iradem vardır- ama Perşembe ve Cuma günleri üçer adetten altı uzun metraj, bir de kısa film izleyerek açtım Festival'i; ilk dördü, City's Nişantaşı'nın rahat koltuklarında, diğer üçünü de 'uzatmalı sevgilim' Fitaş 4'te..

İşte o 'şanslı' filmlerden ilk dördünü izlerken aklıma üşüşen ve de bugüne kalan bazı düşünceler:



Theory of Obscurity: A Film About The Residents / Belirsizlik Teorisi: The Residents Hakkında Bir Film

ABD - 2015 - 87' - Renkli - DCP - İngilizce





En önemlisi işin etrafındaki gizemdi, yanıtlanması gereken en önemli soru da böyle bir şeyi neden yaptıklarıydı. Herkesin görünür olmak istediği bir çağda neden anonim olmayı tercih ediyorlardı? 
Don Hardy (Yönetmen)

Belirsizlik teorisi ve onun uygulayıcısı The Residents hakkında garip bir film.

Belirsizlik Teorisi: The Resident Hakkında Bir Film, gizemli performanslarıyla dikkat çekse de fazla tanınmayan, tuhaf mı tuhaf müzik grubu The Residents’ın hikâyesini anlatıyor. 
Kırk yıla yayılan bu hikâye büyük bir gizem barındırıyor. Zira grupla ilgili pek çok detay bilinmiyor; buna üyelerinin kimlikleri de dahil. 
Üyeleri performansları sırasında her zaman kostüm giyip maske takan grubun gecikmiş denebilecek belgeseli de grubun kendisi kadar ilginç. 
Grubun menajerliğini yürüten Cryptic Corporation’la yapılan röportajlar, acayip performansların arşiv görüntüleri ve yılmaz takipçilerin konuşmaları eşliğinde bir yolculuğa çıkıyoruz. 
Kült statüsüne erişmiş ve hiçbir zaman görsel ve sanatsal bakış açısından ödün vermemiş bu muazzam grubu, bu eğlenceli ve kafa açıcı belgeselle keşfedin!

23 Şubat 2016 13:00
Beyoğlu Fitaş Salon 4


Filmin mmknmrtb notu ::

1969 yılından bu yana çalıp söyleyen, videolar yazıp oynayan ve kült haline dönüşüp de hayranlarını peşinde sürükleyen bir müzik grubu var olacak da şu dünya üzerinde, bendeniz duymayacak!.

Valla -çok gençmişim de çok lâzımmış gibi- bir yaşıma daha girdim ve şu klasik lafı egomla kavga edip biraz değiştirerek, yeniden onayladım; Bildiğim tek şey bazı şeyleri bilmediğimdir..

Müziği sevdiğimden olduğu kesin- genel olarak müzik yapanlar üzerine çekilen bu türden belgeselleri illaki izlemeden duramam; görüldüğü üzre, tanımadıklarımı bile..

Neyse ki film çıkışı yaptığım küçük bir araştırmayla herkesin bu konuda benim kadar cahil olduğunu görüp rahatladım ve eve vardığımda meseleyi irdelemeye karar verdim..

Filmimiz, olayı (Gerçekten olay lan!) gayet güzel işliyor ve sunuyor; orada problem yok da, sunduğu şey o kadar güçlü, baskın ve her şeyi kapsayıcı ki filmin kendi biçemini falan boş verip, tamamen bu adamlara ve de yaptıklarına odaklanıyorsunuz..  

Bizzat katıldığım Birinci Cihan Harbi'nden beridir- müzikte nice avantgarde kişiler ve işlerle karşılaştığından hemen her şeyi, her şeye gayet müsait şu tuhaf bünyemde bi şekilde hazmetmiş biri olarak itiraf etmeliyim ki, The Residents denen bu manyak adamların bir benzerine rastlamadı -sanki- şu deli gönül..

Müzikleriyle müthiş uyumlu videolarını da unutmadan (uyum ve The Residents'ı bir araya getirdim ya!) kesinlikle yaratıcı, müzikal yapıbozumcu, kavramsal, sürreal, anormal, karmaşık, anarşist,
görselliği inanılmaz, teatralliği büyüleyici, uyumsuzluğu rahatsız edici ama alışkanlık da yapıcı, komik, korkunç ama hep eğlenceli bu adamları bir nebze olsun tanıyabilmek için şu videoyu da izleyelim derim ben..
Gerisi de size kalmış..

3.5 / 5










Green Room / Dehşet Odası 

ABD - 2015 - 95' - Renkli - DCP - İngilizce






“Senaryoyu yazarken aklımda River’s Edge ve Straw Dogs’un yanı sıra Apocalypse Now gibi savaş filmleri vardı ama korku sineması hiç yoktu.” 
Jeremy Saulnier (Yönetmen)

”Evet, bu istediğinizi hiç bilmediğiniz Punk Rockçılar vs. Neo-Naziler filmi!” 
Slash Film

The Ain’t Rights adlı dört kişilik bir punk rock grubu, sorunlu geçen turnelerinin sonunda, son dakikada çıkan bir konser anlaşması sonrasında Oregon civarındaki izbe bir konser mekanında kendilerini bir odaya kapatılmış bulurlar. 
Tüm tanıkları yok etmeye iyice kararlı dazlak kafalı neo-Naziler, bu konser turunun değil aynı zamanda hayatlarının da sonu olabileceğini işaret etmektedir. 
İntikam’ı takip eden yeni filminde Jeremy Saulnier bizi gene insan ruhunun karanlık köşelerine taşıyor ve aynı zamanda hayatta kalma alt-türüne farklı bir bakış atıyor. 
Saulnier bu sefer kolektif bir şiddet eyleminden yola çıkarak karakterlerini gene aşırılıkların ve dehşet verici durumların sınırlarına doğru itiyor. 
Şimdiden kült bir korku klasiğine dönüşen Dehşet Odası senenin en tedirgin edici filmlerinden biri olmaya aday. 
Hatta sizi de karanlık dünyasına kapatıp, film sona erdikten sonra bile nefessiz bırakabilecek kadar!

24 Şubat 2016 21:30
Cinemaximum City's Nişantaşı Salon 7

27 Şubat 2016 23:59
Beyoğlu Fitaş Salon 4


Filmin mmknmrtb notu ::

Bakmayın siz şu tanıtım yazılarına; bu yazılanlara inansaydık, Recep İvedik'lerin en azından biriyle çoktan Oscar'ı almıştık bile..

Punk Rock'ın ve her neviden ortamlarının havasını iyi yansıtan, yarattığı gerilimi sağlam tutup, inişli çıkışlı olsa da sonuna kadar sürdürebilen Green Room, beyaz perdede örneklerine binlerce kez tanık olduğumuz, dar bir mekana kıstırılmış bir gruba uygulanan, kıyıma varan şiddeti anlatmaktan başka bir özelliği de olmayan, vasat bir korku filmi..

Yine dayanamayıp, ilgilisine seslenmem lâzım ama:
Filmi yapanlar, yani bu işe para koyup daha fazla kazanmayı bekleyenler bile abartmamış da adına -sadece- Green Room demiş; lâkin -her zamanki gibi- bu seni hiç kesmeyerek, şu Dehşet'i yapıştırmışsın ya hemen, afferin lan sana hemşerim, afferin!.

3 / 5







Turbo Kid / Turbo Çocuk

Kanada - ABD - Yeni Zelanda - 2015 - 89' - Renkli - DCP - İngilizce


br />


“Geleceğimizin kaderi senin elinde.” 
(Filmden)

“Çılgın... son on yılda yapılmış başka hiçbir filme benzemiyor.” – SLASHFILM

Kıyamet sonrası bir 1997 yılında geçen Turbo Çocuk, 80’ler aksiyon-macera filmlerine nostaljik bir yaklaşımla saygı duruşunda bulunan retro-fütürist bir yapım. 
BMX’iyle sevdiği kızı kurtarmaya çalışan esas oğlanımızın maceraları eğlenceli olduğu kadar kanlı da. 
Kitsch estetiği ve elektronik müzikleriyle dikkat çeken film, enerjisi ve göz kamaştırıcı set tasarımlarıyla senenin en iyi geceyarısı filmlerinden!

Filmin mmknmrtb notu ::

Bir üstteki filmde biraz genelleme yapmışım tamam; ama bakın işte, bu filmin tanıtım yazısını ciddiye alabilir, doğruluğundan emin olabilirsiniz..

İçeriğinde ve üslubunda pek mantık aramamanız gereken -bunu becerince de alacağanız zevk tavan yapan- bir fantezi, kurgusu olsa da bilimden oldukça uzak bir bilim kurgunun izinden giden Turbo Kid, benzeri filmleri açıkça taklitten kaçınmayan konusuyla, distopik macerasını aksiyon komediye çevirmesiyle falan, son derece  eğlenceli bir film..

Bir fikir vermesi açısından ekleyecek olursam; Onur ünlü post apokaliptik bir film yapsaydı eğer, buna benzer bir şey çıkacağını iddia edebilirim..

3.5 / 5





Kung Fury

İsveç - 2015 - 30' - Renkli - DCP - İngilizce, İsveççe





“Ben gelecekten gelen bir polisim” (Filmden)

Senenin kült sansasyonu.

Kung Fury Miami polis teşkilatında görevli bir polis ve aynı zamanda dövüş sanatları ustasıdır. 
Arkadaşları, Kung Führer olarak tanınan Adolf Hitler tarafından öldürülünce, zamanda yolculuk yaparak 1980’lerden İkinci Dünya Savaşı dönemine gitmeye ve Nazi liderini öldürmeye karar verir. Ancak yaşanan bir aksilik yüzünden kendini Vikingler döneminde bulur. 
Kung Fury 80’ler klişeleriyle, videokaset kültürüyle ve birçok başka şeyle çılgınca dalgasını geçen, şimdiden kült olmuş bir kısa film.

Filmin mmknmrtb notu ::

Kafası aynı Turbo Kid'le aynı seansta gösterilen bu yarım saatlik acayip şeyi izleyip de eğlenmemek imkânsız..

Seksenlerin videokaset estetiğiyle oluşturulmuş dünyası ve bu dünyada pervasızca takılarak coştukca coşan, absürtlüğün zirvesinde gezinirken bir klavye üzerine çıkarak zamanda kaykay da yapabilen, Hitler'in askeri birliğinin üstüne tank atıp, sonra da "Tank you" diye espri yapan, bir nevi 'Macerayı Seven Adam' kafası yaşayan bir kahramanın akıl almaz maceraları..

3.5 / 5



Hiç yorum yok: