6.11.2016

The Accountant / Hesaplaşma



Oscar ödüllü Ben Affleck (Argo, Batman v Superman: Dawn of Justice), Gavin O’Connor imzalı (Miracle, Pride and Glory, Warrior) The Accountant / Hesaplaşma'nın başrolünde yer alıyor.

Christian Wolff (Affleck) sayıları insanlardan daha fazla seven bir matematik dahisidir.
Küçük bir kasabada bir yeminli mali müşavirlik ofisi kisvesi altında, dünyanın en tehlikeli örgütlerinden bazılarının serbest muhasebeciliğini yapmaktadır.
Ray King (J.K. Simmons) yönetimindeki Hazine Bakanlığı Suçla Mücadele Birimi’nin Christian’ın etrafındaki çemberi daraltması üzerine, Christian portföyüne yasal bir müşteri alır: Robot üretimi yapan yüksek teknolojili bu şirketteki bir muhasebe memuru (Anna Kendrick) hesaplarda milyonlarca dolarlık bir tutarsızlık bulmuştur.
Fakat Christian defterleri didik didik edip gerçeğe yaklaştıkça, artan şey ölü bedenlerin sayısı olur.

The Accountant/Hesaplaşma'da Ben Affleck’e şu oyuncular eşlik ediyor: Oscar adayı Anna Kendrick (Up in the Air, Pitch Perfect), Oscar ödüllü J.K. Simmons (Whiplash, Spider-Man), Jon Bernthal (Fury, The Wolf of Wall Street), Jean Smart (TV dizileri Fargo ve 24), Cynthia Addai-Robinson (Star Trek: Into Darkness) ve Jeffrey Tambor’ın (TV dizisi Transparent, The Hangover filmleri) yanı sıra, iki kez Oscar adayı olan John Lithgow (Terms of Endearment, The World According to Garp).




O’Connor’ın yönettiği filmin senaryosu Bill Dubuque’ya (The Judge) ait.
The Accountant/Hesaplaşma'nın yapımcılığını Mark Williams ve Lynette Howell Taylor; yönetici yapımcılığını ise O’Connor, Jamie Patricof ve Marty Ewing gerçekleştirdi.

Filmin kamera arkası yaratıcı ekibi; görüntü yönetiminde iki kez Oscar adayı olan Seamus McGarvey (Anna Karenina, Atonement), yapım tasarımında Keith Cunningham, kurguda Oscar adayı Richard Pearson (United 93), kostüm tasarımında ise Nancy Steiner’dan oluşuyor.
Filmin müziği Mark Isham’ın (Warrior, A River Runs Through It) imzasını taşıyor.

Warner Bros. Pictures bir Electric City Entertainment/Zero Gravity Management yapımı olan Gavin O’Connor filmi The Accountant/Hesaplaşma'yı sunar.
Filmin dağıtımını bir Warner Bros. Entertainment kuruluşu olan Warner Bros. Pictures gerçekleştirecektir.




SAYILARI TOPLAMAK

“Adam gezegenin en korkutucu insanlarından bazılarının hesaplarını kitabına uydurmak için hayatını tehlikeye atıyor. Uyuşturucu kartelleri. Silah tacirleri. Para aklayanlar. Suikastçiler.. Bu adamın bildiği sırları bir hayal et.”

“İnsanların sırlarının olması —birinin hakkında bir şey düşünürken, onun aslında bambaşka biri olduğunu keşfetmek— her zaman ilgi çekicidir” diyor yönetmen Gavin O’Connor.
Yönetmenin yeni filmi The Accountant/Hesaplaşma'nın başkarakterinde durum kesinlikle böyle.
Christian Wolff ilk bakışta önündeki tablolar ve cep koruyucusuyla tipik bir mali müşavirden farklı görünmemektedir.
Oysa, onun müşterileri dünyanın en büyük suç patronlarından bazılarıdır ve kendisinin yumuşak ve zararsız görünümü onların herhangi birinden daha tehlikeli olabileceği gerçeğini kamufle etmektedir.

Rolü üstlenen Ben Affleck şunları kaydediyor: “Hikaye hepimizin içindeki ikiliği temsil ediyor. Chris gibi bir adamı kategorize etmek kolay olabilir ama onun aslında hayal edebileceğinizden çok daha fazlasını yapabileceğini keşfediyoruz.”

Aktör, Christian’ın bir başka beklenmedik özelliği daha bulunduğunu, sadece sayılara değil dövüşe de çok hakim olduğunu belirtiyor: “Bir yandan çok iyi eğitimli bir dövüşçü, bir yandan da çok iyi bir matematik uzmanı. Kişiliğinin —görünürde birbirleriyle zıt— bu yönleri  daha önce yaptığım hiçbir şeye benzemediği için hem heyecan verici hem de zorluydu.”

O’Connor buna katılıyor. “Filmin merkez noktası bu büyüleyici karakterdi; onu sevdim ve irdelemek istedim. Nasıl böyle bir adam oldu? Bu becerileri nasıl elde etti? Nasıl böyle ölümcül bir dövüşçü oldu? Hikaye birbirinin içine geçmiş bulmacalar barındırıyor ki bu filme yüksek bir IQ seviyesi katmanın yanı sıra onu özellikle ilginç kıldı.”




Hikayenin kıvılcımının kaynağı olan yapımcı Mark Williams, “‘Adli muhasebe’ terimini duydum ve bunun kulağa bir tür dedektiflik işi gibi geldiğini düşündüm. Fakat sonra bu tür bir kişinin kimlerle çalışıyor olabileceği ve aksiyonu neyin üst sınıra çıkaracağı gibi konularda sınırları zorlamaya, çıtayı yükseltmeye başladım. Kafamda ana çerçeveyi oturtunca, bunu daha önce çalışmış olduğum ve kesinlikle müthiş bir yazar olan Bill Dubuque’ya götürdüm. Fikri beğendi ve senaryo üzerinde çalışmaya başladı” diyor.

Dubuque bunu doğruluyor: “Çoğu kişinin alışılagelmiş olarak gördüğü çerçevenin dışında ve olağanüstü yetenekleri olan bir muhasebeci konsepti —oysa bu normalde oldukça monoton olduğunu düşündüğümüz bir meslektir— çok farklıydı. Başarılı bir şirketseniz ve birinin zimmetine para geçirdiğini düşünüyorsanız, paranın nereye gittiğini belirleyebilecek bir muhasebe biriminiz vardır. Ama bir uyuşturucu karteli ya da mafya babasıysanız, bunu yapamazsınız. Dışarıdan birini getirtip, kayıtlarınızdaki örüntüleri inceleyecek ve, ‘Sızıntı burada’ diyebilecek ve sonra çıkıp gidecek birine ihtiyacınız vardır. Böyle bir kişiyi neyin özel kılacağını etraflıca düşündüğümde, aklıma otizm yelpazesinde biri olduğu fikri geldi. Ama bu kişi hastalığını avantaja dönüştürmüştü. Bu fikri çok sevdim.”

O’Connor şunu vurguluyor: “‘Yelpaze’ teriminin özellikle uygun olduğunu öğrendik, çünkü gerçekte tek bir otizm tipi yok; her insan ayrı bir birey ve herkes o yelpazenin farklı bir yerinde. Christian hayali bir karakter ve gerçek hayattan birine dayanmıyor
—sayılar konusundaki muazzam yeteneği tanrı vergisi bir şey ama fiziksel becerileri benzersiz yetiştirilme tarzının bir sonucu.”




Dubuque, Christian’ı aynı ölçüde çok yüzlü insanlarla çevrelendiğini de belirtiyor: “Hemen hemen hiç kimse gerçekten göründüğü kişi değil.”

Yapımcı Lynette Howell Taylor ise şunları söylüyor: “Bill müthiş bir senaryo yazmış. Daha önce hiç böyle bir şey okumamıştım. Senaryoyu son derece kestirilemez buldum ki bu her zaman iyiye işarettir. Hiç beklemediğim sürprizler içeriyordu ve bazen de soluğumu tuttuğumu fark ettim. Tüm bunlar projede yer almak istememi sağladı.”

Senaryonun hazır olmasının ardından, yapımcılar, “The Accountant/Hesaplaşma”yı yönetmesi için O’Connor’ı seçtiler. Williams’a göre, yaptıkları toplantının sonunda anladılar ki, “O’Connor bu karakterleri çok iyi anlamıştı ve onların iç içe geçmiş hikayesini nasıl anlatacağına dair bir vizyona sahipti.” Williams şöyle devam ediyor: “Onun bu film için mükemmel yönetmen olduğunu biliyorduk. Ayrıntılar konusunda çok iyi bir gözü var. Ayrıca,  tüm bulmaca parçalarının sonunda birbirine oturması için onları çok iyi takip etti. Film açısından bu çok önemliydi.”

Affleck şunları ekliyor: “‘Warrior’ ve ‘Miracle’da Gavin’in çalışmasını görmüştüm. Her iki filmde de, performanslarda muazzam bir bütünlük fark ettim. ‘Bu, filmlerinde tek bir yanlış notaya izin vermeyen bir yönetmen’ diye düşündüm. ‘The Accountant / Hesaplaşma’nın giriftliğini ve ayrıntılarını yakalaması ve gerçekçiliğe oturtması için bu tür keskin bir göze ihtiyacımız vardı. Sonuç olarak, filmi onun yönetmesine çok sevindim çünkü kendisi bu muazzam aksiyonun içine özgünlük, orijinallik, insaniyet ve duygu kattı. Onunla çalışmayı sevdim.”

Filmde Affleck’le karşılıklı oynayan Anna Kendrick, yönetmenin özellikle “duygusal içeriğe saygısını” takdir ettiğini söylüyor ve şunu kaydediyor: “Bu ilginç bir şey çünkü Gavin böyle biri. O ve Ben tüm aksiyon sekansları için çok heyecanlanıyorlardı ama sonra Gavin gerçekten tatlı ve duygusal sahnelerden de müthiş keyif alıyordu.”




O’Connor kendisini projeye çeken şeyin hikayenin çeşitlilik gösteren öğeleri ve karakterleri olduğunu söylüyor: “İnsanın içini açan şekilde sıradışı bir film ve tanımları yalanlıyor çünkü aynı anda hem bir gerilim, hem bir drama, hem bir aksiyon, hem de karakter analizi. Bunun okuduğum en iyi senaryolardan biri olduğunu düşündüm ve bu filmi gerçekten yapmak istedim.”

Zekice kurgulanmış senaryo, filmin etkileyici oyuncu kadrosunu da kendine çekti.
“Son sayfaya kadar tahminler yapmaya devam ettim” diyor Affleck ve ekliyor: “Ve bu senaryonun çok zeki; ayrıntılar ve karakter derinliği konusunda zengin; evriminde de yaratıcı olduğunu düşündüm.”

J.K. Simmons da, “Bill Dubuque çok derin karakterleri olan, katmanlı bir senaryo yazmış. Yani, girift bir hikaye örgüsü ile büyüleyici karakterleri bir araya getirmüş” diyor.

Filmde Affleck, Kendrick ve Simmons’a Jon Bernthal, Jean Smart, Cynthia Addai-Robinson, Jeffrey Tambor ve John Lithgow eşlik ediyor.

“Yönetmen olarak görevlerimden biri” diyor O’Connor, “işlerinde çok iyi insanları etrafıma toplamak —malzemeyi hep daha yukarı taşıyacak, beni daha iyi yapacak ve filmi olabilecek en iyi şekilde hayata geçirecek insanları. Filmdeki oyuncularımızın hepsi bu çaptalar.”




BÖLÜMLERİN TOPLAMI

“The Accountant/Hesaplaşma”nın başında, Christian Wolff’u anne babasının onun için profesyonel yardım aradığı bir çocuk olarak tanıyoruz.
Çifte çocuklarının aslında engelli değil de özel yeteneği olan bir çocuk olduğunu söyleyen nörolog, Christian’la bire bir çalışmayı teklif eder.
Fakat Chris’in babası oğlunu “farklı” addedilen bir çocuk için çok haşin olabilecek bir dünyaya kendi yöntemleriyle hazırlamayı tercih eder.

O’Connor bu konuda, “Babası insanların böyle bir çocuğa karşı acımasız olabileceğini biliyordu. Bu yüzden, onu orduda öğrendiği donanımlarla büyütmeye karar verdi. Belki çocuğu eğitmenin başka bir yolu da olabilirdi ama babasının bildiği iş buydu” diyor.

Affleck de bunu doğruluyor: “Chris’in babası onu incitebileceğini düşündüğü bir dünyaya karşı sertleştirmek için çok katı bir eğitim programına tâbi tutuyor. Oysa, bir bakıma, ona daha da fazla zarar veriyor. Bunun ilginç bir tema olduğunu düşündüm —geçmişini şimdi olduğu kişiyle nasıl uzlaştıracak?”

Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu karakterde bana hitap eden şey ne şekillerde farklı olduğu değildi; başka herkesle ne şekillerde benzer olduğuydu. Kendisi ile ‘normal’ kabul edilen arasındaki farklarla mücadele ediyor ki bunlar onun hayatını idame ettirmesinde gerçek zorluk teşkil ediyorlar: Mutlu olmak istiyor, insan dokunuşu istiyor, aşk istiyor, dostluk istiyor. Hepimiz gibi, onu da rahatsız eden şeyler olsa da, ulaşmak istediği amaçlar ve elde etmek istediği başarılar var. Fakat kendisi bu şeyleri başkalarından farklı şekilde tanımlıyor.”

Filmin çekimlerine başlamadan önce, O’Connor ve Affleck, yönetmenin ifadesiyle, “bu karakterin doğru olmasını sağlamak için” şart olduğunu düşündükleri bir araştırmaya giriştiler.
“Hepimizin insan olarak avantajları ve dezavantajları vardır. Dolayısıyla, Chris’i bir birey olarak kucaklamamız ve ona asla trajik bir şahsiyet olarak bakmamak benim için önemliydi.”




İkili, çeşitli otizm uzmanlarıyla görüştüler. Bunlar arasında Dr. Neelkamal Soares, Laurie Stephens, Cheryl Klaiman, Christine Hall ve Shelley Carnes bulunuyordu.
O’Connor ve Affleck, ayrıca, ev ve okul ziyaretleri de yaptılar.
“Şanslıydım” diyen Affleck, bunu şöyle açıklıyor: “Yönetmenim benimle birlikte araştırma yaptı. Bu da bize ortak bir dil sağladığı için işimiz çok daha kolaylaştı. Eğer filmi daha iyi yapacağını düşünürse, Gavin’in kalkışmayacağı bir iş yok. İnsanların yelpazede olmak şeklinde ifade ettiği oldukça geniş bir çerçeve olduğunu öğrendik. Sonuç olarak, izleyicinin Chris’in neler yaşadığını anlamasına izin vermek ile bazı şeyleri çok bariz kılmamak arasında bir denge kurmaya çalıştım.”

O’Connor, “Elimden gelse her filmi Ben’le yapardım. Role varını yoğunu aktardı; ona yapması için ne kadar çok şey verirseniz, rolüne daha da fazla saldırıyordu” diyecek kadar Affleck’ten etkilendiğini ifade ediyor.

Yapımcılar da bu görüşe katılıyorlar. Taylor bu konuda şunu söylüyor: “Chris’i resmetmedeki kilit unsur onun her bir küçük el kol hareketinin kişiliğini nasıl şekillendirdiğiydi ve Ben bunu çok iyi anladı. Chris olağanüstü zeki biri ama aynı zamanda fiziksel açıdan da çok zorlayıcı. Ben her iki anlamda da tamamen inandırıcı, hem güçlü hem zeki. Kendisi mükemmel seçimdi.”

Christian’ın işkolundaki biri elbette suç dünyasına reklam veremez, bu yüzden kulaktan kulağa duyularak iş kapar.
Fakat bu fısıltı gazetesi son zamanlarda Chris’in üzerine “dostça olmayan” bir ilgi çekmiştir.
Dolayısıyla, perde arkasındaki menajeri onun vites değiştirip, yasal bir müşteri de alması gerektiğini düşünür.
Çok yüksek teknolojili protez uzuvlar üretimiyle tanınan Living Robotics adlı elektronik şirketinin muhasebe kayıtlarında bazı tutarsızlıklar vardır. Şirket kayıp parayı bulması için Christian Wolff’u tutar.



Şirketin cam duvarlı konferans salonunda, Chris şirketin sorununu fark etmiş olan orta kademe muhasebeci Dana Cummings’le buluşur.
Rolü canlandıran Anna Kendrick bunu şöyle açıklıyor: “Şirketin bilançolarında tutmayan bir şeyler olduğunu ilk anlayan kişi Dana. Bu yüzden de, Chris gelip tüm soruşturmayı onun elinden alınca biraz hayal kırıklığı yaşıyor. Çok hırslı biri olmamasına rağmen, araştırmaya dahil olmak istiyor.”

“Dana konuşkan bir kişiliğe sahip. Oysa bu, Christian’ın çalışmaya çalışırken en son istediği şey” diyor Williams ve ekliyor: “Ancak çok geçmeden fark ediyor ki, sayılar söz konusu olduğunda ikisi de aynı dili konuşuyorlar; parçalar birleşmeye başlayınca Dana da onun gibi heyecanlanıyor. Chris bu nedenle Dana’yla bağ kurmaya ve ona değer vermeye başlıyor.”

Chris bulduklarını Dana’ya gösterince, “bu bulmacayı çözmek için birlikte çalıştıkları düşüncesiyle Dana yeni bir enerji kazanıyor.
Chris, Dana’nın ilgisini uyandırıyor çünkü şapşal görünümlü bir muhasebeci olmasına rağmen gizemli bir havası da var.
İşler korkutucu bir hâl aldığında bu gizem daha da belirginleşiyor.
"Özet olarak, Chris’le ineklemek Dana’nın başına gelen en heyecan verici şeylerden biri” diyor Kendrick gülerek.

Aktris profesyonel açıdan kendisinin de aynı hissiyat içinde olduğunu belirtiyor: “Ben’le ve Gavin’le çalışmak benim için son derece heyecan vericiydi. Bu rolde Ben’le karşılıklı oynamak özellikle ilginçti, çünkü Chris insanlarla bağlantı kurmaktan çok rahatsız olan biri, ama Ben onu cazip kılmanın öyle bir yolunu buldu ki Dana, Chris’in kırılganlığına çekim duyuyor. Yapılı ve fiziksel olarak güçlü bir adam ama duygusal düzeyde Dana onun korunmaya ihtiyacı olduğunu hissediyor.”

Bu hayranlık karşılıklıydı. “Anna sahnelerine muazzam bir enerji ve dürüstlük getiriyor” diyor Affleck ve ekliyor: “Kendisi önceden de büyük hayranlık duyduğum bir aktristi, dolayısıyla kendisiyle çalışma fırsatı bulmak beni çok sevindirdi.”




O’Connor ise şunu ekliyor: “Anna hakkında keşfettiğim şeylerden biri, bir sahnedeki diyaloğu alıp —onu kaç kez duyarsanız duyun— yepyeni bir yorum getirebilmesi. Her kayıt onun sahneyi hangi temayla oynadığının bir varyasyonu oluyordu. Buna bayıldım.”

Christian, menajerinin, özellikle de Hazine Bakanlığı Suçla Mücadele Birimi’nin dikkatinin üzerlerine çekildiğini söylemesi üzerine radarlardan uzak kalmak için Living Robotics işini almıştır.
Birimin başı olan Ray King yalnızca “Muhasebeci” olarak bilinen,yeraltı dünyasının sayı sihirbazının kimliğini bulmaya kararlıdır.
O’Connor, J.K. Simmons’ın “Whiplash”teki Oscar kazanan performansını gördükten hemen sonra rolü ona verdi.
Yönetmen bunu şöyle açıklıyor: “Sinemadan çıkar çıkmaz, yapımcılarımdan biri olan Lynette’i arayıp, ‘Ray rolü için J.K. Simmons’ı istiyorum’ dedim. Onun en iyilerden biri olduğunu düşünüyorum. İki gün sonrasında buluştuk ve ona rolü teklif ettim.”

Bu noktada hikayeyi Simmons devralıyor ve şunları söylüyor: “Konuşmak için oturduğumuzda, Gavin’in beyninden ve yüreğinden etkilendim —işine duyduğu tutkudan ve onu doğru şekilde yapmak için sahip olduğu zekadan. Bir oyuncunun her zaman aradığı bileşim budur. Kendisinin bir diğer hoş bileşimi de hazırlıklı oluşu ama aynı zamanda ayak üstü düşünebilme becerisiydi. Bir yönetmenin, ne istediği konusunda fikir sahibi olmanın yanında, oyuncuların herhangi bir noktada masaya koyabileceği şeylere de açık olması daima iyidir.”

Simmons teklif edilen rolün evet demesini sağladığını da sözlerine ekliyor: “Ray’in beni etkileyen yanı onunla tanıştığımızda tam bir alfa erkek olması ama sonra, hikaye ilerledikçe, onda farklı yönler bulmamız; tıpkı birçok karakterde olduğu gibi. Bu karaktere büyük derinlik ve bazı sürprizler katıyor.”



Taylor ise şunları söylüyor: “Rolü, J.K. Simmons gibi ağırlığı olan birine vermek önemliydi. Ray King çok katmanlı bir karakter; filmin büyük kısmında onun niyetini bilmiyoruz. J.K. muhteşem performansında tüm bunları hayata geçiriyor.”

Ray, kolay kolay ulaşılamayan biri olan Muhasebeci’nin izini sürmesi için genç, parlak analist Marybeth Medina’yı görevlendiriyor.. gerçi “şantaj” genç kadının işi almasını sağlamak için yapılanı daha iyi tanımlayacaktır.
O’Connor bunu şöyle açıklıyor: “Ray’in elinde Marybeth’in başvuru sırasında yalan söylediğini kanıtlayan bir bilgi var. Söz konusu bilgi genç analiste çok zarar verebilir. Bu yüzden, Ray genç kadının vicdanını rahatsız edecek bir şey yapması için onu sıkıştırabiliyor. Ray ona pek az seçenek tanıyor.”

Bu rolü üstlenen Cynthia Addai-Robinson şunları söylüyor: “Marybeth fark edilmemekten mutlu; işte göze girmeye meraklı değil ki bunun nedenleri oldukça açık. Ray King onu ofisine çağırdığında sarsılıyor, çünkü Ray’in ne istediğini bilmiyor. Ray mühürlenmiş olması gereken eski dosyalara erişmiş olduğunu ve Marybeth’in gençlik sabıkasından haberdar olduğunu belli ediyor. Dolayısıyla, Marybeth için risk büyük. Eğer kendisinden istenen vakayı kabul etmezse, her şeyi kaybedebilir. Her ne kadar geçmişteki kendisi ile şu anda sürdüğü hayat arasına mesafe koymaya çalışmış olsa da bence Marybeth’in geçmişindeki o dönem onun sokakları daha iyi bilmesini sağlıyor. Ve, Hazine Bakanlığı’nda bir analist olarak, gözlemci bir insan ve sağlam içgüdülere sahip. Tüm bunlar nihayetinde ona fayda sağlayan, ipuçlarını toplamasına ve gerçeğe ulaşmasına yardımcı olan nitelikler.”

O’Connor, Addai-Robinson’ın rolü birçok adayı geride bırakarak aldığını söylüyor: “Marybeth rolü için yüzlerce aday görmüşümdür. Fakat Cynthia içeri girdiğinde, yardımcılarıma, ‘Sanırım bu olacak’ dedim. Olağanüstü yetenekli bir aktris ve filmimizde yer aldığı için gerçekten mutluyum.”




Christian’ı arayanlar yalnızca Hazine Bakanlığı görevlileri değildir. Her nasılsa, “yasal” müşterisi de umulmadık şekilde onun peşine bir suikastçinin takılmasına neden olmuştur.
Brax adındaki bu suikastçinin ölümcül yetenekleri Chris’inkilerle denktir.
Affleck şunu vurguluyor: “Brax’in yetkinliğinin Chris’le boy ölçüşecek nitelikte olduğunu görüyor ve bu iki gizemli karakterin fena kapışacaklarını hissediyoruz.”

Rolü üstlenen Jon Bernthal, Brax’i “ne yapacağı hiç kestirilemeyen, son derece tehlikeli biri” olarak niteliyor ve, “Yaptığı işi seviyor gibi görünüyor. İşini pekala tek başına yürütebilen yalnız bir kovboy o” diyor.

O’Connor rol için Bernthal’ın ilk ve tek seçim olduğunu belirtiyor: “Brax’i Jon’ın oynamasını istedim çünkü kendisi harika bir aktör. Onun karaktere benim aradığım nitelikleri katacağını biliyordum.”

Yönetmene aynı şekilde karşılık veren Bernthal ise şunları söylüyor: “Gavin’in filmlerinin büyük bir hayranıyım. Onunla çalışmak için yanıp tutuşuyordum. Dolayısıyla, beni aradığında, rolü hemen kabul ettim. Gavin tam anlamıyla oyuncu odaklı bir yönetmen. Film için bir araya getirdiği oyuncu grubunun içinde yer almak büyük bir onurdu. Filmin parçası olabildiğim için çok mutluyum.”

Living Robotics’ın başında kurucusu Lamar Blackburn (John Lithgow) ve kız kardeşi Rita (Jean Smart) bulunmaktadır.
“Lamar’ın en büyük tutkusu uzuvlarını kaybetmiş insanlara yardım etmek. Bu yüzden, vücudun gerçek kaslarına  ve sinir sistemine bağlanabilen, ‘nöro-protez’ adını verdiği protezler üretiyor” diyor Lithgow ve ekliyor: “Lamar tam bir teknoloji dehası. Dolayısıyla, ikisi de olağanüstü zekalar olan Lamar ve Christian bir araya geliyorlar.”




Lamar ile Christian’ın başka bir ortak noktaları daha olduğunu ifade eden Lithgow, şöyle devam ediyor: “Karakterin her zaman iki tarafına da bakarım; ister içinde bir nebze kötülük olan iyi bir karakter olsun, ister içinde bir nebze iyilik barındıran kötü bir karakter olsun. Lamar’da hangi ikiliğin olduğunu söylemeyeceğim; tam olarak göründüğü kişi olabilir de olmayabilir de. Bu durum onu canlandırması harika bir karakter yaptı. Senaryonun tamamı çok girift hikaye örgüsüyle çok heyecanlı bir okuma deneyimi yaşattı. En sonuna kadar ne olacağını bilmiyorsunuz. Böyle filmleri seviyorum.”

“John Lithgow bugüne dek birlikte çalıştığım en iyi, parlak ve sıcakkanlı insanlardan biri” diyor O’Connor ve ekliyor: “Derin bir insaniyete sahip ve son derece zeki. Bu yüzden, onun role entelektüel bir gerçekçilik katacağını biliyordum ki bu önemliydi.”

Lamar, şirketin inovasyon işlerine bakarken, kız kardeşi Rita idari işlerle ilgilenir. Williams şunu belirtiyor: “Rita daha yaratıcı olan Lamar’ın arkasında duran ve somut işlerle ilgilenen kişi. Christian Wolff’u tutmalarının nedeni de bu. Bir şeyler yanlış ve Rita da bunun kaynağını bulmaya kararlı. Jean Smart çok güçlü bir kadın. Bu özelliğini ve güneyli cazibesini karaktere de yansıttı.”

Christian Wolff’un geçmişi ve belirgin yetenekleri büyük ölçüde, çocukluğundan başlayıp Leavenworth’te geçirdiği süreyi de içine alan geri dönüşlerle aktarılıyor.
Chris, Leavenworth’te bir başka mahkum olan ve eskiden para aklama işleri yapan muhasebeci Francis Silverberg’le (Jeffrey Tambor) bağ kurmuştur.
O’Connor bunu şöyle açıklıyor: “Francis, Chris için bir baba gibi. Ancak Chris’in fiziksel olarak güçlenmesi için çabalayan kendi babası onun matematiksel zekasını hiç anlamamıştı. Chris’in Francis’ten öğrendiği şey, para kazanmak istiyorsan güçlerini kullanmanın başka yollarının da olduğu.”




Tambor bunu doğruluyor: “Francis, Chris’in hapishanedeki akıl hocası ve bir bakıma aralarında baba-oğul ilişkisi var. İçinde çok güzel bir bulmaca olan, çok iyi yazılmış bir senaryoydu . Bence herkes bu bulmacayı çözmeye çalışırken gerçekten eğlenecek.”

Rolün Tambor’a verilmesi konusundaki tek soru işareti, aktör ile canlandıracağı karakter arasındaki yaş farkıydı.
“Jeffrey 50’lerde mafya için çalışmış olamayacak kadar genç” diyor Williams ve ekliyor: “Bu yüzden onu en az 10 yaş yaşlandırmamız gerekti. Neyse ki, özel efekt makyajcımız Bill Johnson harikaydı ve Jeff’i daha yaşlı ve kırılgan göstermeyi başardı.”

O’Connor ise şunları söylüyor: “‘The Larry Sanders Show’dan beri Jeffrey Tambor’ın çok büyük bir hayranıyım. Olağanüstü bir aktör. Yaşlandırma makyajına tahammül edebilecek olması durumunda çok sempatik bir karakter yaratabileceğini ve az sayıdaki sahnesine rağmen Francis ile Christian arasında güçlü bir bağlantı olduğu hissini yaratabileceğini biliyordum.”

Yine geri dönüşlerde, Rob Treveiler, Chris’in her iki oğlunu da acımasız bir dünyaya karşı sertleştirerek doğru olanı yaptığına inanan katı babasını canlandırdı.
Seth Lee ve Jake Presley küçük Chris’i ve erkek kardeşini canlandırdılar.

Filmin oyuncu kadrosunda yer alan diğer önemli oyuncular şöyle sıralanabilir: Chris konusunda şüpheleri olan, Living Robotics yöneticisi Ed Chilton rolünde Andy Umberger; defterlerden başını kaldırmayan muhasebecilerinin onları korumak için ortaya koyduğu fiziksel beceri karşısında hayrete düşen Frank ve Dolores Rice rolünde Ron Prather ve Susan Williams.




SAYILARLA EĞİTİM

Gavin O’Connor, Christian Wolff’un dövüş stilinin çocukluğunda aldığı eğitim ve düzene duyduğu kişisel ihtiyaç tarafından şekillendirilmesi gerektiğini biliyordu.
Bu konuda şunları söylüyor: “Aksiyona karakter aracılığıyla yaklaşmak istedim. Bu düşünce doğrultusunda, Chris şiddet gerektiren bir duruma düştüğünde, tehdidi olabildiğince hızlı ve ekonomik bir şekilde ortadan kaldırmalıydı. Bu matematiktir. ‘Nasıl bir hamle yapıp, onları satranç tahtasından def etmeliyim?’dir”

Dublör koordinatörleri Sam Hargrave ve Fernando Chien’le birlikte çalışan yönetmen, çeşitli dövüş sanatlarını inceledi.
Hiçbiri tam olarak uygun değildi, ta ki koordinatörler yönetmene daha az tanınan, pentjak silat adındaki Endonezya yöntemini gösterene dek.
“Hemen, ‘Bunu istiyorum’ dedim. Silatı daha önce ne görmüştüm ne de duymuştum. Fakat son derece etkili bir stildi, yani sinematik açıdan amacımıza inanılmaz uygundu. Bu stile odaklandık ve aksiyonu onun etrafına kurduk.”

Hargrave ve Chien, dublör ekipleriyle birlikte, Affleck’i eğitmeye başladılar ve bu sırada O’Connor’ın aksiyona Chris’in kimliğinin yansımasını istediğini akıllarından çıkarmadılar. Chien bunu doğruluyor: “Chris’in tarzının adeta bir cerrahınki gibi olması gerekiyordu: Çok düz ve doğrudan. Bir boksör gibi ringde gezinemezdi. Ağırlıklı olarak silata odaklandık ama Ben’in bu dövüşlerde ne kadar dinamik olması gerektiğini de bildiğimiz için ona judo ve jiu-jitsu da öğrettik… her şey her yönüyle son derece stilize olmalıydı.”




Affleck ise şunları söylüyor: “Bu dövüş tekniği daha önce pek fazla filmde görülmedi. Bu yüzden bana yeni ve taze soluklu geldi. Bu stile bayıldığım için olabildiğince yoğun bir şekilde antrenman yapmaya başladım. Çekimlerden önce karmaşık dövüş koreografilerini öğrenmek için aylar harcadım. Neredeyse aksiyonun tamamını kendimin yapacak olması güç ve zorluydu ama neyse ki benim yapmam için çok havalı ve eşsiz hareketler bulan çok güçlü eğitmenlerimin ve dublörlerimin olmasının sağladığı avantajlardan yararlandım. Çok yoğun bir süreçti ama her şey doğru şekilde yapılıp bir araya geldiğinde, ortaya çok sert olmalarına karşın bir o kadar güzel ve zarif dövüşler çıktı.”

Chien, Affleck’in bu projeye, Batman’i canlandırdıktan hemen sonra geldiği için zaten dövüşmeye uygun formda olduğunu, sadece Christian’ın gerektirdiği formda olmadığını belirtiyor: “O filmde gerçekten kaslı ve yapılıydı ama bu karakterin ince ve hızlı —çok doğrudan ve etkili— olması gerekiyordu. Bu yüzden, çok sayıda dinamik hareketle daha çok dövüş sanatı ve kondisyon üzerinde çalıştık.”

Hargrove ise şunları ekliyor: “Günde iki saat kadar çalıştığımız küçük bir spor salonumuz vardı. Fernando’yla birlikte ona tempolu egzersizlerin yanı sıra, koreografi provası yaptırdık ve koreografideki her hareketi alışkanlığa dönüşecek kadar sık tekrarlamasını sağladık. Bazen onu yorgunluktan tükenecek noktaya getirdik ama Ben asla vazgeçmedi. Antrenmana devam etti ve her gün daha da güçlendi.”

Jon Bernthal da acımasız suikastçi Brax’i canlandırmak için antrenman yaptı ama bir farkla.
Chien bunu şöyle açıklıyor: “Brax’le yapmak istediğimiz şey Christian’a bir rakip yaratmaktı. Brax daha sert ve haşin; tarzları karıştırmayı seviyor. Jon eskiden boks yapmış biri. Dolayısıyla, sağdan soldan gelip art arda yumruklar savurması ve sürekli olarak rakibinin üzerine gitmesi Christian’ın tarzına tezat oluşturuyor.”




Hargrove da buna katılıyor ve şunları söylüyor: “Brax, daha çok, serbest stil dövüşüyor. Kısacası, iki karakter arasında fark yaratmaya çalıştık: Biri çok metodik, diğeri ise biraz daha vahşi. Jon da daha ilk günden kendisinden ne istersek yapmaya gönüllüydü ve tek bir an bile tökezlemedi. Boks deneyimi sayesinde hareketleri çok hızlı kaptı. Gerçekten dövüşmüş bir oyuncu söz konusu olduğunda işimiz kolaylaşıyor çünkü onu sadece ihtiyaçlarımıza göre yönlendirmemiz yeterli oluyor.”

Bernthal ise, “Dövüş sahnelerimin hepsinde kendim oynamayı severim. Sete oldukça hazır ve özgüvenli hissederek gelirim ama bu adamların uzmanlık düzeyini ancak hayal edebilirim. Her gün onlarla antrenman yapmak ve dövüşün tasarımı için farklı stilleri birleştirmek harikaydı. Bu filmdeki dublör ekibinin tamamı eşsizdi. Onlarla çalışmak çok mutluluk vericiydi” diyor.

Christian fiziksel gücünün yanında, kayda değer mesafelerden hedefi vurabilen usta bir nişancı da.
Güvenliğe her zaman öncelik vermek kaydıyla Affleck’e herhangi bir silahı bir profesyonel gibi tutmayı öğretmek büyük ölçüde dublör Thayr Harris’in göreviydi.
Harris bunu şöyle açıklıyor: “Öncelikle kontrollü bir alanda sahte silahlarla çalışmaya başladık. Ben kendini geliştirdikçe ve kendini daha rahat hissettikçe poligona gitmeye başladık. Ateşli bir silahı kullanmanın tüm ayrıntılarını anlamak yıllar süren bir eğitim gerektirebilir. Ben’in yıllardır bu işi yapıyormuş gibi görünen bir beceri düzeyine sadece birkaç ayda ulaşması etkileyiciydi.”

O’Connor ise şunları söylüyor: “Ben, karakterin hem fiziksel hem de duygusal yanlarının doğru olmasını sağlamak için, farklı yönlerde ilerlemek zorundaydı. Bu, hayati önem taşıyordu. Kendisi her gün antrenman yapıyor ve koreografiyi prova ediyordu çünkü sahnelerin çoğunda kendi oynayacaktı. Kısacık bir sürede, bütün hayatını eğitim almış gibi görünmesi gerekiyordu. Çok yoğun bir eğitim aldı ve bence harika bir iş çıkardı.”




SONUÇ

Dublör ekibi oyuncuları çalıştırıyorken, O’Connor da yaratıcı ekibiyle birlikte filmi hazırlıyordu.
Yönetmen şunları söylüyor: “Görüntü yönetmenim Seamus McGarvey ve yapım tasarımcım Keith Cunningham’la birlikte senaryonun üzerinden birçok kez geçtim. Görüntü, his, ambiyans ve renk tonları konusunda fikir birliği içinde olmamız gerekiyordu. Tüm anlatım öğelerinizin çok senkronize bir şekilde hareket etmesi gerekir. Bu yüzden, üçümüz görsel stili birlikte yarattık.”

The Accountant, Atlanta-Georgia’nın içinde ve çevresinde çekildi. Yapımcılar burada çeşitli gerçek mekanların yanı sıra, Decatur yakınındaki bir platodan yararlandılar.
Platoda inşa edilen başlıca setlerden biri Christian Wolff’un gezgin eviydi: İnce uzun, gümüş rengi bir Airstream karavan devasa bir depoda saklı duruyordu.

Cunningham bunu şöyle ayrıntılandırıyor: “Zorlu bir setti çünkü iç mekanın ölçeğini gerçeğe uygun tutmalıydık —son derece kompakt ve etkili— ama kameraların ve ışıkların kurulması için de her şeyin hareket edebilir olması gerekiyordu. Karavan; cilası, el işçiliği ve sıcak tonlarıyla kalite ve konfora örnek teşkil ediyor. İçerideki her şey Chris’in düzen takıntısı yüzünden el değmemiş gibi ve son derece düzenli duruyor.”

Affleck bu konuda, “Chris kaosla sorunu olan ve eşyalarının belirli bir düzende durmasını isteyen biri. Keith’in onun ortamını yaratırken bunu gerçekten göz önünde bulundurması gerekiyordu. Bence müthiş bir iş çıkardı. Airstream karavan Chris için dünyada önemli olan her şeye sahip. Üstelik, —kendi iş kolunda daha da önemlisi— karavanı kamyonunun arkasına bağlayıp beş dakikada ortadan kaybolabilir. Bu o kadar havalı bir karavandı ki aslında Airstream’i kendi kişisel karavanım yaptım” diyor gülerek.



Chris’in işi için gerekli şeyler Airstream’in içinde düzgünce saklanmıştır. Bunlar arasında yüksek güçlü silahlar, çok sayıda pasaport ve nakit, altın ve dövizden oluşan küçük bir servet vardır.
Ben’in aşırı ölçüde zengin insanlarla iş yapıyor olmasının getirdiği bir lüks de Renoir ve Pollock tabloları, başka nadide koleksiyon parçaları ve benzer zenginliklerdir.
“Set dekoratörü Douglas Mowat, Chris’in deha ile tehlikenin bileşimini yansıtan evinin her türlü ince ayrıntısı için büyük çaba harcadı” diyor Cunningham.

Aslında, Chris’in sahip olduğu Airstream bile ender bir koleksiyon ürünüdür. Cunningham bu konuda şunu söylüyor: “O modeli bulmak kolay değil. Özel yapım olduğu için çok az sayıda üretilmiş.”
Kapsamlı bir araştırmadan sonra, yapım ekibi nihayet böyle özel bir Airstream’i Teksas’ta buldu ve neyse ki araç mükemmel durumdaydı.

Meraklı gözleri başka yöne saptırmak için, Chris karavanından çok farklı şekilde tasarlanmış olan bir eve de sahiptir.
Sıradan bir gözlemci için, bu mütevazı, az mobilyalı çiftlik evinde Ben’in gerçek hayatına ilişkin hiçbir gösterge bulunmaz ama yakından bakıldığında, sofistike bir kamera sistemi ve savunma silahları gibi bazı ipuçları mevcuttur.
Benzer şekilde, Cunningham, ZZZ Mali Müşavirlik’i de —Chris’in gerçek işini gizlemek için kullandığı paravan ofis— gereksiz şekilde dikkatleri üzerine çekmemesi için son derece göze batmayan bir yer olarak tasarladı.

Georgia Tech’in kampüsü Living Robotics’in ultra modern merkezine ev sahipliği yaptı. Şirketin merkezinde Chris’in çalışma alanı olan cam duvarlı konferans odası bulunuyordu. Cunningham bu konuda şunları söylüyor: “Chris’in ‘sanatsal eseri’ kırmızı ve siyah sayıları birbiriyle çarpıştırmak. Dört duvarı da camdan olan bir konferans odası bulmak kolay değildi, ama aradığımıza değdi çünkü cam ‘kutu’ Gavin ile Seamus’a o sahneleri çekmek için daha fazla seçenek sağladı.”




Yapım ekibi mültimilyon dolarlık dev bir şirketin kayıtlarını oluşturma konusunda Georgia Tech’ten bir muhasebe profesörünün uzmanlığından yararlandı.
Cunningham’ın ekibinin temiz duvarları binlerce sayıyla doldurmak gibi zahmetli bir işi gerçekleştirmesi gerekti ki “Christian Wolff bütün gece bu sayıları yazarak hesaplama yapmış gibi görünsün” diyen Cunningham, şöyle devam ediyor: “Ben, bize kendi ‘hızlı’ el yazısının bir örneğini temin etti. Biz bunu dijital olarak çoğalttık. Duvarlarda yarattığımız sayı kümelerinin arasında, Ben’in çekimler sırasında ‘canlı’ olarak yazması için boşluklar bıraktık. Gerçekten de, tüm filmin en büyük tasarım zorluklarından biri buydu.”

Atlanta’nın lüks bir bölgesindeki bir malikane Lamar Blackburn’ün evine mekan oluşturdu.
Malikanenin içindeki tasarım Lamar’ın şirketinin çağdaş tasarımıyla paraleldi ve platoda inşa edildi.

Lawrenceville-Georgia’daki Gwinnett Hapishanesi, Christian Wolff’un Francis Silverberg’den kara para aklama sanatını öğrendiği Leavenworth’un yerine geçti.
Hazine Bakanlığı’nın iç mekan çekimleri Atlanta Tıp Akademisi’nde yapıldı.
Bishop-Georgia yakınındaki bir çiftlik ise Frank ve Dolores Rice’ın evinin yerine geçti. Burası, Chris’in, evinden uzakken geçici bir süreliğine yuva dediği yer olmuştu.

Christian’ın iddiasız çiftlik evi gibi, giyim kuşamı da karakterin hiçbir şekilde dikkat çekmemesine uygun tasarlandı.
Kostüm tasarımcısı Nancy Steiner, “En önemli şey, Chris’in öne çıkmamasıydı, dolayısıyla kıyafetleri bir duruş sergilemekten çok, ortamda kamufle olmayı gerektiriyordu. Kendi evinde ya da Rice çiftliğindeyken ‘sıradan biriymiş’ gibi bir Carhartt ceket giyiyor. İşyerinde de üzerinde takım elbise var ama her zaman beyaz gömlek giymesine karar verdik. Kravatlarını değiştirdik ama bunlar asla göze batmıyor. Bunlara istisna oluşturan tek şey, bir dövüşe giderken taktiksel olarak tamamen siyah giyinmesi” diyor.




Steiner, Anna Kendrick’in kostümlerini karakterin hikayedeki evrimine uygun olarak incelikli bir şekilde değiştirdi. Bunu şöyle açıklıyor: “Onu ofiste oldukça tutucu bir kıyafet içinde ilk görüşümüzden sonra kademeli bir dönüşüm geçiriyor. Kıyafetleri daha çok dikkat çekmek istediğini ortaya koyacak biçimde daha kadınsı ve flörtöz hâle geliyor.”

Çekimler tamamlandığında, O’Connor besteci Mark Isham’la bir araya geldi. İkili daha önce de “Miracle” ve “Warrior”da birlikte çalışmışlardı.
Isham, müziğinde Christian’ın benzersiz kişiliğini yansıtmak istediğini vurgulayarak, “O bir matematik dehası; bir sayılar ve sayı örüntüleri dünyasında yaşıyor. Müziğin buna eşlik etmesini istedim. Müziğin bir kısmı karşıt tempolar ve yeterli rastlantısallık içeren bir dizi basit örüntünün kullanımıyla, doku ve ayrıntılar yaratmak üzerine kuruldu” diyor.
“Mark’ın müzik karışımı aksiyon, duygu ve gerilim örtüşmesini yakalıyor ve hatta hikayenin insancıl unsurlarını daha yukarı taşıyor” diyor O’Connor ve ekliyor: “Kendisinin birbiriyle kesişen temaları karakterlerin ikiliğini yansıtıyor ve filmin dramatik etkisini arttırıyor. Hikayede birçok gizem mevcut.. herkesin bir sırrı var.”

Affleck, “‘The Accountant’ın güzel yanı zekice olması, bol miktarda aksiyon ve eğlenceli şaşırtmacalar barındırması. Ve tüm bunlar bir araya geldiğinde, bence seyirci ilginç bir sürpriz yaşayacak” diyor.
O’Connor son olarak şunları söylüyor: “Entelektüel açıdan sürükleyici ama aynı zamanda seyirciyi baştan itibaren içine alıp sonuna kadar hiç bırakmayacak bir heyecan tufanı yaratmak istedim. Ve eğer bu film sizi etkilerse ve sonrasında yorum yapma ihtiyacı uyandırırsa bu da harika olur.”


Filmin mmknmrtb notu :  6 / 10




1 yorum:

Ömer Gökyar dedi ki...

Sayfayı aşağıya kaydırdıkça gözlerime inanamadım. Tüm yönleriyle film incelemesi yapılmış. Bir hayli mutlu oldum. Açıkcası bu hafta tüm vizyon filmlere gitmeye çalışıyorum. İçlerinde izlediğim en iyi film diyebileceğim şu ana kadar bu film oldu. Sanırım haksız da değilmişim. Elinize sağlık.